Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2021/12365 E. 2022/138 K. 12.01.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/12365
KARAR NO : 2022/138
KARAR TARİHİ : 12.01.2022

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Davacı, fazla çalışma ile kısa çalışma primi alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davalı vekili süresi içinde temyiz yoluna başvurmuştur.
Dairemizin 17.05.2021 tarihli ve 2021/4797 esas, 2021/9034 karar sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, davacı vekili kararın maddi hataya dayandığı gerekçesiyle ortadan kaldırılması isteğinde bulunmuştur.
Maddi hatanın giderilmesi isteğini içeren dilekçe ve ekleri incelendi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 esas, 1988/89 karar sayılı kararında belirtildiği üzere, Yargıtayca temyiz incelemesinin yapıldığı sırada dosyada bulunan bir belgenin gözden kaçırılması, maddi hata sebebi olarak açıklanmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 esas, 1959/5 karar sayılı kararı ile 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 esas, 1960/9 karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara Mahkemece uyulmasına karar verilmesi halinde dahi usuli kazanılmış hak oluşmaz ve Yargıtayın hatalı bozma kararından dönülmesi mümkündür.
Somut uyuşmazlık bakımından, Dairemiz bozma kararında davaya ve ıslaha karşı zamanaşımı def’inin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş, ancak arabuluculuk süreci boyunca ve sulh için başvuru tarihinden itibaren zamanaşımı sürelerinin durduğu hususu temyiz incelemesi sırasında gözden kaçırılmıştır. Belirtilen sebeple, Dairemizin 17.05.2021 tarihli ve 2021/4797 esas, 2021/9034 karar sayılı kararının zamanaşımının sürelerinin tespiti yönünden maddi hataya dayanması sebebiyle ortadan kaldırılmasına karar verildi.
Hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı … Bakanlığına bağlı … Tersanesi Komutanlığı 06 Merkezi Takım Bakım Onarım Atölyesinde çalıştığını, çalışma ortamının gürültü düzeyinin 85 db(A) üzerinde olduğunu, 2010 ile 2017 yılları arasında çeşitli defalar yapılan gürültü ölçümleri ile tespit edilmesine rağmen Sağlık Kuralları Bakımından Günde Ancak Yedi Buçuk Saat veya Daha Az Çalışılması Gereken İşler Hakkında Yönetmelik hükümleri kapsamında çalıştırılmadığını ve kendisine %14 kısa çalışma primi ödenmediğini, davacının çalışma süresinin günde 8,5 saat olduğunu, günlük ara dinlenmeleri düşüldüğünde yarım saat fazla mesai yapmasına karşın Toplu İş Sözleşmeleri hükümlerine göre fazla çalışmalarının %80 zamlı saat ücreti ile ödenmesi gerekmesine karşın bu ödemenin de yapılmadığını iddia ederek; Sağlık Kuralları Bakımından Günde Azami Yedi Buçuk Saat veya Daha Az Çalışılması Gereken İşler Hakkında Yönetmelik hükümleri kapsamında çalıştırılması gerektiğinin tespiti ile 14.10.2013-29.12.2015 tarihleri arası dönem için Toplu İş Sözleşmelerinden kaynaklı kısa çalışma primi ile fazla çalışma ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, zamanaşımı def’inde bulunduklarını, 06.01.2016 tarihinde Komutanlıklarına iletilen gürültü ölçüm sonuçlarına göre gürültü değeri 85 db(A) üzerinde çalışan işçilerin 7,5 saat kapsamına geçirildiğini ve hak edişlerin ödendiğini, davacının ise bu kapsamda olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, toplanan kanıtlara ve aldırılan bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının haftada 5 gün, günde 8,5 saat çalıştığı ve 30 dakikalık ara dinlenme düşülmek kaydıyla günde yarım saat fazla çalışma yaptığı, ayrıca Günde Azami Yedi Buçuk Saat veya Daha Az Çalışılması Gereken İşler Hakkında Yönetmelik kapsamında sayılan işlerde çalıştığı anlaşıldığından kısa çalışma primine de hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu :
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı … vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının değişik yıllarda yapılan gürültü ölçümlerinde gürültü düzeyi en yüksek maruziyet etkin değerini (8h=85 dB(A)) aşan gürültüye maruz kaldığı, davacının gürültü ortamında çalışmasından hareketle günde 7,5 saati aşmayacak şekilde çalışması gerektiği, gürültü kaynağı engellenemiyorsa gürültü bariyerleri gibi toplu kontrol önlemleri alınarak gürültünün yayılmasının önlenmesi kadar çalışanların maruziyet süresinin azaltılması da çalışanların korunmasında önemli olması sebebiyle bu önlemlerin alınmamış olması itibariyle davacının 7,5 saati aşan çalışmaları nedeniyle kısa çalışma primi alacağı ve fazla çalışma ücreti alacağını hak ettiği, davacıya ödenen verimliliği teşvik priminin hesaplanan fazla mesai ücreti alacağından mahsup edilmiş olduğu, ıslahın da zamanaşımı def’i dikkate alınarak yapıldığı ve İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu :
Kararı, davalı … vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, taraflar arasındaki sözleşmeye, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki betlerin dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25 ve 26. maddeleri uyarınca hakim, dava veya cevap dilekçesinde bildirilen vakıalarla bağlı olup, tarafların bildirmediği vakıaları kendiliğinden inceleyemez ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Tarafların talep sonuçları ile bağlıdır, ondan fazlasına veya başka şeye karar veremez.
Somut uyuşmazlıkta, davacı vekili dava dilekçesinde 14.10.2013-29.12.2015 tarihleri arası dönem bakımından fazla çalışma ücreti ve kısa çalışma primi alacağı talebinde bulunmuş olmasına karşın, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplamaların 22.02.2016 tarihine dek yapılmış olması taleple bağlılık kuralına aykırı olup, karar bu yönüyle hatalıdır.
3-Taraflar arasında, davacının alacak taleplerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesilir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def’i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 371/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def’inde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin(KHK) 9/1. maddesi “İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesi esastır. İdareler, kendi aleyhlerine dava açılacağını veya icra takibine başlanılacağını öğrenmeleri durumunda da karşı tarafı sulhe davet edebilirler. Sulhe davet, uyuşmazlığın tarafı olan gerçek veya tüzel kişilerce de yapılabilir. İlgili mevzuatında daha uzun bir süre öngörülmediği takdirde, sulhe davette karşı tarafa, ifa, itiraz veya sulh teklifinde bulunmak üzere otuz güne kadar süre verilir.” hükmünü içermektedir. Aynı maddenin 5. fıkrasına göre sulh başvurularının altmış gün içinde sonuçlandırılması zorunludur ve sulh başvurusu altmış gün içinde sonuçlandırılmamışsa istek reddedilmiş sayılır. 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 10/5. maddesinde ise tarafların sulhe davet yazısının diğer tarafa tebliği ile uyuşmazlık konusu hak ve alacağın tabi olduğu kanuni sürelerin duracağı, sulhün sağlanamaması halinde bu hususun tutanağa bağlanacağı ve tutanak tarihinden itibaren uyuşmazlığın niteliğine göre kanuni sürelerin yeniden işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 773. maddesi gereğince de arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.
Dosya içeriğine göre; dava 06.09.2019 tarihinde açılmış, dava dilekçesi davalı tarafa 23.09.2019 tarihinde tebliğ edilmiş ve davalı tarafça iki haftalık yasal süresi içinde olmak üzere 07.10.2019 tarihli cevap dilekçesinde davaya karşı zamanaşımı def’inde bulunulmuştur. Bilirkişi raporunun sunulması üzerine 09.07.2020 tarihinde gerçekleştirilen ıslah işlemine yönelik olarak ise 14.07.2020 tarihinde davalı vekili tarafından ıslaha karşı zamanaşımı def’i ileri sürülmüştür. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davaya karşı zamanaşımı defi dikkate alınırken hesaplamanın 15.05.2014 tarihinden başlatıldığı görülmektedir. Her ne kadar davacı vekilince dava dilekçesinde arabuluculukta geçen sürede ve 659 sayılıKanun Hükmünde Kararname hükümleri gereğince sulhe davet üzerine geçen 60 günlük sürede zamanaşımının durduğu belirtilmiş ise de dosya içeriğinde, davalı İdareye yapılan sulhe davet yazısının hangi tarihte tebliğ edildiğine ve tebliğden itibaren 60 günlük sürede herhangi bir cevap verilip verilmediğine dair bilgiye rastlanmamıştır. Belirtilen sebeple, öncelikle davalı İdareye yapılan sulhe davet yazısının hangi tarihte tebliğ edildiği ve tebliğden itibaren 60 günlük sürede herhangi bir cevap verilip verilmediği tespit edilmeli ve gelen cevap ve belgelere göre gerek 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye gereğince ve gerekse arabuluculukta geçen sürelerde zamanaşımının hangi tarihlerde durduğu ve hangi tarihlerde yeniden işlemeye başladığı hususları açıklığa kavuşturulmalıdır. Zamanaşımı durma süreleri belirlendikten sonra; davaya ve ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı defileri dikkate alınarak ve talep edilen dönemle sınırlı olacak ve zamanaşımının durduğu süreler de hesaplamaya dahil edilecek şekilde davacının alacakları, gerektiğinde bilirkişiden denetime elverişli ek rapor alınarak yeniden hesaplanmalıdır. Eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
4-Davalı işyerinde uyuşmazlık konusu dönemi kapsayan 24. ve 25. dönem Toplu İş Sözleşmelerinin 25. maddesinde, işyerlerinde normal çalışma süresinin ‘Sağlık Kuralları Bakımından Günde Azami 7,5 Saat veya Daha Az Çalışılması Gereken İşler Hakkında Yönetmelik’ kapsamı dışındaki işler için günde 8,5 saat, haftada 5 gün ve 42,5 saat olduğu, işçilere bu çalışmalar karşılığında 45 saat üzerinden ücret ödendiği, Yönetmelik kapsamındaki işçiler bakımından ise; günlük çalışma süresinin anılan Yönetmelik’te belirtilen azami süre kadar olduğu, bu kapsamdaki işçilerin de haftada 5 gün çalıştırıldıkları ve bu şekilde haftalık 37,5 saat çalışmalarının karşılığında 45 saat üzerinden ücret ödendiği düzenlenmiştir.
Toplu İş Sözleşmesinin 52. maddesinin (c) bendinde, ‘Sağlık Kuralları Bakımından Günde Azami 7,5 Saat veya Daha Az Çalışılması Gereken İşler Hakkında Yönetmelik’ kapsamında istihdam edilen işçilerin fiili çalışma sürelerine %14 kısa çalışma primi; aynı maddenin (ç) bendinde işçilerin çalıştıkları normal mesai günleri için işbaşında kaldıkları saat başına saat ücretlerinin %15’i oranında verimliliği teşvik primi ödeneceği hükmü getirilmiş, maddenin devamındaki ğ-(4) bendinde ise; “bu maddede sayılan primler fazla sürelerle çalışma ve fazla çalışma süreleri için ödenemez” denilmek suretiyle tüm primler bu kapsama alınmıştır.
İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda; ‘Sağlık Kuralları Bakımından Günde Azami 7,5 Saat veya Daha Az Çalışılması Gereken İşler Hakkında Yönetmelik’ kapsamında bulunduğu belirlenen davacı işçinin fazla çalışma ücret alacağının, Toplu İş Sözleşmesinin 52. maddesinde yer alan primlerin fazla çalışma süreleri için ödenemeyeceği yönündeki düzenleme dikkate alınarak, bu çalışması sebebiyle ödenen verimliliği teşvik primi mahsup edilmek suretiyle hesaplaması isabetlidir. Ne var ki davacının bordrolarda görünen fiili çalışma süresine göre belirlendiği anlaşılan %14 kısa çalışma primi alacağının günlük 7,5 saati aşan fazla çalışma süresine isabet eden kısmının da fazla çalışma ücret alacağından mahsup edilmesi gerektiği gözetilmeksizin hesaplama yapılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
5-İlk Derece Mahkemesince hüküm altına alınan kısa çalışma primi alacağı bakımından bilirkişi raporunda belirtilen temerrüt tarihlerinden itibaren faize hükmedilmiş ise de; kısa çalışma primi yönünden Toplu İş Sözleşmesinde bir ödeme günü belirlenmiş olmadığından, cevap dilekçesinde davalı vekili tarafından da kabul edildiği üzere, davacının 29.05.2019 tarihinde davalı işverene ödeme hususunda başvuruda bulunduğu anlaşılmakla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117. maddesi uyarınca bu alacak kalemine temerrüt tarihi olan 29.05.2019 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekir. Bu husus göz önünde bulundurulmadan yazılı şekilde karar verilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.01.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.