Yargıtay Kararı 9. Ceza Dairesi 2021/3231 E. 2022/8846 K. 11.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/3231
KARAR NO : 2022/8846
KARAR TARİHİ : 11.10.2022

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : Sanığın atılı suçlardan mahkumiyetine dair Konya 4. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 03.10.2016 gün ve 2015/440 Esas, 2016/311 Karar sayılı hükmüne yönelik istinaf başvurusunun çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan hüküm yönünden kabulü ile hükmün kaldırılarak sanığın mahkumiyetine, diğer atılı suçtan kurulan hüküm yönünden esastan reddine, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kesin olarak verilen hükme yönelik temyiz isteminin reddine (ek karar)

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği sanık müdafisinin temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Katılan mağdure vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nın 294/1. maddesinde yer alan “Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır” şeklindeki düzenleme de gözetilerek yapılan değerlendirmede, katılan mağdure vekilinin temyiz dilekçesinde herhangi bir temyiz sebebi göstermediği anlaşıldığından, vaki temyiz isteminin aynı Kanunun 298. maddesi uyarınca REDDİNE,
Sanık müdafisinin karar ve ek karar yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;
5271 sayılı CMK’nın 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanunun 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri ve sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde belirttiği nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen yapılan yargılama neticesinde sanığın mahkumiyetine dair kurulan hükme ve ek karara yönelik temyiz sebepleri yerinde görülmediğinden, sanık müdafisinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. madde ve fıkrası gereğince esastan reddiyle hükmün ONANMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmesine, 11.10.2022 tarihinde üye …’un karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

29 yaş 11 aylık sanığın, 13 yıl 8 aylık mağdureye karşı cinsel istismar eylemi nedeniyle TCK’nın 103/1, 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı olayda, Sayın çoğunlukla aramızdaki ihtilaf mahkeme tarafından sanığın savunmasında bildirdiği hata hükümlerinin tartışmasının yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Yargıtayın ve Anayasa Mahkemesinin istikrarlı kararlarında da açıklandığı üzere;
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, S. 31, 34).
Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, S. 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.
Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması halinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. (Sencer Başat ve diğerleri, S. 35) Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, S. 39).
Mahkeme gerekçesinde sonuca etkili olan deliller değerlendirmelidir, bazı delillerin değerlendirip bazı delilllerin değerlendirme dışı tutulması adil yargılama hakkını ihlal edecektir.
Hal böyle iken, sanığın mağdurenin, aşamalarda 18 yaşından büyük göründüğüne ilişkin, “ben onu daha büyük zannettim, ben 1.65 boyundayım benden bayağı uzundu” biçimindeki savunması karşısında, mağdurun görünümü, fiziksel özellikleri itibariyle yaşından daha büyük gösterip göstermediğine ilişkin duruşmada herhangi bir gözlem yapmadan ve sanığın savunması makul bir biçimde nedenleri de gösterilerek reddedilmeden, (ilk derece mahkemesi tarafından “Katılanın dosyada mevcut nüfus kaydına göre 22.03.2001 doğum tarihli olup, doğum kaydının 29.03.2001 tarihinde tescil edildiği, katılan mağdurenin kaydının beyana göre yapıldığı anlaşılmakla, Mahkememizce katılan mağdurenin kemik yaşı ile ilgili sağlık kurulu raporu aldırılmış, 07.04.2016 tarihi itibariyle kemik yaşının 15 ile uyumlu olduğu, dolayısıyla katılan mağdurenin suç tarihi olan 21.12.2014 tarihinde kesinlikle 15 yaşından küçük olduğunun tespit edildiği biçiminde”; BAM tarafından ise, “nüfustaki yaşı doğru olduğundan sanık ve vekilinin bu konudaki iddialarına itibar edilmemiştir.” şeklinde sadece nüfus kaydını değinilmek suretiyle eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğundan kararın bu yönden bozulması gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.