Yargıtay Kararı Ceza Genel Kurulu 2011/486 E. – K. 21.12.2005 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2011/486
KARAR NO : –
KARAR TARİHİ : 21.12.2005

İtirazname : 2009/150807
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi : KÖYCEĞİZ Asliye Ceza
Günü : 11.03.2009
Sayısı : 126-44
213 sayılı Yasaya aykırılık suçundan sanık T. P..’nun anılan Yasanın 359/a-2 ve 5237 sayılı TCY’nın 50/1-a maddeleri uyarınca 43.983 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Köyceğiz Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.05.2006 gün ve 306-76 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 04.03.2008 gün ve 12866-3244 sayı ile;
“5271 sayılı CMK’nun 5560 sayılı Yasa ile değişik 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında değişiklik yapan 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması olanaklı hale geldiğinden, 5237 sayılı TCK’nun 7. maddesi gözetilerek, yasal koşullarının oluşup oluşmadığının saptanması ve sonucuna göre uygulama yapma görevinin de yerel mahkemeye ait bulunması zorunluluğu” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Köyceğiz Asliye Ceza Mahkemesince 11.03.2009 gün ve 126-44 sayı ile sanığın 213 sayılı Yasanın 359/a-2, 5237 sayılı TCY’nın 62, 50/1-a ve 52/2. maddeleri uyarınca 6.000 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Bu hükmünde katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 06.09.2011 gün ve 9760-19603 sayı ile;
“08.03.2006 tarihli celsede şikayetçi kurum vekilinin katılma talebine karşı, hazır bulunan sanıktan diyecekleri sorulmadan, katılma kararı verilmek suretiyle 5271 sayılı CMK’nun 238/3. maddesine aykırı davranılması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 21.11.2011 gün ve 150807 sayı ile;
“Katılan Maliye Bakanlığının suçtan zarar gördüğü hususunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Bu nedenle kamu davasına katılmasına karar verilmesi sanığın aleyhine bir durum da yaratmaz, sanığın, katılma kararı verildikten sonra buna ilişkin bir itiraz ileri sürmemiş olması nedeniyle, zımni olarak katılma kararının uygun olduğunu kabul ettiğini gösterir, şikayetçi kurum vekilinin katılma talebine karşı hazır bulunan sanıktan diyecekleri sorulmadan katılma kararı verilmesi, sanığın duruşmaya gelmediği durumlarda da bu kararın verilecek olması nedeniyle sonuca etkili görülmediğinden ve ayrıca bir hakkın ihlal edilmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından bu hususun bozma nedeni yapılmasının yasaya aykırı olduğu” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve dosyanın esastan incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın 213 sayılı Yasaya aykırılık suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; şikayetçi vekilinin suçtan zarar gören sıfatıyla davaya katılma isteminde bulunması üzerine duruşmada hazır bulunan sanığın görüşü alınmadan şikayetçinin davaya katılmasına karar verilmesinin ve bu hususun temyiz incelemesinde bozma nedeni yapılmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
213 sayılı Vergi Usul Yasasına aykırılık suçundan açılan kamu davasının 08.03.2006 tarihli ilk oturumuna sanık Tahsin Palancıoğlu ve Köyceğiz Vergi Dairesi Müdürlüğünü temsilen hazine vekilinin katıldığı, duruşmada sanık savunmasının alındığı ve hazine vekilinin katılma dilekçesini tekrar ederek davaya katılma isteminde bulunduğu, katılma istemi konusunda Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra sanığın katılma hususunda görüşü alınmadan Köyceğiz Vergi Dairesi Müdürlüğünün davaya katılmasına karar verildiği, sanığın devam eden oturumlara katıldığı,
Mahkemece verilen 24.05.2006 tarihli hükmün sanık tarafından temyiz edildiği, Özel Dairece 5728 sayılı Yasa ile uygulama alanı genişletilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun sanık yönünden değerlendirilmesi için yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verildiği,
Bozma sonrası yapılan duruşmaya katılan sanığın bozmaya karşı savunmasının alındığı, yapılan yargılama sonucunda yerel mahkemece inceleme konusu hükmün verildiği,
Sanığın katıldığı duruşmalarda ve temyiz dilekçesinde katılma kararına yönelik itirazda bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
5271 sayılı CYY’nın “Kamu davasına katılma” başlıklı 237. maddesi,
“(1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.
(2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır” şeklinde olup, aynı Yasanın “Katılma usulü” başlıklı 238. maddesi ise,
(1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur.
(2) Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur.
(3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir.
(4) Sulh ceza mahkemesinde açılmış olan davalarda katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz” hükmü ile katılma isteminin şekli ve istem üzerine yapılacak işlemler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Anılan yasal düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar şikayetçi olduklarını belirterek davaya katılma isteminde bulunabilirler. Ceza Yargılama Yasasının 238/3. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa müdafii dinlendikten sonra mahkemece katılma istemi hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Duruşmada hazır bulunan Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa müdafii dinlenmeden katılma istemi hakkında karar verilmesi CYY’nın 238/3. maddesine aykırılık oluşturacaktır. Ancak, 1412 sayılı CYUY’nın 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 308. maddesinde sayılan hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni sayılabilmesi için esasa etkili olması gerekir. Esasa, yani yerel mahkemece verilen hükme etkisi olmayan nispi hukuka aykırılık halleri ise bozma nedeni oluşturmayacaktır. Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin istikrar kazanmış uygulamaları da bu yöndedir.
Nitekim, 20.05.1957 gün ve 5–13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir hükmün bozulmasını istilzam eylemesi bakımından, sureti mutlaka da kanuna muhalefet kâfi olmayıp kanuna vuku bulan muhalefetin hükmün esasına ve neticesine tesir etmiş veya etmesi mümkün bulunmuş olması icap eylediği, duruşmada hazır bulunan hükümlüye TCK’nın 94. maddesinde yazılı ihtaratın yapılmamasının, esasa ve sonuca etkili olmaması bakımından hükmün bozulmasını gerektiren hallerden olmadığı” sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretide de; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın sonkarara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. bası, s. 529), “Maddi hukuka aykırılıklar daima bozma nedeni olurken, muhakeme hukukuna aykırılıklar kural olarak her zaman bozma nedeni sayılmazlar. Muhakeme hukukuna aykırılıklar verilmiş kararı etkilememişlerse hukuka aykırı olsalar bile bozma nedeni sayılmazlar. Bu kuralın istisnası CMUK’nun 308. maddesindeki mutlak bozma nedenleridir. Verilecek kararı etkilememiş olan muhakeme hukukuna aykırılıklar için son kararın bozulmasına gerek yoktur” (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, s. 200–201), “CMUK’nun 308. maddesinde sayılanlar dışındaki muhakeme hukukuna aykırılıklar mutlak olmayan temyiz sebepleri olarak ifade edilir. Mutlak temyiz nedenleri bulunduğunda hüküm mutlaka bozulacaktır. Mutlak olmayan temyiz nedenlerinin varlığı halinde ise, hükmün bozulabilmesi için söz konusu temyiz sebebinin hükmü etkilemiş olup olmadığına bakılacaktır” (Bahri Öztürk, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. bası, s. 611), “Temyiz sebebi ile bozma sebebi birbirlerinden farklı kavramlardır. Hükme tesiri bulunmayan aykırılıklar bozma sebebi teşkil etmezler” (Feridun Yenisey, Duruşma ve Kanun Yolları, 2. bası, s. 184), “Son kararda var olan hukuka aykırılık, mahkemenin son kararını etkilemiş, hukuki ihlal kararın temellerini oluşturan hukuk normlarının aykırılığından doğmuş ise, bunun bir temyiz nedeni olarak kabul edilmesi ve kararın bozulması gerekir. Aksine son kararda bir hukuku zedeleme olmasına karşılık, bu aykırılık kararı etkilememiş, mahkemenin son kararı bu ihlal olmadığı takdirde de değişmeyecek durumda olursa bir temyiz nedeninden söz edilemez. Nispi temyiz nedenlerinden söz edildiğinde, yargılama hukuku ihlalinin son karara nispeti, yani etkisi araştırılmalıdır” (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 4. bası, s. 443), “Hükmün usulden bozulması için kanunun ihlal edilmiş olması kâfi değildir. Hükmün, kanunun ihlaline de istinat etmiş olması lazımdır. Yani kanun ihlal edilmiş olduğu içindir ki, hüküm bu suretle verilmiştir. Eğer kanun ihlal edilmemiş olsaydı, hüküm verildiği gibi verilmeyecek idi. Diğer bir tabirle, hükmün bozulması için, hüküm ile kanunun ihlali arasında bir rabıtanın mevcut olması icap eder” (Baha Kantar, Ceza Muhakemesi Usulü, 4. bası, s. 365), “Hükmün sonucunun başka türlü olabileceği, yani hükmün değişebileceği kabul edilmeyen durumlarda usule aykırılık, bozma nedeni sayılmamaktadır. Açıkçası, kendisine aykırı davranılan kural, ister mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, ister iddia yahut itiraz üzerine uygulanması gereken bir kural olsun hükmün sonucunu değiştirecek nitelikte olmadıkça bozma sebebi değildir” (Recai Seçkin, Yargıtay Tarihçesi ve İşleyişi, s. 82), “Her hukuka aykırılık, temyiz nedeni, dolayısıyla bozma nedeni sayılmaz. Sadece hükme esas teşkil eden hukuka aykırılıklar temyiz nedeni olarak ileri sürülebilir. Başka bir değişle, bir hukuka aykırılığın temyiz nedeni sayılabilmesi için, hukuka aykırılık ile hüküm arasında sebep sonuç ilişkisi bulunması gerekir. Bu tür hukuka aykırılıklar, bir muhakemede hükmü etkilerken, başka bir muhakemede hükmü etkilemeyebilir. Bu nedenle her somut olayda hukuka aykırılıkların hükmü etkileme ihtimali ayrıca araştırılmalıdır. Şu halde, mutlak temyiz nedenleri dışında kalan ve son karara etkisi olmayan hukuka aykırılıklar temyiz nedeni sayılamazlar” (Nur Centel–Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. bası, s. 707), “Bir hukuka aykırılık halinde hükmün bozulabilmesi için, bu hukuka aykırılığın hükmü etkileyip etkilemediği araştırılır. Hükmü etkilememiş hukuka aykırılıklar dolayısıyla hüküm bozulmaz” (Yener Ünver–Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. bası, s. 864), “Şayet bir hukuka aykırılık hali sanığın lehine bir şekilde hükme etki ediyor veya lehte ya da aleyhte herhangi bir etkide bulunmuyorsa, bu halde ortada bir temyiz sebebinin olduğundan bahsedilemez” (Özbek–Kanbur–Doğan–Bacaksız–Tepe, Ceza Muhake¬mesi Hukuku, Ankara 2011, 2. bası, s. 719) şeklindeki görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün esasına etkili bulunmayan ve hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılmayan aykırılıkların tek başına bozma nedeni sayılmaması gerektiği düşüncesi benimsenmiştir.
Hükmün esasına etkisi bulunmayan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların, temyiz incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden önce bozma nedeni yapılması, Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasının “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklindeki hükmüne ve usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına ve yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen ve yasaların aynı konuda farklı düzenleme getirmesi durumunda bile uygulanması zorunlu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin “herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir” şeklindeki düzenlemesine de aykırılık oluşturacaktır.
Bu durum karşısında, hükmün esasına etkili bulunmayan ve bozmadan sonra kurulacak hükmü de değiştirmeyecek olan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıklar, temyiz incelemesi sırasında hükmün esasının incelenmesine geçilmeden önce bozma nedeni yapılmamalı, ancak hükmün bozulmasını gerektiren başka bir hukuka aykırılığın bulunması durumunda, anılan hukuka aykırılığa da yer verilmek suretiyle hükmün bozulması yoluna gidilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Hazır bulunduğu duruşmada şikayetçi vekilinin davaya katılma istemi üzerine sanığın görüşü alınmadan katılma isteminin kabulüne karar verilmesi 5271 sayılı CYY’nın 238. maddesine aykırılık oluşturmakta ise de; sanığın katılma kararını hazır bulunduğu duruşmada öğrenmesi, katılma kararı verildikten sonra yapılan duruşmalarda hazır bulunmasına rağmen katılma kararı konusunda bir itirazda bulunmaması, hükmü temyiz eden sanığın temyiz dilekçesinde de bu konuya ilişkin bir itirazının olmaması karşısında, nispi nitelikteki bu aykırılığın esasa etkili olduğundan veya savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemeyecektir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve dosyanın esastan inceleme yapılması için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 06.09.2011 gün ve 9760-19603 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi için Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.