Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2015/15952 E. 2017/18940 K. 23.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/15952
KARAR NO : 2017/18940
KARAR TARİHİ : 23.11.2017

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, dini ve milli tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davacının davalı işverenlikte kesintisiz çalıştığını, hiç bir haklı ve geçerli neden olmadan iş aktinin davalı tarafından feshedildiğini, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili, davacının 01.12.1995 tarihinde ,,, Triko-… unvanlı işyerinde çalışmaya başladığını, ,,, Triko A.Ş.’nin kuruluş tarihi olan 01.02.21996 tarihinden itibaren şirket bünyesinde çalışmasını sürdürdüğüğünü, iş sözleşmesinin davacının 23.10.2009 tarihinde istifası ile sona erdiğini, ibraname verdiğini, davalılardan …’ın hiç bir zaman işveren olmadığını, bu sebeple husumet yöneltilemeyeceği, diğer davalı …’nın da Şirket’in kuruluşundan sonra sorumluluk devri sonucu Şirket’e geçtiğinden husumetin,,,’ya da yöneltilemeyeceğini, işyerinde cumartesi-pazar çalışılmadığını, dini bayramlarda çalışılmadığını, milli bayramlarda işin yoğun olduğu bazı dönemlerde çalışıldığını ve karşılığının ödendiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının iş sözleşmesinin fesih tarihinde aylık ücretinin brüt 693,00 TL olduğu, celpedilen ticaret sicil kayıtlarına göre davalılardan ,,, Triko Konfeksiyon Örme San. Ve Tic. A.Ş ‘nin ticaret siciline 02.01.1996 tarihinde tescil edildiği ve diğer davalılar … ve … ‘ın şirket kurucu ortağı olduğu, işe giriş bildirgesi ve davalının davacının 01.12.1995 tarihinde ,,, Triko -… unvanlı işyerinde çalışmaya başladığı ve ,,, Triko Konfeksiyon Örme San. A.Ş’nin kuruluş tarihi olan 01.02.1996 tarihinden itibaren de çalışmasının şirket bünyesinde sürdüğü yönündeki beyanına göre; davacının davalılara ait şyerinde 01.12.1995 tarihinde çalışmaya başladığı ve davalıların birlikte sorumlu oldukları, davalı tarafça ibraz edilen ibra sözleşmesinin iş sözleşmesinin sona ermesinden önce düzenlendiği anlaşılmakla; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 04.04.2012 tarihli 2012/1 ve 2012/11397 karar sayılı kararı ile ” çalışırken düzenlenen ve miktar içermeyen ibranameye itibar edilemeyeceği ” ve yine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 14.06.2012 tarih ve 2012/14076 esas ve 2012/22991 karar ve 12.10.2011 tarih 2011/22374 esas ve 2011/37031 karar sayılı kararı, 24.01.2007 gün 2007/16617 esas ve 2007/733 karar sayılı kararı, 11.07.2011 gün, 2011/18947 esas ve 2011/23284 karar sayılı kararı ile ” iş ilişkisi devam ederken verilen ibranamenin geçerli olmadığı” şeklinde açıklandığı, davalı tarafın 08.01.2015 ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı itirazı ile ilgili olarak dava dilekçesinde belirtilen 3000 TL fazla mesai alacağının zamanaşımına uğramadığı, davacının davalı işyerinde SGK hizmet cetveli ve işyeri kayıtlarına göre 01.12.1995-16.11.2009 tarihleri arasında çalıştığı, her ne kadar davalı tarafından davacının istifa ile işten kendisi ayrıldığını iddia etmiş isede; davacının işten ayrılış tarihinin 16.11.2009 olduğu ve sigorta prim ödemesinin maddi olarak işverene külfet yüklemesine rağmen 16.11.2009 tarihine kadar davacı adına sigorta primi ödemesi yapıldığının anlaşılması karşısında, işyerinde on dört yıla yakın bir süre çalışan bir kişinin kıdem ve ihbar tazminatı haklarını almadan istifa etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının istifa iradesini gösterir bilgi ve belge bulunmadığı dikkate alınarak ve davacı tanıklarının anlatımlarına değer verilerek, davalının istifa savunması gerçekçi bulunmamış ise de; davalının fesih savunması yapmadığı ve yine davacının iş akdinin feshedildiği 16.11.2009 tarihinden önce ibra sözleşmesi düzenlendiği, iş ilişkisi devam ederken düzenlenmiş olan ibranamenin geçerli olmayacağı ve miktar içermeyen ibranameye itibar edilemeyeceği, bu sebeplerle davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacak şekilde iş akdinin sona erdiği, fazla mesai ve yıllık izin ücreti alacağının ödenmediği, her ne kadar davacı tarafından hafta tatili ve genel tatil ücreti talebinde bulunulmuş ise de; ibraz edilen ücret bordrolarında hafta tatili çalışmaları ve genel tatil çalışmalarının karşılığının ödendiği gerekçesi ile hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti haricindeki taleplerin kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili ve davalılar …,,,, ve ,,, Şirketi’nin vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının, davalılar …’ın, …’ın ve ,,, Şirketi’nin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Fesih olgusunu işveren ispatlamalıdır.
Somut uyuşmazlıkta, el yazısı istifa dilekçesi ve ibraname bulunmaktadır. İbranamede ayrılış şekli yazılı değildir. Çalışma belgesinde fesih tarihi 23/10/2009 olup davacıya atfen “teslim alan” olarak imza bulunmaktadır, ihtirazi kayıt ise yoktur. Davacının hizmet döküm cetvelinde çıkış tarihi 16/11/2009 tarihidir. Davalı vekili, çıkışın geç bildirilmesinin “muhasebeci hatası” olduğunu, bordroda davacının imzasının olmamasına rağmen davacının ücret talebinde bulunmamasının çalışmadığına delil teşkil ettiğini savunmuştur. 2009 yılı Ekim ayı bordrosu fotokopisinde davacının imzası bulunmamakla birlikte davacının ücret talebi de bulunmamaktadır. Davacı vekili, davalı tanıklarının gerçeğe aykırı beyan verdiklerini, kimsenin 14 yıllık çalışmasını benim canım sıkıldı diyerek çöpe atmayacağını, dosyadaki resmi kayıtlar ve diğer tanık anlatımlarının haklılıklarını gösterdiğini ileri sürmüştür. Ancak davacı vekilinin istifa dilekçesi ile ibranameye yönelik açık bir beyanı yoktur.
Mahkeme tarafından yapılacak iş, davacı asıl bizzat duruşmaya celbedilerek istifa dilekçesi, ibraname, çalışma belgesi ve bu sayılan belgelerdeki çıkış tarihleri ile düzenleme tarihleri davacı asıla gösterilerek bu belgeler ve bu tarihler açıklatılmalıdır. Davacının işten ayrılış tarihi de davacı asıla açıkça sorularak beyanı alınmalı, dosyadaki diğer yazılı deliller ve tarafların tanıklarının beyanları da birlikte irdelenerek fesih konusunda bir sonuca gidilmelidir.
3-Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.,
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).
b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Somut uyuşmazlıkta, yukarıdaki 2 numaralı bozma nedeninde belirtilen araştırma ve incelemeler sonucunda, dosyada mevcut ibranamenin fesih tarihinden önce mi yoksa sonra mı alındığı yani ibranamenin geçerliliği irdelenerek dava konusu alacaklara etkisi değerlendirilerek sonuca gidilmelidir.
4-Davalılardan ,,,’ın pasif husumet ehliyeti olup olmadığı bakımından, hizmet döküm cetvelinde davacının tüm hizmet süresince çalıştığı görünen ,,,, sicilli işyeri SGK sigortalı hizmet listesinde davalı ,,, A.Ş. olarak görünse de 01/12/1995 tarihindeki işe giriş bildirgesinde bu işyeri ,,, Triko ,,,, olarak geçmektedir. Davalı Şirket’in 1996 yılında kurulduğuna dair ticaret sicili belgeleri dosya kapsamındadır. Davalı …’ın davalı Şirket’in kurucularından olması ve yönetim kurulu başkanı olarak çalışma belgesini imzalamsı Rıfat’ın davalı olarak pasif husumet ehliyetine sahip olduğunun kabulünü gerektirmez. Dolayısı ile davalı …’ın bu delil durumuna göre diğer davalılar ile birlikte müşterek müteselsin mahkum edilmesi hatalıdır. Davanın davalı … bakımından husumet yokluğundan reddi gerekir.
5-Hesaplamalara esas ücret miktarı bakımından, davacı net 750 TL aylık ücret aldığını iddia ederken davalı brüt 693 TL ücret aldığını savunmuştur.
Davacı tanıklarından biri “ücretlerimiz bankadan ödeniyordu ayrıca asgari ücret dışında kalan miktar elden ödeniyordu” yönünde beyanda bulunmuş, davalı tanıklarından biri ise “Davacının net 750 TL ücret aldığını biliyorum” yönünde beyanda bulunmuştur.
Bu delil durumuna göre davacının aylık net ücretinin 750 TL olduğu kabul edilerek sonuca gidilmelidir.
Dosyadaki bilirkişi raporlarındaki hesaplamaların doğruluğu her bir alacak kalemi bakımından ayrı ayrı Mahkeme tarafından denetlenmeli, gerekirse yeniden bilirkişi raporu alınarak sonuca gidilmelidir.
F)SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, 23/11/2017 tarihinde oybirliği ile kabul edildi.