YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/456
KARAR NO : 2023/457
KARAR TARİHİ : 20.09.2023
YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 464-179
I. HUKUKİ SÜREÇ
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına ilişkin Kartal (Kapatılan) 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.07.2012 tarihli ve 516-601 sayılı hükmün, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 07.12.2018 tarih ve 6071-1183 sayı ile; “Katılanlar vekilinin temyiz isteminin, itiraz mahiyetinde değerlendirilmesi suretiyle gereği merciince yapılmak üzere dosyanın incelenmeksizin mahkemesine iadesine” karar verilmesi üzerine İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesince 12.03.2014 tarih ve 2014/357 değişik iş sayılı karar ile CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca itirazın kabulü ile açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükmün kaldırılması üzerine İstanbul Anadolu 27. Asliye Ceza Mahkemesince 02.04.2015 tarih ve 464-179 sayı ile; sanığın TCK’nın 85/1, 62, 53/1 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve hak yoksunluğuna ilişkin verilen hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Bu hükme yönelik Adalet Bakanlığının 15.10.2018 tarihli ve 219 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22.10.2018 tarihli ve 84546 sayılı ihbarnamede;
“1- 5237 sayılı Kanun’un 53/1. maddesinin 1. fıkrasına göre, kişinin kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak hak yoksunluğu uygulanacak olması karşısında, taksirle işlemiş olduğu suç dolayısıyla hapis cezasına mahkûm edilen sanık hakkında anılan Kanun’un 53. maddesinde belirtilen haklardan yoksun bırakılmasına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesinde,
2- 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin üçüncü fıkrasında, mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından hak yoksunluklarının uygulanamayacağının belirtilmesine ve taksirle ölüme neden olma suçundan sanık hakkında hükmolunan 1 yıl 8 ay hapis cezasının ertelenmesine karşın, bu açıklamalara aykırı olarak sanığın kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, mahkûm olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesinde,
3- Anayasa Mahkemesi’nin hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı ile TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan ‘ve diğer siyasi hakları kullanmaktan’ ibaresinin iptaline karar verilmiş, ayrıca aynı bentte yer alan ‘seçme ve seçilme’ ehliyetleri ile ilgili olarak da, hükümlünün, hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak bu hak ve ehliyetlerden yoksun bırakılması uygulamasını engelleyici nitelikte iptal kararları verilmiş olması ve doğan boşluk nedeniyle bu hususta yeni bir yasal düzenleme yapılması ihtiyacının ortaya çıkması karşısında, Yerel Mahkeme hükmünde bu hak ve ehliyetlerden yoksun bırakılmasına karar verilmesinde isabet görülmediği” gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 18.02.2019 tarih ve 7529-2170 sayı ile;
“Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.12.2010 tarihli ve 210-259 sayılı kararında da belirtildiği üzere, yasa yararına bozma yöntemi, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesini ve ülke sathında uygulama birliğine ulaşılmasını sağlamak amacıyla, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak Ceza Yargılaması Yasasının 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş olup bu denetimin konusu, maddi ve yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıklardır. Ancak, gerek kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu, gerekse olağanüstü bir denetim yolu olması nedeniyle dar kapsamlıdır; her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir.
Tüm bu nedenlerle; taksirle öldürme suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, anılan Kanun’un 51/1. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine, sanığın 2 yıl denetim altında tutulmasına ve TCK’nın 53. maddesinde tanımlı hak yoksunluklarının uygulanmasına hükmedilmesi, somut yasa yararına bozma isteminin CMK’nın 309 ve 310. maddesinde düzenlenen amaca uygun hukuka aykırılık niteliğinde bulunmaması nedeniyle reddine” karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 14.04.2019 tarih ve 84546 sayı ile; “İstanbul Anadolu 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.04.2015 tarihli ve 464-179 sayılı kararında yapılan kanuna aykırılığın, ülke sathında uygulama birliğine ulaşılmasını sağlamak amacıyla giderilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bunun yanı sıra anılan hukuka aykırılığın giderilmesi için başkaca bir kanun yolu bulunmamakta olup aykırılığın giderilmemesi halinde hükümlünün infaz aşamasında temel hak ve özgürlüklerinden yoksun kalacağı hususunda da bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenlerle TCK’nın 53/1. maddesinin uygulanmasına ilişkin hukuka aykırılığın kanun yararına bozma yoluyla giderilmesinin kurumun amacına uygun olduğu, başka bir ifadeyle kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin kararın isabetli olmadığı” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 24.06.2019 tarih ve 3761-7642 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünde sanık hakkında TCK’nın 53/1. maddesinde belirtilen hak yoksunluğuna hükmedilmesine ilişkin hukuka aykırılığın kanun yararına bozma konusu yapılıp yapılamayacağına ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel Mahkemece taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanığın, TCK’nın 85/1, 62, 53/1 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve hak yoksunluğuna ilişkin verilen 02.04.2015 tarihli ve 464-179 sayılı kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği,
Bu karara yönelik Adalet Bakanlığınca, taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünde sanık hakkında koşulları bulunmadığı hâlde TCK’nın 53. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceği düşüncesiyle kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu,
Özel Dairece, kanun yararına bozma isteminin CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen amaca uygun hukuka aykırılık niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verdiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Açıklamalar
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle kanun yararına bozma kanun yoluna ilişkin açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.
Öğretide olağanüstü temyiz denilen, 5320 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda ise yazılı emir olarak adlandırılan olağanüstü kanun yolu, CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde kanun yararına bozma olarak yeniden düzenlenmiştir.
CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.
Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır.
Uyuşmazlık konusuyla ilgili TCK’nın “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlıklı 53. maddesi ise;
“(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
Yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.” şeklinde iken Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve 140-85 sayılı kararı ile;
1. fıkrada yer alan, “Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;…” bölümü, fıkranın (b) bendinde yer alan “…seçilme ehliyetinden…” ibaresi yönünden,
Yine 1. fıkrada yer alan “…hapis cezasına…” ibaresi, aynı fıkranın (b) bendinde öngörülen “Seçme ve…” ibaresi yönünden,
1. fıkranın (b) bendinde yer alan “…ve diğer siyasi hakları kullanmaktan,…” ibaresi ile 2. fıkrası, 1. fıkranın (b) bendinde yer alan “Seçme ve seçilme ehliyetinden…” ibareleri yönünden,
4. fıkrada yer alan “Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya…” ibaresi, 1. fıkranın (b) bendinde yer alan “…seçilme ehliyetinden…” ibaresi yönünden,
İptal edilmiştir.
Anılan madde hükümlerinden de açıkça anlaşıldığı üzere, hak yoksunluklarının taksirle işlenen suçlarda uygulama yeri bulunmamaktadır. Hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş ancak, aynı maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da, kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır. Yine maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü hakkında 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerinin kullanılmasına ilişkin yasaklama hükmü uygulanamayacak, ayrıca cezası ertelenen hükümlü hakkında 1. fıkranın (e) bendindeki hak yoksunluğunun uygulanmamasına da karar verilebilecek, kısa süreli hapis cezası ertelenenler ile suçu işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında ise 1. fıkradaki hak yoksunluğuna karar verilemeyecektir.
Öte yandan, infaz aşamasında alınabilecek kararları düzenleyen 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama” başlığını taşıyan 98. maddesinin 1. fıkrasındaki; “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.” şeklindeki düzenleme uyarınca, hükmün bünyesine dâhil bir husustaki hukuka aykırılığın infaz aşamasında alınacak bir karar ile düzeltilmesine olanak bulunmadığından bu nitelikteki bir hukuka aykırılık, ancak olağan veya olağanüstü kanun yollarına başvurulmasıyla giderilebilecektir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Yerel Mahkemece taksirle işlenen suçlara ilişkin olarak kanunda hak yoksunluklarının uygulama yeri bulunmadığına dair açık kuralın ihlal edilmesi, hükmün bünyesine dâhil olan bu hukuka aykırılığın 5275 sayılı Kanun’un 98. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkemesinden karar istenmesi yoluyla giderilememesi ve infazda tereddüte yol açacağı muhakkak olan söz konusu hukuka aykırılığın ancak kanun yararına bozma konusu yapılarak giderilmesinin olanaklı olması karşısında, Özel Dairece, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi isabetli değildir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve kanun yararına bozma konusunda bir karar verilmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 18.02.2019 tarihli ve 7529-2170 sayılı kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
3- Kanun yararına bozma konusunda bir karar verilmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.09.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.