Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2021/4084 E. 2021/8803 K. 29.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4084
KARAR NO : 2021/8803
KARAR TARİHİ : 29.04.2021

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : … 8. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : TESPİT
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 45. İş Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili sendika ile davalılardan … Yemekçilik Tic. A.Ş. arasında 15.06.2017 başlangıç tarihli ve 31.12.2018 tarihine kadar yürürlük süreli Yüksek Hakem Kurulunca yapılmış bir toplu iş sözleşmesi mevcut olduğunu, toplu iş sözleşmesi uyarınca, Gülhane Eğitim ve Araştırma hastanesinin yemek işini ihale yolu ile almış olan … Yemekçilik A.Ş.’de çalışan sendikalı işçilere toplu iş sözleşmesi alacak farklarının ödenmediğini, işçilerden kesilip gönderilmesi gereken sendika alacağının da gönderilmediğini, böylece taraflar arasındaki toplu iş sözleşmesinin davalılarca ortadan kaldırıldığını, SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin müvekkili sendikaya gönderdiği 28.05.2018 tarihli yazıda, … Yemekçilik A.Ş.’ nin kendi bünyelerinde ihale yolu ile almış olduğu yemek hizmeti alım işinin personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım işi olmadığı gerekçesi ile toplu iş sözleşmesinden yararlanılamayacağının bildirildiğini, bu sebeple davalıların toplu iş sözleşmesi alacaklarından sorumlu olmadıklarını iddia ettiklerini, … Yemekçilik A.Ş.’nin de toplu iş sözleşmesi gereği ödenmesi gereken alacakları hem işçilere hem de müvekkili sendikaya ödemekten imtina ettiğini, davalıların bu iddia ve yaklaşımları ile bir yargı kararı niteliğinde olan Yüksek Hakem Kurulu Heyetince bağıtlanmış olan toplu iş sözleşmesinin hukuka aykırı bir şekilde ortadan kaldırılmaya çalışıldığını, ayrıca …’nın doğacak fiyat farkını davalı şirkete ödeyeceğini taahhüt etmesine rağmen, Maliye Bakanlığından alınan bir görüş yazısında; personel çalıştırılmasına dayalı olmayan bir iş için toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan fiyat farkının ödenmesinin mümkün olmadığı belirtildiği için işçilere yapılması gereken ödemelerin yapılmadığının anlaşıldığını, bu gerekçenin mevcut toplu iş sözleşmesi ile bir alakasının bulunmadığını, 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 35. maddesinde “…Toplu İş Sözleşmesinin süresinden önce sona erdirilemeyeceği”nin açıkça belirtildiğini, hal böyle iken, sonradan fiyat farkı ile ilgili sorunu ilgili Bakanlık ile gerekirse dava yoluyla çözmek yerine toplu iş sözleşmesine uygun olarak yapılması gereken ödemelerin yapılmamasının haksız ve iyi niyetten yoksun olduğunu ileri sürerek 15.06.2017 – 31.12.2018 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalılar, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın kabulü ile “davalı bakanlığa bağlı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yemek hizmeti alım işine dair sözleşme kapsamında Yüksek Hakem Kurulunun 01.02.2018 tarih 2017/2937 Esas 2018/221 Karar sayılı kararı ile belirlenen uyuşmazlık konusu maddelere ilişkin hükümler geçerli olmak üzere; … Yemekçilik Ticaret AŞ ile … Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi arasında yapılan 21 aylık yemek hizmeti alımı işine dair işveren sendikası TÜHİS ve işçi sendikası OLEYİS arasında yapılan 15.06.2017- 31.12.2018 tarihleri arası yürürlükte olan TİS’in geçerli olduğunun TESPİTİNE” karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davalı … vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı davalı … vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
Gerekçe:
Medeni Usul Hukukunda davacının mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir dava açılabilmesi için, bu davayı açmakta veya hukuki korunma istemekte haklı bir yararının bulunması gerekir. Öte yandan, bu hukuksal yararın, “hukuki ve meşru”, “doğrudan ve kişisel”, “doğmuş ve güncel” olması gerekir (Hanağası, E.: Davada Menfaat, … 2009, s.135).
Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönem içinde öğreti ve yargısal kararlar, dava açarken hukuki yararın bulunması gereğini, “dava şartı” olarak kabul etmiştir. Bu şart dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan “olumlu dava şartları” arasında sayılmaktadır.
01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır.
Bir davada, hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.
Dava açmaktaki hukuki yarar için, hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca, açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin, hakkına ulaşmak için, mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez H., Atalay, O./Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, … 2011, s.297).
Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesinde yarar vardır. Bilindiği üzere, mahkemeden istedikleri hukuki korunmaya göre davalar, eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır.
Eda davalarında; bir şeyin yapılması, bir şeyin verilmesi veya bir şey yapılmaması istenmekte iken; inşai (yenilik doğuran) davalar ile de, var olan bir hukuki durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılması istenir. İnşai (yenilik doğurucu) davanın kabulü ile yeni bir hukuki durum yaratılır ve hukuksal sonuç genellikle bir yargı kararı ile doğar.
Tespit davasında, sadece tespit hükmü verilebilir. Tespit davasında verilen karar ile hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu kesin olarak tespit edilir, Diğer bir anlatım ile davalının varlığını inkar ettiği ilişkinin var olduğu veya yokluğunu inkar ettiği hukuki ilişkinin yok olduğu hükme bağlanır.
Bir tespit davasının kabule şayan olabilmesi için, bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 106 ncı maddesinin ikinci fıkrasında “Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır” düzenlemesi ile ifade edilmiştir.
Tespit davasında davacı, kendisi için söz konusu olan tehlikeli veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın, ancak tespit davası ile giderilebileceğini kanıtlamalıdır. İşte davacının hukuki ilişkinin derhal tespitinde menfaatinin (hukuki yararının) varlığı için öncelikle davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (halihazır) ve ciddi bir tehditle karşı karşıya olması gerekir.
Bu bağlamda ifade etmek gerekir ki, yerleşik Yargıtay uygulamasına göre eda davası açma olanağı varken tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır.
Somut uyuşmazlıkta davacı sendika ile davalı …Ş. arasında YHK’nın 01/02/2018 tarih ve 2017/2937-2018/221 sayılı kararı ile 15/06/2017-31/12/2018 yürürlük tarihli toplu iş sözleşmesi oluşturulmuş, davacı sendika tarafından da fiilen uygulanmadığı ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacakların ödenmediği iddiasıyla toplu iş sözleşmesinin geçerli olduğunun tespiti talep edilmiştir.
Belirtmek gerekir ki, toplu iş sözleşmesinden yararlanma şartları mevcut ise bu alacaklarının ödenmemesi durumunda toplu iş sözleşmesinin kapsamında yer alan işçiler her zaman eda davası açma olanağına sahiptir. Aynı şekilde şartları mevcut ise aidat alacaklarının ödenmemesi durumunda da sendika tarafından her zaman eda davası açma olanağı mevcuttur.
Esasen açılacak eda davası sonucunda verilecek karar ile de ödenmeyen bir alacak bulunup bulunmadığı ve varsa ödenmeyen alacaklardan kimlerin sorumlu olduğu hususları karara bağlanacaktır. Bu itibarla somut olayda eda davası açma imkanının bulunması sebebiyle tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmadığından, 6100 sayılı Kanun’un 114/1-h ve 115/2. maddeleri gereğince, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir.
Anılan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme sonucunda İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde hüküm tesisi ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurularının esastan reddi kararı hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.