YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/2422
KARAR NO : 2023/4536
KARAR TARİHİ : 22.06.2023
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2017/6 E., 2017/457 K.
SUÇLAR : Çocuğun cinsel istismarı, tehdit
HÜKÜMLER : Mahkumiyet, istinaf başvurusunun reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî iade, kısmî ret, kısmî onama
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında mağdur …’a karşı tehdit suçundan kurulan hükme yönelik istinaf dilekçesi veren katılan Bakanlık vekilinin talebinin suçtan doğrudan zarar görmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 279 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca sıfat yokluğundan reddine dair verilen kararın aynı Kanun’un 279 uncu maddesinin son fıkrası gereğince itirazı kabil olup temyiz yeteneğinin bulunmadığı gözetilerek söz konusu karara yönelik Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi 5271 sayılı Kanun’un 264 üncü maddesi hükmüne göre itiraz kabul edilip bu hususta gerekli kararın mahallinde merciince verilmesi gerektiği anlaşıldığından, incelemenin sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemleriyle sınırlı yapılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında katılan mağdure …’e yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Salihli Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.11.2016 tarihli ve 2015/52 Esas, 2016/249 Karar sayılı kararı ile sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 02.03.2017 tarihli ve 2017/6 Esas, 2017/457 Karar sayılı oy çokluğu ile verilen kararında sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafii ile katılan mağdure vekilinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 103 üncü maddesinin birinci fıkrası, 103 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi
Sanık hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması gerektiğine ilişkindir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
Tanıklar İsmet, … ve Gülseren’in beyanları dikkate alınmadan hüküm kurulduğuna, mağdurenin soyut iddiası dışında sanık savunmasının aksini kanıtlayan delil bulunmadığına, katılan mağdurenin olaydan 15-20 gün sonra muhtemelen erkek arkadaşı …’dan olan hamileliğinin ortaya çıkması üzerine sanıktan şikayetçi olup iftira attığına ve sanığın beraati gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Sanık savunmaları, tutanaklar ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanık hakkında “Çocuğun cinsel istismarı” suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması talebi ile kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.
2. Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” kuralı gereğince, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesi olduğundan gerçekleşme şekli şüpheli ve tam aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanacağı gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır.
3. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda, sanığın evinin karşı apartmanında oturan tanık …’nın olay günü balkonda otururken sanığın yanında bir kişiyle evine geldiğini gördüğünü, sanığın şoför mahalinin kapısını açık bırakarak arabadan indiğini, diğer şahsın ne zaman arabadan indiğini hatırlamadığını, katılan mağdurenin kendisinin kapıyı açarak arabadan indiğini gördüğünü, sanığın arabadan inip geri gelmesi arasında 10-15 dakika süre geçtiğini, mağdurenin durumunun normal göründüğünü, olağan dışı bir gürültü duymadığını belirttiği, tanık İsmet’in, mağdurenin kendisine, bir yalan söylediğini, işin içinden çıkamadığını, davayı geri almayı düşündüğünü söylediğini beyan ettiği, diğer beyanlardan ve tüm dosya kapsamından da sanık savunmasının aksine her türlü şüpheden uzak soyut isnattan öte herhangi bir delil elde edilemediği anlaşıldığından, amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden olan ”şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) gereğince beraatine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Sanık savunması, katılan mağdurenin aşamalardaki birbirleri ile tutarlı özde değişmeyen iddiaları, tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde; suç tarihlerinde uzman çavuş olarak görev yapan sanık …’in bayram iznini geçirmek için köyüne geldiği, yeğeni olan mağdurenin de aynı köyde annesi ve babası ile birlikte yaşadığı, mağdurenin erkek arkadaşı …’ın 2013 yılı Ramazan Bayramının birinci günü olan 08.08.2013 tarihinde mağdurenin ailesi ile tanışması için mağdurenin yaşadığı köye geldiği, sanığın mağdurenin yaşını bahane ederek yeğeni ile …’ın birlikteliğine karşı çıktığı ve bu şekilde …’ın köyden ayrıldığı, sanığın yeğenine … ile görüşebileceklerini söylemesi üzerine mağdurenin …’ı cep telefonu ile aradığı ve dayısının kendisi ile görüşmesine izin verdiğini söylediği, ertesi gün sabah 08:00 sıralarında mağdurenin evine gelerek, erkek arkadaşı ile buluşmalarını sağlayabileceğini söyleyerek kendisini …’ın yaşadığı Deliçabon köyüne götürebileceğini belirttiği, mağdurenin de kabul etmesi üzerine birlikte sanığa ait araba ile yola çıktıkları, yolda sanığın Deliçoban köyüne gitmekte vazgeçerek Demirci İlçesi’nde ki evinde işi olduğunu belirtip Demirci’de ki evine gittikleri, burada evde hediyelik eşyalar olduğunu belirtip hediyelik eşyaları alması gerektiğini söylemesi üzerine birlikte eve girdikleri burada sanığın mağdureye arkadan sarılarak vücudunu okşamaya başladığı, mağdurenin “Dayı ne yapıyorsun” diye tepki vermesi üzerine, sanığın “Böyle geniş yakalı kıyafetler giyme” diyerek elini tişörtün içinde göğsüne atarak göğsünün tekini dışarıya çıkardığı ve “Bunlar normal değil bunlara dokunulmuş” dediği, mağdurenin sanığı engellemeye
çalıştığı ancak sanığın eylemine devam ederek mağdurenin elini kendi cinsel organına götürdüğü “Bu sana kalkıyor, çok güzelleşmişsin genç kız olmuşsun, benim küçük orospum, benim küçük fahişem, senin etin daha çok taze, yeni yeni olgunlaşıyor” gibi sözler söyleyerek mağdureyi çekiştirerek yatak odasına doğru götürdüğü, üzerine abandığı, mağdurenin fenalaşması üzerine bıraktığı, olanları başkalarına anlattığı takdirde …’la aralarını bozmakla tehdit ettiği ve …’ın göğsündeki benden haberi olduğunu yayacağını söylediği daha sonra mağdureyi köye getirerek bıraktığı, aynı gün mağdurenin olanları annesine ve …’a anlattığı gibi bayramda ziyaretlerine gelen halasının çocukları tanıklar … ile eniştesi …’a anlattığı, sanık savunmasında mağdure ile birlikte Demirci’deki evine gittiklerini kabul ettiği ancak kendisinin eve sadece hediyelik eşyaları almak için çıktığını, mağdurenin o sırada arabada olduğunu, daha sonra arkasından geldiğini gördüğünü ancak evde kaldıkları bu süre içerisinde mağdureye cinsel nitelikli herhangi bir eyleminin olmadığını, mağdurenin her türlü eksiği ile kendisini ilgilendiğini, okumasını sağladığını, erkek arkadaşı olduğunu duyunca önce okulunu bitirmesi gerektiğini söylemesi ve erkek arkadaşı ile ilişkisine rıza göstermemesi nedeniyle kendisine bu tür bir iftira atmış olabileceğini savunduğu, oysa olayın ortaya çıkışı, mağdurenin aşamalardaki özünde tutarlı, değişmeyen beyanları hatta şikayetçi olmamasına rağmen olayı olduğu gibi anlatması, sanığın yeğeni ile …’ın arkadaşlıklarına karşı olmasına rağmen eniştesi ve ablasının kızlarını … ve ailesinin içindeki perişanlığı görüp vazgeçmesi için …’ın köyüne götürmelerini istemeleri nedeniyle yeğenini götürmeyi kabul ettiğini belirttiği ancak ertesi gün …’ın köyüne eşi ile giderek … ve ailesinden bu işin adının konulmasını söyleyerek bir gün önce meydana gelen olay nedeniyle mağdurenin gönlünün almaya çalıştığı, olayı kimseye anlatmaması, olayın duyulmamasına yönelik bir çaba olduğu değerlendirilmiş bu anlatılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde de; sanığın evine götürdüğü öz yeğenine karşı sarkıntılık boyutunu aşar şekilde cinsel istismarda bulunduğu sonucuna varıldığı, mağdurenin bu cinsel istismar nedeniyle ruh sağlığının bozulduğuna ilişkin iddianın ileri sürülmediğinden bu konuda rapor aldırılmadığı, bu nedenle çocuğun cinsel istismarı suçunu düzenleyen 6545 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 5237 sayılı Kanun’un sanık lehine hükümler içermesi nedeniyle, sanığın 6545 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 5237 sayılı Kanun’un 103 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.
2. Mahkemece 5237 sayılı Kanun’un Cezanın belirlenmesi başlıklı 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kriterler ile aynı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında ifade edilen cezada orantılılık ilkesi göz önünde bulundurulmak suretiyle sanık hakkında kurulan hükümde; suçun işleniş şekli, suçun işlendiği zaman ve yer, failin güttüğü amaç ve saiki nazara alınarak temel cezanın alt sınırdan belirlenmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 02.03.2017 tarihli ve 2017/6 Esas, 2017/457 Karar sayılı kararında sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Salihli Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.06.2023 tarihinde karar verildi.