Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2020/6856 E. 2020/13575 K. 27.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/6856
KARAR NO : 2020/13575
KARAR TARİHİ : 27.10.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette mimar mühendisi olarak 20.05.1992-08.02.2013 tarihleri arasında çalıştığını, davacının çalıştığı süre boyunca ağır iş ve mesai koşulları altında çalıştırıldığını, yıllık izin verilmediğini, cumartesi ve pazar günleri de çalıştırıldığını ileri sürerek, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti ve hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının istifası üzerine iş akdinin 12.08.2011 tarihinde sonlandırıldığını, davacının istifa suretiyle ayrıldığından hak etmemiş olmasına rağmen kıdem tazminatının kendisine ödendiğini, davacının kıdeme esas hizmet süresinin 19 yıl 6 ay 11 gün olduğunu, davacıya kıdem tazminatı olarak brüt 53.354,55 TL, net 53.002,41 TL ödendiğini, bu nedenle ibraname ve feragatname imzalayan davacının talep ettiği alacaklarının dayanaksız olduğunu ve varsa bile zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacının temyiz başvurusu üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2018 tarihli 2015/25541 esas 2018/3918 karar sayılı ilamı ile yazılı gerekçeyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı, taraf vekilleri süresinde temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Taraflar arasında, fazla mesai alacağı ile hafta tatili alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7’nci maddesinde, İş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447’nci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319’uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def’i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def’i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def’inde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı def’i ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı def’i davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def’ine davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı def’i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def’inin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı def’ine davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı def’i dikkate alınmaz.
Zamanaşımı def’inin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut uyuşmazlıkta, davalı yasal süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmuş olup, dava tarihi olan 26.11.2013 tarihinden geriye beş yıl gidildiğinde 26.11.2008 tarihinden öncesi fazla mesai ve hafta tatili alacaklarının zamanaşımına uğradığının anlaşılmaktadır. Şu halde, mahkemece yapılacak iş, davalı vekilinin davaya karşı yaptığı zamanaşımı def’i değerlendirilerek dava konusu işçilik alacaklarını hesaplatıp, sonucuna ve tüm dosya kapsamına göre bir karar vermektir. Davaya karşı zamanaşımı def’i değerlendirilmeden eksik inceleme ile hüküm tesisi hatalı olup bozma sebebidir.
3-Taraflar arasındaki bir diğer uyuşmazlık konusu da, fazla mesai ücretinin hesaplanma şekline ilişkindir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının ocak, şubat, mart ayları dışında haftanın 7 günü 07:00-18:00 saatleri arasında günde 11 saat çalıştığı, 1 saat ara dinlenmesi düşüldüğünde ve hafta sonu çalışması da gözetildiğinde, haftalık 62,5 saat çalışarak 17,5 saat fazla mesai yaptığı kabul edilip, Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği’nin 5. maddesine atıf yapılarak 17,5 saatlik çalışma süresi 18 saate tahmil edilerek hesaplama yapıldığı belirtilmiştir. Ancak, ilgili Yönetmeliğin “Fazla Çalışmada Sınır” başlığını taşıyan 5. maddesinin 2. fıkrasında “Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma sürelerinin hesabında yarım saatten az olan süreler yarım saat, yarım saati aşan süreler ise bir saat sayılır” düzenlemesine yer verilmiş olup, bu düzenlemenin dava konusu olayda olduğu gibi yarım saati aşmayan çalışma süresi için uygulanması madde lafzına uygun olmayıp isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş, farklı bir bilirkişiden denetime elverişli net tespitler içeren yeni bir rapor aldırılması ve tüm delillerle birlikte yeniden değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesidir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden hatalı bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna uygun olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 27/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.