Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2017/5809 E. 2017/15945 K. 17.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/5809
KARAR NO : 2017/15945
KARAR TARİHİ : 17.10.2017

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, hafta tatili ücreti, resmi tatil ücreti ve fazla mesai ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının davalı işveren nezdinde … Şubesinde 17.04.2008-31.05.2009 tarihleri arasında … Şubesinde 23.06.2011- 03.12.2012 tarihleri arasında veteriner hekim olarak çalıştığını, davacının cumartesi dahil olmak üzere 07.00-19.00 saatleri arasında çalıştığını, ayda en az 12 defa mesai bitiminden sonra doğuma çağrıldığını ve doğumun 1-2 saat sürdüğünü ve işyerinde kaldığını, davacının ayda bir defa hafta tatili izni kullanmadan çalıştığını, resmi tatil günlerinde ve genel tatil günlerinde çalıştığını ileri sürerek, hafta tatili ücreti, resmi tatil ücreti alacağı ve fazla mesai ücreti alacaklarını istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının … ilinde yaptığı çalışmalarından dolayı alacakları hususunda davalı şirkete husumet yöneltilmeyeceğini, davacının 31.05.2009 tarihinde … ilindeki iş yerinden kendi isteği ile ayrıldığını ve daha sonra 2011 yılına kadar davalı şirket ile hiçbir ilişkisinin olmadığını, 2011 yılı Haziran ayında davalı şirket bünyesinde başladığını, davacının yapmış olduğu fazla …, bayram tatili ve resmi tatil çalışmalarının ücretlerinin ödendiğini, davacının ayda 12 defa doğum yapıldığı hususunun doğru olmadığını ve gece mesaisinde doğumlara veteriner … teknisyenlerinin müdahale ettiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece özetle; dava ve cevap dilekçesinden, celp edilen sigorta sicil dosyasından, iş yeri özlük dosyasından, tanık beyanlarından, bilirkişi raporundan, ıslah beyanından ve tüm dosya kapsamından; …’a ilişkin beyanda bulunan tanık ile …’a ilişkin beyanda bulunan tanıklar arası önemli farklılık olmadığı, buna göre davacının ortalama 12 saat çalıştığı, Yargıtay’ın yerleşik görüşü ile 2 saat ara dinlenmesi çıkarıldığında 10 saat çalıştığı, haftalık 10×6=60 saat çalışıldığı ve 60-45=15 saat fazla mesai yapıldığı, davacının doğumlara ne sıklıkla gittiği hangi nöbetin denk geldiği gibi olguların tespiti olanaklı olmadığı için değerlendirilmediği, davacıya 2012 yılı 6.8.10.3.4.5., 2011/11.10.8. aylarında fazla mesai ödemesinin barka kanalı ile yapıldığından Yargıtay’ın yerleşik görüşü ile bu aylara ilişkin hesaplama yapılmadığı, hesaplanan fazla mesai ücreti alacağından takdiren %50 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak davacının 19.194,65 TL. fazla mesai ücretine müstahak olduğu, davacının hafta tatillerini hafta içi yahut da hafta sonu olarak kullandığı bu itibarla davacının hafta tatili alacağının bulunmadığı, dosya kapsamında yer alan tanık beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde milli bayramlarda çalışıldığı, dini bayramlarda ise ortalama iki gün çalışıldığı, yani ramazan ve kurban bayramına göre bir veya iki gün çalışılmadığı, 2012 yılının 4. ve 5 aylarında genel tatil ücreti ödemesinin banka kanalı ile yapıldığından Yargıtay’ın yerleşik görüşü ile bu aylara ilişkin hesaplama yapılmadığı, davacının bu talebinin ıslahen kabulüne karar verilerek hüküm kurulmuştur.
D) Temyiz:
Kararı davacı ve davalılar temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacı vekilinin tüm,davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.

1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür
Somut uyuşmazlıkta davacı 30.10.2014 tarihinde ıslah harcını yatırarak davasını ıslah etmiş ve davalı 10.11.2014 tarihinde süresi içinde ıslaha karşı zamanaşımı def’inde bulunmuş olup, mahkemece davalının zamanaşımı def’inin değerlendirilmemesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 17.10.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.