Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2015/16248 E. 2017/18697 K. 21.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/16248
KARAR NO : 2017/18697
KARAR TARİHİ : 21.11.2017

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, izin ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti, ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalılar tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin 01.03.2011 tarihinde işe girdiğini, davalılardan … Ltd. Şti. asıl işveren, … Ltd. Şti. ise alt işvereni olarak … Belediyesi’nin temizlik işlerinde çalıştığını, Belediye ile olan ihale 09.11.2012 tarihinde sona erdiğinden bu tarihte işten çıkarıldığını, 08.00-17.00 saatleri arasında haftada 7 gün, ulusal ve dini bayramlarda, genel tatillerde çalıştığını, ücretli izin alacağı ve 39 günlük son ücretinin ödenmediğini, aylık ücretinin net 2.091,00 TL olduğunu iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık ücretli izin ve ücret alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı … İnşaat Taah. Tİc. ve San. Ltd Şti., davacının asıl işveren … Belediyesi çalışanı olduğunu, aylık maaşlarının Şirket tarafından … Belediyesi adına ödendiğini, davacının … Belediyesi adına Şirkete ait ihale kapsamında temizlik işinde çalıştığını, müvekkilinin Belediye ile yapılan sözleşmeye göre Pazar günleri ile ulusal ve dini bayram günlerinde fazla mesai yapılmayacağı savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Diğer davalı, cevap vermemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak” davacının davalı işverenlikte 06/03/2011-31/10/2012 tarihleri arasında temizlik şirketi müdürü olarak çalıştığı, iş akdinin davalı tarafça haklı bir neden olmaksızın sona erdirildiği iddiası karşısında, feshin tazminat ödemesi gerektirmeyecek şekilde gerçekleştiğinin ispat etme yükümlülüğü üzerinde olan davalı tarafın bu şartı yerine getiremediği, davacının fesih şekline göre kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, dosya hesap bilirkişisine tevdi edildiği hesap bilirkişisi Anıl Barlas’ın raporu verilere ve denetime uygun hüküm kurmaya elverişli olduğundan benimsendiği, davalı Şirketler arasında asıl alti işveren ilişkisi bulunduğundan işçilik alacakları yönünden her iki şirketin birlikte sorumlu olduğu sonucuna varıldığı” gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalıları temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
A-Usul Açısından:
Anayasa’nın 138. ve 141. maddeleri uyarınca hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta; Mahkeme karar gerekçesinde davalılar arasında asıl alt işveren ilişkisi bulunduğu yönünde tespitte bulunmuş ise de, yapılan bu tespitin dayanakları açıklanmamıştır. Ayrıca, hüküm fıkrasında talep konusu alacakların davalılardan müteselsilen tahsil edileceğinin belirtilmesine karşın yargılama giderlerine ilişkin hüküm kısmında ise davalıdan ifadesi kullanılmakla çelişki oluşturulmuştur.
Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ nın 141. ve HMK. nun 297. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımayan ve gerekçe/hüküm çelişkisi içeren kararın bozulması gerekmiştir.
B-Esas Açısından:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı işçinin fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerine hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Fazla çalıştığını iddia eden işçi, norm kuramı uyarınca bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda yer alan fazla çalışmalara ilişkin ödemelerin yapıldığı varsayılır. Bordroda ilgili bölümünün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde, işçi fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir.
Fazla çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. Fazla çalışmaların yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Somut uyuşmazlıkta; fazla çalışma yaptığını iddia eden davacı işçi bu iddiasını tanık deliline dayanarak ispatlamaya çalışmıştır. Davacı tanıkları davalı işyeri çalışanı değildir. Buradaki çalışma saati ve düzenini tam olarak bilebilecek pozisyonda olmayan bu tanıkların anlatımları ispat için yeterli değildir. Açıklanan nedenlerle Mahkemece ispatlanamayan fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının reddine karar verilmesi gerekirken gerekçesiz şekilde kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre davacı fazla çalışma ücretinin yanında hafta tatili ücret alacağını da talep etmesine rağmen mükerrer ödemeye neden olacak şekilde fazla çalışmanın 7 gün üzerinden hesaplanması da isabetsizdir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 21.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.