YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/13684
KARAR NO : 2023/866
KARAR TARİHİ : 22.02.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Cinsel taciz, tehdit
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hüküm yönünden; hükmolunan netice cezanın türü ve miktarı gözetildiğinde 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 31.03.2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2 nci maddesi uyarınca hükmün kesin nitelikte bulunduğu anlaşılmıştır.
Sanık hakkında cinsel taciz suçundan kurulan hüküm yönünden; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.01.2015 tarihli ve 2014/1288 Esas, 2015/68 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında cinsel taciz ve tehdit suçlarından kurulan hükümlerin açıklanmalarının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
2. … 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/222 Esas, 2015/549 Karar sayılı kararı kapsamında sanığın denetim süresi içerisinde suç işlediğinin 04.12.2015 tarihinde ihbarı üzerine, … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.04.2016 tarihli ve 2015/1378 Esas, 2016/397 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında açıklanması geri bırakılan hükümler açıklanarak 5237 sayılı Kanun’un 105 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunlukları ile aynı Kanun’un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, dördüncü fıkrası uyarınca 2000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
3. Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi’nin 27.10.2020 tarihli ve 2020/7250 Esas, 2020/4415 Karar sayılı kararıyla temyiz incelemesini yapma görevinin Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne ait olduğu belirtilmek suretiyle Görevsizlik Kararı verilmiştir.
4. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 08.02.2021 tarihli ve 2021/439 Esas, 2021/3555 Karar sayılı kararıyla temyiz incelemesini yapma görevinin Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi’ne ait olduğu belirtilmek suretiyle Görevsizlik Kararı verilmiş ve görev uyuşmazlığı nedeniyle dosyanın Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu’na gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu’nun 16.03.2022 tarihli ve 2021/Bşk-17 Esas, 2022/3 Karar sayılı kararıyla Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi’nin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
6. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 08.09.2020 tarihli ve 14-2016/200116 sayılı, tehdit suçu açısından temyiz ret ve cinsel taciz suçu açısından bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği verilen cezanın haksız olarak verildiği ve re’sen tespit edilecek temyiz sebeplerine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemece “Katılanın (…) market isimli işyerinde çalıştığı, mağaza sorumlusu olan sanığın katılana ilgi duyduğunu, hoşlandığını belirterek cinsel tacizde bulunmaya başladığı, katılanın evli ve çocuk sahibi olduğunu belirttiği ancak sanığın “Aşık olmak suç mu kocana söylerim, eşine benimle ilişkinin olduğunu söylerim,” tarzında bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte bulunduğu, sanık savumasında atılı suçu inkar etsede katılan beyanı, katılan beyanı ile uyumlu HTS kayıtları karşısında sanığın savunmasına itibar edilmemiş, sanığın gece geç saatlerde katılanın halini hatrını sormaya yönelik beyanlarını suçtan kurtulmak maksatlı kurduğu kanaatine varılmış sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş ancak sanığın denetim süresi içerisinde yeniden suç işlediği…” şeklinde kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Sanık Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Hükmün İncelenmesinde
Sanık hakkında hükmolunan netice cezanın türü ve miktarı gözetildiğinde 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 31.03.2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2 nci maddesi uyarınca hükmün kesin nitelikte bulunduğu anlaşıldığından, anılan hükme yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
B. Cinsel Taciz Suçundan Kurulan Hükmün İncelenmesinde
1. Sanık hakkında tehdit ve cinsel taciz suçlarından kamu davaları açıldığı, yapılan yargılama sonucunda sanığın aynı suçlardan mahkûmiyetine ve hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediği ihbarı ile yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 106 ıncı maddesinin 1 inci maddesinin ilk ve son cümleleri uyarınca tehdit suçundan ayrı ayrı mahkûmiyet hükümleri kurulmuş ise de; karar başlığında suç adlarının cinsel taciz ve tehdit olarak belirtildiği, gerekçede sanığın eylemlerinin adı geçen suçlar olarak nitelendirildiği ve 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin onbirinci fıkrası gereğince hükmün aynen açıklanması zorunluluğu hususları nazara alındığında sanığın cinsel taciz olarak nitelenen eylemine ilişkin uygulama maddesinin hükmün birinci fıkrasında 5237 sayılı Kanun’un 106 ncı maddesinin birinci maddesinin ilk cümlesi şeklinde sehven yazıldığı anlaşılmış ve belirlenen bu maddi hatanın mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından yukarıda belirtilen eleştiri dışında kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Açıklanan nedenlerde Tebliğnamede bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
V. KARAR
A. Sanık Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Hükmün İncelenmesinde
Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenle anılan hükme yönelik temyiz isteğinin karar tarihi itibarıyla 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrası ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Sanık Hakkında Cinsel Taciz Suçundan Kurulan Hükmün İncelenmesinde
Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.04.2016 tarihli ve 2015/1378 Esas, 2016/397 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, üye …’ın karşı oyu ve oy çokluğuyla ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.02.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı, CMK 231 maddesi uyarınca Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına karar verildiği hallerde, sanığın denetim süresi içinde işlediği iddia olunan ve kesin hükümle sonuçlanan mahkumiyet hükmü nedeniyle hükmün açıklanmasına karar verilip verilemeyeceği hususundadır.
Denetim süresi içinde işlendiği iddia olunan ve kesin hükümle sonuca bağlanan mahkumiyetlerin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen önceki karara ilişkin olarak hükmün açıklanmasını gerektirip gerektirmeyeceği sorununa ilişkin olarak CMK 231/11. maddesinin, Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı”nı düzenleyen 6. maddesi, AİHS 7 nolu ek protokolün 2. maddesi, 1412 sayılı CMUK’nun 305. maddesi ve CMK’nın 272. maddesi ile birlikte yorumlanmasının gerekecektir.
Anayasanın 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma (Ek ibare: 4709 – 3.10.2001 / m.14) “ile adil yargılanma” hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinde ise; herkesin bağımsız ve tarafsız mahkemeler önünde savunma yapma hakkına sahip olduğu vurgulanmış ve bu hakkın neleri kapsadığı açıkça gösterilmiştir.
22.01.1984 tarihinde imzaya açılan ve Türkiye’nin 14.03.1985 tarihinde imzaladığı 7 nolu protokolün “cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı” başlıklı ikinci maddesinde, hakkında mahkûmiyet kararı verilen sanığın üst yargılama makamına müracaat ederek hakkındaki kararı inceletmek (kanun yoluna başvurma) hakkı temel insan haklarından biri olarak kabul edilmekte, bu hakkın nasıl kullanılacağının düzenlenmesi kanunlara bırakılmaktadır. Bu protokol üç halde kanun yoluna gidilemeyeceğini belirtmiştir. 1) Suç çok hafif ise, 2) Sanık olay mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılanıyorsa, 3) Karar, beraat kararının temyiz edilmesi sonucunda verilmiş bir karar ise.
5271 sayılı CMK’nun 272/3. maddesinde doğrudan verilen 3.000 TL ve altındaki adli para cezalarının kesin nitelikte olduğu belirtilmiştir.
1412 sayılı CMUK’nun Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başlamasından önce verilen hükümler bakımından halen yürürlükte bulunan 305. maddesinde ise “Kesin hükümlerin tekerrüre esas alınamayacağı” hüküm altına alınmıştır.
7242 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nun 272. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümle de kesin nitelikteki adli para cezalarının tekerrüre esas olamayacağı hükmünü getirmiştir. 7242 sayılı Kanun gerekçesinde “…niteliği itibarıyla hafif olması nedeniyle istinaf kanun yolu kapalı olan mahkumiyet hükümlerinin, tekerrüre esas alınmayacağı düzenlenmektedir.” denilerek kanun yolu denetimine kapalı olan kesin nitelikteki mahkumiyet hükümlerinin tekerrüre esas olmasını önlemek için bu hükmün geterildiği belirtilmiştir. Kanun koyucunun buradaki amacı, kesin nitelikteki adli para cezalarının istinaf kanun yolu denetimine kapalı olmasının cezanın hafifliği sebebi ile yalnızca o hüküm bakımından sonuç doğurmasıdır. Başka bir ifade ile kesin nitelikte adli para cezasının başka bir mahkumiyet hükmü için sonuç doğurması istenmemektedir.
Gerek 1412 sayılı CMUK 305. maddesi, gerekse 5271 sayılı CMK’nun 272/3 son cümlesindeki “kesin nitelikteki adli para cezalarının tekerrüre esas olmayacağı” hükmünün CMK’nun 231/11. maddesi bakımından kıyasen uygulanması mümkündür. Zira kesin nitelikteki adli para cezasının sonradan işlenen suç için tekerrüre esas alınması cezanın infazını ağırlaştıran bir netice meydana getirmekte iken, kesin adli para cezasının HAGB kararının açıklanmasına dayanak olması durumunda ise hiç infaz edilmeyecek bir hükmün infazına neden olma gibi daha ağır bir sonucu doğurmaktadır. Bu bakımdan hak ve nesafet kuralları gereği tekerrüre esas alınamayan kesin adli para cezasının HAGB kararının açıklanmasına da dayanak olmaması gerekir.
5271 sayılı CMK’nun 231/11 maddesinde; “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenme” ibaresinden, denetim süresi içinde temyiz ya da istinaf kanun yolu açık olan mahkumiyetlerin anlaşılması gerektiği, aksinin kabulü halinde ise; hakkında daha önceden CMK 231 maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen bir kişinin, denetim süresi içinde işlediği iddia olunan ve suç teşkil etmediği açık bir eylemden dolayı hakkında kamu davası açılması ve hakimin yanılgılı kararı üzerine KESİN nitelikteki bir karar ile mahkumiyetine kararı verilmesi halinde; hakkındaki hükmün
açıklanması ile karşı karşıya kalacağı, bu durumun sanık bakmından telafisi imkansız sonuçlar doğuracağı muhakkaktır. Örneğin; 1 yıl 11 ay hapis cezası CMK 231. madde gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen ve 5 yıllık denetim süresi içinde aslında suç teşkil etmeyen bir fiil işleyen, ancak hukuki hata (hakim yanılgısı) nedeniyle fiili suç sayılarak kesin nitelikte adli para cezasına mahkum olup bu hükme karşı kanun yoluna başvuramayan sanığın, daha önceki HAGB kararının açıklanması halinde önceki 1 yıl 11 ay hapis cezasının infazı ile karşı karşıya kalacaktır.
Her ne kadar mahkemece hükmün açıklanması halinde açıklanan bu hüküm -koşullarının varlığı halinde- temyiz ya da istinaf denetimine açık ise de, o dosya üzerinden yapılan temyiz denetimi sırasında, denetim süresi içinde işlendiği iddia olunan ve kesin hükümle sonuçlanan mahkumiyet kararının esas denetiminin yapılmasının olanaklı olmadığı, bu sonucun yasa koyucunun amacı olarak kabul edilemeyeceği gibi, yukarıda vurgulanan Anayasanın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen “Adil Yargılanma Hakkı”nın ve 7 nolu porotokolün 2. maddesindeki “cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı”nın ihlali niteliğinde sonuçlar doğmasına neden olacaktır.
Bu nedenle somut olayda her ne kadar sanık hakkında CMK 231. maddesi uyarınca belirlenen denetim süresi içinde kesin hükümle sonuçlanan mahkumiyete konu suçu işlediği gerekçesi ile ilk derece mahkemesince hüküm açıklanmış ise de; kesin hükümlerin HAGB’nin açıklanmasına gerekçe oluşturmayacağı, bu nedenle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne iştirak etmiyorum.