Yargıtay Kararı 9. Ceza Dairesi 2021/9449 E. 2023/5161 K. 13.09.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/9449
KARAR NO : 2023/5161
KARAR TARİHİ : 13.09.2023

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/165 E., 2015/314 K.
SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.09.2015 tarihli ve 2015/165 Esas, 2015/314 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında çocuğun cinsel isitsmarı suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Mağdure Vekilinin Temyizi
Delillerin yeterince toplanmadan usule aykırı olarak karar verildiğine,eksik inceleme ve araştırma yapıldığına, sanığın atılı suçu işlediğine, beraat kararının hatalı olduğuna ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemece “Tüm dosya kapsamı, dosya içerisinde bulunan deliller ile sanık savunmaları, soruşturma aşamasında düzenlenen tutanaklar, hep birlikte gözönünde bulundurulduğunda ; Her ne kadar sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılması istemi ile mahkememize kamu davası açılmış ise de sanık savunmasında üzerine atılı bulunan suçu kabul etmediğini, mağdurun annesi ile yaklaşık olarak 14 yıl gayri resmi nikahlı birlikte yaşadıklarını, mağdurun üvey kızı olduğunu, kesinlikle mağdura yönelik iddianamede belirtilen şekilde cinsel saldırıda bulunmadığını, cinsel bir eyleminin bulunmadığını, mağdurun annesi ile ayrılmaları ve kendi öz çocuklarını almak istemesi nedeni ile kendisine iftira atıldığını, suçsuz olduğunu, savunduğu, sanığın bu savunmalarının aksinin tam olarak kanıtlanamadığı, sanığın üzerine atılı bulunan müsnet suçu işlediği hususunun sabit olmadığı, suç işlediği hususunda her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı deliller elde edilmediği, mağdurun beyanının soyut nitelikte olduğu ve hayatın olağan akışına uygun düşmediği, mağdurun beyanı dikkate alındığında mağdurun beyanına göre sanığın kendisine ilk olarak 11 yaşında daha sonrada 13 yaşında cinsel saldırıda bulunduğunu belirttiği, mağdurun şikayet tarihinde 16 yıl 7 ay 20 günlük yani 17 yaşında olduğu dikkate alındığında böyle bir olayın yaşanması halinde mağdurun rahatlıkla suç tarihlerinden hemen sonra gerek kendisi gerekse annesi aracılığı ile durumu resmi kurum ve kuruluşlara bildirme imkanına sahip olduğu, cinsel saldırı olaylarının olduğunu iddia ettiği tarihlerde yaşın küçük olduğu ancak daha sonradan 15 -16 ve 17 yaşı içerisinde rahatlıkla şikayet imkanına sahip olduğu halde 4-5 sene şikayet etmeden beklediği, sanıkla annesinin ayrılması, araların çocukların velayeti hususunda problem çıkması daha sonra şikayette bulunmasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği, mağdurun belirttiği olaylardan sonra uzunca bir süre sonra yine sanıkla birlikte aynı evde birlikte yaşadıkları, şikayetçinin beyanına göre 11 ve 13 yaşında bu şekilde eylemde bulunduğunu belirtmesine rağmen daha sonra 2-3 yıl yine birlikte yaşamalarına rağmen sanığın benzer davranış sergilediği hususunda mağdurun beyanının olmadığı, şikayetçinin sanığın kendisine yönelik eylemlerinden sonra yine telefonda görüşmelerinin olması, mağdurdan sigara ve para isteyen mesajların bulunması dikkate alındığında mağdurun beyanının sıhhatli ve yerinde olmadığı hayatın olağan akışına uygun düşmediği, mağdurun dosyaya yansıyan yaşantısı da dikkate alındığında sanık hakkında iftira atması ve yalan söylemesinin mümkün olduğu yine cinsel saldırıya ilişkin somut adli raporunun da olmadığı, yani doktor raporunun da bulunmadığı, soyut iddia ile sanığın cezalandırılmasının mümkün olmayacağı, tüm bu hususlar dikkate alındığında sanığın savunmasının aksinin kanıtlanamadığı, üzerine atılı bulunan müsnet suçu işlediği hususun sabit olmadığı, anlaşıldığından sanığın üzerine atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak hüküm kurulmuştur.” şeklindeki gerekçeyle karar verilmiştir.

IV. GEREKÇE
Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; “Suçsuzluk” ya da “Masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın uzantısı olan, Latincede; “İn dubio pro reo” olarak ifade edilen “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve bu ispat, hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanarak sanığın mahkumiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. Bu açıklamalar doğrultusunda tüm dosya içeriği nazara alındığında yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmamış, katılan mağdure vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.09.2015 tarihli ve 2015/165 Esas, 2015/314 Karar sayılı kararında katılan mağdure vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan mağdure vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

13.09.2023 tarihinde karar verildi.