YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/607
KARAR NO : 2021/563
KARAR TARİHİ : 16.11.2021
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 15. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanık …’nın, TCK’nın 152/1, 52/2-4 ve 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 2.400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve adli para cezasının taksitlendirilmesine ilişkin … 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.12.2013 tarihli ve 1349-957 sayılı hüküm temyiz edilmeksizin 18.09.2014 tarihinde kesinleşmiştir.
Hükmün infazı aşamasında, … Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine Yerel Mahkemece 16.12.2016 tarih ve 1349-957 sayı ile infazın durdurulmasına ve dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesine karar verilmesinden sonra uzlaşmanın gerçekleşmediğine dair rapora istinaden 06.06.2017 tarih ve 1349-957 sayı ile infazın durdurulmasına dair kararın kaldırılmasına ve hükmün aynen infazına karar verilmiştir.
Sanık …’nın, 13.06.2017 tarihli dilekçesi ile yeniden uzlaştırma işlemlerinin yapılmasına ilişkin talebinin Yerel Mahkemece 06.07.2017 tarih ve 1349-957 sayı ile reddine ilişkin karara yönelik itirazının itiraz mercisi … 10. Ağır Ceza Mahkemesince 20.07.2017 tarih ve 688 değişik … sayı ile reddine karar verilmiştir.
Merci kararına karşı … Bakanlığınca 01.07.2019 tarih ve 2017-Kyb sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 09.07.2019 tarih ve 71293 sayı ile;
“…Dosya kapsamına göre, Mahkemesince dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesini müteakip, uzlaştırmacının müşteki ile sanığın kanuni temsilcilerine ayrı ayrı uzlaştırma teklifinde bulunduğu, müştekinin kanuni temsilcisinin uzlaşmayı edimli olarak kabul ettiği, sanığın vasisinin güncel adresine iadeli taahhütlü olarak uzlaşma davet mektubu gönderildiği, ancak üç gün içerisinde vasinin uzlaştırmacıya ulaşmadığından bahisle uzlaşma teklifini reddetmiş sayıldığı gerekçesiyle uzlaşma sağlanamadığı hususunun bildirildiğinin anlaşılması karşısında, uzlaşma teklifinin kabul edilmesi hususunun şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğu, uzlaşma teklifinin kanuni temsilci tarafından kabulü hâlinde kabul edilen edimin sanığı bir yükümlülük altına sokacağı, bu hâlde uzlaşma teklifinin bizzat sanığa yapılması gerektiği cihetle, somut olayda sanığın uzlaştırma teklif formu gönderileceği sırada nerede olduğunun uzlaştırmacı tarafından bir araştırma yapılmak suretiyle tespit edilerek, sanığın cezaevinde olduğunun anlaşılması hâlinde uzlaşma teklif formunu içeren tebligatın sanığın bulunduğu cezaevi kurumu aracılığıyla bizzat sanığa yapılması gerektiği gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği,” gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulması istenilmiştir.
Dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 16.09.2019 tarih ve 6145-8286 sayı ile;
“…Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 29/1. maddesindeki ‘Uzlaştırmacı, şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur, şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görenin reşit olmaması ya da kısıtlı olması hali ile mağdur veya suçtan zarar görenin ayırt etme gücü bulunmaması durumunda uzlaşma teklifi kanuni temsilcilerine yapılır.’ şeklindeki düzenlemeye göre, somut olayda uzlaştırma bürosu tarafından kendisine vasi atanan sanığın kanunî temsilcisine uzlaşma teklifinde bulunulduğu nazara alındığında uzlaştırma işleminin usulüne uygun yapıldığı,” gerekçesiyle kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.10.2019 tarih ve 71293 sayı ile;
“…Konunun sağlıklı bir biçimde değerlendirilebilmesi için uzlaştırma kurumunun da değerlendirilmesi gerekmektedir. Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif çözüm yöntemidir. Uzlaştırma, bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur. Modern hukuk kurallarının uygulandığı ideal toplumlarda yaşayanlar, belirli bir düzen ve karşılıklı saygı çerçevesinde hareket ederler. Anılan düzen içerisinde suç teşkil eden sapmış bir eylem meydana geldiğinde, bu eylemden zarar gören veya mağdur olan kişi, sapmış eylemi gerçekleştiren kişi ile yüzleşmektedir. Sapmış eylemi gerçekleştiren kişi, hatasını samimi olarak anlamak amacıyla mağdur tarafı saygıyla dinlemekte, hatasını anlayarak sorumluluğu kabullenmekte, bu çerçevede eylem nedeniyle zarar görenlerden özür dileyip, onların zararlarını gidermektedir. İdeal olarak kabul edeceğimiz bu iletişim şekli, mağdurun ve failin katıldığı uzlaştırma sürecinin özünü oluşturmaktadır. Bu nedenle uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat yoluyla yapmalı ve faile uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukuki sonuçları anlatılmalıdır. Bilgilendirilme hakkı, uzlaştırma kurumunun mahiyeti gereği vazgeçilmez olup, bizzat faile yapılmalıdır. Bilgilendirilme hakkının bizzat faile yapılmasının sebebi, uzlaşma hakkının şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olmasının doğal sonucudur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun uzlaştırma kurumunu kabul etmesiyle amaçlanan hukuki yarar, mağdurun zararının giderilmesi olduğu kadar failin yaptığı hukuka aykırı eylem nedeniyle pişmanlık duymasının sağlanması ve toplumsal barışın sağlanmasıdır. Failin uzlaştırma müzakerelerine davet edilmesi de aynı amaca hizmet etmektedir. Bu çerçevede uzlaşma hakkı kişiye sıkı surette bağlı haklardandır. 4721 sayılı Medeni Kanun’un 13. maddesinde, yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkesin ayırt etme gücüne sahip olduğu vurgulandıktan sonra aynı Kanun’un 16. maddesinde, ayırt etme gücüne sahip küçüklerin ve kısıtlıların, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri ancak karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rızanın gerekli olmadığı hükme bağlanmaktadır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar kanunda tek tek sayılmamakla birlikte genel olarak öğretide, kişinin sadece kendisinin kullanabileceği, başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklar olarak açıklanmaktadır. Bu tür haklar insanın kişiliğini yakından ilgilendirdiğinden, bunların kullanılmasına karar verme yetkisi başkasına bırakılmamıştır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılmasının söz konusu olduğu haller, Tebligat Kanunu’nun 11. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan tebligatın ‘kanunlara göre bizzat kendilerine yapılmasına’ ilişkin istisnalardan birisi olarak değerlendirilmelidir.
Somut olayda, uzlaştırma kurumu ile tebligat hukukuna ilişkin kuralların birlikte tartışılması gerekmektedir. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.10.2007 tarihli, 200-219 sayılı kararında açıklandığı üzere, tebligatın hükümlüye yapılmasında yasaya aykırılıktan söz edilemeyeceği, cezaevinde bulunana vasi ya da mümessil tayin edilmesinin ceza yargılamasında vekille temsil edilme hâlinden farklı olup, niteliği itibarıyla daha değişik amaçlara yönelik bulunduğu, usulde kıyasın geçerli oluşu nedeniyle, 7201 sayılı Tebligat Yasası’nın 11. maddesinde sanığa yapılacak tebligatı geçerli sayan normun, yasa yoluna başvurma hakkını kullanma ya da kullanmama gibi ergin kişinin herhangi bir yardıma ihtiyaç duymadan kendiliğinden karara bağlayabileceği konularda hükümlü için de geçerli kabul edilmesi ve salt cezaevinde oluşuna dayanılarak hükümlünün vasi ya da mümessilin temsili ile bağımlı tutulmaması ve onun yardımına muhtaç hâle düşürülmemesi gerekeceği, nitekim bu yöndeki değerlendirme ve kabulün Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.03.2007 tarihli ve 13-54 sayılı kararında da açıkça vurgulanmak sureti ile; ‘Hâlen cezaevinde hükümlü bulunan ve hükümlü bulunduğu suçtan aldığı cezanın miktarına bakıldığında kendisine bir vasi atanması gereken hükümlüye tebligatın, Tebligat Yasası’nın 11. maddesinin 2. fıkrası ile Tebligat Tüzüğü’nün 16. maddesi gereğince vasi (yasal temsilci) aracılığıyla yapılmamış olmasının hükmün kesinleşmesini önleyen bir eksiklik olarak değerlendirilmemesi icap ettiği’ vurgulanmıştır.
Dosya kapsamına göre; sanık … eylemine uyan dolandırıcılık suçundan hapis cezasına mahkûm edilmiş, cezasının kesinleşmesine müteakip farklı suçlardan da hükümlü olması nedeniyle cezası içtima edilerek infaz edilirken, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırmanın kapsamının genişletilmesi nedeniyle anılan dolandırıcılık suçunun infazı durdurulmuş ve dosya uzlaştırma bürosuna gönderilmiş, uzlaştırma bürosu tarafından tayin edilen uzlaştırmacı başka suçtan cezaevinde bulunan hükümlüye tebligat yapılması yerine, kendisine ulaşılamadığından bahisle vasisine, kanunun emrettiği açıklama dahi eklenmeden tebligat yapılmış, üç gün içinde vasinin başvurmaması nedeniyle uzlaşma sağlanamadığı gerekçesiyle uzlaştırma işlemine son verilmiştir.
Uzlaşma teklifi üzerine yapılacak müzakereler sonucunda kabul edilecek edim şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olarak değerlendirilmelidir. Edim konusu, ilgili Yönetmelik’in 33. maddesinde açıklandığı üzere failin mağdur veya suçtan zarar görenden özür dilemesini içerebileceği gibi, topluma faydalı bir birey olmayı sağlayacak bir programa katılımın sağlanması veya bir hayır kurumuna bağış yapılması şeklinde de olabilir. Edim, fail ve katılan arasında yürütülecek müzakere sürecinde değişebileceği gibi, taraflardan herhangi birinin özgür iradesi doğrultusunda edimden vazgeçilmesi de mümkündür. Müzakereler sürecinde kararlaştırılan edimin, mal varlığının eksilmesi sonucunu doğuracak bir işleme ilişkin olmasında dahi yükümlülük yine faile ait olacak, fail mal varlığında oluşan eksikliği samimi olarak kabul edecek ve işlediği suçtan dolayı pişmanlık hissedecektir. Bu nedenle Tebligat Kanunu’nun 11/3. maddesi ve ilgili Yönetmelik’in 19/2. maddesi dikkate alınarak uzlaştırma müzakerelerine katılacak olan hükümlü asile bizzat tebligat yapılmasında kanaatimizce zorunluluk bulunmaktadır. Hükümlü …, bilgilendirilme hakkı kapsamında 5271 sayılı CMK’nın 253/4-5. maddeleri ve ilgili Yönetmelik’in 5/1-8 ve 29/5. maddeleri dikkate alınarak açıklamalı tebligat yapılarak uzlaştırma müzakerelerine davet edilmeli, davete icap edilmemesi hâlinde hukuki neticeleri açıklanmalı ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere, taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması sebebiyle infazın aynen devamına dair ek karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin … 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.07.2017 tarihli ve 688 değişik … sayılı kararının kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin Yüksek 15. Ceza Dairesinin kararının isabetli olmadığı,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 04.11.2019 tarih ve 8998-10652 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; uzlaşma teklifinin kısıtlı olan sanığın yerine kanuni temsilcisine yapılmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, Yerel Mahkeme gerekçeli kararının sanığa usulüne uygun şekilde tebliğ edilip edilmediği ve buna bağlı olarak kesinleşip kesinleşmediği dolayısıyla kanun yararına bozma yoluyla incelenip incelenemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
… Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22.10.2012 tarihli ve 32457-11233 sayılı iddianamede; katılan …’un sanık … ile internet ortamında tanıştığı, sonra yüz yüze görüşmeye başladıkları, sanığın kendisini müteahhit olarak tanıttığı, maddi durumunun iyi olduğunu söyleyip evlenmeyi istediğini belirterek katılanda güven uyandırdığı, katılana icralık ucuz bir araba olduğunu ve aslında 30.000 TL değerindeki bu arabayı kendisinin 16.000 TL’ye alabileceğini söyleyerek katılanın İşbankası … Şubesi’nden 14.500 TL kredi çekmesini sağladığı ancak parayı alıp ortadan kaybolduğu iddiasıyla sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kamu davası açıldığı,
Kolluk tarafından düzenlenen 04.01.2012 tarihli tutanağa göre; 532 … 06 48 numaralı telefonu kullandığı tespit edilen sanık ile yapılan görüşmede sanığın “… Mahallesi (İşçi Bulma Kurumu yanı),.., …/…” adresinde olduğunu, ifade için … iline gelemeyeceğini beyan ettiği,
… Polis Merkezi Amirliğinin 18.04.2012 tarihli ve 1506 sayılı yazısı ekinde bulunan ve kolluk tarafından başka bir olay nedeniyle düzenlenen 26.09.2011 tarihli tutanağa göre; “… Mahallesi, İşkur Sokak, Sabır Apartmanı, No: 6/15, …/…” adresinde sanığın babasının oturduğunun, sanığın 18 yıldır …’a gitmediğinin, kayıtların kontrolünde sanığın 25.06.2011 tarihinde …’de bir olay nedeniyle verdiği ifadesinde adresinin “… Mah. 6017 Cad. No: 29/1 … …” olduğunun belirlendiği,
Soruşturma evresinde ifadesi alınamayan sanık hakkında … (Kapatılan) 18. Sulh Ceza Mahkemesinin 20.07.2012 tarihli ve 358 değişik … sayılı kararı ile yakalama emri düzenlendiği, 22.02.2013 tarihinde …’da yakalanan sanığın yapılan sorgusunda “… Mahallesi, Sabır Apartmanı, No: 15, Kat: 3, …/…” adresinde oturduğunu beyan ettiği,
… 9. Asliye Ceza Mahkemesince 18.12.2013 tarih ve 1349-957 sayı ile; sanık …’nın atılı dolandırıcılık suçunu işlediği kabul edilerek TCK’nın 152/1, 52/2-4 ve 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 2.400 TL adli para cezasına ve taksitlendirmeye karar verildiği,
Yerel Mahkeme kararının katılan … vekili Av. …’ın yüzüne karşı, sanığın ise yokluğunda verildiği, katılan vekilinin temyiz isteminde bulunmadığı,
Yerel Mahkemece gerekçeli kararın sanığa tebliği amacıyla “… Mahallesi, Sabır Apartmanı, No: 15, Kat: 3, …/…” adresine çıkarılan tebligatın sanığın annesi…’nın sözlü olarak muhatabın adres bırakmadan çıktığını ve yeni adresini bilmediğini beyan etmesi üzerine 29.01.2014 tarihinde iade edildiği, bilahare 24.02.2014 tarihli müzekkere ile kolluktan sanığın “… Mahallesi, 6017 Sokak, No: 29/1-5, …, …” ve “1586/1 Sokak, No: 4,…, …” adreslerinden araştırılmasının istenilmesi üzerine kolluk tarafından düzenlenen 05.03.2014 tarihli tutanağa göre “… Mahallesi, 6017 Sokak, No: 29/1-5, …/…” adresinin kapalı olduğu, 532 … 06 48 numaralı telefonu açan sanığın amcası…’nın sanığın uzun sene evvel …’a taşındığını söylediği,
Yerel Mahkemece … Asayiş Şube Müdürlüğü ile … … İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkereye cevaben kolluk tarafından düzenlenen 24.06.2014 tarihli tutanağa göre; evraktaki 5 adrese bakıldığı, sanığın babasının “… Mahallesi, Sabır Apartmanı, No: 6, Daire: 15, …/…” adresinde yaşadığı, oğlunun 20 yıldır …’da olmadığını söylediği,
Yerel Mahkemece sanığın UYAP Bilişim Sisteminde yurtiçi ikamet adresi olarak görünen “… Mahallesi, 145 Sokak, Gol Sitesi, No: 4/5, Muratpaşa/…” adresine çıkarılan tebligatın “Mahalle tevziatında gösterilen adres yoktur. Muhatap ismen tanınmıyor.” şerhi ile 17.06.2014 tarihinde, “…Sokak, Koyahan Apartmanı, No: 3/38, …/…” adresine çıkarılan tebligatın ise “Mahalle muhtarlığında kaydı yok. Muhatap ismen tanınmıyor.” şerhi ile 19.06.2014 tarihinde iade edildiği,
Sanığa tebligat yapılamaması üzerine Yerel Mahkemece, Resmî Gazete’nin 02.09.2014 tarihli ve 29107 sayılı nüshasında; “Dolandırıcılık suçundan sanık Şehmus ve Hüzniye Gül oğlu, 01.01.1966 D-lu. … ili, Bismil ilçesi, Sarıtoprak mah./köy nüfusuna kayıtlı, 2********* TC Nolu … hakkında yapılan yargılama sonucu, Mahkememizin 18.12.2013 tarih, 2012/1349 Esas, 2013/957 sayılı ilamı ile dolandırıcılık suçundan 2 yıl hapis ve 120 tam gün karşılığı günlüğü 20 TL’den 2.400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 240 TL’nin 10 taksit ile taksitlendirilmesine ve mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak TCK 53/1-2 maddesi uyarınca güvenlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiş olup, gerek emniyet müdürlüğü aracılığıyla yapılan yazışmalar neticesi gerekse UYAP üzerinde yapılan araştırma neticesinde elde edilen tüm adresler denenmiş olmasına rağmen tebligatların iade gelmesi nedeniyle sanığa gıyabında verilen karar tebliğ edilememiştir.
Gıyabi hükmün 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 28. maddeleri gereğince Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle sanık …’ya tebliğine ve kararın Resmî Gazete’de yayımına müteakip 15 gün sonra kesinleşeceği hususu ilan olunur.” şeklinde yapılan ilanen tebligat üzerine gerekçeli kararın 18.09.2014 tarihinde kesinleştirildiği,
UYAP Bilişim Sistemi kayıtlarının incelenmesinde; sanığın 28.02.2013 ila 20.01.2015 tarihleri arasında cezaevinde olmadığı,
Hükmün infazı aşamasında, … Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat ve İnfaz Bürosunun 15.12.2016 tarihli ve 2014/2-28115 sayılı yazısı ile; sanığın cezasının infazı sırasında 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile CMK’nın uzlaştırmaya ilişkin maddelerinde yapılan değişiklik nedeniyle infazda duraksamanın giderilmesinin istenilmesi üzerine Yerel Mahkemece 16.12.2016 tarih ve 1349-957 sayı ile infazın durdurulmasına ve dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesine karar verildiği,
… Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2017 tarihli ve 2017/300 muhabere sayılı yazısı üzerine … Baro Başkanlığınca Av. Yasemin Merve On’un uzlaştırmacı olarak görevlendirildiği ve 14.02.2017 tarihinde dosyanın uzlaştırmacıya teslim edildiği, uzlaştırmacının katılan vekili Av. …’a uzlaşma teklif formunu posta yoluyla gönderdiği, 09.03.2017 tarihinde katılan vekili Av. …’ın uzlaşmayı kabul ettiğini beyan ederek uzlaşma teklif formunu imzaladığı, uzlaştırmacı tarafından sanığa yine posta yoluyla gönderilen uzlaşma teklif formunun ise “İade-Adresten Ayrılmış” şerhi ile iade edildiği,
Uzlaştırmacı tarafından düzenlenen 09.03.2017 tarihli uzlaştırma raporunda; “Katılan vekili müvekkilimin 20.000 TL zararı ödenirse uzlaşılacaktır. Ayrıca 5.000 TL avukatlık ücretinin de Av. …’a ödenmesi koşulu ile uzlaşmayı kabul ettiler. Ancak karşı taraf …’ya ulaşılamadı. Bu sebeple katılan edimli uzlaşmayı kabul etti, ancak sanığa ulaşılamadı,” şeklindeki gerekçe ile uzlaşma sağlanamadığının belirtildiği,
Yerel Mahkemece 21.04.2017 tarihli müzekkere ile; sanık …’nın … (…) T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda olduğunun tespit edilmesi nedeni ile uzlaştırma işlemlerinin usulüne uygun şekilde yapılmasının istenilmesi üzerine uzlaştırmacı tarafından sanığın vasisi Çetin Kızılkaya’nın “… Mahallesi, İşkur Sokak, No: 6, D: 15, …/…” adresine çıkarılan tebligatın 11.05.2017 tarihinde muhatabın annesi Hüsniye Gül Kızılkaya imzasına tebliğ edildiği,
Uzlaştırmacı tarafından düzenlenen 22.05.2017 tarihli yazıda; sanığın vasisinin 3 gün içinde geri dönüş yapmadığından uzlaşma teklifini reddetmiş sayıldığının belirtildiği,
Yerel Mahkemece 06.06.2017 tarih 1349-957 sayı ile; uzlaşma sağlanamadığı gerekçesiyle infazın durdurulmasına dair kararın kaldırılmasına ve hükmün aynen infazına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Öğretide “Olağanüstü temyiz” olarak da adlandırılan kanun yararına bozma yasa yolunun koşulları ve sonuçları 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde … Bakanlığına, 310. maddesinde ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tanınan kanun yararına bozma başvuru yetkisi, hâkim veya mahkemelerce verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılığı gidermeyi amaçlayan olağan üstü bir yasa yoludur.
Bu şekilde kesinleşmiş bir karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen … Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Görüldüğü gibi, kanun yararına bozma kurumu istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen hâkimlik veya mahkeme kararlarına karşı başvurulabilen olağanüstü bir yasa yolu olduğundan, öncelikle kesinleşmiş bir hüküm veya kararın olması gerekmektedir.
Bu açıklamalardan sonra ön sorun konusunun çözüme kavuşturulması açısından konu ile ilgili Anayasal düzenlemelere, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine de değinilmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası;
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir…”,
“Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise;
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır…” şeklinde düzenlenmiş olup Anayasa’nın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, 40. maddesinde ise Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkının bulunduğu belirtilmiştir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Bilinen adreste tebligat” başlıklı 10. maddesi;
“Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır.
Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır…” biçiminde düzenlenmiştir.
Buna göre tebligat, tebliğ edilecek şahsın bilinen en son adresinde yapılacak, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde ise muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi (MERNİS) bilinen en son adresi olarak kabul edilecek ve tebligat bu adrese yapılacaktır.
Tebligat Kanunu’nun “Adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti” başlıklı 35. maddesi;
“Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.
Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.
…” şeklinde düzenlenmiştir.
Eğer muhatabın adresi önceden belli ise ve bu adrese daha önce tebligat yapılmışsa, daha sonra adresin değiştirilmesi durumunda, yeni adres bildirilmez ve tespit de edilemezse, adresin meçhul olması söz konusu değildir. Bu durumda Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre işlem yapılır, ilan yoluyla tebligata gidilemez. Ancak, daha önce yapılan adrese gidildiğinde, bu adresteki evin yıkılmış olduğu ve yerinde herhangi bir ev kalmadığı ve civarda da burada oturanların nereye gittiklerini bilen yoksa, adres bu durumda da meçhul sayılmalıdır (Ejder Yılmaz-Tacar Çağlar, Tebligat Hukuku, Yetkin Yayınevi, …, 2013, s. 509-510.). Adresin meçhul olması hâlinde, bu durum tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tespit edilir. Aksi hâlde, tebliğ usulsüz olur.
Adresi meçhul olanlara tebligatın ilanen yapılması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanunu’nun “İlanen tebligat” başlıklı 28. maddesi;
“Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.
Yukarıki maddeler mucibince tebligat yapılamıyan ve ikametgahı, meskeni veya … yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır.
Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. (Değişik ikinci cümle: 19/3/2003-4829/9 md.) Bununla beraber tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir.
Yabancı memleketlerde oturanlara ilanen tebligat yapılmasını icabettiren ahvalde tebliği çıkaran merci, tebliğ olunacak evrak ile ilan suretlerini yabancı memlekette bulunan kimsenin malüm adresine ayrıca iadeli taahhütlü mektupla gönderir ve posta makbuzunu dosyasına koyar.”,
İlanın ne surette yapılması gerektiğini düzenleyen aynı Kanun’un “İlanın şekli” başlıklı 29. maddesi ise;
“İlan suretiyle tebliğ, tebliği çıkartacak merciin mucip sebep beyaniyle vereceği karar üzerine aşağıdaki şekilde yapılır.
1. İlan alakalının ıttılaına en emin bir şekilde vasıl olacağı umulan ve varsa (…) tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde intişar eden birer gazetede ve ayrıca elektronik ortamda yapılır.
2. Tebliğ olunacak evrak ve ilan sureti, tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerine de asılır.
Merci, icabına göre ikinci defa ilan yapılmasına karar verebilir. İki ilan arasındaki müddet bir haftadan aşağı olamaz. Gerekiyorsa ikinci ilan, yabancı memleket gazeteleriyle de yaptırılabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
25.01.2012 tarihli ve 28184 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in “Adresin meçhul olması” başlıklı 48. maddesi;
“(1) Bu Yönetmelik hükümleri uyarınca kendisine tebligat yapılamayan, tebliğ memuru tarafından adresi tespit edilemeyen, adres kayıt sisteminde de yerleşim yeri adresi bulunmayan kişinin adresinin tespiti için tebligatı çıkaran merci tarafından adres araştırması yapılır.
(2) Tebligatı çıkaran merci, muhatabın adresini öncelikle resmî veya özel kurum ve dairelerden, bunlardan sonuç alınamadığı takdirde kolluk vasıtasıyla araştırabilir ve tespit ettirebilir. Yapılan araştırmalara rağmen muhatabın adresinin tespit edilememesi halinde adres meçhul sayılır.
(3) Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.
(4) İlânen tebligat, bu maddedeki usuller izlendikten sonra başvurulacak son çaredir.”,
“İlanen tebligat usulü” başlıklı 49. maddesi ise;
“(1) İlanen tebliğ, 48 inci madde gereğince ilgili merciin sebebini göstermek suretiyle vereceği karar üzerine aşağıdaki şekilde yapılır:
a) İlan, kendisine tebliğ yapılacak kişinin en güvenilir bir şekilde öğrenmesini sağlayabilecek ve varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayımlanan bir gazetede ve elektronik ortamda Basın İlan Kurumu vasıtasıyla yapılır. Muhatabın en güvenilir bir şekilde öğrenmesini sağlayabileceği umulan gazete, tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayımlanan bir gazete ise, ayrıca bir diğer gazete ile ilan yapılmaz.
b) Tebliğ olunacak evrak ve ilan sureti bir ay süreyle tebliği çıkaran mercide herkesin kolayca görebileceği bir yere asılır.
c) Merci, gerekirse, ikinci defa ilan yapılmasına karar verebilir. İkinci ilan da (a) ve (b) bendi hükümlerine göre yapılır. İki ilan arasındaki süre bir haftadan az olamaz. İkinci ilan, gerekiyorsa yabancı ülke gazeteleriyle de yaptırılabilir.
(2) Adresi yabancı ülkede bulunanlara ilan yoluyla tebliğ yapılmasını gerektiren hallerde, tebliği çıkaran merci, tebliğ olunacak evrak ile ilan suretlerini yabancı ülkede bulunan kişinin varsa bilinen en son adresine, ayrıca, iadeli taahhütlü mektupla gönderir ve posta makbuzunu dosyasında saklar.” şeklinde hükümler ihtiva etmektedir.
İlanen tebligat yapabilmek için bazı şartların gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlar şunlardır:
1) İlanen tebligat yapılabilmesi için öncelikle ilgilinin kimliğinin bilinmesi gerekir. Kim olduğu bilinmeyen kişiye ilanen dahi olsa tebligat yapılamaz. Kimliği bilinen fakat adresi meçhul olanlara ilan yolu ile tebligat yapılır.
2) Muhatabın adresinin meçhul olması gerekir. Yerleşim yeri, meskeni ve … yeri bulunamayan kimsenin adresi meçhul sayılır.
3) Muhatabın adresinin araştırılması gerekir. 19.03.2003 tarihli ve 4829 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce Tebligat Kanunu’nun 28. maddesinin 3. fıkrasında, tebliği çıkaran merci lüzum görürse, muhatabın adresini resmî ve hususi müessese ve dairelerinden veya zabıta (kolluk kuvvetleri) vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirebileceği hükmü yer almaktaydı. 19.03.2003 tarih ve 4829 sayılı Kanun ile Tebligat Kanunu’nun 28. maddesinin 3. fıkrasının 2. cümlesinde yapılan değişiklik ile tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmî veya hususî müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta (kolluk kuvvetleri) vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir. Kanun değişikliği ile adres araştırılmasının detaylı olarak yapılması bir yükümlülük olarak getirilmiştir. Adres araştırması özellikle adresin bulunma ihtimali yüksek olan resmî veya özel müessese ve dairelerden gerekli görülenlere sorularak yapılır. Örneğin, belediye başkanlığına, tapu sicil müdürlüğüne, vergi dairesine, trafik tescil ve denetleme bürosuna, ayrıca erkekler için Askerlik Şubesine vs. kuramlara yazılarak sorulur (… Cemal Ruhi, Tebligat Hukuku, Seçkin Yayınevi, s. 793-795.).
İlan yolu ile tebligatta ilk olarak ilan, kendisine tebliğ yapılacak kişinin en güvenilir bir şekilde öğrenmesini sağlayabilecek ve varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayımlanan bir gazetede ve elektronik ortamda Basın İlan Kurumu vasıtasıyla yapılır. Uygulamada ulusal gazetede ilan yapılması işini, Basın İlan Kurumu üstlenmiştir. Ayrıca tebliğ olunacak evrak ve ilan sureti bir ay süreyle tebliği çıkaran mercide herkesin kolayca görebileceği bir yere asılır. Herkesin kolayca görebileceği yerden kast edilen adliyenin divanhanesi yani ilan panosudur, ilan panosuna hem ilan olunacak husus hem de tebliğ evrakı asılmalıdır. Tebliğ olunacak evrakın ilan panosuna asılmaması hâlinde ilanen yapılan tebligat geçersiz olur. İlan panosuna askıya çıkarılan ilanlar bir ay süre ile askıda kalır, askıya çıkarılma ve indirilme bir tutanakla tespit edilir. Bu tutanakların dosyaya konulması gerekir (… Cemal Ruhi, Tebligat Hukuku, Seçkin Yayınevi, s. 834-837.).
Bu bilgiler ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yerel Mahkemece sanığın yokluğunda verilen 18.12.2013 tarihli ve 1349-957 sayılı hükmün, öncelikle sanığın sorgusunda beyan ettiği “… Mahallesi, ….., …” adresine tebliğe çıkarıldığı, bu tebligatın sanığın annesi…’nın sanığın adres bırakmadan çıktığını ve yeni adresini bilmediğini beyan etmesinden bahisle iade edilmesi üzerine 24.02.2014 tarihli müzekkere ile kolluktan sanığın “… Mahallesi, 6017 Sokak, No: 29/1-5, …, …” ve “1586/1 Sokak, No: 4,…, …” adreslerinden araştırılmasının istenildiği, 05.03.2014 tarihli kolluk tutanağına göre 6017 sokaktaki adresin kapalı olduğu ve 532 … 06 48 numaralı telefon ile ulaşılan sanığın amcası…’nın sanığın uzun yıllar önce …’a taşındığını beyan ettiği, bu kez Yerel Mahkemece … Asayiş Şube Müdürlüğü ile … … İlçe Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak sanığın 5 ayrı yurtiçi ikamet adresinden araştırılmasının talep edildiği, 24.06.2014 tarihli kolluk tutanağına göre evraktaki 5 adrese bakıldığı, “… Mahallesi, Sabır Apt, No: 6-15, …, …” adresinde yaşadığı belirlenen sanığın babasının, oğlunun 20 yıldır …’da olmadığını beyan ettiği, bunun üzerine Yerel Mahkemece sanığın yurtiçi ikamet adresleri olan “… Mahallesi, 145 Sokak, Gol Sitesi, No: 4/5, ..” adresi ile “.. No: 3/38, …, …” adresine çıkartılan tebligatların muhatabın tanınmadığından bahisle iade edildiği, son olarak ise sanığa tebligat yapılamaması üzerine Yerel Mahkemece, Resmî Gazete’nin 02.09.2014 tarihli ve 29107 sayılı nüshasında ilanen tebligat yapılmak suretiyle hükmün 18.09.2014 tarihinde kesinleştirildiği anlaşılmaktadır.
Bu bilgi ve belgelere göre, Tebligat Kanunu’nun 28. maddesinin üçüncü fıkrasının 2. cümlesi gereğince Yerel Mahkemece, sanığın adresinin resmî veya özel kurum ve dairelerden sorulmadan ve aynı Kanun’un 29. maddesi hükümleri gereğince ise tebliğ evrakı ile ilan sureti ilan panosunda asılmadan ilanen tebligat yapıldığı, elektronik ortamda ayrıca ilan yapılmadığı ve hükmün kesinleştirildiği sabittir. Bu nedenlerle yapılan tebliğ usulsüzdür. Sanığın usulüne uygun olarak yapılmayan tebligattan haberdar olduğuna ilişkin dosya kapsamı itibarıyla herhangi bir bilgi ve belge de bulunmamaktadır. Yapılan tebliğin geçersiz olması nedeniyle 18.12.2013 tarihli ve 1349-957 sayılı mahkûmiyet hükmünün henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Zira, kendisi hakkında verilen mahkûmiyet kararına karşı sanığın olağan yasa yollarından temyiz yasa yoluna başvurma hakkı bulunmaktadır. Bu nedenle hüküm kesinlik kazanmadığından, artık olağanüstü yasa yollarından biri olan ve ancak kesinleşmiş hüküm ve kararlar için geçerli olabilecek “kanun yararına bozma” isteminde bulunulması olanaklı görülmemektedir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve henüz kesinleşmediği anlaşılan karara karşı yapılan “kanun yararına bozma” başvurusunun reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 16.09.2019 tarihli ve 6145-8286 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3- … Bakanlığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
4- … 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.12.2013 tarihli ve 1349-957 sayılı hükmünün sanığa usulünce tebliğinin sağlanması bakımından dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 16.11.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.