YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4521
KARAR NO : 2019/15148
KARAR TARİHİ : 09.07.2019
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi davacı avukatının duruşma talep etmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09/07/2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Avukat … geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin davalıya ait hastanede 28.07.2007-09.07.2008 tarihleri arasında çalıştığını, müvekkilinin aynı zamanda davalı şirketin %3 oranında hissesine sahip olduğunu, müvekkilinin alacaklarının hesap edilerek ödenmeyen 2008 Ocak – 2008 Haziran döneminden kaynaklanan maaş ve hak ediş tutarlarının yalnızca bir kısmına karşılık olmak üzere Osmaniye 2. İcra Müdürlüğü’nün 2008/2807 esas sayılı dosyasından icra takibi açıldığını, bu icra takip dosyasının halen derdest olduğunu, iş akdinin müvekkilince feshedildiğini ileri sürerek; prim, maaş ve hak ediş alacakları ile cezai şart ve bakiye alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davacının davalı hastanede Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yaptığını aynı zamanda hastanenin hissedarı da olduğunu, yazdığı bir dilekçe ile istifa ettiğini ve hak edişlerinin kendisine ödenmesini istediğini, davacının iş akdini feshederken hiçbir neden göstermediğini, Osmaniye 2. İcra Müdürlüğünün 2008/2807 esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine bu dava dosyasındaki aynı talepler ile ilgili 151.914,35 TL bedelli takip başlattığını, bu takibe itiraz ettiklerini, davacı tarafından Osmaniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/346 esas sayılı dosyası ile itirazın iptali davası açıldığını ancak bu davanın görevsizlik nedeniyle reddine karar verildiğini, görevsizlik kararının temyiz edildiğini, davacının halen derdest olan bir davaya rağmen bu davayı açtığını, tarafları ve konusu aynı olan bu iki dava ve davacının açtığı takibe tahsilde tekerrür olmamak şartı ile düşmemiş olması sebepleriyle derdestlik itirazında bulunma ve hukuki yarar yokluğundan davanın reddini talep etme zorunluluğunun doğduğunu, davacının davasının kötüniyetli ve haksız olduğunu, davacının hak edişlerinin zamanında kendisine ödendiğini, ödemeleri aldığına dair imzasını herhangi bir şerh düşmeden attığını savunarak; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C) Yargılama Süreci ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davacı vekilinin aynı zamanda davalı vekili olarak vekaletnamesinin de bulunduğu gerekçesi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiş ve Dairemizin 06.06.2011 tarih, 2009/14546 Esas-2011/16580 Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur.
Bozma ilamında özetle; HUMK’nun 61. maddesi uyarınca davacı asile bir defaya mahsus durumu bildirir davetiye gönderilmesi ve sonucuna göre bir değerlendirmede bulunulması gerekirken,yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Karar süresinde taraflarca temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Taraflar arasında bozmadan sonra ıslah yapılıp yapılamayacağı ihtilaflıdır.
Mahkemenin ilk kararı davacının temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sırasında davacı vekili 30.07.2018 harçlandırma tarihli dilekçesi ile davasını ıslah etmiştir.
Bozmadan sonra ıslah yapılıp, yapılamayacağı hususunda Yargıtay Hukuk Daireleri arasındaki içtihat uyuşmazlığının giderilmesi amacı ile içtihatların birleştirilmesi gündeme gelmiş, konu Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunda değerlendirilmiş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu’nun 06/05/2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararı ile “Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04/02/1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın değiştirilmesine gerek olmadığına” karar verilmiştir.
Yargıtay Kanunu’nun 45/5. maddesi “İçtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, Dairelerine ve Adliye Mahkemelerini bağlayacağı “hükmünü içermektedir.
Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece bozma kararından sonra yapılan ıslaha değer verilerek karar verilmesi 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı YİBK karşısında isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
3-Taraflar arasında ücretin miktarı diğer bir uyuşmazlık konusudur.
Mahkemece davacının 12.000 TL ücret + prim esası ile çalıştığı, öte yandan; taraflar arasında bağıtlanan iş sözleşmesinin 6. maddesine göre primin 12.000 TL’nin altında kalması halinde işverence 12.000 TL’ye tamamlanması gerektiği, bu durumda davacının aylık ücretinin prim dahil 24.000 TL olduğu kabulüne göre davacının talep ettiği ücret ve prim alacağı hesaplanmıştır.
Ne var ki; mahkemenin bu kabulü dosya içeriğine uymadığı gibi iş sözleşmesinin 6.maddesinede aykırıdır.
Şöyle ki, iş sözleşmesinin 6. maddesinde davacının ücretinin 12.000 TL olduğu, davacıya ödenecek prim miktarının 12.000 TL ‘nin altında kalması halinde davacının 12.000 TL garanti ücret alacağı, davacının aylık prim miktarının 12.000 TL’nin üzerinde olması halinde ise davacının o ayki ücretinin toplam prim miktarı olduğu belirtilmiştir. Prim miktarının 12.000 TL’nin altında kalması halinde bu miktara tamamlanmasına ilişkin düzenleme ile prim miktarının bu miktarı geçmesi halinde aylık ücretin toplam prim miktarı olduğuna ilişkin düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, davacının prim miktarı 12.000 TL’nı geçsin geçmesin 12.000 TL garanti ücret alacağının kararlaştırıldığı, ancak prim miktarının 12.000 TL’nı aşması örneğin bir ayda 15.000 TL olması halinde o ayki ücretin 15.000 TL olacağının kararlaştırıldığı sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan nedenler ile mahkemece aylık ücret ve prim miktarının toplam 24.000 TL olduğunun kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
4-Taraflar arasında davalı tarafından yapılan ödemelerin dikkate alınıp alınmadığı ve aylık prim miktarının hangi belgeye göre belirlenmesi gerektiği konusunda da uyuşmazlık bulunmaktadır.
Öncelikle; Mahkemece davacının icra takibine konu ettiği 151.914,34 TL bu davanın konusu olmadığından bu miktarın hesaplanan alacak tutarından mahsubunda isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki; davacı, icra takibi ile 2008 yılına ait Ocak ve Haziran ayları dahil bu aylar arası ücret ve prim alacaklarını işverence düzenlendiğini iddia ettiği 22.07.2008 tarihli belgeye dayanarak talep etmiş olup iş bu dava ile de icra takibindeki miktarın eksik talep edildiğini ileri sürerek fark miktarları istemiştir. Bu kez işverence 10.09.2014 tarihinde davacının hak ettiği aylık prim miktarlarını gösterir bir belge sunulmuştur. Bu iki belge arasında prim miktarı yönünden farklılık bulunduğundan mahkemece işyeri kayıtları üzerinde konusunda uzman bilirkişilerce inceleme yaptırılarak iş sözleşmesinin 6. maddesinde belirlenen prim ödeme esasları doğrultusunda talep konusu tüm dönem için aylık prim miktarları belirlenerek 12.000 TL’nin üzerinde prime hak kazanılan aylar olup olmadığı tespit edilmeli, buna göre alacak hesaplanmalıdır.
Ayrıca, dosya içerisinde davacının imzası bulunan bazı ödeme belgeleri ve mahkemenin gerekçeli kararında da ifade ettiği Akbank aracılığı ile yapılan ücret ödemeleri bulunmaktadır. İşyerinde A4 kağıtlara imza alınarak doktorlara ödeme yapıldığı, davacının çalıştığı birimde iki doktor bulunduğı ve bu iki doktorun da imzası bulunan belgelerde yazılı miktarın yarısının davacıya yarısının ise diğer doktora ödendiği, sadece davacının imzası bulunan belgelerde yazılı tutarların ise tamamının davacıya ödendiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle dosya içerisinde bulunan Şubat ayı dahil ödemelerin belirtilen esasa göre hesaplanan alacak miktarından mahsubu gerekmektedir. Ayrıca banka aracılığı ile davacıya dosyada bulunan ödeme makbuzları ile ödenen miktarlar dışında bir ödeme yapılıp yapılmadığı da irdelenerek sonucuna göre mahsuplarının gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir.
Eksik inceleme ve değerlendirme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi de hatalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 2.037.00 TL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09/07/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.