Yargıtay Kararı 9. Ceza Dairesi 2021/4449 E. 2023/5415 K. 20.09.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/4449
KARAR NO : 2023/5415
KARAR TARİHİ : 20.09.2023

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/169 E. 2015/17 K.
SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edildi.

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında, Uşak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.01.2015 tarihli ve 2014/169 Esas, 2015/17 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz isteği; sanığın olay yerinde bulunmadığına, teşhisin hukuka aykırı yaptırıldığına, Mahkemenin gözlemini kabul etmediklerine, mahkûmiyete yeterli kesin delil bulunmadığına ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemece; “Her ne kadar sanık savunmalarında müsnet suçlamayı inkar cihetine gitmiş ise de; mağdurenin aşamalardaki ifadelerinin ısrarlı, tutarlı, mantıklı ve birbirine koşut beyanatı içermesi, mağdurenin sadece mahkememiz önünde değil ve fakat soruşturmanın safahatında dahi tüm adli makamlar önünde sanığın mahkememizin yukarıdaki kabulünde belirtildiği şekilde müsnet suçu işlediği hususunu ısrarla beyan etmiş olması, mağdurenin iddianame konusu olaydan önce sanıkla hiçbir ilgisinin, ilişkisinin, tanışıklığının bulunmaması, dolayısıyla mağdurenin sanığa çocuğun cinsel istismarı gibi toplumca asla kabulü mümkün görülmeyen ciddi bir suç isnat ederek iftira etmesini mucip taraflar arasında husumet, menfaat çatışması, borç ilişkisi vb. Halin mevcudiyetine dair dosya münderecatında hiçbir delilin yer almaması; hatta sanığın dahi, müsnet suçun kendisi tarafından işlenmediğini savunmalarında beyan etmesine nazaran, mağdurenin daha önceden kendisini tanımamasına ve bilmemesine rağmen neden ve nasıl kendisine iftira ettiği hususunda hiçbir sebep göstermemiş/gösterememiş bulunması, mağdurenin sadece ifadelerinde değil ve fakat dosya içeriğindeki teşhis tutanağında da müsnet suçun sanık tarafından işlendiğini tereddütsüz adli makamlara bildirmiş olması, hatta kovuşturma aşamasında, mahkememizin 2 nolu celsesi esnasındaki beyanında, mahkememiz önünde ağlayarak müsnet suçun sanık tarafından işlendiğini tereddütsüz bildirmiş olması, Mahkeme başkanının sanığın suratına bakarak sanığı yeniden teşhis etmesi yönündeki talimatını yerine getirerek, birkaç kez sanığı teşhis etmiş olması, müsnet suçu işleyenin sanık olduğu hususunda hiçbir tereddütün bulunmadığını Mahkeme Başkanına hitaben ve Başkanın sorusuna cevaben bildirmiş olması, olayın sonrasında temin edilen kamera görüntülerinde de sanığın yüzünün mahkememizce saptanmış bulunması, eş söyleyişle müsnet suçu işleyenin sanık olduğu hususunun gerek kamera görüntülerine yansıyan yüz hatlarından ve gerekse vücut yapısından mahkememizce de açıkça ve tereddütsüz biçimde teşhis edilmiş olması, hatta bu sebeple kamera görüntülerindeki şahsın sanık olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yapılmasına dahi, görüntüdeki şahsın sanık olduğu hususu tereddütsüz bulunduğundan hiçbir şekilde lüzum görülmemiş olması, sanığın savunmalarında olay günü ve saatlerinde Uşak Karma Organize Sanayi içerisinde bulunduğunu ve önce “… Deri” isimli işyerine gittiğini ve babası tanık … ile birlikte bulunduğunu bilhare oradan çıkıp “… Deri” isimli işyerine babasını bıraktığını, bilharede “… Deri” isimli işyerine gittiğini söylemesine rağmen, sanığın babası – tanık …’in ifadelerinde olay günü sanığın sabah saat: 08.00’dan akşam 18.30’a kadar oğlu-sanığın yanında olduğunu bildirmiş olması, bu iki ifadenin sanığın olay sırasında nerede bulunduğu hususunda birbiri ile çelişik olması; bunun gibi sanığın babası-tanık …’in ifadeleri ile tanık …’un ifadelerinin dahi birbiri ile çelişik olması yani sanığın babası-tanık …’in mahkememiz önündeki anlatımında sanığın sabah saat: 08.00’den akşam saat:18.00’e kadar kendi yanında olduğunu bildirmesine rağmen, tanık …’un aynı celse esnasındaki ifadelerinde sanığın yanına geldiğini, babasını sorduğunu, kendisi ile kapıda konuştuklarını, hatta kendisinin sanığa babasının orada olmadığını söylediğini belirtmiş olması, yani tanık …’un ifadelerinde Karma Organize Sanayi Bölgesi’nde sanığı gördüğünde babasının yanında olmadığını, hatta sanığın kendisine babasını sorduğunu söylemesine rağmen, sanığın babası-tanık …’in aynı celsedeki ifadelerinde olay günü sabahtan akşama kadar sanıkla hiç ayrılmadıklarını, hatta organize sanayi bölgesine birlikte gittiklerini söylemiş olmalarının da birbirleri ile çelişkili görülmesi; Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 27/10/2014 tarihli ve 4853 sayılı raporunda iddianame konusu hadise sebebiyle sanığın ruh sağlığının etkileindiğinin bildirilmiş olması; bu mütalaa ile sair tüm dosya münderacatı birlikte değerlendirildiğinde ve özellikle katılan-mağdurenin sanık ile birlikte iştirak ettiği mahkememizin 2 nolu celsesi esnasında sanığı ağlayarak teşhis ettiği de beraber düşünüldüğünde, iddianame konusu olay haricinde mağdurenin ruh sağlığının neden bu derece etkilendiği hususunun sanık tarafından savunmalarında açıklanamamış bulunması; eş söyleyişle sanık müsnet suçun kendisi tarafından işlenmediğini söylediğine göre; ve fakat mağdurenin de ruh sağlığı iddianame konusu olay sebebiyle bozulmamakla birlikte etkilendiğine ve mağdure sanığı teşhis ederken de ruh sağlığının etkilendiğini gösterecek şekilde tepki verdiğine göre, mağdurenin ruh sağlığının neden ve nasıl kendisinin şahsından bu derece etkilendiği hususunun sanık tarafından makul biçimde açıklanmamış/açıklanamamış olması, hususları da birlikte değerlendirildiğinde, sanık savunmalarının gerçeğe aykırı, suçtan ve cezasından kurtulmak maksadına matuf, mahkemeyi yanıltma amaçlı beyanattan ibaret olduğu sonucuna ulaşılmakla, iş bu savunmalara itibar olunmamıştır. 5237 sayılı TCK’nun 7/2 hükmüne göre; (suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.) 6545 sayılı Kanunu ile yapılan değişiklik öncesi suçlunun eylemine uyan kanun maddesinin ön gördüğü cezanın 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası olması, buna karşılık 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra cinsel istismara ön görülen cezanın 8 yıldan 15 yıla çıkarılmış olması sebebiyle 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi kanunun sanığın daha lehine olduğu değerlendirildiğinden sanık hakkında iş bu lehe kanunun tatbiki cihetine gidilmiştir.
Belirtilen sebeplerle, sanık hakkında 6545 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi haliyle 5237 sayılı TCK’nun 103/1-b maddesi delelatiyle 103/1, 62/1, 61/1, 53/1-2-3 maddeleri uyarınca uygulama yapılmıştır yani; anılan 5237 sayılı TCK’nun 6545 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 103/1-b maddesi delaletiyle 103/1 ve 61/1 maddeleri uyarınca, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan alet ve vasıtalar, işlendiği yer ve zaman, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, failin kastının yoğunluğu, maksat ve saiki de dikkate alınarak ve özellikle meydana gelen zararın nispi azlığı, suçun işlenmesinde özel vasıta veya araç kullanılmaması, suçun işlenişin benzer olaylara nazaran basit eylemi içermesi, bu itibarla failin kastının nispi hafifliği, tüm dosya içeriğine nazar failin basit bir hareketle şehvet hissini tatmine yöneldiğinin değerlendirilmesi de birlikte mütalaa olunduğunda, kanununun tayin edilen cezanın asgari haddinin aşılmasına lüzum görülmeksizin takdiren 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, suçlunun mahkeme önündeki saygılı davranışları lehine takdiri tahfif sebebi kabul edilmekle cezasının takdiren 1/6 oranında azaltılması yoluyla 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; hakkında aynı kanunun 53/1-2-3 maddelerinin tatbikine karar verilmiştir.” şeklindeki gerekçe ile hüküm kurulmuştur.

IV. GEREKÇE
Tüm dosya kapsamına göre sanığın olay günü mağdurenin kalçasına dokunma şeklindeki eyleminin kısa süreli, ani ve kesintili gerçekleşmesinden dolayı sarkıntılık düzeyinde kaldığı ve Mahkemece sanık hakkında temel cezanın alt sınırdan belirlenmesi sebebiyle nihai ceza miktarının değişmediği, bu nedenle kanun değişikliğinin lehe veya aleyhe sonuç doğurmayacağı gözetildiğinde, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.

III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Uşak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.01.2015 tarihli ve 2014/169 Esas, 2015/17 Karar sayılı kararı sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

20.09.2023 tarihinde karar verildi.