Yargıtay Kararı Ceza Genel Kurulu 2020/212 E. 2023/435 K. 14.09.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2020/212
KARAR NO : 2023/435
KARAR TARİHİ : 14.09.2023

Kararı veren
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 70-161

Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.12.2019 tarih ve 70-161 sayı ile; sanığın 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 30/1-A ve 31/1-A-B maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mahsuba, Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkartılmasına ve ilişiğinin kesilmesine, askeri rütbe ve memuriyetinin kaybedilmesine ve subay, astsubay, uzman jandarma ve devlet memuru olarak tekrar Türk Silahlı Kuvvetlerine kabul edilmemesine karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii ve katılma talebi reddedilen … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ret ve onama istemli 22.05.2020 tarihli ve 47951 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, bu suçtan kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır.
I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE:
A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete’de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK’nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 No.lu Protokol’ün “Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı” başlıklı 2. maddesinin “Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir.” hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir.
B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:
Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.
Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK’nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olup başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı:
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK’dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir.
Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, “olgusal dünya”ya; hukuki sorun, “normatif dünya”ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır.
Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.
Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir.
Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.
CMK’nın 289. maddesinde yazılı olan “Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır” kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür.
D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi:
a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 03.12.2019 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafiine, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı,
Mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak sanık müdafiinin 03.12.2019 tarihli ve süresi içerisinde sunduğu dilekçeyle temyiz kanun yoluna başvurduğu,
b) Temyiz dilekçesi içeriğinden; sanık müdafiinin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedenine dayanmak suretiyle gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmesini talep ettiği,
c) Gerekçeli kararın sanık müdafiine 23.02.2020 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği,
Sanık müdafiinin 24.02.2020 tarihinde ve süresi içinde ek temyiz dilekçesini sunduğu,
Görülmekle sanık müdafiinin temyiz talebinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır.
E) Katılma talebi reddedilen Milli Savunma Bakanlığının katılma ve bu bağlamda hükmü temyiz etme hakkının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi:
Kovuşturma aşamasında vekili aracılığıyla sunduğu dilekçeyle sanık hakkındaki kamu davasına katılma talebinde bulunup Özel Dairece bu talebi reddedilen Milli Savunma Bakanlığının, CMK’nın 260/1. maddesindeki düzenleme uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunmakta ise de kamu barışına karşı işlenen suçlardan olup dolaylı mağdurunun toplumu oluşturan bütün bireylerin olduğu silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden davaya katılma ve hükmü temyiz etme hakkının bulunmaması karşısında temyiz isteminin 5271 sayılı CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
II) İDDİA:
”…
4.2.1. Şüphelinin Görev Yaptığı Yerler:
Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı emrinde yarbay görevinde bulunduğu sırada 24.07.2013 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üyesi olarak göreve başladığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 3. Dairesi üyesi olarak 31.10.2016 tarihine kadar görev yaptığı, (Kls: 7, ek: 9/18)
4.2.2. Şüphelinin Savunması:
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında 27.07.2016 tarihli müdafii huzurundaki savunmasında özetle: Çalıştığı dairenin torba daire olduğunu, AYİM’de çalışmanın cazip olmadığını, AYİM’de herhangi bir örgüt ya da grupla hareket etmediğini, ailesinden birinin bile bu örgütle bağlantılı olmadığını, (Kls: 7, ek: 9/49-51)
Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğindeki 28.07.2016 tarihli sorgusunda özetle: Suçlamaları kabul etmediğini, darbe girişimini internetten öğrendiğini, (Kls: 7, ek: 9/57-59)
Ankara Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğünde 21.05.2018 tarihli müdafii huzurundaki savunmasında özetle: Hayatının hiçbir döneminde bu örgütle hiçbir bağının olmadığını, mahrem imamlar ile bir bağının da bulunmadığını, …’ın evinde bulunan CD’de Cumhurbaşkanı yaver aday nasıl girdiğini bilmediğini, HTS verisi alınan ankesör/kontörlü telefonlardan yapılan aramaları kimin yaptığını bilmediğini, (Kls: 7, ek: 9/151-156)
Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğindeki 22.05.2018 tarihli sorgusunda özetle: Emniyet Müdürlüğünde verdiği ifadesini tekrar ettiğini, (Kls: 7, ek: 9/164-165)
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında 21.06.2018 tarihli müdafii huzurundaki savunmasında özetle: Suçlamaları kabul etmediğini, kurmay subay olduğu hâlde yıllarca büyük karargâhlarda çalışmadıklarını, çıngar çıkarabileceğini düşündükleri için AYİM üyeliğine atadıklarını, bir nevi kendisini susturmak için AYİM’ye atamasının yapıldığını, ankesörlü/kontörlü telefonlardan yapılan aramalardan haberinin olmadığını, … ile sadece mesleğinin gereği kadar tanıdığını, (Kls: 7, ek: 9/200-204)
İfade etmiştir.
4.2.3.Diğer Deliller:
4.2.3.1. FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hücresel iletişim yöntemlerinden biri olan ankesörlü/kontörlü telefonlar ile yapılan örgütsel görüşmeler ve HTS kayıtları:
Ülke genelinde yapılan operasyonlar neticesinde gözaltına alınan askeri personel ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen örgütün imamlarından elde edilen bilgilerde;
-Örgütün imamı düzeyinde olan şahısların sadece kod isimleri kullandıkları, örgüt mensuplarının çoğunlukla bu şahısların GSM numaralarını ve açık kimlik bilgilerini bilmediklerini,
-Genellikle ayda veya iki ayda bir toplantı ya da buluşmaların yapıldığı, görüşmelerde bir sonraki buluşma ya da toplantı tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden bir aramanın yapılmadığı,
-Mahrem yapı sorumlularının asker şahıslar ile yaptıkları görüşmelerin genellikle kendilerine ait evlerde ya da yine mahrem yapıda sorumlu diğer şahısların evlerinde veya personelin kendi evinde gerçekleştirildiği,
-Sabit hatlardan konuşmaların genelde kısa süreli olduğu, sadece görüşmeye gelinip gelinmeyeceğinin teyit edildiği,
-Mahrem yapı sorumlularının ardışık olarak birbirlerini tanımayan asker şahısları arayarak buluşmaya gittikleri, bir ya da iki şahıs ile görüştükten sonra diğer şahıslar ile görüştükleri, birçok şahsın ardışık aranarak bir yol ve zaman haritası çizildiğinin belirlendiği,
Tespit edilmiştir.
FETÖ/DPDY silahlı terör örgütünün Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki mahrem hizmetler yapılanmasında yer alan üyelerinin çok az kısmının kriptolu haberleşme programı Bylock yüklediği ve kullandığı, geri kalan mahrem hizmetler mensuplarının ise özellikle geçmiş yıllarda kontörlü telefonlar üzerinden oluşturulan hücresel haberleşme ağına dahil olarak kontörlü telefonlardan aranmak suretiyle örgütsel haberleşmelerini sağladıkları anlaşılmıştır.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından aralarında şüpheli …’ın da bulunduğu 184 şüpheli hakkında 2018/103356 numarası ile yürütülen soruşturmada; Ankara ili genelinde çeşitli semtlerde bulunan, büfe, bakkal, market, bayi gibi yerlerden kontörlü/sabit hatlarla oluşturulan hücresel haber ağına dahil olan, örgütün sivil imamları tarafından aranan ve sivil imamlarla irtibatlı olan Kara Kuvvetleri Komutanlığının personelinin tamamı ile onları arayan sivil imamların tespit edilmesi, bilhassa farklı yerlerden/telefonlardan yapılan aramalardaki sistematiğin belirlenebilmesi amacıyla 184 şüpheliye ait 198 telefon numarası ile Ankara ilinde bulunan 477 adet kontörlü/sabit telefon numarasının arayan, aranan, mesaj, baz, karşı baz istasyonu (hedef numara ve diğer numara olmak üzere) ve mobil veri bilgilerini içerecek şekilde 01.01.2011-31.12.2017 tarihleri arasında iletişiminin tespiti amacıyla HTS kayıtları üzerinde yapılan incelenmede;
Sabit/kontörlü telefonlar ile yapılan aramaların tarih/saat aralıklarına göre;
Birden fazla askeri personelin ardışık olarak aynı tarih ve saatlerde aynı sabit/kontörlü hatlardan peş peşe,
Aynı gün ancak farklı saatlerde,
Farklı gün ve farklı saatlerde,
Farklı kontörlü telefon bayilerinde,
Ardışık olmayan aramaların belli zaman aralıklarında ve belirli sayıda periyodik,
Şeklinde örgütsel aramalar olduğu görülmüştür.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından 2018/103356 numarası ile yürütülen soruşturma sonucunda, şüpheli …’ın dosyası tefrik edilerek şüpheli hakkında 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 58/9, 63 ve 3713 sayılı TMK’nn 3, 5. maddeleri gereğince silahlı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmak üzere 2018/29 fezleke numarasıyla Başsavcılığımıza gönderildiği, ancak aynı şüpheli hakkında suç tarihi aynı olan ve aynı suçtan dolayı Başsavcılığımızda 2018/70 soruşturma numaralı dosya bulunduğundan gönderilen fezlekede şüphelinin, suç tarihinin ve atılı suçun 2018/70 soruşturma no’lu dosyamızla aynı olduğu gözetilerek soruşturmaların birleştirilmesine karar verilmiştir.
Bu kapsamda şüpheli …’ın kullandığı 0 532 … 83 28 nolu GSM telefonunun;
07.09.2013 tarih 20.58.25 saatte 17 saniye
07.09.2013 tarih 20.59.03 saatte 81 saniye
27.10.2013 tarih 18.41.27 saatte 52 saniye
13.11.2013 tarih 23.36.08 saatte 83 saniye
14.01.2014 tarih 15.58.53 saatte 77 saniye
24.01.2014 tarih 16.48.49 saatte 45 saniye
17.09.2014 tarih 21.19.09 saatte 147 saniye
21.11.2014 tarih 19.59.43 saatte 48 saniye
Ankesörlü/kontörlü telefonlarla toplam sekiz defa arandığı görülmüştür.
Bilirkişi kurulu 04.07.2018 tarihli raporunda;
Arama tarihleri gözetildiğinde şüpheli …’ın 2013 yılı Eylül, Ekim ve Kasım aylarında aylık düzenli olarak sabit hatlardan arandığını,
Aralık 2013 tarihinde hiç aranmadığını,
2014 yılı Ocak ayında bir kez arandığı, sonrasında 8 ay boyunca hiç aranmadığı, Eylül ve Kasım aylarında birer kez arandığı,
2014 yılı Kasım ayı sonrasında ise hiç aranmadığı tespit edilmiştir.
2013 ve 2014 yılları arasında sabit hatlardan yapılan aramaların mevcut hâlleri ile periyodik aramalar niteliğinde olduğu,
Şüphelinin 2013 yılı Aralık ayında aranmaması, 2014 yılı Ocak ayında bir kez aranması ve sonrasında ise 9 aylık süreçte hiç aranmamasını, 17-25 Aralık 2013 süreci (terör örgütü hakkında başlatılan soruşturmalar) sonrasında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün tedbirleri (deşifre olmamak için kullanılan gizlilik/gizlenme yöntemleri) olarak değerlendirilmiştir.
Şüpheli … hakkında sabit (ankesörlü/kontürlü) numaralara ait HTS verisi bulunmadığından ardışık arama çalışmasının yapılamadığı belirtilmiştir. (Kls: 2, ek: 3/91-98)
Ayrıca aynı bilirkişi kurulunun şüpheli …’ın (2010-1016) tarihleri arasındaki HTS kayıtları üzerinde yaptığı inceleme sonucunda düzenlediği 25.06.2018 tarihli raporda;
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/146249 sayılı soruşturma dosyasında bir kısmı ByLock kullanıcısı olan, örgütün sivil imamı olmaktan haklarında soruşturma yürütülen ve bu kapsamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen sivil imamlar listesinde yer alan şahısların ile şüpheli …’ın;
Aynı günde 60 dakikalık zaman dilimi içinde aynı baz istasyonundan sinyal alıp almadığı, baz istasyonuna takılan operatöre ait baz ID’lerin irtibat tarihindeki koordinat verilerinden birebir aynı olmaları, şehirler arası ve şehir merkezlerinde en fazla 1 km, AVM, plaza, otel vb yerlerde ise bu alanların büyüklüğü kadar kapsama alanı olan baz istasyonları ile Ankara şehir merkezinde mesai saatleri dışında olan ortak baz hareketlilikleri (Ankara ilindeki birçok ortak baz rapora metin hâlinde getirilmeden, dosya ekinde sunulan CD-R içeriğinde her bir sivil imam ile ortak baz çalışmaları excell tablosu hâlinde sunulmuştur.) gibi kriterler gözetilerek ve ardışık bazları (tekrarlayan sürede) da kapsayacak şekilde yapılan incelemede;
… İnan ile;
03.09.2014 saat 12.39 ile 13.31 arasında Gırısı Totem Baskent Ogretmen Evı (Ankgazıhastanes) Yenimahalle Ankara ve Gazı Ünıversıtesı Eczacılık Fakültesı Yenımahalle ANKARA,
17.10.2014 saat 21.30 ile 22.39 arasında …Toplama Merkezının Oldugu Kule Cıgdem Mahallesı (Ankakmanplz) Çankaya, Ankara ve 33. Cadde …. Çankaya Ankara,
27.01.2015 saat 19.38 ile 20.22 arasında 96 Kızılırmak (Ankkızılırmak) Çankaya, Ankara ve Gazı Ünıversıtesı Eczacılık Fakültesı Gazı (Ankdevlhvmeydan) Yenımahalle Ankara,
28.11.2015 saat 14.40 ile 14.55 arasında Anadolu Bulvarı TCDD kampüsü içerisinde bulunan …. Etımesgut Ankara,
04.03.2016 saat 14.00 ile 14.06 arasında Mevlana Bulvarı Ankara Üniversitesi Diş Hekımlıgı Egıtım Fakültesı…..Yenımahalle Ankara,
06.05.2016 saat 11.47 ile 12.27 arasında Konya Yolu Ankara Emnıyet md. Iskıtler Yenımahalle Ankara,
… ….ile;
14.01.2014 saat 20.20 ile 21.06 arasında …..demetevler (ankdemet12cadde) yenımahalle Ankara,
18.01.2014 saat 19.22 ile 20.15 arasında … … 06700 Oran (Ankturangunes) Çankaya Ankara,
15.03.2014 saat 13.35 ile 14.22 arasında…. … 06700 Oran (Ankturangunes) Çankaya Ankara,
07.04.2014 saat 18.25 ile 18.57 arasında ……Mah. (ankkarakusunlar) Çankaya Ankara,
29.04.2014 saat 11.50 ile 12.19 arasında Eskısehır … (Ankcepaavm) Çankaya Ankara,
29.05.2014 saat 13.31 ile 13.36 arasında…….06450 Balgat (Ankcetınemec) Çankaya Ankara,
11.08.2014 saat 19.50 ile 20.05 arasında ….. (Ankbalgathonda) Çankaya, Ankara Ve Gazı Ünıversıtesı….Ankdevlhvmeydan) Yenımahalle Ankara,
01.03.2015 saat 16.19 ile 17.08 arasında …… (Ankdemet12cadde) Yenımahalle Ankara,
09.03.2016 saat 12.26 ile 13.10 arasında … (Ankmerkezorduev) Çankaya, Ankara,
16.03.2016 saat 14.29 ile 15.03 arasında …. Sarayı Bahçelıevler (Ankbelpabahcelı) Çankaya Ankara,
17.03.2016 saat 11.29 ile 12.21 arasında …. Karsısı (Anktedasındoor) Çankaya Ankara,
20.04.2016 saat 12.25 ile 13.22 arasında …(Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
17.05.2016 saat 12.45 ile 13.21 arasında … Karsısı (Anktedasındoor) Çankaya Ankara,
24.05.2016 saat 12.03 ile 12.09 arasında ….(Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
26.05.2016 saat 13.29 ile 13.59 arasında ….(Ankumıtkoygırıs) Etımesgut Ankara adresinde ortak baz.
01.06.2016 saat 14.40 ile 12.47 arasında….(Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
… ile;
26.08.2014 saat 13.17 ile 13.47 arasında ….. (Ankgazıhastanes) Yenımahalle Ankara,
30.08.2014 saat 11.29 ile 12.23 arasında …Altındag (Ankmobmıllenıum) Altındag Ankara,
01.09.2014 saat 13.33 ile 14.04 arasında… (Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
03.09.2014 saat 15.52 ile 16.50 arasında … (Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
04.03.2015 saat 19.55 ile 21.39 arasında …. (Ankfıseksan) Yenımahalle Ankara,
13.03.2015 saat 12.53 ile 13.53 arasında …..(Ankfıseksan) Yenımahalle, Ankara,
07.05.2015 saat 12.06 ile 12.30 arasında……/Ankara (Ankbalgatpazar) Çankaya Ankara,
10.06.2015 saat 11.43 ile 12.42 arasında……(…. Alt Kısmı) Sogutozu (Ankkaravanbmc) Çankaya, Ankara,
22.06.2015 saat 13.35 ile 14.16 Arasında …. Mahallesı (Ankaocanadolubl) Etımesgut Ankara,
… ile;
-31.07.2012 saat 05.57 ile 10.10 arasında … (Sapanca Kırkpınar) Sapanca, Sakarya ….(Akyazı Gıseler) …-….- Örencık Köyü (Orencık Koyu) Kizilcahamam Ankara ….(Akıncı Sapagı) …Ankara,
05.02.2013 saat 11.37 ile 11.53 arasında…….Kooperatıfı (toplu ısyerı yapı koop.) Esenler Istanbul,
27.02.2013 saat 15.18 ile 15.40 arasında … Demırkapı2) Bagcilar Istanbul,
14.04.2013 saat 18.21 ile 19.16 arasında …. – Istanbul 8,9 Pafta Tuzla Istanbul (Isttuzlafabrıka) Tuzla Istanbul,
29.08.2013 saat 15.19 ile 16.16 arasında … Bayrampasa Ikea Magazası Kocatepe Mahallesı (Istbpasaıkeamag) Bayrampasa Istanbul,
Devam eden (tekrarlayan sürede) ….niteliğinde olduğu,
… ile;
26.08.2014 saat 13.22 ile 14.16 arasında….(Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
01.09.2014 saat 13.33 ile 16.03 arasında …. (Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
24.09.2014 saat 17.24 ile 17.36 arasında …. Otel (Konmeramyenıyol) Meram Konya,
19.11.2014 saat 11.16 ile 12.18 arasında… (Ankbestepelerma) Yenımahalle, …. (Ankkecetlıkara) Altındag Ankara,
13.12.2014 saat 17.52 ile 20.01 arasında Anadolu Bulvarı … Yenımahalle (Ankaocanabl) Yenımahalle Ankara,
12.04.2015 saat 16.24 ile 17.08 arasında …(Ankmaresalınonu) Çankaya, Ankara,
02.03.2017 saat 12.36 ile 13.36 arasında … 06450 Kızılay (Ankkaranfılsok) Çankaya, … (Ankguvparkkarsı) Çankaya Ankara,
… ile;
13.04.2016 saat 08.40 ile 09.19 arasında… …. (Anksımonmakro) Çankaya, Ankara,
… ile;
10.09.2012 saat 22.03 ile 22.17 arasında …….Goztepe Sanayı Yenı) Kadiköy Istanbul,
16.10.2012 saat 11.12 ile 11.50 arasında Imamcesme Cad Ayazaga (Maslak Imamcesme Cad) Sıslı, Istanbul ve … …. (Seyrantepe Kavsagı) Sıslı Istanbul,
05.11.2012 saat 19.40 ile 19.57 arasında … Merkez Mah. (Küçükyalı Emek Yenı) Maltepe, Istanbul,
25.11.2012 saat 17.25 ile 18.19 arasında ….(Umranıye Yesılvadı Karsısı) Ümranıye Istanbul adresinde ortak baz.
15.12.2012 saat 20.57 ile 21.57 arasında … (Icerenkoy Yucel Sokak) Atasehır Istanbul adresinde ortak baz.
01.05.2013 saat 17.08 ile 17.13 arasında …
18.02.2014 saat 17.59 ile 18.28 arasında 1.Cadde …. Balgat (Ankosmanlıblgt) Çankaya Ankara adresinde ortak baz.
09.08.2014 saat 18.11 ile 18.33 arasında …. … Yenımahalle (Ankyahyakemalcd) Yenımahalle Ankara adresinde ortak baz.
26.08.2014 saat 13.04 ile 13.07 arasında …… (Ankgazıhastanes) Yenımahalle Ankara,
19.09.2014 saat 19.05 ile 19.47 arasında Anadolu ….. Içerısınde Bulunan …. Yenımahalle (Ankaocanabl) Yenımahalle Ankara,
… ile;
23.06.2014 saat 16.04 ile 17.39 arasında ……Istasyonu Arkası ….. A.S. Çıglı Izmır, Devam eden (tekrarlayan sürede) baz birlikteliği niteliğinde olduğu,
23.08.2014 saat 11.20 ile 11.52 arasında Anadolu …. – A.O.Ç. (Ankfıseksan) Yenımahalle Ankara,
23.09.2014 saat 17.01 ile 17.52 arasında ……. Cevızlıdere (Ankcderekavsak) Çankaya Ankara,
30.09.2014 saat 13.57 ile 14.18 arasında … Bakanlıklar (Ankakaydıkmnkav) Çankaya Ankara,
08.10.2014 saat 12.22 ile 12.50 arasında ….(Ankmaresalınonu) Çankaya, Ankara,
28.10.2014 saat 12.16 ile 12.51 arasında Ataturk….Kızılay (Ankkızılaybulva) Çankaya Ankara,
28.01.2015 saat 15.48 ile 16.27 arasında …… Ada, Parsel:6 Mutlu Mahallesı (Ankumıtkoy7) Çankaya Ankara,
03.02.2015 saat 00.03 ile 00.16 arasında …..Mahallesı (Ankumıtkoy7) Çankaya, Ankara adresinde …
04.03.2015 saat 18.12 ile 20.34 arasında …… Içerısınde Bulunan ….Yenımahalle (Ankaocanabl) Etımesgut, Ankara ve …. Caddesı Uzerınde (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara adreslerinde ortak baz.
07.03.2015 saat 11.33 ile 12.11 arasında … … ….(Ankkrvmebusknt) Yenımahalle Ankara,
17.03.2015 saat 12.11 ile 12.51 arasında …(Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
23.03.2015 saat 12.05 ile 12.58 arasında …. – A.O.Ç. (Ankfıseksan) Yenımahalle Ankara,
02.05.2015 saat 15.10 ile 15.33 arasında …. … … (Kocyukarıdegmye) Gölcük Kocaelı,
… ile;
06.10.2012 saat 14.52 ile 15.46 arasında … ….(Maltepe Zumrutevler Mah) Maltepe Istanbul,
06.01.2013 saat 13.56 ile 14.17 arasında … ….(Fetıh Mah. Tem Baglantı Yolu) Atasehır Istanbul,
19.03.2013 saat 00.09 ile 00.10 arasında ……Çankaya Ankara (Ank…) Çankaya Ankara,
14.04.2013 saat 17.45 ile 18.21 arasında…. Yolu …. Sınırında Cumhurıyet Mah. Gebze Kocaelı (Kocozgunkenttem)…..Kocaelı (Kocyarıstıkbal) Körfez Kocaelı, devam eden (tekrarlayan sürede) baz birlikteliği niteliğinde olduğu,
29.07.2013 saat 14.43 ile 15.14 arasında ….. (Ankguvparkkarsı) Çankaya Ankara,
14.01.2014 saat 20.20 ile 21.16 arasında … Demetevler (Ankdemet12Cadde) Yenımahalle Ankara,
20.08.2014 saat 12.48 ile 13.51 arasında … Caddesı Uzerınde (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara ve …. Demetevler (Ankdemet12Cadde) Yenımahalle Ankara,
13.09.2014 saat 15.55 ile 16.13 arasında… Toplama Merkezının Oldugu …. (Ankakmanplz) Çankaya Ankara,
Aynı şahıs ile 19.09.2014 saat: 21.31 ile 22.25 arasında Anadolu Bulvarı . ……(Ankaocanabl) Yenımahalle Ankara,
10.10.2014 saat 23.27 ile 23.42 arasında …(Anklaborantml) Çankaya Ankara ve Anadolu Bulvarı ……(Ankfıseksan) Yenımahalle Ankara,
15.11.2014 saat 18.57 ile 19.35 arasında … …. (Ankcderekavsak) Çankaya Ankara adresinde ortak baz.
19.11.2014 saat 11.36 ile 12.02 arasında ….Caddesı Uzerınde (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara adresinde ortak baz.
25.11.2014 saat 21.21 ile 22.09 arasında …- A.O.Ç. (Ankfıseksan) Yenımahalle Ankara,
13.12 2014 saat 18.40 ile 19.16 arasında … Demetevler (Ankdemet12Cadde) Yenımahalle Ankara,
05.02 2015 saat 12.15 ile 13.02 arasında … Demetevler (Ankdemet12Cadde) Yenımahalle Ankara,
28.02 2015 saat 10.40 ile 13.56 arasında …Demetevler (Ankdemet12Cadde) Yenımahalle Ankara,
01.03.2015 saat 15.31 ile 17.04 arasında …Demetevler (Ankdemet12Cadde) Yenımahalle Ankara,
…ile;
01.07.2014 saat 16.43 ile 16.47 arasında … Apartmanı …. (Izmborhasımısca) Bayraklı Izmır,
10.09.2014 saat 13.14 ile 15.01 arasında … … (Ankfenfakkarsı) Çankaya Ankara,
24.09.2014 saat 11.19 ile 12.10 arasında … … (Ankfenfakkarsı) Çankaya Ankara,
… ile;
05.02.2015 saat 12.02 ile 12.44 arasında …. (Ankayesevısok) Çankaya Ankara,
…ile;
14.12.2013 saat 21.46 ile 23.47 arasında … Mahallesı (Ankıvedıkserhat) Yenımahalle Ankara,

05.02.2015 saat 12.01 ile 13.08 arasında … Caddesı Uzerınde (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara,
13.03.2015 saat 12.30 ile 13.23 arasında … Caddesı Uzerınde (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara,
06.04.2015 saat 20.11 ile 21.00 arasında Anadolu Bulvarı Anadolu Bulvarı-Eskısehır……. Sogutozu (Ankkaravanbmc) Çankaya Ankara,
05.11.2015 saat 15.12 ile 15.35 arasında…. ….akaryacad) Çankaya Ankara,
… ile;
17.03.2015 saat 11.50 ile 12.41 arasında …. Caddesı Uzerınde (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara adresinde ortak baz.
… ile;
03.03.2013 saat 10.05 ile 10.48 arasında …….. Üsküdar Istanbul (Istumranlıbadıy) Üsküdar Istanbul ve ….Bulgurlu Mahallesı Üsküdar Istanbul (Istcamlıcabulgu) Üsküdar Istanbul,
12.04.2013 saat 11.22 ile 12.19 arasında Yenımahalle Ankara,
24.12.2013 saat 11.40 ile 12.10 arasında Inonu (Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
08.03.2014 saat 17.49 ile 18.04 arasında ….(Ankbalgathonda) Çankaya Ankara,
04.05.2014 saat 17.50 ile 18.11 arasında (Ankcukuroren) … Ankara adresinde,
25.08.2014 saat 14.36 ile 15.21 arasında … Arkası Kumcuoglu Sıtesı No:142 Iskıtler (Ankatasanayı) Altındag Ankara,
04.09.2014 saat 12.12. ile 12.59 arasında …. Çankaya Ankara,
14.01.2015 saat 11.47 ile 11.59 arasında …(Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
29.06.2015 saat 12.57 ile 13.37 arasında …. Balgat (Ankbalgathonda) Çankaya, Ankara,
03.09.2015 saat 11.53 ile 12.06 arasında …(Ankmaresalınonu) Çankaya, Ankara,
……ile;
08.07.2010 saat 16.18 ile 17.17 arasında …Mah (…) …. Ankara,
… ile;
12.12.2014 saat 21.13 ile 21.41 arasında … … (Ankkarakusunlar) Çankaya Ankara,
14.12.2014 saat 13.00 ile 13.56 arasında ……. (Ankcetınemec) Çankaya, Ankara, 96 Kızılırmak (Ankkızılırmak) …. (Ankcukuryenı) Çankaya Ankara,
08.02.2015 saat 18.22 ile 21.06 arasında …. .. ve ….l Ofısı Yanındakı Tarla (Kondogucıkıs) Selçuklu Konya,
04.03.2015 saat 17.42 ile 18.33 arasında Anadolu Bulvarı Gımat Macunköy (Ankgımat6Blok) Yenımahalle,……. (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara adreslerinde ortak baz.
22.07.2015 saat 19.31 ile 20.29 arasında … (Konyagurbulutsk) Selçuklu, Konya,
….ile;
09.08.2012 saat 15.30 ile 15.47 arasında …..) Selçuklu, Konya,
… ile;
22.05.2014 saat 13.15 ile 13.22 arasında ..(Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
03.09.2014 saat 13.19 ile 13.49 arasında …. Fakültesı Gazı (Ankdevlhvmeydan) Yenımahalle Ankara,
17.09.2014 saat 18.19 ile 19.11 arasında…Eczacılık Fakültesı Gazı (Ankdevlhvmeydan) Yenımahalle Ankara,
19.09.2014 saat 19.47 ile 22.25 arasında Anadolu … Içerısınde Bulunan Avea Kulesı. Yenımahalle (Ankaocanabl) Yenımahalle Ankara,
07.11.2014 saat 19.49 ile 20.49 arasında… Mahallesı (Ankaockoftecıle) Yenımahalle Ankara,
13.12.2014 saat 17.44 ile 20.10 arasında Anadolu Bulvarı … Içerısınde ….Yenımahalle (Ankaocanabl) Yenımahalle, Ankara,…. Mah. (Ankdemet1Cadde) Yenımahalle,… Gazı Mahallesı (Ankaockoftecıle) Yenımahalle Ankara,
20.01.2015 saat 18.16 ile 18.53 arasında… …. … (Ankkarakusunlar) Çankaya Ankara,
05.02.2015 saat 11.10 ile 12.10 arasında Anadolu Bulvarı …. …. (Ankfıseksan) … …. – Macunköy (Ankotoptancılar) Yenımahalle Ankara,
10.03.2015 saat 13.48 ile 13.50 arasında… (Anketımezırhlı) Etımesgut Ankara,
… ile;
29.04.2014 saat 11.35 ile 11.53 arasında Eskısehır ….(Ankcepaavm) Çankaya Ankara,
08.05.2014 saat 12.55 ile 13.29 arasında … (Anktedasgenelmd) Çankaya Ankara,
20.07.2015 saat 00.24 ile 00.26 arasında …… (Izmkarpostacımh) Bayraklı, Izmır adresinde ortak baz.
…. ile;
Sivil …. ile 01.07.2014 saat 17.41 ile 18.41 arasında … (Izmboregehasar) Bornova Izmır,
06.07.2014 saat 00.10 ile 00.19 arasında …. ….borhurrıyet) Bornova Izmır,
…. ile;
03.01.2014 saat 12.56 ile 13.23 arasında …. Kumcuoglu Sıtesı … Iskıtler (Ankatasanayı) Altındag Ankara,
15.04.2014 saat 13.48 ile 14.45 arasında Anadolu… …. Bahçekapı Mahallesı (Ankaocanadolubl) Etımesgut Ankara,
26.04.2014 saat 18.19 ile 18.21 arasında Gırısı … Ogretmen Evı (Ankgazıhastanes) Yenımahalle Ankara,
08.08.2014 saat 19.48 ile 20.38 arasında Gırısı …Ogretmen Evı (Ankgazıhastanes) Yenımahalle Ankara,
09.08.2014 saat 18.11 ile 18.33 arasında …… Yenımahalle (Ankyahyakemalcd) Yenımahalle Ankara,
22.10.2014 saat 14.24 ile 14.47 arasında …. Petrol A.S. Balgat (Ankcukuryenı) Çankaya Ankara,
25.10.2014 saat 22.40 ile 23.38 arasında Anadolu Bulvarı Po Benzınlık …(Ankaocanadolubl) Etımesgut Ankara,
26.12.2014 saat 13.20 ile 14.31 arasında Anadolu Bulvarı Tcdd Kampüsü Içerısınde Bulunan… Yenımahalle (Ankaocanabl) Yenımahalle, Ankara, Anadolu Bulvarı Gımat Macunköy (Ankgımat6Blok) Yenımahalle, Ankara ve …(Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
30.01.2015 saat 09.50 ile 10.47 arasında Anadolu … Içerısınde Bulunan…. Yenımahalle (Ankaocanabl) Etımesgut Ankara,
07.03.2015 saat 10.49 ile 11.41 arasında Anadolu Bulvarı ….- …. (Ankfıseksan) Yenımahalle, Ankara adresinde ortak baz.
17.03.2015 saat 11.55 ile 13.55 arasında Gazı Park …. Uzerınde (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara,
… ile;
22.05.2014 saat 12.17 ile 13.43 arasında Inonu Bulvarı (Ankmaresalınonu) Çankaya,Ankara ve …. … 06450 Balgat (Ankcetınemec) Çankaya Ankara,
04.09.2014 saat 12.10 ile 13.13 arasında …..(Anksokullumah) Çankaya,Ankara ve Konya …(Ankbalgathonda) Çankaya Ankara,
27.11.2014 saat 21.42 ile 22.16 arasında Ergazı… (Anketımezırhlı) Etımesgut Ankara,
20.02.2015 saat 14.12 ile 14.35 arasında Demır Sanayı Köy Hızm.Arkası …. (Ankatasanayı) Altındag, Ankara ve … Evı (Ankgazıhastanes) Yenımahalle Ankara,
13.07.2015 saat 15.38 ile 16.31 arasında …. Yolu (Ankeskısehıryol) Etımesgut, Ankara adresinde ortak baz.
… ile;
26.08.2014 saat 12.54 ile 14.16 arasında…… (Ankgazıhastanes) Yenımahalle, Ankara ve Inonu Bulvarı (Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
25.09.2014 saat 11.51 ile 12.11 arasında…. Caddesı Uzerınde (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara,
26.09.2014 saat 15.16 ile 15.40 arasında …Otel 06650 Kızılay (Ankdedeman) Çankaya Ankara,.
19.11.2014 saat 11.31 ile 12.02 arasında… Caddesı Uzerınde (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara,
26.01.2015 saat 11.28 ile 12.08 arasında Inonu (Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
27.07.2015 saat 12.20 ile 13.20 arasında …(….) … Kırıkkale ve Elmadag Kırıkkale Yolu (….) … Kırıkkale,
25.11.2015 saat 12.39 ile 13.16 arasında …….Ogretmenler Caddesı (Ankogretmencd) Çankaya Ankara,
20.02.2016 saat 16.27 ile 17.01 arasında… (Ankcepaavm) Çankaya Ankara,
19.05.2016 saat 16.25 ile 15.19 arasında …. … Bulunan Avea Kulesı. Yenımahalle (Ankaocanabl) Etımesgut, Ankara adreslerinde ortak baz
… … ile;
03.04.2013 saat 14.34 ile 15.28 arasında …. Elektrık Dıregı.1 Cadde Gırısı Balgat Çankaya Ankara (Ankamerıkanyenı) Çankaya Ankara,
11.04.2013 saat 09.00 ile 10.16 arasında … Çankaya Ankara (….) Çankaya Ankara,
30.09.2013 saat 17.57 ile 18.20 arasında (Ankastıguney) Yenımahalle Ankara,
15.01.2014 saat 09.11. ile 09.17 arasında …. …. (Ankıskıtetlıkka) Altındag Ankara,
18.04.2014 saat 13.43 ile 13.50 arasında Amerıkan Caddesının Ortasında Elektrık Dıregı.1 Cadde Gırısı Balgat (Ankamerıkanyenı) Çankaya Ankara,
21.05.2014 saat 12.35 ile 13.36 arasında … …. (Ankkarakusunlar) Çankaya Ankara,
22.05.2014 saat 13.08 ile 13.23 arasında …….Balgat (Ankcetınemec) Çankaya Ankara,
20.08.2014 saat 12.35 ile 13.41 arasında … Caddesındekı Camı (…) Çankaya Ankara,
17.09.2014 saat 21.32 ile 22.29 arasında Gırısı …….(Ankgazıhastanes) Yenımahalle Ankara,
08.10.2014 saat 17.13 ile 18.12 arasında…. Balgat (Ankcetınemec) Çankaya Ankara,
15.11.2014 saat 14.39 ile 16.39 arasında ………. Çankaya, Ankara ve …. Balgat (Ankbalgathonda) Çankaya Ankara,.
20.01.2015 saat 16.06 ile 16.22 arasında 33……. Mah. (Ankkarakusunlar) Çankaya Ankara,
27.01.2015 saat 12.22 ile 13.17 arasında Inonu (Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
03.02.2015 saat 13.26 ile 13.38 arasında … Içerısınde Bulunan Avea Kulesı. Yenımahalle (Ankaocanabl) Etımesgut Ankara,
10.02.2015 saat 19.43 ile 20.00 arasında …. Toplama Merkezının Oldugu …(Ankakmanplz) Çankaya Ankara adresinde ortak baz.
04.03.2015 saat 19.36 ile 19.42 arasında Anadolu … Içerısınde Bulunan Avea Kulesı. Yenımahalle (Ankaocanabl) Etımesgut Ankara adresinde ..02.02.2016 saat 13.52 ile 14.10 arasında …, …. (Ankturangunes) Çankaya,Ankara ve Panora Avm Oran (Ankpanoraavm) Çankaya Ankara,
03.03.2016 saat 12.41 ile 13.00 arasında Inonu (Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
… … ile;
10.05.2013 saat 17.06 ile 17.11 arasında Avcilar Istanbul,
25.11.2013 saat 17.45 ile 18.37 arasında … (Ankzıyabeycadde) Çankaya Ankara,
29.11.2014 saat 12.29 ile 13.57 arasında ….,… Oran (Ankturangunes) Çankaya Ankara,
27.02.2015 saat 12.15 ile 13.07 arasında … Içerısınde Bulunan Avea Kulesı. Yenımahalle (Ankaocanabl) Etımesgut Ankara,
04.03.2015 saat 10.34 ile 19.32 arasında ……. (Ankatasanayı) Altındag, Ankara ve …. Balgat (Ankcetınemec) Çankaya Ankara,
23.03.2015 saat 12.01 ile 13.17 arasında Anadolu … Içerısınde Bulunan …Yenımahalle (Ankaocanabl)….. (Ankaockoftecıle) Yenımahalle Ankara,
08.07.2015 saat 13.27 ile 13.59 arasında Anadolu …- A.O.Ç. (Ankfıseksan) Yenımahalle Ankara,
…ile;
03.09.2012 saat 21.30 ile 21.43 arasında…..(…..) Sıslı Istanbul,
08.09.2012 saat 15.47 ile 16.29 arasında…..(……) Maltepe Istanbul ve … ……. (…..) Maltepe Istanbul,
15.09.2012 saat 11.19 ile 14.10 arasında …(…) Maltepe Istanbul, ……..) Maltepe Istanbul, ……. (…. … Yenı) Maltepe Istanbul ve Telsız ….(….. Turkkule) Maltepe Istanbul adresinde ortak baz.
16.09.2012 saat 19.44 ile 20.41 arasında …. …Mh. Maltepe (Maltepe …..) Maltepe Istanbul,
24.09.2012 saat 17.26 ile 18.19 arasında …Merkez Mah. (…Emek Yenı) Maltepe Istanbul,
30.09.2012 saat 20.31 ile 21.28 arasında… Merkez Mah. (…Emek Yenı) Maltepe Istanbul,
06.10.2012 saat 15.08 ile 15.19 arasında… …. Mah (Maltepe Zumrutevler Mah) Maltepe Istanbul,
25.01.2013 saat 14.33 ile 14.36 arasında Karayolları … Geçıtın Altı ….) Atasehır Istanbul,
28.01.2013 saat 11.23 ile 12.42 arasında Koru Beldesı Ilkögretım Okulunun…. (Cınarcık Koru) …..
23.02.2013 saat 17.55 ile 18.52 arasında ….(…Cad.) Ümranıye Istanbul,
27.02.2013 saat 15.18 ile 15.49 arasında Bagcılar (Bagcılar Demırkapı2) Bagcilar Istanbul ve Bagcılar (…) Bagcilar Istanbul,
31.03.2013 saat 14.54 ile 15.32 arasında ….(…) … Maltepe Istanbul (…) Maltepe Istanbul ve …….. Istanbul (…) Maltepe Istanbul,
10.05.2013 saat 16.26 ile 17.23 arasında ….. Istanbul,
… ile;
08.05.2014 saat 14.52 ile 17.30 arasında….. Ankara,
30.05.2014 saat 13.00 ile 13.58 arasında ……Çankaya Ankara,
20.07.2014 saat 19.06 ile 19.31 arasında ………. Çankaya Ankara,
… ile;
25.12.2012 saat 15,41 ile 15.54 …….. (Gazıpasa Caddesı) Yalova,
…ile;
18.11.2010 saat 23.15 ile 23.39 arasında…. (…. Mahallesı) Selçuklu Konya,
17.06.2011 saat 12.59 ile 13.50 arasında Istanbul Yolu Serenkent Sıtesı (…Mahallesı) …… ortak baz.
02.08.2011 saat 15.35 ile 17.00 arasında …… … (Konya Mta) … Konya ve Istanbul ….. (…. Mahallesı) ……
… ile;
27.02.2013 saat 15.25 ile 15.40 arasında Bagcılar (…) Bagcilar Istanbul,
8.02.2013 saat 08.48 ile 09.21 arasında… ….(Ikıtellı Turgut Ozal Cad) Basaksehır Istanbul,
… Sayın ile;
27.05.2014 saat 10.42 ile 10.48 arasında…(Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
04.06.2014 saat 13.48 ile 14.42 arasında ….(Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
06.08.2014 saat 22.00 ile 22.59 arasında …. …. (Ankcetınemec) Çankaya, Ankara adresinde ortak baz.
09.08.2014 saat 18.10 ile 21.33 arasında …. … (Ankdevlhvmeydan) …. (Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
18.08.2014 saat 16.57 ile 17.44 arasında…. (Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
25.08.2014 saat 12.07 ile 13.21 arasında … Fakültesı Gazı (Ankdevlhvmeydan) Yenımahalle Ankara, ……. (Ankatasanayı) Altındag,Ankara ve …….. (Ankgatakmpus) Keçıören Ankara,
26.08.2014 saat 18.18 ile 18.31 arasında ….(Ankkızılırmak) Çankaya Ankara,
27.08.2014 saat 12.06 ile 12.26 arasında Inonu (Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
30.08.2014 saat 13.32 ile 13.41 arasında… 06450 Balgat (Ankcetınemec) Çankaya Ankara,
01.09.2014 saat 12.01 ile 13.47 arasında Inonu (Ankmerkezorduev) Çankaya, Ankara ve … (Anktedasındoor) Çankaya Ankara,
08.01.2015 saat 18.49 ile 19.40 arasında …. (Ankturangunes) Çankaya Ankara,
… ile;
06.09.2014 saat 16.59 ile 18.08 arasında …. …. (Ankkarakusunlar) Çankaya Ankara…. Toplama Merkezının …… (Ankakmanplz)…. ….(Ankgersansnysıt) Yenımahalle Ankara,
13.09.2014 saat 16.13 ile 16.15 arasında ….. … Mahallesı (Ankakmanplz) Çankaya Ankara,
27.09.2014 saat 18.56 ile 20.56 arasında Anadolu … Içerısınde Bulunan … Yenımahalle (Ankaocanabl) Yenımahalle Ankara,
30.01.2015 saat 08.47 ile 10.59 arasında Anadolu … ……. Yenımahalle (Ankaocanabl) Yenımahalle Ankara,
17.03.2015 saat 12.48 ile 13.42 arasında Anadolu ……….Yenımahalle (Ankaocanabl) Yenımahalle Ankara,
…..ile;
16.02.2013 saat 11.41 ile 12.34 arasında ….(….) Karabaglar Izmır,
03.03.2013 saat 14.17 ile 14.35 arasında ……. (Istumrangarantı) Üsküdar Istanbul,
… …ile;
02.07.2016 saat 17.20 ile 18.17 arasında …. Konya Cıhanbeylı (Konchnbylkarsı) … …. (Konyadıpdedehop) Kulu Konya, Ortatepe Mevkıı (Ankortatpemevkı) ………..(Konkulutsof) ……. (Konkuluankyolu) Kulu Konya, ve ….. ..(Konkuluacıkuyu) Kulu Konya,
…. ile;
11.04.2013 saat 09.10 ile 10.27 arasında ….. … Ankara (Ankamerıkanyenı) Çankaya Ankara,
27.10.2013 saat 18.23 ile 18.41 arasında … (Ankdkmgokkusagı) Çankaya Ankara,
24.12.2013 saat 16.42 ile 17.33 arasında …. …. (Ankucarlıgırıs) Çankaya Ankara,
09.02.2014 saat 21.46 ile 21.51 arasında ……Arkası) (Ankmsblojmanong) Çankaya Ankara,
03.03.2014 saat 16.56 ile 17.30 arasında ……(Ankmeclısgırıs) Çankaya,Ankara adresinde ortak baz
05.03.2014 saat 17.43 ile 17.57 arasında … (Ankdıkmencad) Çankaya Ankara,
08.03.2014 saat 14.49 ile 15.06 arasında … (Ankdkmgokkusagı) Çankaya Ankara,
26.03.2014 saat 18.02 ile 18.45 arasında … (Ankucarlıgırıs) Çankaya Ankara,
12.04.2014 saat 20.49 ile 21.12 arasında ….. (Ankcukuryenı) Çankaya Ankara,
14.04.2014 saat 17.20 ile 18.50 arasında …..Dıkmen (Ankdıkmencad) Çankaya Ankara,
15.04.2014 saat 19.06 ile 19.45 arasında …… (Ankucarlıgırıs) Çankaya Ankara,
30.04.2014 saat 19.08 ile 19.25 arasında (Anktuluntas) Gölbası Ankara,
16.05.2014 saat 16.31 ile 16.49 arasında …. Çankaya (Ankemnıyetanabı) Çankaya Ankara,
05.06.2014 saat 11.50 ile 11.50 arasında …(Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
09.08.2014 saat 21.55 ile 22.40 arasında…. (Ankcetınemec) Çankaya Ankara,
20.08.2014 saat 12.34 ile 13.43 arasında…. … (Anksodıkmenkose) Çankaya Ankara,
29.08.2014 saat 21.14 ile 22.40 arasında … …. (Ankkeklıkmetıs) Çankaya,Ankara ve Konya Yolu Alanya Petrol A.S. ….(Ankcukuryenı) Çankaya Ankara,
10.10.2014 saat 17.28 ile 18.05 arasında….. (Ankucarlıgırıs) Çankaya Ankara,
14.12.2014 saat 19.25 ile 19.52 arasında ……. (Ankakmanplz) Çankaya Ankara,
15.05.2015 saat 17.59 ile 18.19 arasında … Kesısımı Kaldırım Ayrancı (Ankucarlıgırıs) Çankaya Ankara,
… ile;
29.05.2014 saat 12.38 ile 13.38 arasında … (Ankamerıkanyenı) Çankaya, Ankara ve ….:….(Ankcetınemec) Çankaya Ankara,
13.09.2014 saat 17.45 ile 18.34 arasında …. (Ankaltıntopısme) Altındag Ankara,
19.09.2014 saat 19.47 ile 19.56 arasında Anadolu … Içerısınde Bulunan … Yenımahalle (Ankaocanabl) Yenımahalle Ankara,
17.10.2014 saat 22.00 ile 22.32 arasında … …. ….
25.11.2014 saat 19.19 ile 19.21 arasında Anadolu … … (Ankfıseksan) Yenımahalle Ankara,
29.12.2014 saat 17.07 ile 17.54 arasında …. (Ankmetıssıtesı) Çankaya Ankara,
30.12.2014 saat 12.46 ile 12.48 arasında … (Ankkecetlıkara) Altındag Ankara,
31.12.2014 saat 12.34 ile 12.45 arasında…(Ankmerkezorduev) Çankaya Ankara,
06.02.2015 saat 12.25 ile 13.33 arasında…. Tesıslerı Anıttep Mah. (Ankgenclıkcadde) Çankaya Ankara,
04.03.2015 saat 10.59 ile 11.57 arasında…. (Ankkecetlıkara) Altındag Ankara,
26.03.2015 saat 11.15 ile 11.54 arasında Anadolu …. Behıçbey – A.O.Ç. (Ankfıseksan) Yenımahalle Ankara,
… ile;
14.08.2012 saat 12.32 ile 13.10 arasında ……(Maltepe …Aksa Generator) Maltepe Istanbul,
15.08.2012 saat 16.59 ile 17.59 arasında…….. …. (…….) Kartal,Istanbul ve …… …(….) Kartal Istanbul,
19.08.2012 saat 11.04 ile 12.27 arasında … …(Maltepe Zumrutevler Mah) Maltepe Istanbul,
25.08.2012 saat 16.17 ile 16.45 arasında …. ( …..) ….(Maltepe Küçükyalı Çınar) Maltepe Istanbul, …. (….) Maltepe Istanbul, … …(Maltepe …….) Maltepe Istanbul ..26.08.2012 saat 14.00 ile 15.57 arasında…..(Küçükyalı Emek Yenı) Maltepe Istanbul, Karayollari Caddesı,…..Kucukyalı Karayolları Caddesı) Maltepe Istanbul, … (Kılavuz …..) Maltepe,Istanbul, … …Mh. Maltepe (Maltepe …Aksa Generator) Maltepe Istanbul,
27.08.2012 saat 17.22 ile 18.25 arasında …..Maltepe …Aksa Generator) Maltepe Istanbul, …… (…) Maltepe Istanbul, Küçükyali…. (…) … (…) Maltepe Istanbul,
28.08.2012 saat 19.14 ile 20.31 arasında … … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
29.08.2012 saat 14.15 ile 14.36 arasında ….. ….) Maltepe Istanbul,
01.09.2012 saat 22.14 ile 22.47 …. Otokar (Idealtepe E5) Maltepe Istanbul,
03.09.2012 saat 17.47 ile 21.09 arasında …..(.. E5) Maltepe Istanbul ve Telsız Yolu Ibb Kulesı….(…) Maltepe Istanbul,
10.09.2012 saat 18.06 ile 23.00 arasında …… (…) Maltepe Istanbul, Küçükyali ….(…, … (…) Maltepe Istanbul, …..Maltepe-Istanbul (…) Maltepe Istanbul, … …. Generator) Maltepe Istanbul,
12.09.2012 saat 21.16 ile 22.52 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
15.09.2012 saat 13.41 ile 14.36 arasında ….Mah. (…) Maltepe Istanbul,
20.09.2012 saat 13.22 ile 13.31 arasında …. Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
08.10.2012 saat 19.19 ile 20.56 arasında…. (…) Maltepe Istanbul, … Mah … (…) Maltepe Istanbul,
10.10.2012 saat 07.49 ile 08.35 arasında … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
12.10.2012 saat 07.35 ile 19.45 arasında … . Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul, E-5 Tem Baglantı Yolu … Mah. Yakacik (… E5Tem) Kartal Istanbul, …. . Genel Müdürlük. Baglarbası Mah. E5 Karayolu Üzerı (Ayedas Genel Mudurluk Bınası) Maltepe Istanbul,
15.10.2012 saat 19.54 ile 20.55 arasında … …Mh. Maltepe (Maltepe …. Generator) Maltepe Istanbul,
18.10.2012 saat 20.07 ile 21.42 arasında …. (Opel Servısı Üstü) … (…) Maltepe Istanbul, … Otokar (…) Maltepe Istanbul,
20.10.2012 saat 07.30 ile 09.03 arasında … ….(Maltepe …Generator) Maltepe Istanbul,
01.11.2012 saat 19.06 ile 20.53 arasında … … (Maltepe … Generator) Maltepe Istanbul,
02.11.2012 saat 18.48 ile 19.37 arasında … …Mh. Maltepe (Maltepe … Generator) Maltepe Istanbul,
05.11.2012 saat 00.03 ile 22.45 arasında … …Mh. Maltepe (Maltepe … Generator) Maltepe Istanbul, Küçükyali …. (…Servısı Üstü) … (….altepe Istanbul, … Karayollari Cad Ve Çev. (…Karayolları Caddesı) …. Mah Otokar (…) Maltepe Istanbul,
06.11.2012 saat 07.09 ile 07.29 arasında Küçükyali … (Opel Servısı Üstü) … (…) …. Mah … (…) Maltepe Istanbul,
15.11.2012 saat 19.45 ile 21.58 arasında ….. (…Yenı) Maltepe Istanbul, … …Mh. Maltepe (Maltepe …. Generator) Maltepe Istanbul, Küçükyali …. . Servısı Üstü) … (…) Maltepe Istanbul, ….. (… Mah) Maltepe Istanbul,
16.11.2012 saat 07.08 ile 22.36 arasında …. Mah (Maltepe … Mah) Maltepe Istanbul, ….. (… Yenı) Maltepe Istanbul, Sanayı…. (… E5) Maltepe Istanbul,
18.11.2012 saat 00.01 ile 19.30 arasında … Bınasi …Mah (…) Maltepe Istanbul, adresinde ortak baz
25.11.2012 saat 16.49 ile 21.25 arasında … Sok Tem Yolu Arası Karayo … Mah Batı Atasehır …Toplu Ko (Batı … Atasehır Istanbul, … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
26.11.2012 saat 07.10 ile 21.15 arasında … Bınasi … Mah (Maltepe … Mah) Maltepe Istanbul,
27.11.2012 saat 23.47 ile 23.50 arasında … Bınasi … Mah (Maltepe … Mah) Maltepe Istanbul,
30.11.2012 saat 20.28 ile 21.09 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
01.12.2012 saat 08.00 ile 09.14 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
02.12.2012 saat 07.49 ile 22.50 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul, Içerenköy … (…) Atasehır Istanbul,
03.12.2012 saat 01.02 ile 18.58 arasında …Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
04.12.2012 saat 01.18 ile 08.10 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
05.12.2012 saat 20.44 ile 22.17 arasında … . Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe İstanbul,
06.12.2012 saat 06.29 ile 07.18 arasında … . Bınasi …Mah (…Mah) Maltepe Istanbul,
07.12.2012 saat 01.14 ile 22.20 arasında … . Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe,Istanbul, … Caddesı, No: 50 … Apt. … Karayollari Cad Ve Çev. (… Caddesı) Maltepe Istanbul
08.12.2012 saat 15.08 ile 19.37 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
09.12.2012 saat 00.05 ile 22.06 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
10.12.2012 saat 00.14 ile 07.23 arasında … Bınasi …Mah (Maltepe Zumrutevler Mah) Maltepe Istanbul,
11.12.2012 saat 05.17 ile 07.17 arasında … Bınasi …. Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
14.12.2012 saat 00.09 ile 07.13 arasında … Bınasi … Mah (…Mah) Maltepe Istanbul,
15.12.2012 saat 05.50 ile 06.04 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
16.12.2012 saat 04.42 ile 16.46 arasında … Bınasi … Mah (…Mah) Maltepe Istanbul, adresinde ortak baz
17.12.2012 saat 00.03 ile 22.10 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
18.12.2012 saat 04.31 ile 05.14 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
Aynı şahıs ile 19.12.2012 saat 06.37 ile 07.07 arasında … Bınasi … Mah (… Mah) Maltepe Istanbul,
20.12.2012 saat 04.22 ile 05.15 arasında … Bınasi … Mah (Maltepe … Mah) Maltepe Istanbul,
25.12.2012 saat 00.13 ile 01.52 arasında … Bınasi … Mah (Maltepe … Mah) Maltepe Istanbul,
27.12.2012 saat 06.49 ile 07.38 arasında Kyali & … Arasi E5 Yol Küçükyali Tt (…) Maltepe Istanbul,
28.12.2012 saat 07.23 ile 21.49 arasında … Cad … Bınasi (…) Maltepe,Istanbul Akdenız Sok. No: 46 …-Kartal Arasie5Yolu,Çe (…) Kartal,Istanbul, … …Mh. Maltepe (Maltepe …) Maltepe Istanbul,
03.01.2013 saat 06.51 ile 07.31 arasında … Cad … Bınasi (… Mah) Maltepe Istanbul,
04.01.2013 saat 15.28 ile 16.13 arasında Eskısehır Mah.,… Gulsuyu Kartal Arasi E5 (…) Kartal Istanbul,
06.01.2013 saat 18.44 ile 22.16 arasında … Cad … Bınasi (…) Maltepe Istanbul,
08.01.2013 saat 17.43 ile 19.29 arasında … Cad … Bınasi (Maltepe …) Maltepe Istanbul,
10.01.2013 saat 18.25 ile 20.22 arasında … Cad … Bınasi (Maltepe …) Maltepe Istanbul,
11.01.2013 saat 18.52 ile 19.47 arasında … Cad …Bınasi (Maltepe …) Maltepe Istanbul,
13.01.2013 saat 08.35 ile 18.07 arasında … Cad … Bınasi (…) Maltepe Istanbul,
14.01.2013 saat 21.18 ile 21.42 arasında … Cad … Bınasi (…) Maltepe Istanbul,
09.02.2013 saat 00.51 ile 01.51 arasında … Cad … Bınasi (…) Maltepe Istanbul,
11.02.2013 saat 14.58 ile 15.57 arasında … (…) Maltepe Istanbul,
14.02.2013 saat 08.30 ile 11.21 … Sok … ı Bınasi (…) Maltepe Istanbul,
18.02.2013 saat 13.06 ile 16.48 arasında … Sok … Bınasi (…) Maltepe,Istanbul … (…) Maltepe,Istanbul … Mah. … Is Yerı (Opel Servısı Üstü) (…) Maltepe,Istanbul … …Mh. Maltepe (Maltepe …) Maltepe Istanbul,
26.02.2013 saat 20.00 ile 20.36 arasında …(…) Maltepe Istanbul,
28.02.2013 saat 19.35 ile 20.46 arasında … …Mh. Maltepe (Maltepe …) Maltepe,Istanbul … Mah. … Is Yerı (… Servısı Üstü) (…) Maltepe Istanbul,
25.03.2013 saat 11.16 ile 13.05 arasında …Soganlık Kartal Istanbul (Istsogyenatacad) Kartal Istanbul,
27.03.2013 saat 17.54 ile 23.40 arasında … Mah Maltepe Istanbul (…) Maltepe,Istanbul, … Is Yerı (Opel Servısı Üstü) … Maltepe Istanbul (Istmalkyalıcına) Maltepe Istanbul,
29.03.2013 saat 19.29 ile 20.22 arasında … Mh. Maltepe -Istanbul … Cd. No:122 Maltepe Istanbul (Istıdetpemutlhn) Maltepe Istanbul,
30.03.2013 saat 21.28 ile 22.27 arasında … Göztepe No:4 … Çikmazi Kadiköy Istanbul (Istgoztpsanyenı) Kadiköy,Istanbul, …erı (Opel Servısı Üstü) … Maltepe Istanbul (…) Maltepe,Istanbul, Sanayı Cad … Mah Maltepe Istanbul (Istıdealtepe5) Maltepe Istanbul,
07.04.2013 saat 17.06 ile 17.57 arasında …….. Istanbul (Istgoztesanbatı) Kadiköy Istanbul,
14.04.2013 saat 18.26 ile 19.28 arasında ……. Mah Maltepe Istanbul (Istmalzumrutevl) Maltepe Istanbul,
08.05.2013 saat 18.53 ile 19.53 arasında Maltepe,Istanbul Küçükyali Çinar Mah. Is Yerı (Opel Servısı Üstü) … (Istmalkyalıcına) Maltepe Istanbul,
15.05.2013 saat 13.10 ile 13.47 arasında Kartal Istanbul,
11.06.2013 saat 08.24 ile 09.21 arasında …. Karayolu Üzerı No:17 Ayedas Genel Müdürlük. Baglarbası Mah. (Istzumryetmısev) Maltepe Istanbul,
22.02.2014 saat 16.52 ile 17.44 arasında Turan Günes Bulvarı Çınar Apt., Blok C Ve B 06700 Oran (Ankturangunes) Çankaya Ankara,
23.02.2014 saat 09.10 ile 09.26 arasında Turan Günes Bulvarı Çınar Apt., …..(Ankturangunes) Çankaya Ankara,
29.04.2014 saat 11.10 ile 11.53 arasında…. (Ankcepaavm) Çankaya Ankara,
16.05.2014 saat 16.42 ile 17.33 arasında …. (No222 Arkası) (Ankmsblojmanong) Çankaya Ankara,
29.05.2014 saat 17.18 ile 18.04 arasında ….. (Ankturangunes) Çankaya Ankara,
09.07.2014 saat 20.01 ile 20.56 arasında … Ladık/Konya Ladık Sarayönü/Konya (Konkursunlu) … … ……. (Kondagdere) ….Konya,
11.08.2014 saat 09.04 ile 09.47 arasında Inonu Bulvarı (Ankmaresalınonu) Çankaya Ankara,
23.08.2014 saat 10.49 ile 11.52 arasında Konya Yolu Bora Honda Balgat (Ankbalgathonda) Çankaya Ankara adresinde ortak baz
24.09.2014 saat 11.19 ile 11.45 arasında ……… (Anktcddhastn) Yenımahalle Ankara,
28.01.2015 saat 15.35 ile 16.01 arasında M. Kemal (Ankastıyolu3) Etımesgut Ankara,
01.03.2015 saat 15.18 ile 16.18 arasında … Uzerınde (Ankbestepelerma) Yenımahalle Ankara,
07.03.2015 saat 11.41 ile 12.28 arasında … Yenımahalle Ankara,
31.05.2016 saat 12.36 ile 13.05 arasında …. Sanayı Batıkent (Ankbatıkentbask) Yenımahalle Ankara,
02.07.2016 saat 17.13 ile 18.11 arasında Konya Dıpdede Hop Kulu (Konyadıpdedehop) Kulu Konya, Ortatepe Mevkıı (Ankortatpemevkı) Gölbası Ankara, Kömüsını Kömüsını Köyü ….. (Konkulutsof) Kulu Konya Acıkuyu …. (Konkuluacıkuyu) Kulu Konya’da,
Şüpheli …’ın, haklarında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen toplam 38 kişi ile bilirkişi kurulu raporunda ayrıntılı şekilde anlatılarak haritalar üzerinde gösterildiği biçimde ortak baz birlikteliği tespit edilmiştir. (Kls: 2, ek: 7/47-90)
4.2.3.2.Şüphelinin Sıkıyönetim Mahkemesi Görevlendirme Listesindeki yeri ve Cumhurbaşkanı Başyaverliğine adaylık durumu:
Sıkıyönetim direktifi ile şüphelinin de üye olarak çalıştığı AYİM 3. Dairesinin kapatıldığı, şüphelinin isminin görevlendirme listesinde yer almadığı,
Ancak; Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/109 esasında kayıtlı dosyada sanık olarak yargılanan ve darbe girişiminin yapıldığı 15 Temmuz 2016 tarihinde Genelkurmay Başkanlığında ‘General Amiral Şube Müdürü’ olarak görev yapan …’ın;
Darbe girişiminin başarılı olması hâlinde örgüt tarafından yeniden şekillendirilecek Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel yapısıyla ilgili çalışmalar yaptığı ve FETÖ mensubu darbeci cuntanın atama listesini hazırladığı,
Terör örgütünün gerçekleştirdiği darbe girişimini ülke çapında planlayan ve organizasyonunu yapan Yurtta Sulh Konseyi içinde yer aldığı, darbe girişimi günü karargâhta olduğu, darbe girişimine fiilen de katıldığından dolayı;
Anayasayı ihlal suçundan TCK’nın 309/1; cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan TCK’nın 311/1; cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan TCK’nın 312/1; silahlı örgütü yönetme suçundan TCK’nın 314/1; askeri komutanlıkların gasbı suçundan TCK’nın 317/1-2; yerine getirilen kamu görevi nedeniyle bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla öldürme suçundan (…’a karşı) TCK’nın 37, 82/1-g-h, 266; bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla öldürme suçundan (Genelkurmay Karargâhında şehit olan 11 sivile karşı ayrı ayrı 11 kez) TCK’nın 37, 82/1-h, 266; yerine getirilen kamu görevi nedeniyle bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla öldürmeye teşebbüs suçundan (… …, … ve …’ya karşı ayrı ayrı 3 kez) TCK’nın 82/1-gh, 35, 266; bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla öldürmeye teşebbüs suçundan (Genelkurmay Karargâhında yaralanan 42 sivile karşı ayrı ayrı 42 kez) TCK’nın 82/1-h, 35, 266; kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan (…’e karşı ayrı ayrı 11 kez) TCK’nın 109/2-3, 266; Cumhurbaşkanına suikast suçundan TCK’nın 220/5 maddesi yollamasıyla TCK’nın 310; bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla öldürme (tüm ülkede şehit edilen sivil vatandaşlarımıza karşı ayrı ayrı 172 kez) TCK’nın 82/1-h, 266; yerine getirilen kamu görevi nedeniyle bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla öldürme (tüm ülkede şehit edilen asker ve polisimize karşı ayrı ayrı 66 kez) TCK’nın 37, 82/1-g-h, 266; bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla öldürmeye teşebbüs (tüm ülkede yaralanan sivil vatandaşlarımıza karşı ayrı ayrı 2558 kez) TCK’nın 82/1-h, 35, 266; yerine getirilen kamu görevi nedeniyle, bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla öldürmeye teşebbüs (tüm ülkede yaralanan asker ve polisimize karşı ayrı ayrı 174 kez) TCK’nın 37, 82/1-g-h,35, 266; kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma (…’a karşı ayrı ayrı 12 kez) TCK’nın 109/2-3, 266 ve ruhsatsız silah taşıma suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/2. maddeleri gereğince sanık olarak yargılandığı anlaşılmıştır. (Kls: 2, ek: 7/58)
…’dan ele geçirilen bilgisayar ve CD’nin üzerinde Siber Suçlar Müdürlüğünün yaptığı inceleme sonucunda düzenlediği 24.08.2016 tarihli raporda aşağıda bir kısmı belirtilen tespitlere yer verilmiştir.
‘… e postası’ isimli mailde;
Tuğgeneral …’nın 15.07.2016 Cuma günü saat 17.00’de içinde …’nın da bulunduğu on sekiz kişiye gönderdiği e posta içeriğinde;
‘EĞER CESUR DEĞİLSEN SAMİMİ OLAMAZSIN.
EĞER CESUR DEĞİLSEN SEVEMEZSİN.
EĞER CESUR DEĞİLSEN GÜVENEMEZSİN.
EĞER CESUR DEĞİLSEN, GERÇEĞİN PEŞİNE DÜŞEMEZSİN.
O YÜZDEN ÖNCE CESARET GELİR VE DİĞER HER ŞEY ONU İZLER’
OSLO _CESARET
Şeklinde yazışma bulunduğu görülmüştür.
‘…._E_POSTA’ isimli dosyada;
CUMHURBAŞKANI BAŞYAVER ADAY LİSTESİ (ÇİZELGE MART 2016) tablosunda;
On kişinin ismi yazılı olduğu,
CUMHURBAŞKANI BAŞYAVER ADAY LİSTESİ (ÇİZELGE ŞUBAT 2016) tablosunda;
On yedi kişinin ismi yazılı olduğu,
CUMHURBAŞKANI BAŞYAVER ADAY LİSTESİ (ÇİZELGE ARALIK 2016) tablosunda;
On altı kişinin ismi yazılı olduğu,
CUMHURBAŞKANI BAŞYAVER ADAY HAVUZU tablosunda;
Şüpheli …’ında 35. sırasında bulunduğu 139 kişinin isminin yazılı olduğu,
CUMHURBAŞKANI BAŞYAVER ADAY LİSTESİ tablosunda;
Otuz bir kişinin ismi olduğu,
‘PERNO’ isimli tabloda ise;
On üç kişinin ismi olduğu görülmüş,
Yukarıda içeriği özetlenen altı tablonun da e posta içeriğinde yer aldığı anlaşılmıştır.
Bilirkişi raporunda;
Belirtilen tabloların darbe girişimi ile alakalı olmadığı değerlendirilmiş ancak söz konusu listelerde çok sayıda personelin darbe girişimi sonrası işlem yapılan ve FETÖ/PDY soruşturmalarına konu olan kişilerden olması, Cumhurbaşkanlığı başyaver adaylarının belirlenmesinde örgüt mensuplarına öncelik verildiği,
Ayrıca e-postanın, darbe girişiminin yapıldığı gün saat 14.40’ta Kara Kuvvetleri Komutanlığı Tayin Daire Başkanlığı Kurmay Şube Müdürlüğünde görevli Atanma ve Kurs Subayı Kur. Plt. Kur. Yb. … Karakaş tarafından Şube Müdürü Tnk. Kur. Alb. …’a, …’un da Genelkurmay Başkanlığı General Amiral Şube Müdürü …’a göndermesi ve öncesinde MEDAS ile ilgili yapılan araştırmalarda … Partigöç ile birlikte sıkıyönetim direktifi mesajını kaleme alanın …’ın olduğu gözetildiğinde darbenin başarılı olması hâlinde yapılacak işlemlerde kullanılmak üzere e-postanın gönderildiği,
Düşünülmüştür.
‘Kritik Görev Ataması’ isimli klasör içerisinde bulunana dört adet dosyada iki yüz kırk altı görevlendirme çalışması yapılmasına karşın bazı isimlerin mükerrer görevlendirilmesinden dolayı ‘dokuz yüz doksan bir’ kurmay subayın içinden yanlızca aralarında şüpheli …’ın da bulunduğu ‘yüz elli’ kişinin görevlendirildiği anlaşılmıştır.
Darbeyi planlayan ve darbeye kalkışanlar tarafından şüpheli …’ın; Devletin en üst makamında bulunan, Başkomutanlık sıfatına sahip Devletin en kritik makamı olan Cumhurbaşkanlığına, başyaver olabilecek kişilerden biri olarak düşünülüp aday havuzunda gösterilmesi şüpheli …’ın FETÖ üyesi olduğunun bilinerek kendisine bu kritik görevin verildiği, şüphelinin darbeyi planlayan ve darbeye kalkışanlar tarafından önemsendiği ve güvendikleri bir kişi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. (Kls: 2, ek: 7/1-56)
4.2.3.3.Tanık Beyanları:
Tanık eski AYİM Başkanı … 27.07.2016 tarihli beyanında; ‘…Uyuşmazlık Mahkemesine…kıdem sırasına göre …’ın seçilmesini bekliyordum. Hatta ben o gün 10 dakikada seçim biter başka bir toplantı gündemi belirlemiştim. Ancak açıkça kimse adaylığı deklare etmedi, uzun turlar boyunca adaylar gerekli olan 13 oyu alamadılar, ben seçime ara verip herkesi teamüllere uyma yönünde düşünmeleri için bir konuşma yapıp odama gittim. …
…….’ı çağırdım niye böyle oldu diye tahminini sordum. ‘Başkanım siz bilmiyorsunuz, kurmay üyeler bana blok hâlinde oy vermediler’ dedi. …Kurmaylardan kıdemli 3 kişiyi çağırdım. …Bana …. albayın sürekli agresif davrandığını,…. Biz de bu yüzden oy vermedik dedi. …
…AYİM’deki üyeler hakkında internet sitelerinden isimsiz ihbar mektuplarından gelen yazılı şikâyetlerin, AYİM 1. Dairede … …, 2. Dairede ….. üzerinde yoğunlaştığını fark ettim. …Fetö/pdy ile ilişkili ve irtibatlı olan Birinci Dairede … …, 2. Dairede de Yaşar Yüce’dir. Bu ikisine ilişkin olarak da gelen ihbar ve şikâyetleri Genel Kurula Yüksek Disiplin Kurulu için sevk ettim. Bazı şikâyetlerde de Genelkurmay İstihbarat Başkanlığından gelen bilgiye göre işlem yapmadım. Genel Kurul ve Yüksek Disiplin Kurulunda bu yapıya mensup kişiler hakkında oy birliğiyle işlem yapılmasına gerek olmadığına dair karar çıktığı…
…Belirttiğim gibi … … ve ….. dışında AYİM’de görevli başkan ve üyelerin bu yapıyla herhangi bir ilişki ve irtibatının olmadığını…’ (Kls: 4, ek: 7/801-805)
Tanık eski AYİM 2. Dairesi Üyesi … 08.12.2016 ve 20.03.2018 tarihli beyanlarında; ‘…. …’in …Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliği seçiminde mahkememizin alışılagelen teamüllerine göre (ki bu teamüllere hep uyulmuştur) dairemizin en kıdemlisi olan …’ın seçilmesine kesin gözüyle baktığımız hâlde belirtmiş olduğum gibi teamüllere aykırı mahkemenin en kıdemsiz üyelerinden biri olan … … bir anda aday olarak ortaya çıktı ve yaklaşık olarak 8-10 oy aldı. Mahkemenin geçmişini bilen, uygulamalarını bilen biri olarak bunun bir organizasyon, birlikte hareketlilik olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrıca kurmay subaylardan destek almaması durumunda … …’in seçimde 8-10 oy alması mümkün değildir.
2013 yılı sonunda veya 2014 yılı başında AYİM’ye üye adayı seçimi yapılmıştı. …….da aday adayı olmuştu. Kendisine oy vermem hususunda seçimden birkaç gün önce Askeri Yargıtay 1. Daire Üyesi … …. benden talepte bulundu. …seçim günü …yanımda oturan … … …birkaç kez ……’a oy vermem konusunda ısrarcı oldu. ……. seçilemedi. Bu olaydan sonra … …,…. bana mesafeli davranmaya başladılar, hatta …. benimle selamı sabahı da kesti. Hiçbir şekilde konuşmadı.
Dairemdeki kurmay üyeler … ve … idi.
AYİM geleneklerine ve askeri uygulamalara aykırı olarak … mahkemede 2 yıl çalışması gerekirken yaklaşık olarak 4 yıl görev yapmıştır. Bu süre zarfında yaptığım gözlemler şunlardır: AYİM’de kurmay üyelerin genel tavırları idare lehine karar verme yönündeydi ki … de istikrarlı şekilde bu yönde kararlarda oy kullanırken Fetö ile iltisaklı öğrenci davalarında 17-25 Aralık soruşturmalarından sonra hatırladığım kadarıyla hemen hemen bütün davalarda idarenin işlemlerinin kaldırılması yönünde oy kullandı. …
Ayrıca seçimlerde de şu an haklarında soruşturma ve yargılamalar devam eden Fetö’yle iltisaklı kişilerle hareket etmiş olabileceğini düşünüyorum.
… ile yaklaşık olarak 1 yıl çalıştım. … için söylediklerim aynen … için de geçerlidir.
Askeri yargıda bu yapının organize bir şekilde hareket ettiği ve askeri yargıyı ele geçirmek istediklerini bana düşündürten önemli bir husus da 29.07.2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında verdiğim ifademde ayrıntılarını belirttiğim … ve … ……’ın atandıkları makamlar ve sonraki uygulamalarıdır…’ (Kls: 4, ek: 7/788-800)
Tanık eski Askeri Yargıtay Üyesi …..27. 09 2016 tarihli beyanında; ‘…Ben Yargıtaya geldiğimde bu yapılanma ile ilgili gizli bir mücadelenin olduğunu gördüm. …Ülkemizde yaşanan MİT krizi, 17-25 Aralık soruşturması, MİT tırları soruşturması, barış süreci gibi olaylar sonrasında giderek ayrışmalar başladı…hatta 1,5-2 yıldır Fetöcüler bize selam dahi vermez hâle geldiler, sadece resmî görüşmelerde ve zoraki selamlaşmalardan ilişkiler ibareti. …Seçimlerde bu kişiler ısrarla ……
…Ancak bu kişilerin adlarını askeri yargı içerisinde kime sorarsanız sorun cemaat ile birlikte anılıyordu…’ (Kls: 4, ek: 7/680-683)
Tanık eski Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairesi Başkanı … 27.07.2016, 07.12.2016 ve 20.03.2018 tarihli beyanlarında; ‘…Ben 2001 yılından beri AYİM’de en eski ikinci üyeyim. 2007 yılından itibaren de 1. Daire Başkanı olarak görev yaptım. 2013-2014 yıllarından sonra özellikle Ergenekon ve Balyoz gibi soruşturmalar arkasından İstanbul Casusluk ve İzmir Casusluk Davaları çerçevesinde kamuoyunda yaygınlaşmaya Fetö söylentileri başladı. Ben de daire başkanı olarak silahlı kuvvetlerden ayırma ve atama gibi dosyalardan giderek anormallikler olduğunu anlamaya başladık. Bu dosyalarla ilgili olarak idare Casusluk soruşturması kapsamında elde edilen bazı delillere göre ahlaksızlık sebebi ile ayırma işlemi tesis etmişti. Ancak zamanla bu delillerin çok zayıf veya hukuka uygun olmayabileceği görüşü dairemizde genel olarak hâkim oldu. …
…. … kararlı ve ısrarlı bir şekilde bu davalarda davacıların aleyhine oy kullandı. …Uyuşmazlık Mahkemesi seçimlerinde teamüle göre sırası gelen ve kıdemli olan ….. Albay’ın seçileceği gözüküyordu. Ancak seçimde sürpriz bir şekilde onun yerine … … Albay’a yüksek oy çıktı, kurmay üyelerin işbirliği ile yapıldığı anlaşılıyordu. …seçimin organize edilmeden bu şekilde oyların … … üzerinde yoğunlaşması mümkün değildir. …Böyle bir olay benim görev yaptığım sürede yaşanmamıştır. Dediğim gibi hem edindiğim izlenim hem ilgili kişilerin tavır ve hareketleri bunun organize bir hareket olduğunu gösteriyordu. Hatta bu hususta o zamanki AYİM Başkanı …’a bunun iyi olmadığını, kurmay üyelerin yaptığının doğru olmadığını, bunun ileride problem doğuracağını söyledim. Bu noktada şunu da belirteyim, esasen kıdemim itibarı ile böyle seçimlerden önce kurmay üyeler gelir bana usulü ve fikrimi sorarlar. Çünkü bunlar kısa süreli kışladan geldikleri için (ki kurmay üyeler o zaman yeni gelmişlerdi) usül ve adabı bilmediklerinden daire başkanına görüş ve önerilerini sorarlar. O görüşler çerçevesinde oylarını kullanırlardı. Bu AYİM’nin kadim bir geleneği idi. Bunlar gelip fikrimi sormadılar. …
…Olağanın dışında olan bir seçim daha belirtmek isterim. Bu da ……’ın katıldığı AYİM’ye üye seçiminde yaşananlardır.
…Tanığın önceki beyanları okundu. Soruldu: Hepsi doğrudur. Ancak bir ilave yapmak istiyorum; seçim aşamalarında kullanılan 2 üyeye ait oyların …..’ı da kapsayacak şekilde bugün Fetö’den tutuklu bulunan ve şu an ismini hatırlayamadığım kişilere verildiğini gözlemledik. Bunların … … ve ….’ye ait olduğunu aramızda konuştuk. …
…Kararlardan başka dikkatimi çeken bir olay 17-25 Aralık soruşturmalarından önce Ağustos ayında … …’in Amerika’ya bana ve arkadaşlara göre ani bir ziyaret yapmış olması bundan önce bizim dairedeki arkadaşlarla yaptığımız toplu sohbetlerde hiç Amerika’da bir akrabası olduğundan bahsetmemişti ki biz sohbetlerimizde genel olarak ailevi durumumuzdan akrabalarımızdan bahsederdik. Bundan dolayı hepimiz için şaşırtıcı oldu. Aslında … … Amerika’ya gidinceye kadar genel olarak hükûmetin günlük politikalarını hepimize göre daha aktif olarak savunuyordu. Amerika’dan dönünce söylemi değişti. Siyasi iktidar aleyhine aleyhine ve hasmane ifadeler kullanmaya başladı. Hatta yakında yolsuzlukların ortaya çıkacağı gibi ifadeler kullanmaya başladı. Günlük toplu konuşmalarımızda bir şekilde sözü bu tarihten itibaren başlayarak iktidar aleyhine getiriyordu. …
…AYİM tarihinde kurmay üyelerin görev süresi genelde 2 yıldır. Bildiğim kadarı ile üyelerden … olabilecek en küçük rütbede göreve geldi ve ilk defa 4 yıl görev yaptı. Sonra diğer dairedeki üyeler de dörder yıl görev yapmaya başladı. Bu idarenin yerleşik geleneklerine pek uygun değildi….
……. 2010 veya 2011 yılında Askeri Yargıtaya üye seçildi. …Adli Müşavirliğe gideceğine dair söylenti çıktı. Arkadaşı olduğu için … …’e sorduğumda Askeri Yargıtay üyeliğini benimsemediğini, ikinci başkanlıktan gelen teklif üzerine kendisinin de bulunduğu bir ortamda gelen teklifi kabul ettiğini söyledi. Aslında…..doğrudan adli müşavir olarak değil yarbay rütbesiyle önce şube müdürü olarak atanmıştı. Bu çok dikkat çekiciydi. Yüksek mahkeme üyeliğinden o rütbede üyelikten vazgeçilip idari göreve geçilmesi aslında talep edilebilecek bir şey değildi. Ancak bundan önce….’nin yüksek mahkeme üyeliğine seçilme hususu gündeme gelmişti. O zaman bunun yerine Jandarmadaki idari görevi tercih ettiği konuşuluyordu. …. göreve başladıktan sonra MSB Askeri Adalet İşleri Bakanlığına çok az bir hâkimliği olan ve henüz temayüz etmemiş yanlış hatırlamıyorsam … … Almış getirilmesini sağladı. Keza Genelkurmay Savcılığı ve Mahkemesine de şimdi hakkında soruşturma olan kişiler getirildi. Bu atamalardan sonra askeri yargıya yılda 25-30 civarında çok miktarda askeri hâkim adayı alınmaya başlandı. Bunların stajyer olarak daireye geldiklerinde genelde taşralı muhafazakâr kapalı insanlar olduğunu, biraz da mezun oldukları fakültelerin yüksek standartlı olmadıklarını gördüm…’ (Kls: 4, ek: 7/661-667)
Tanık eski AYİM 1. Dairesi Üyesi Fikret Eres 07.12.2016 ve 23.03.2018 tarihli beyanlarında; ‘…Kurmay subaylardan … ile 4 yıl ve … ile 3 yıl birlikte çalıştım ….Ancak 2015 yılında Jandarma Komutanlığınca tesis edilen kimi kurmay subaylarla ilgili ve genellikle il içi olan atama işlemlerinden kurmay üyelerin biraz önce bahsettiğim genel yaklaşımlarının tersine iptal temayülünde olduklarını hatırlıyorum, ancak bunu hangi sebep ve saikleri ile yaptıklarını bilmiyorum, dosyaların sayısını tam olarak bilinmemekle birlikte … …’in de bu dosyaların bazılarında yukarıda bahsettiğim genel temayüllünün tersine iptal oyu kullandığını hatırlıyorum…
…AYİM’ye atanan subay üyelerden yerleşik 2 yıllık uygulamalar dışında … ve … 4 yıl süreyle subay üyelik …’ün de 3 yıl süreyle subay üyelik yapmış olduklarına hatırlıyorum. Ancak bunların hangi sebeple rutin uygulama dışında görev yaptıkları konusunda bir bilgi ve görgüm bulunmamaktadır…’ (Kls: 4, ek: 7/621-626)
Tanık eski AYİM 3. Dairesi Raportörü … 09.12.2016 tarihli beyanında; ‘…Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesinde… yaptığım incelemede özelikle AYİM’den tanıdığım üyeler ile yakinen tanıdığım meslektaşlarıma ilişkin bilgilerin ışığında MSB emrine alınanların kesinlikle Fetö yapılanmasının dışında kişiler olduğu, kritik ile verilen veya tepsi ettirilen askeri hâkimlerin bir kısmının onlarla irtibatlı olabileceği kanatina ulaştım. …Uzun yıllar 3. Dairede raportör olarak görev yaptığım için edindiğim tecrübelerden özellikle Hv. K. K.lığının FETÖ/PDY yapılanmasında uzak olan personele yönelik sistematik bir tasfiye işlemi uygulandığını, bu kapsamda genç rütbedeki personel için daha çok sınıf değişikliği ardından istihbarat sorgulanması ve PERGİN (Personel Güvenlik İncelemesi) yapıldığını daha kıdemli personel sistemde kalması istenmiyorsa mobing, disiplin cezası ve atamalarla yıldırarak istifa yazı zorlanma şeklinde uygulama yapıldığını söyleyebilirim. …Hazırladığım raporlarda genellikle davacı personelin lehineydi ancak bu kumpas diyebileceğim işlemleri yaparken tabiri caizse her işi kılıfına uyduruyorlardı. …Sonradan öğrendiğim kadarıyla özellikle pilotlarla ilgili 2-3. muayenesindeki doktorların bile ayarlandığını, sağlık raporlarını doğru kabul ettiğimizde personelin haksız çıktığını gördüm. …
…. … aynı dönemde staj yapıp mesleğe başladık. Kendisini meslek olarak tanırım, hakkında bildiğim kariyerindeki dikkat çekici bir şekilde çok hızlı yükseldiği, akademik kariyer yaptı ve daha adı hiç geçmez iken AYİM üye olup ilk seçimde seçilmesidir. …. …, …. ve …. çok samimi görüntü sergiliyorlardı. …Bu kişilerden …. …eşimin amirliğini yapmıştı, onunla ilgili ciddi şüphelerim 15 Temmuz öncesinde de vardı, özellikle Askeri Yargıtay üyeliğinden feragat edip idari göreve gitmesi oradaki cesur tavırları hep dikkat çekerdi. …Ancak doğrudan Fetö üyeliklerine yönelik tespitim ve görgüm olmamıştı. Haklarındaki şüphelerim 15 Temmuz sonrasından gördüklerim ve öğrendiklerimden sonra pekişti. Özellikle genç rütbesindeki askeri hâkimler AYİM’de bunu duyuyorlardı, özellikle havacıları daha yakından tanıma fırsatı buldum. Bu kişiler tek tip davranışlar sergileyen kişiler değil, daha önceki staj gruplarıyla çok uyumlu değildi…’ (Kls: 4, ek: 7/601-605)
Tanık eski Askeri Yargıtay Üyesi Hakan Kutlu 12.03.2018 tarihli beyanında; ‘…Biz AYİM ile aynı bina içerisinde faaliyet gösteriyorduk. Aramızda çok fazla bir ilişki yoktu. Özellikle subay üyelerle hiçbir irtibatımız olmadığını söyleyebilirim. Ben subay üyelerin birinci tercihinin terfi etme ihtimali daha yüksek olduğundan komutanlık ataması görme yönünde olduğunu düşünüyorum. Ancak AYİM üyeliği de hâkim teminatı ve özlük haklarındaki iyileşme nedeniyle tercih edilebilir. AYİM üyelerinden şu an şüpheli olan hiçbiri ile birebir ziyaretim olmamıştır. Merhaba dışında herhangi bir tanışıklığımız da yoktur. …
…Genellikle kurmay subaylar idarenin (Komutanlığın) işlemleri yönünde oy kullanırlar. Ancak AYİM’de çalışan hâkim üyeler …, … ve … darbe girişimi sonrasında subay üyelerin özellikle Fetö mensubu askeri personelin ihraç işlemlerine karşı açtıkları davalarda idare aleyhine oy kullanmaya başladıklarını söylediler…’ (Kls: 4, ek: 7/562-565)
Şüpheli eski AYİM Üyesi … 29.03.2018 tarihli beyanında; ‘…Harp Okulunda iken 1992-1993 yıllarında …cemaatle tanıştım. …Koca …..’da Zeyd kod adlı (gerçek ismini hâlâ bilmiyorum) cemaat abisi ile tanıştım ve cemaat evine gidip gelmeye başladım. …Fetullah … vaaz kasetlerini de izliyorduk, sohbet yapılıyordu. …Daha sonra 1994 yılında mezun olup Gölcük’e tayin oldum. …İsmini hatırlamadığım bir abi geliyordu …tedbir amaçlı komşuların duymaması için Fetullah …’in vaaz kasetleri dinlenmiyordu. …Deşifre olmamamız için bu tedbiri uyguluyorduk. …Yukarıda bahsettiğim, gittiğim ve kaldığım bütün evlerde deşifre olmamak adına cemaat abilerinin kesin emri üzerine Fetullah … kasetlerini izlemiyorduk. …Ancak bu toplantılarda Fetullah …’i övücü, yükseltici biri olduğu, müçtehit olduğu, daha sonra da cemaat güçlenince Fetullah …’in mehdi benzeri gibi lanse edildiği ve bu şekilde insanların cemaate mutlak itaat etmesi isteniyordu. Hatta ben kendi akrabamla evlenmek istediğimde ilk başta buna karşı çıkmışlardı. Bu konuda beni kararlı gördükleri zaman kabullenmişlerdi. Şunu demek istiyorum, mümkün olduğunca bütün özel hayatımız dahil olmak üzere bütün hayatımızı (sosyal, siyasal, ekonomik) belki de ruhsal durumumuzu bile kontrol altında tutuyorlardı. …
…Mezun olup mesleğe başladıktan ve maaşa kavuştuktan sonra mümkün olduğunca düzenli olarak değişmekle birlikte evlendikten sonra maaşımın 1/20’sini elden cemaat abisine veriyordum. Görmemekle beraber yukarıda isimlerini saydığım kişilerin himmet adı altında para vermeleri cemaat sisteminin gereğiydi (cemaat mensuplarının olmazsa olmaz koşuluydu).
…Cemaat ayrıca üstlerimizle iyi geçinmemizi, her türlü tedbiri almamızı, ortaya çıkmamak için gerektiğinde içki içmemizi hatta söylemlerimizde bile dikkatli olup dini tabirleri kullanmamamızı istiyorlardı. Nitekim kod ismi kullanmamızın sebebi de gizlilikti. Benim kod adım ‘Halit’ idi. Benim tahminim 15 Temmuz gibi bir olayın olması durumunda deşifre olmalarını önlemek amacı ile 1986 yılında aklımda kaldığı kadarı ile Işıklar Askeri Lisesinde itirafçı bir kişi bu yapılanma hakkında konuştuğu için hemen akabinde Deniz Lisesinde bazı öğrencileri teker teker sorguya alıp okuldan atmışlardı. Kod isminin yaygın olarak kullanılmasının sebebi bu olaydan da kaynaklanmış olabilir. Subaylık sırasında yukarıda bahsettiğim olay anlatılarak bundan sonra tedbirlerin arttırıldığından bahsedilirdi.
…Bizim sivil cemaat mensupları ile herhangi bir ilişkimiz olmazdı. Sadece cemaat abisi sivil olurdu. Bu kişi yada kişiler de sohbet sırasında bize tavsiye ve telkinde bulunurlardı.
…Cemaat mensuplarının kendi aralarındaki ilişkiye gelince;
…Genel olarak yanı görev yerindeki kişiler grup yapılmaya çalışılırdı. Bu tek de olabilirdi çok da olabilirdi. Gruptaki kişi sayısı akademi döneminde iken daha çok olabiliyordu. Ancak kıdem yükseldikçe cemaat mensubu diğer üyelerle ilişik minimum seviyeye indirilir, kural olarak tek bir kişi ile muhatap ettirilirdi. Askeriye içindeki diğer cemaat mensupları ile de muhattap ettirilmezdik. Örneğin ben mesleğimin sonuna doğru kıdemli olduğum için tek gittiğim zamanlar oldu.
…1996 …Gölcük’te lojmanlara taşındım. …Arkadaşlarla İstanbul’da Mustafa kod adlı abinin Erenköy’deki cemaat evine gidiyorduk. …Vaaz kasedi ya da CD de izlenebiliyordu. Yukarıda belirttiğim şekilde Fetullah … anlatılırdı. Daha sonra İstanbul Koşuyolunda … kod adlı cemaat abisine gitmeye başladık.
…1998 yılında ABD’ye TCG Gökçeada gemisinin aktivasyonu maksadıyla gittim. …Burada çok yoğun çalıştığımız için herhangi bir yere gitmedim. Herhangi bir cemaat abisi ile de irtibat kurmadım. Daha sonra Türkiye’ye 1999 yılı Eylül’ünde depremden sonra döndük. Depremden dolayı üs tahrip olduğu için gemiler Marmaris’e taşındı. Ben de gemimle beraber Marmaris’e gittim. Burada …. kod adlı cemaat abisi ile görüşüyorduk. …Beraber veya tek başına …. isimli abi ile görüşüyorduk. 2000-2003 yılları arasıydı. 2003 yılında Akademiyi kazandım. Akademiye girmem kendi isteğim ve cemaatin yönlendirmesi ile olmuştur. Akademi sınavlarına hazırlanırken cemaatin hazırladığı çalışma CD ve kitapları bize gönderildi. O kadar profesyonelce hazırlanmıştı ki bu dokümanları okuyup biraz da çaba gösterdiğinizde sınavı kazanamama gibi bir durum söz konusu olamazdı. Akademideyken Acıbadem’de Abdürrezzak kod adlı cemaat abisi ile görüşüyorduk. Burada birinci sınıflardan grup hâlinde görüşüyorduk. Burada benimle beraber ….. (kendisi Erzurumlu 1994 DHO mezunu, 15 Temmuz olaylarından önce DKK Karargâh Personel Başkanlığındaydı) cemaat abisine gelip gidiyordu. Akademi öğrencileri arasında bir yarış olduğu için sivil abiler bize hocaların gözüne girmemiz için ve hocaların bize iyi kanaat notu vermesi için hoşlarına gidecek davranışlarda bulunup iyi notlar almamız isteniyordu. Biz de gerek sosyal faaliyetlere katılım olsun gerekse hocaların gözüne girecek davranışlarda bulunuyorduk. Akademiden sonra Gölcük’e tayin oldum. Burada Marmaris’teki…. abi de cemaat tarafından gönderilmişti. Çünkü abilerde de bir nevi tayin sistemi vardı. Bunların görev yerlerini belirli periyotlarla değiştirildiğini biliyorum. İzmit’te sahil evleri tarafında evi vardı. Buraya hatırladığım kadarı ile ….ile gittik. Daha sonra da …. ile beraber gittik. …
…2007 yılında Ankara’ya DKK’ya tayin oldum. Burada …. kod adlı bir abiye Şentepe tarafındaki evine gittim. Şubede tek olduğum için (şubede 3 kişi çalışıyorduk) tek gidip geldim.
…2008 yılında Marmaris Aksaz’da TCG Gaziantep gemisine tayin oldum. 2008-2013 yılları arasında TCG Gaziantep gemisinde görev yaptım. Gemi ilk önce Gölcük’te modernizasyonda idi. Daha sonra Marmaris’e indi. Burada ….kod adlı cemaat abisinin Armutalan’daki evine gidip geldim.
… 2013 yılında DKK Karargâhına tayin oldum. Burada Levent kod adlı …..’ın GİMAT’ın arkasındaki polis teşhisinde gösterdiğim evine tek gidip geldim. Orada askeriye sınıfında yalnız ben vardım.
…2015 yılında AYİM’ye Cumhurbaşkanı kararnamesi ile seçildim. …Cemaatin etkisinin olup olmadığını bilmiyorum. Ben şimdiye kadar yazdığım atama anketlerinin hiçbirinde AYİM’ye atama istemedim. Özlük hakları ve itibar açısından AYİM üyeliği onore bir görevdi. Ben seçildiğimde komutanlarım beni çağırarak tebrik ettiler.
…Ben fiili olarak 2015 Eylül ayında AYİM’de çalışmaya başladım. ….. kod adlı abim beni …. kod adlı TPE Av. …..e teslim etti. …. kod adlı abi ile görüştüğümüzde özellikle öğrenci dosyaları olduğunu, burada da ağırlıklı somut bilgi ve belgelere göre hareket etmem gerektiğini söyledi. Zaten gelen bilgiler de genelde tek satırlık ‘…okulundan mezundur, ….yurdunda kalmıştır, babası cemaate bağlı …’da çalışmaktadır.’ gibi teyit edilmesi gereken bilgilerdi. …. abi bana ‘Cemaat mensubu arkadaşlarımızın atılma, uzaklaştırılma dosyalarıyla ilgili somut bilgi ve delil isteyin. Siz somut bilgi ve delil isteyin, zaten böyle bir bilgi gelmez. Bundan sonra da lehe hareket edersiniz.’ gibi şeyler söyledi. Biz de ona göre hareket ettik. Ancak somut olarak bilginin geldiği dosyalar olduğunda gereken ne ise onu yaptım. Örneğin AYİM 2. Daire esas no 2016/216, davacı …., gelen bilgi: Tunceli ev sorumlusu ve Facebook’ta cemaat ve Fetullah Gülenle ilgili paylaşımları vardı. Somut bilgi olduğu için ret kararı verdim.
…….. kod isimli Av. …. bana aynı dairede görev yapan Kurmay Üye …’in bir süredir orada görev yaptığını ve davalarla ilgili hareket tarzımı belirlerken onu da dikkate almamı, …’in de cemaat üyesi olabileceğine benzer şeyler söyledi. Tutuklandıktan sonra hastaneye gidip gelirken ceza evi aracında … ile karşılaştım. Aracın içinde bana cemaat söylemi olan ‘Dua edelim, Allah bizi bu işten kurtaracak. Bu sorunlar bitecek.’ mivalde bir şeyler söyledi. … ile dairede zaman zaman sohbet ederdik. Kendisi … isimli üyenin cemaat ile mücadelenin silahşörlüğünü yaptığını söyledi. Yine kendisi bir cemaat abisinden bahsederek onunla görüştüğünü söylüyordu. Onun görüştüğü abi ile benim görüştüğüm abi farklı kişilerdi. İsmini hatırlamıyorum. … Kara Kuvvetleri personeli olduğu için onun farklı bir kişi ile görüşmesi muhtemeldir. Benim bu kişiyi bilmem mümkün değildir.
…AYİM’ye geldiğimde kurmay üyeler idarenin işlem ve eylemlerini genellikle onaylar imajı vardı. AYİM’de verdiğim kararlarda bir önceki paragrafta belirttiğim düşünce ve sistemi uygulayarak oy kullandım….
…Benim telefonuma ByLock’u ….kod adlı ….(AFAD’ta görevli idi kendisi hakkında himmet toplamadan dolayı açılan davada tanıklık da yaptım, himmetten dolayı dava açıldığını da Çankırı’da ifade verdiğim sırada mahkeme hâkiminden duydum, tutuklu olup olmadığını bilmiyorum.) yükledi. Ben ByLock mesajlaşmasını sadece …… ile buluşmak maksatlı olarak kullandım. ByLock’u iletişimimizin tespit edilmemesi için kullanıyorduk. ByLock kullanmadan önce getirdikleri telefona yüklü başka birinin adına kayıtlı telefon ile ya da ankesörlü telefonlar ile iletişime geçerdik. Bu başkasının adına telefon kullanma ya da ankesörlü telefon kullanma durumu Marmaris’te görevli olduğum dönem ile önceki dönemlerde oluyordu. Ankara’ya geldiğimde daha çok yüz yüze görüştüğümüzde bir sonraki buluşmanın gününü de kararlaştırıyorduk. ByLock’ta problem yaşanınca ‘Sureshot’ adında bir program üzerinden iletişim sağlanıyordu. Bu program benim telefonuma da yüklenmişti. En son bu program üzerinden görüşüyorduk.
…Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki yukarıda isimlerini verdiğim ve benimle ilgilenen cemaat abileri beni bir sonraki cemaat abisine teslim ediyordu, adeta zimmetliyordu. Bu silsile şeklinde devam etti…’ (Kls: 3, ek: 7/520-525)
Tanık eski AYİM 3. Dairesi Raportörü …..12.12.2016 tarihli beyanlarında; ‘…Ben iki yıl görev yapan üyeler zamanında görev yapmadım. …Konuştuğum… ve … 3 yıllarını tamamlamışlardı. …Hangi gerekçeyele önceki dönemlerden sonra görev yapan subay üyelerin görev sürelerinin ruti uygulama dışında 3 ve 4 yıl uygulandığını bilmiyorum…’ (Kls: 3, ek: 7/473-476)
Tanık eski AYİM 2. Dairesi Üyesi … 29.07.2016, 08.12.2016 ve 15.03.2018 tarihli beyanlarında; ‘…Darbecilerin hazırladığı atama listesinde emre alınan personelden hiçbirinin kesinlikle Fetöcü olmadığını biliyorum ve buna inanıyorum. Çünkü özellikle Askeri Yargıtay ve AYİM’de olup da emre alınanların hepsinin daha önce FETÖ ile mücadele eden FETÖ karşıtı kişiler olduğunu kesinlikle biliyorum. Diğer listelerde de emre alınan şahıslardan tanıdıklarımın hepsi FETÖ karşıtı sosyal demokrat veya FETÖ ile mücadele eden milliyetçi muhafazakâr şahıslardan oluşuyordu. Ayrıca diğer kurumlarda olduğu gibi AYİM ve Yargıtayda da Fetöcü olmadığı hâlde darbecilerin hazırladığı atama listesinde görevlendirilen başka arkadaşlar da vardır. Fetöcülerin personel yetersizliği sebebi ile kendilerinden olmayan şahıslara bile görev verdikleri bir ortamda kendilerinden olan bir kişiyi emre almaları mümkün değildir. …
…Sıkıyönetim direktifinin ekinde bulunan NOT: (1)’de atama listesinde özellikle görevlendirme yapılmayanların ve MSB emrine alınmayanların bulundukları görevde görevlerine devam edecekleri belirtilmiştir. Bir kısım personelin ise daireler arasında ataması yapılmıştır. Bunun açıklaması ise şudur. Darbeye kalkışanlar AYİM ve Askeri Yargıtayı kapatmayı düşünmemişler, buranın faal olarak devam etmesini istemişlerdir. Ancak güvenecekleri yeterli personel olmadığı için AYİM’den 1 daireyi, Yargıtaydan 2 daireyi kapatmışlar. Ancak bu dairelere de kendilerinden olan yeterli personel olmadığı için kendileriyle açıktan mücadele etmeyen ve kendilerinin etkileyebileceklerini düşündükleri Fetöcü olmayan bir kısım personeli de bu dairelerde görevlendirmişlerdir. Listeyi hazırlayan şahısların mutlaka içerden birileri olduğunu ve çok önemli kişilik analizleri yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü kendilerinden olmadığı hâlde atanan personel içerisinde her görüşten insan vardır. Ancak bu şahısların ortak özellikleri bazılarının hırs ve ihtiras gibi kişisel zaafiyetlerinin olması, bazılarının da suya sabuna dokunmayan, her yola gelebilecek şahıslar olmalarıdır. …
…2012 MİT krizine kadar aleni olarak hükûmeti destekliyordu. Hatta ben zaman zaman eleştirdiğimde ise bana kızıyorlardı. Ancak 2012’deki MİT krizinden sonra hepsi birden tavır değiştirdi. Tamamen hükûmet karşıtı oldular. Ben bu değişimi sorduğumda açıklama getiremediler. …….. 2014 AYİM seçimlerinden önce bana gelerek seçimlerde….. Ben de oy vermeyeceğimi söyledim. …Seçimlerde ilk 5 aday belirlendi 6. aday için seçimler 99 tur sürdü. ancak benim gayretim ile…. ve ….z listeye giremedi. Seçimler bittikten sonra …benim ile tamamen ilişkisini kesti. Oysaki …. ile herhangi bir samimiyeti yoktu. Buna rağmen sırf ….’a oy vermedik diye daha önce çok samimi olduğu benimle, … ile ve … ile selamı sabahı kesti. Sadece …. değil yukarıda ismini saydığım AYİM ve Yargıtay üyelerinden …. hariç hepsi bizimle selam sabahı kesti. …
…Uyuşmazlık Mahkemesi için yapılan seçimde aday olmadığı ve mahkemenin en kıdemsiz üyesi olduğu için teamüllere aykırı olduğu hâlde kurmay albaylar (ayrıca kendisi de kendisine oy vermiştir) … …’e oy verdiler. O dönemde bizim dairede görev yapan Deniz Kurmay Albay …, …’e bu durumu Kurmay Albay …’in organize ettiğini söylemiş. Buradan da … …’in önemli bir şahıs olduğu ortaya çıkıyor. Ben … … ile aynı dairede görev yapmadığım için ne yönde kararlar verdiğini bilmiyorum. Ancak genel olarak TSK’den Fetöcüler tarafından çıkartılan personelin açtığı davalarda ret oyu kullandığını biliyorum. Yine … bana Fetöcü Jandarma subaylarının karargâhtan uzaklaştırılması ile ilgili yapılan atamalarla ilgili açılan davalarda bu şahsın iptal yönünde oy kullandığını ve yazdığı karşı oyda bu atamaların siyasi atama olduğunu beyan ettiğini, kendisinin … … ile görüşerek bu ifadeyi sildirttiğini söylemişti. …
…… … …, 6 kurmay albay …. …’e oy verdiğini gördüm. ..
…Y…. …genelde idare lehine oy kullanan bir kişiydi. Ancak benim Fetöcülerle ilgili olduğunu düşündüğüm dosyalarda iptal yönünde (idare aleyhine) oy kullanırdı. Fetöcü olduğu gerekçesi ile askeri öğrencilikten çıkarılan personelin açtığı davalarda genellikle heyette olmamakla birlikte olduğu heyetlerde de iptal yönünde oy kullanıyordu. Genelde bu arkadaş kendisinin heyette olmadığı dosyalarda pek konuşma adeti olmadığı hâlde Fetöcülükten atılan öğrencilerin dosyasında heyette olmadığı hâlde şu an iktidardaki bakanların, milletvekillerinin çocukları da bu okullarda okuyor, ne var bunda diye görüş beyan ediyordu. Yine MİT’te görevlendirilen Genelkurmayda görevli bir devlet memurunun MİT’ten Genelkurmaya geri gönderilmesi ile ilgili açtığı davada davacı lehine normal davranış kalıbının dışında iptal çıkması yönünde çok çaba sarf edip görüş beyan etti. Daha sonra araştırdığımda bu şahsın Fetöcü olduğu gerekçesi ile MİT’ten Genelkurmaya iade edildiğini öğrendim. …
…AYİM’de görevli kurmay üyelerin görev süresi azami 4 yıldır. Uygulamada genelde 2 yıl görev yapıp kıta görevlerine gidiyorlardı. Ancak 2012’de AYİM’ye atanan … ve … azami süre olan 4 yıl görev yaptılar. Darbe teşebbüsü olduğu zaman bu şahısların tayinleri çıkmış ancak ilişikleri kesilmemişti. ….. ve … 2016 itibarı ile 3 yıllık görevdeydiler. Bu durum genel teamüllere aykırıydı. Yine bu kurmay üyelerin genel bir özelliği de genellikle soruların çalındığının iddia edildiği 2003 yılında ve sonrasında Harp Akademilerine girmeleriydi. Kurmay subaylar genellikle AYİM’den sonra yeniden kendi kuvvetlerinde göreve dönecekleri için görüşmelerde genellikle idare lehine oy kullanırlardı. Ancak suya sabuna dokunmayan dosyalarda idare aleyhine oy kullandıkları da olurdu. Özellikle tazminat davaları bu tür davalardandı. Özellikle TSK’dan ihraç, atama davaları, askeri öğrencilikten çıkarma davalarında ise hemen hemen idarenin görüşü yönünde oy kullanırlardı. …
…AYİM 2. Dairesinde …Fetöcülerin etkin olduğu dönemlerde. yapılan işlemlerle ilgili olarak istisnasız ret oyu kullanırlardı. Ancak 2014-2015 yılından itibaren …Fetöcü olduğu gerekçesi ile bir kısım öğrencilerin TSK ile ilişiği kesildi. Yine Fetöcü olduğu gerekçesi ile bir kısım personelin görev yerlerinin değiştirilerek bunların daha pasif görevlere alınması söz konusu oldu. …J. Genel Komutanlığı Fetöcü olduğu gerekçesi ile J. Genel Komutanlığında görev yapan bir kısım kurmay subayları yine Ankara garnizonunda bulunan J. Okullar Komutanlığına atamış. Bunların açtığı davada Daire Başkanı … ve üyelerden … … ile 2 tane kurmay üye yürütmeyi durdurma yönünde oy kullanmışlar. Daire Başkanı … bana ‘Jandarmadaki tayinlerden haberin var mı?’ diye sordu. Ben de ‘Bazı Fetöcü subayları karargâhtan uzaklaştırmaya çalışıyorlar.’ dedim. O da bana ‘Ben de bir gariplik olduğunu anlamıştım.’ dedi. ‘Neden?’ diye sordum. Kurmay üyelerin (… ve …) genel oylarının aksine yürütmeyi durdurma yönünde oy kullandıklarını söyledi. Ben de atanan şahısların Fetöcü olması sebebi ile atandığını beyan ettim. Bunun üzerine … kurmay subaylarla görüşerek bu durumun aleyhlerine olacağını söyleyerek oylarını değiştirmelerini istemiş, bu davalarla ilgili nihai kararda da … ve kurmay üyeler bildiğim kadarı ile oylarını değiştirerek ret oyu kullanmışlar. Bu hususu bana … anlatmıştı. Hatta yukarıda belirttiğim gibi … …’in bu kararlara muhalif kaldığı ve muhalefet şerhine bu atamalar siyasi atamalardır diye yazdığını bunun üzerine …’ın bu ibareyi sildirdiğini … bana söylemişti. Burada dikkat çeken husus …’ın oyu değil, kurmay subayların oyudur. Çünkü …’ın benzer davalarda vermiş olduğu birçok yürütmeyi durdurma kararı vardır. Ancak kurmay subayların bu tür atamalarda bırakın il içi atamayı il dışına atamalarda bile yürütmeyi durdurma kararı verdikleri vaki değildir. Dolayısı ile bu şahısların ben örgüt talimatı ile bu yönde oy kullandıklarını düşünüyorum. …
…Uyuşmazlık Mahkemesi seçimlerinde kurmay üyeler genellikle daire başkanlarıyla istişare ederek onların görüşü doğrultusunda teamüllere uygun olarak oy kullanırken 2014 yılında yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi seçimlerinde toplu olarak ve teamüllere tamamen aykırı olarak mahkemenin en kıdemsiz üyesi olan … … lehine oy kullanmışlardır. Mahkeme Başkanı … seçimlerden sonra …Bana benim kurmay üyelere kötü davrandığımı, onun için bana oy vermediklerini söylediklerini beyan etti. Ben de kendisine benim hiçbir kurmay üye ile sorunum olmadığını kaldı ki bu üyelerin bir kısmının mahkemeye yeni üye seçildiklerini, dolayısı ile aramızda hoş geldin ziyareti dışında bir diyalog yaşanmadığını, kaldı ki benimle aralarında bir husumet olduğunu kabul etsek dahi neden benim dışında herhangi bir üyeye değil de mahkemenin en kıdemli üyesi olan … …’e toplu olarak oy verdiklerini sorması gerektiğini söyledim. Dolayısı ile bu üyelerin bana olan husumetten değil, örgüt talimatı ile hareket ettiklerini söyledim. Daha sonra … bana o zamanki Denizci Üye …’nun kendisine kurmay üyelerin hepsini …’in organize ettiğini söylediğini beyan etti. 2. Dairede görevli … askeri öğrencilerle ilgili dosyalarda Fetöcüler atılmaya başlayıncaya kadar hep ret oyu kullanıyordu. …2014 yılından sonra Fetöcülükten atılmalar başlayınca bizim oylarımızda bir değişiklik olmadı. Başlangıçta kurmay üyelerin oylarında da değişiklik olmadı. Ancak …’ın göreve başlamasından itibaren …, … ile birlikte iptal yönünde oy kullanmaya başladı. Başlangıçta bu 2 arkadaş sadece Fetöcülükten atılan öğrenciler dosyasında değil diğer sebeplerle atılan öğrencilerin dosyasında da iptal oyu kullanıyordu. Fakat … daha sonra tekrar oyunu değiştirerek Fetöcülerle ilgili dosyalarda iptal, diğer dosyalarda ret oyu kullanmaya başladı. …Bu şahıs Uyuşmazlık Mahkemesi seçimlerinden önce bana … …’in Fetöcü olup olmadığını sorduğunda yukarıda belirttiğim gibi Fetöcü olduğunu beyan etmiştim. O da kendisinin de şüphelendiğini ve kendisinin de onunla konuşmadığını beyan etmişti. Ancak Uyuşmazlık Mahkemesi seçiminde konuşmadığı bu şahıs için diğer kurmay üyelerini de organize ederek toplu olarak oy verdiler. Hatırlayabildiğim kadarı ile … askeri öğrenci dosyalarında istisnasız olarak iptal oyu kullandı…
…Askeri Yüksek İdare Mah: Şu anda görev yapan kurmay albayların tamamı (P. Kur. Alb …, Kur. Alb. …, Hv. Kur. Alb. …, Dnz Kur. Alb. …, J. Kur. Alb. …., P. Kur. Alb. …) 1992-1994 Harp Okulu mezunları olup bunların büyük çoğunluğu Harp Akademilerinde soruların çalındığını iddia edildiği 2003 yılından sonra Harp Akademisi sınavlarını kazanan subaylar olup atamaları da FETÖ’ye mensup subayların personel başkanlıklarında veya tayin daire başkanlıklarında görev yaptıkları dönemde askeri yüksek mahkemesinde AYİM’ye seçildikleri…’ (Kls: 3, ek: 7/309-334)
Tanık eski HSYK Üyesi … 12.10.2016 tarihli beyanında; ‘……. Üçok isimli şahsın davası da cemaatin girişimleri ile onandığını biliyorum. Bu dosya kamuoyunda Kayseri Hipnoz davası olarak nitelendirilen askeri yetkilileri ile ilgili bir davadır…
…İstanbul Alay Komutanı … hakkında Silivri Ceza Mahkemesi tarafından hürriyeti tahdit suçundan verilen cezaya ilişkin dosya Yargıtaya gelmeden önce bu suçlara bakan daire önce değiştirilerek cemaatin etkin olduğu 14. Ceza Dairesine bu yetki verildi. 14. Ceza Dairesi önce bu kararı onadı, daha sonra Yargıtay Savcılığının itirazı ve kamuoyunun tepkisi üzerine daire bu kararı bozdu…’ (Kls: 3, ek: 7/334-356)
Tanık eski Askeri Yargıtay Başsavcısı Vekili … 07.03.2018 tarihli beyanında; ‘…2008 yılında bazı teğmenlerin ve Harp Okulu öğrencilerinin ergenekon soruşturması kapsamında savunmalarını üstlendim. Davalarını da takip ettim. Daha sonra Balyoz davasında çok sayıda muvazzaf askerin avukatlığını yaptım. Bu süreçte FETÖ denilen yapının son derece tehlikeli bir yapı olduğunu fark edince askeri yargı camiasında bu örgüte mensup kişiler olup olmadığını takibe aldım. Askeri Yargıtay ve AYİM’deki gelişmeleri takip etmeye, kimlerin üye seçildiğini izlemeye, çıkan kararları irdelemeye başladım. Bunun sonucunda ilk aşamada siyasi iktidara yakın duran hâkim ve savcılarla FETÖ üyesi hâkim ve savcılar belli bir döneme kadar ortak hareket ettiklerinden çok net bir ayrım yapamadım. Sadece sosyal demokrat ya da liberal tandanslı sayılabilecek bazı hâkim ve savcıların dışlandığını gördüm. Nitekim bu hâkim ve savcıların istinasız tamamı İzmir fuhuş ve casusluk soruşturmasında fişlendi. …2014 veya 2015 yılında yine … ile sohbet ederken bana haklı olduğumu söyledi. Sonra Askeri Yargıtay ve AYİM’deki Fetöcülerin kimler olduğunu konuşmaya başladık. …
…Benim söylediğim isimlerle onun söylediği isimlerin çakıştığını gördüm. Bu isimler Askeri Yargıtayda ….. AYİM’de de … … ve …. idi. …
Yukarıda isimlerini söylediğim Yargıtay ve AYİM üyeleri 07 Şubat MİT krizi ve 17-25 Aralık 2013 tarihine kadar siyasi iktidara toz kondurmazlardı. En ufak bir eleştiriyi bile reddeder ve siyasi iktidarı şiddetle savunurlardı. Bahsettiğimiz olaylardan sonra muhafazakâr olarak addettiğimiz grup ikiye bölündü. …Kararlarını incelediğimde çok önemli bazı kumpas ve tasfiye davalarında sanıklar aleyhinde ortak hareket ettiklerini ve aynı yönde oy kullandıklarını gördüm. Davalar sanıklar lehine sonuçlanmış olsa dahi açıkça karşı oy kullanmışlardır ve bu tür davaların sayısı bir hayli fazlaydı. 15 Temmuz 2016’dan sonra askeri yargının görevlendirme listelerini görünce bu kanaatim iyice pekişti. …
….’ın Fetöcü olmadığını düşünüyorum. …Ayrıca eşinin 2010-2014 yılları arasında girdiği KPSS sınavlarında 4 yıl üst üste başarılı olmadığını duymuştum…’ (Kls: 3, ek: 7/329-333)
Tanık eski Askeri Yargıtay Üyesi Tanık Levent Bilgi 02.12.2016 tarihli beyanında; ‘…Askeri Yargıtay 2. Dairesinde …İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde Ergenekon terör örgütü üyeliği suçundan tutuklu olarak yargılaması devam eden Mustafa Dönmez’in askeri eşyayı gizlemek suçundan Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesince verilen ve 3 yıl altı ay hapis cezasını içeren mahkûmiyet hükmünü temyiz incelemesi için raportör üye olarak görevlendirildim…kurulumuz mahkûmiyet hükmünü oy birliğiyle noksan soruşturma sebebiyle bozdu…
…Dava dosyasının bozma ilamı ile birlikte gönderilmesinin ardından …başkan daire bozmasına uyulması gerektiği yönünde görüş ve düşünce belirtirken heyetin diğer üyeleri … … ve ………bozma kararına karşı direndi …hatırladığım kadarıyla direnme kararının verildiği duruşmaya askeri savcı olarak Yaşar Yüce katıldı ve çok kapsamlı denebilecek mütalaası sonunda bozulan bir önceki mahkeme kararının son derece isabetli olduğunu, dairenin bozma ilamının yerinde olmadığını söyleyerek direnme kararı verilmesi gerektiği yönünde görüş ve mütalaa belirtmişti. …
…Bu karardan yaklaşık beş altı ay sonra … … Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeliğine seçildi …… ise 6 yıllık kısıtlı bir tecrübesi olmasına rağmen teamüllere aykırı bir şekilde Balyoz davası nedeniyle tutuklanan Hava Kuvvetleri Komutanlığı Adli Müşaviri Hv. Hak. Alb…..yerine atandı. …
…İddianameyi düzenleyen …. ve … … 2010 yılı sorularında Askeri Yüksek İdare Mahkemesine üye olarak seçildi. …
…Tahminime göre askeri hâkim atanmalarını alımlarını yer değiştirmelerini yapan personel başkanlıklarının ve atama ünitelerinin icra ve proje subaylarının büyük bir kısmı FETÖ/PDY üyelerinden oluşmaktadır. Bu tahminim en kilit kritik öneme haiz kadrolara cemaate üye askeri hâkim ve savcıların atanması şeklindeki yerleşik uygulamadan kaynaklanmaktadır. Örneğin 2006’da stajı biten ve henüz 7 yıllık mesleki geçmişi olan yarbayı rütbesindeki … …….’ın Askeri Adalet İşleri Başkanlığına atanması kanımca liyakat ilkelerin zedelemiş, bu kişinin liyakat dışında belirli özelliklere sahip olduğu şeklinde kanaatin askeri yargı camiasında oluşmasına sebebiyet vermiştir. …
…2011 yılı Temmuz ayı başında … … Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairede göreve başlaması sebebiyle hayırlı olsuna gittim. Bana devam eden sohbet sırasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin altı kişilik listesine girdiği anda buraya üye olarak seçileceğini, bunun garanti olduğunu söyledi, devamında Askeri Yargıtayda sekiz kişilik boşalan üyelik için yapılan seçime aday olmaktan vaz geçtiğini ……’e söylediğini anlattı. Gerçekten de sekiz üyenin seçildiği 2010 yılı Ekim-Kasım ayında yapılan seçimde … … tahminen 14-15 oyu bulmuştu. 18 oyu bulduğu takdirde listeye girecekti, bizim seçimimiz devam ederken Askeri Yargıtay üye adaylığından çekildiğini duyduk. Hatta ancak 3. hakkında listeye girip üye seçilen biri olarak …….’in AYİM listesine girdiği anda işinin garanti olduğunu çekilmeden söylenmesi çok garibime gitmişti. Açıkçası bu gücü ve bağlantıların ne olduğunu çok merak etmiştim…’ (Kls: 3, ek: 7/326-328)
Tanık eski Askeri Yargıtay Üyesi ……. 19.03.2018 tarihli beyanında; ‘…AYİM üyelerinden hiç kimse ile birlikte çalışmadım. Fakat hâkim üyelerden … … ve …..hakkında Fetöcü olduğuna dair yoğun söylentiler vardı. Kurmay üyelerin heyetlere 2 kişi olarak katılmaları sebebi ile yanlarına bir de hâkim üye aldıklarında istedikleri kararları çıkarttıkları söyleniyordu. Özellikle askeri öğrenci olup da FETÖ ile bağlantılı olabileceği gerekçesiyle TSK’dan ihraç edilen kişilerin açtıkları davalarda idare aleyhine oy kullandıkları ancak özellikle İzmir Casusluk dosyasında haklarında bilgi belge ve görüntüler bulunduğu gerekçesi ile ihraç edilenlerin açtıkları davalarda ise idare lehine oy kullandıkları yönünde söylentiler vardı…’ (Kls: 4, ek: 7/615-620)
Tanık eski AYİM 3. Dairesi Bakanı … 25.10.2016, 15.12.2016 tarihli beyanlarında; ‘…Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde 2004 yılından itibaren yaklaşık 13 yıldır görev yapıyorum.
…Uyuşmazlık Mahkemesine üye seçimlerinde teamül olarak kıdemli gelen seçilmektedir. …. … kıdemsiz olmasına rağmen sekiz ya da dokuz gibi oldukça yüksek bir oy oranı aldı, turlarda bu seçim oranında uzun bir süre devam ettirdi. Bizim açımızdan şaşırtıcı bir durumdu, kendisi de aday olmadığını, üyelerin bu yönde takdirlerini kullandığını ifade etti. …Seçim öncesinde bir organizasyonun yapıldığı belliydi. Kimlerin oy verdiğini tam olarak bilmemekle beraber kurmay üyeler tarafından desteklendiğini düşünüyorum. Seçim arasında bu durumu kendilerine ifade ettim kıdem durumuna göre … seçilmesi gerekiyordu teamülü bozmamaları gerektiğini söyledim. Ancak bu tavsiyem dikkate alınmadı.
…AYİM üyeleriyle ilgili olarak … … ve Yaşar Yüce’nin cemaat üyesi olduğu dile getiriliyordu…
…Özellikle 1. Dairede … … ile iki kurmay subayın özellikle kumpas davası mağdurları haklarında atanma ayırma gibi idari işlemleri de davacıların aleyhine olacak şekilde ve hakkaniyetten uzak bir şekilde karar verdikleri yoğun olarak konuşulurdu…
…Şu an hangi seçimde kimlerin listeye girdiğini hatırlamıyorum. Ancak … … ve …..’nin listeye girip seçilmesini o dönemde sürpriz biz olarak değerlendirmiştik. Çünkü hiç kuvvette aday olarak görülmüyorlardı. …
…Subay üyelerin ….üyelik süresince genelde 2 yıl görev yapmıştır. Ancak son 4 yıldır subay üyelerin 3 ve 4 yıl olmak üzere görev yaptıklarını biliyorum…
….’ın seçiminde ilginç bir şekilde … …’e hatırladığım kadarıyla sekiz oy çıktı. …ancak toplam altı kurmay üyenin … …’e oy verdiğini düşünüyorum…’ (Kls: 3, ek: 7/308-314)
Tanık eski AYİM üyesi … 27.07.2016, 08.12.2016 ve 20.03.2018 tarihli beyanlarında; ‘…Ben 2006-2017 yılları arasında AYİM 2. Dairesinde üye olarak görev yaptım. 28 Şubat sürecini yaşamış inançlı biri olduğumdan bu baskıları hissetmiştim, bu baskılardan dolayı geçmişte insanlar birbirini daha yakın tanıdı. Ben de Fetö’ye mensup kişileri bu süreçte bu yapıya mensup olduklarını bilmeden tanımış oldum. Onlarla samimiyetimiz vardı. 2010 yılında Çukurambar …. suikast girişimi iddiası olana kadar olaylara sorgulayıcı bir pencereden bakmıyordum. Bu olayda takip edilen ve takip eden kişiler benim arkadaşlarımdı. Takip eden arkadaşım ….. ile konuştuğumda olayın …. ile alakası olmadığını verilen emir gereği Albay ….’yı takip ettiklerini söylediler. Olay günü de cebine adresi kapışma anında polislerin koyduğunu söyledi. Komutanım olan …. ile görüştüğümde kendisinin takip edilmiş olabileceğini söyledi. Şöyle ki bu olaydan önce ….. Albay çok samimi arkadaşlarını aradığında kendisinin telefonlarına çıkmadıklarını ziyaretlerine gittiklerinde yok dedirttiklerini söyledi. Bunun sebebinin de olaydan sonra anlaşıldığını kendisini Fetöcülerin Genelkurmay Başkanlığı’na ihbar ettirerek peşine adam taktırdıklarını, bu görüşmedikleri kişilerin de Fetöcü olduklarından bundan haberleri olduklarını ve kendisiyle görüştükleri takdirde bu takibin içerisine dahil olabilecekleri için kendisinden uzaklaştıklarını söyledi. …İnsanlara iftira atıp delil uydurduklarını bu olayla çok yakınen gördüm. …Dolayısıyla Ergenekon, Balyoz davalarına bakış açım değişti. Askeri okullardan atılanların dosyaları geldiğinde çoğunun son 3-4 ayda cezalar verilerek atıldıklarını gördüm, bu olağan bir durum değildi. Daha önce bu insanlar kazanılmaya çalışılıyordu ancak son 4-5 yılda bu öğrenciler kasıtlı olarak üst üste ceza verme yoluna gidilerek okuldan uzaklaştırılıyordu. Özellikle subay-astsubay çocukları çeşitli bahanelerle cezalar verilerek okuldan uzaklaştırılıyordu. Bunları ben gördüm. …
…Daha önce aynı düşünceleri paylaştığımızı düşündüğümüz Askeri Yargıtayda …… AYİM’de … …, …. ile zamanla irtibatlarımız koptu. Bu arkadaşlar daha önce siyasi iktidara sonuna kadar destek verdiklerini söylüyorlardı. Fakat siyasi iktidarın uygulama, tavır ve söylemlerinde bir değişiklik olmamasına rağmen 180 derece değişerek hakarete varan söylemlerde bulunuyorlardı. Bu durup dururken bana manidar geliyordu. Ben bunu örgütsel bir tavır olarak görüyordum. Çünkü bu arkadaşlar nerede bir araya geliyorlar, nerede görüşüyorlar bilmiyordum ama aynı söylemlerde bulunuyorlardı. Mesela hepsi bir ağızdan MİT Müsteşarına, ülke ismi de vererek, başka bir ülkenin adamı diyorlardı. Ben de kendilerine ‘Türkiye’yi sevmediğini açıkça belli eden yabancı ülkeler de bunu söylüyor.’ diyordum. Bunların hepsi benim yaşadığım, tanıdığım kadarıyla dindar, inançlı insanlar olarak geçiniyorlardı. Ancak hemen hemen hepsi cuma namazına gitmezlerdi, namaz kılmazlardı. Sadece …. içki içmezdi, cuma namazına da giderdi. İçlerinde de doğru olarak değerlendirdiğim kişi buydu. …Bu arkadaşlar çok ketumdu. Onlar da kendi aralarında toplanıp beraber geziyorlardı. Fetöcüler hiçbir örgütün yapamayacağı takiyeyi (kendini gizlemek) yapabiliyorlardı. Bana göre 28 Şubat’ta bunlardan fazla atılan olmadı. Anında ortama uyum sağlıyorlardı. …
…2013 yılı Aralık ayında Uyuşmazlık Mahkemesi seçimleri oldu, AYİM’de Uyuşmazlık Mahkemesi için yapmayan kıdemliden başlanmak üzere seçim yapılırdı. Bu ciddi anlamda bir teamüldü ve o güne kadar da uyulduğunu biliyorum. Kendisinin resmi bir başvurusu olmadıysa da sıra …’da idi. Bunu herkes biliyordu. Çok rahat seçileceğini düşünüyordum. Seçim başladı, … 12 oy alıyor 13 alamıyordu. Karşı tarafta da seçileli 2 yıl olmuş olan ve kıdemsiz … … 7-8 oy alıyordu. …’e kendisi Yaşar ve kurmay üyeler oy veriyordu. …ile….. FYO mezunuydu. Kurmaylar Harp Okulu mezunuydu ve çoğu geleli 3-4 ay olmuştu. Bu kadar sürede ve birlikte …’e teamüllere aykırı şekilde oy verecek kadar birbirlerini nasıl tanıdıkları enterasandı ve başkan Uyuşmazlık Mahkemesinin önemsiz olmasını söylemesine rağmen bu ısrar devam etti. …Burada Fetöcülerin ne kadar tehlikeli olduğunu gördüm. İki kişiyle ve kurmayları da yanlarına alarak ortalığı ne kadar karıştırabileceklerini gördüm. … Harp Okulu mezunu olduğu hâlde …’a değil, FYO mezunu 3-4 aydır birlikte çalıştıkları ve aynı dairede olmadıkları …’e oy verdiler. …
…2014’te iki kişilik üye seçimi yapıldı…… da adaydı. …. için de tavırları sebebiyle Fetöcü olduğunu düşünüyordum. Yunus 8 yıl AYİM’de tetkik hâkimliği yapmıştı. Stajı beraber yaptık, o zamandan beri tanırım. Gözlemlerimden, söylemlerinden onun da Fetöcü olduğunu değerlendiriyordum. Zira bunlar, Fetöcüler asla hiçbir zaman hiçbir yerde açıkça Fetöcü olduklarını söylememişlerdir. TSK’nın ortamı kendilerince buna müsait görülmüyordu. Biz seçimde …..’a oy vermemeye karar verdik. Kendimize yakın gördüğümüz kimselere de bunu söyledik. Seçimde Yunus 9 oyu geçemedi. Seçim 103 tur sürdü diye hatırlıyorum. Yunus’a kendi dairesinde görev yapan üyeler ve …ile …. ısrarla oy verdi. Kendi dairesindeki üyeler onun çalışmasından memnundu. Bizim söylediklerimize de inanmıyorlardı. Fetöcü olamaz diyorlardı. Sonunda Yunus seçilemedi. Biz 16 kişi oy verdiğimiz için kimin kime oy verdiği rahatlıkla bu kadar tur sonucunda anlaşılıyordu.
…Yukarıda belirttiğim seçimlerde …ile ….’ın listesinde Fetö davasında yargılanan tutuklu …, …. da vardı. Israrla ….’a, ….’e, ….’a ve ….’ye oy veriyorlardı. 103 tur sürdüğü için kimin kime oy verdiği rahatlıkla anlaşılıyordu. Oy verdikleri bu 4 kişi de Fetöden tutuklu ve yargılanmaktalar.
……. ile 10 yıllık arkadaştım. Bu seçimden sonra yanına gittiğimde ‘Benim seninle hukukum bitti.’ dedi. Sebebini sorduğumda seçim zamanı telefonuna çıkmadığımı söyledi. Ben de ‘Yunus’a oy vermediğimi söylüyorsan ben onunla senden daha fazla samimiyim, sana ne oluyor?’ dedim. Ama yine kendisiyle arkadaşlık hukukumuzu koruyabileceğimizi söyledim, buna rağmen benimle ilişiği kesti.
…Ben AYİM 2. Dairesinde çalışıyordum. Benim dairemde hâkim üyelerden Yaşar Yüce vardı. ….ile devamlı birlikte hareket ediyordu. Askeri Yargıtaydaki ve Genelkurmaydaki, MSB’deki şu an yargılanan şüpheli ya da sanık olarak yargılanan Fetöcülerle de oldukça samimiydi. Hem oylamalarda hem çeşitli toplantılarda. Ayrıca disiplinsizlikle ilgili öğrenci dosyaları geldiğinde acımasız davranıyordu. Ancak Fetöden güvenlik soruşturması nedeniyle atılan öğrencilerde farklı tavır sergiliyordu. Fetönün evlerinde kalmış olduğu söylenen, askeri okula girmek için orada ders verildiği söylenen öğrenciler için bile iptal yönünde oy kullanıyordu. Yukarıda da söylediğim gibi üye seçimlerinde de ısrarla onların adaylarına oy verdi.
…. …’i Ankara’ya geldikten sonra yani 2003 yılından sonra tanıdım. AYİM’e gelinceye kadar fazla bir irtibatımız yoktu. Kendisi hakkında Fetöcü olduğu yönünde söylentiler dolaşıyordu (o döndemde Fetöcü olduğu söylenenler şu anda Fetö soruşturmalarında yargılanmaktadırlar.) Üye olmadan önce Yaşar ile aynı yerde görev yaptıkları için ….’a ‘…., …için Fetöcü diyorlar ne diyorsun?’ dedim. ‘Ben bilmiyorum.’ dedi. … …’in, AYİM’ye üye seçildikten sonraki toplantılardaki oylamalarda ve seçimlerdeki davranışları Fetöcüler lehine olacak şekildeydi. Dosyalarda ne şekilde karar verdiğini duyumlar dışında tam olarak bilmiyorum. …
…Kurmaylara gelince benim dairemde … ve … vardı.
…. AYİM’de 4 yıl gibi olağanın dışında ve uygulamalara aykırı şekilde çalıştı. Normalde o gelinceye kadar kurmaylar, atılma sebebi olarak güvenlik soruşturmasının G’sini (güvenlik gerekçesi ne olursa olsun) gördüklerinde ret kararı verirlerdi. Fakat …..diğer güvenlik soruşturmalarını ret kararı verirken Fetöcü olduğu iddia edilen öğrencilerle ilgili iptal ve yürütmeyi durdurma (yd) yönünde oy kullanıyordu. Astsubay adayı, uzman çavuş için bile bu yönde oy kullanıyordu. Biz de kendi aramızda adam kurmay albay, bir astsubay, bir uzman çavuş için kendisini riske atıyor diye konuşuyorduk. Bu derece fütursuz hareket ediyordu. Yukarıda da söylediğim gibi Uyuşmazlık Mahkemesi seçimlerinde de …’e oy veren grup içerisindeydi ve diğer kurmayları arayarak bu yönde oy verme telkininde bulunan kişinin kendisi olduğu söyleniyordu. Bizim dairedeki diğer kurmay üyeye bile bakışlarıyla kararını değiştirttiriyordu. Ben bunu bizzat gözlemledim. Hatta hatırladığım kadarıyla ‘Sen ne karışıyorsun?’ dediğimiz bile oldu. Zaten kararlar incelendiğinde çok açıklıkla hangi yönde oy kullandığı görülecektir. Diğer dosyalarda en ufak bir disiplinsizlikte öğrencilerde ve memurlarda atılma yönünde oy kullanıyordu. …
…Kurmaylardan … da aynı yönde hareket ediyordu. … ile 1 yıl çalıştım. Normalde kurmaylar güvenlik soruşturmasının G’sini (güvenlik gerekçesi ne olursa olsun) gördüklerinde ret kararı verirlerdi. Hamdi de güvenlik soruşturmalarında Fetöcü olduğu yönünde istihbarat gelen öğrenciler için iptal yönünde oy kullanıyordu. Diğer dosyalarda en ufak bir disiplinsizlikte öğrencilerde ve memurlarda atılma yönünde oy kullanıyordu. Normalde bir kurmayın güvenlik soruşturmasında iptal yönünde oy vermesini görmedim. Başkası bunu duyduğunda hayretler içinde kalıyordu.
…İfademde bir hususa değinmenin yararlı olduğunu düşünüyorum. Bizim dairemizde görev yapan hâkim üye …. ile diğer dairedeki … …, …..ile çok samimiydiler. Bunlar üye olmadan önce … AYİM’de yapılan seçimde 3. olarak listeye girdi. Fakat o sıralar ….nin Jandarma Genel Komutanlığı Savcılığına tayin olma durumu vardı. Bu sebeple Cumhurbaşkanlığında devreye girerek kendisini seçtirmediler. Bu arada yapılacak tayinler ….ın İstanbul’a gönderilmek istenmesi sebebiyle Başbakanlıktan 2-3 defa döndü ve bu tayinler iptal oldu. Muharrem de Jandarmaya gidemedi. Tayinler iptal edilmeden önce AYİM seçimi sonuçlanmıştı. AYİM’ye seçilemedi. Daha sonra Jandarma Adli Müşavirliğinde görev yaparken Yargıtayda yapılan seçimle üye seçildi. 9 ay kadar görev yaptı. Fetöcüler herkesi korkuyla sindirmeyle yerlerinden ettikleri için Genelkurmay Adli Müşavirliği boşalmıştı. Buraya hemen istekli ve aday oldu. Yarbay rütbesinde oraya atandı. Hâlbuki Askeri Yargıtaydan veya AYİM’den generallik dışında ayrılan duymadım. Ama bunlar için neresi önemliyse ve abileri nasıl talimat veriyorsa onu yapmak görevdi. Zaten 15 Temmuz’dan önce son 3-4 yıl Genelkurmay Askeri Savcılığı, Askeri Mahkemesi, Adli Müşavirliği ve Adalet İşleri Başkanlığı tamamen bu yapının kontrolündeydi…’ (Kls: 3, ek: 7/283-298)
Tanık Genelkurmay Başkanlığı Kıdemli Savcısı … 09.07.2017 ve 22.05.2018 beyanlarında; ‘…2011 yılında yüksek yargıda o güne kadar yapılmış en geniş üye seçimi yapıldı. Yargıtayda sekiz üye için yirmi dört kişilik bir seçim yapıldı. AYİM’de de iki boş üyelik için altı kişilik seçim yapıldı. 2011 yılında yapılan bu sekiz kişilik seçimde Askeri Yargıtayın teamüllerine aykırı ve etik olmayan gelişmeler yaşandı. Bu seçimde üye seçilen sekiz kişiden yedisi hâlen tutuklu ve yargılanmaktadır…. Bu tarihten sonra yapılan seçimlerin tümü askeri yargının özellikle yüksek yargının teamül ve etik kurallarının dışında gerçekleşti. …Şunu söylemek isterim özellikle askeri yargıdaki teamüller, büyük küçük ilişkileri, meslek içi saygı ve değerler geçmiş yıllarda kanunlar kadar sağlam kurallara tabi idi.
…2013 yılında askeri yargının ilk derece mahkemelerinde o zaman kadar görülen en büyük kıyım yaşandı. Fetöcü olmayan, Fetöcüler aleyhine karar veren, hukuka ve vicdanına saygılı hâkimlerin tümü görev yaptıkları önemli görevlerinden alınıp garnizon içindeki olmayan kadrolara veya Güneydoğudaki mahkemelere atanarak tasfiye edilmeye başlandı. Bu süreçte birçok meslektaşımız ‘Ben bunlarla mücadele edemeyeceğim.’ deyip emekli oldu. …Bu dönemde dikkatimi çeken çok ilginç bir olay oldu. Benim yanıma üye olarak atanan …….nin 2014 yılında teminatı doluyordu. Aynı şekilde askeri savcılığa atanan…’un da teminat süresi doluyordu. Birden garip bir şekilde … hâkim yapıldı ve … ….savcı yapıldı ve dört yıl teminat kazanmaları sağlandı. Ben bu hususu görünce artık örgütün askeri yargıda ve Kuvvet Personel Başkanlıklarıyla MSB kadrolarında artık tamamen kontrolü ele geçirdiklerini anladım. Bu askeri yargı tarihinde görülen bir ilk idi. Bu olayı normal hayatın olağan akışı içinde açıklamak mümkün değildir. Bu çok net örgütsel bir harekettir.
…2015 yılında MSB Askeri Adalet İşleri Başkanlığı ve K.K.K. Tayin Daire Başkanlığına gittim. 17-25 Aralık sürecinin geçmesinden dolayı diğer kamu kurumlarında bunların gücünün bir nebze kırılmış olduğunu gördüğümden bizde de bunun yaşandığını düşünüyordum ve şunu dedim. ‘Artık beni 4. Kolorduda disiplin subayı olarak tutmaya gücünüz yok beni atamak zorundasınız.’ dedim. Bunu söylediğim kişi Tuğgeneral ….’tu. Bu şahısta hâlen tutukludur. Firari iken Dubai’de yakalandı. Ancak TSK’da hâlen o kadar güçlü idiler ki beni Jandarma Genel Komutanlığına şube müdürü olarak atadılar. Diğer şube müdürü üsteğmendi. Bu üsteğmen de Fetönün hışmına uğramış biri idi. Birlikte bu yaşanan süreçleri değerlendirme şansımız oldu. Benim hayatımda iki olumsuzluk olarak gördüğüm 4. Kolordu disiplin subaylığı ve Jandarmaya şube müdürü olarak atanmak aslında farketmeden terör örgütünün ayağına dolanan iki olay oldu. Birincisi ben 4. Kolorduya atandığımda Mamak Cezaevinde Balyoz ve İzmir Casusluk tutuklu ve hükümlüleri yatıyordu. Ben her gün bunları ziyaret etmeye başladım. Bu süreçte hem kendilerinin yaşadıklarını hem de ordu içinde bu kapsamda örgüte müzahir kişilerin eylemlerini ilk elden öğrenme fırsatı buldum. Sürekli cezaevinde yatan kişilerle irtibatlarımda terör örgütünün TSK’daki yapılanması, örgütlenmesi, bu kişilerin nasıl tespit edilebileceği üzerine konuşuyorduk. Bu daha sonra benim askeri hâkimler komisyon üyeliği sürecimde bana yol gösteren bir süreç oldu. Kendi gördüklerim ile oradaki kişilerin anlatımları arasındaki ortak noktaları tespit etmek benim için çok faydalı oldu. Ben akabinde Jandarmaya gittiğimde çok üzülmüştüm. Çünkü statümün çok altında bir görev olarak düşünmüştüm. Ancak burada da Jandarmanın bir kolluk olması, kriminal yetenekleri, buradaki özellikle MİT tırları olayından sonra yaşanan süreçleri de yakından takip etmem sebebi ile örgütün ulaştığı seviyeyi anlayabildim. MİT tırları olayı bu örgütün bu ülke aleyhine neler yapabileceğini hatta bu ülkenin yok olmasına sebep olabilecek süreçleri bile harekete geçirebileceği yönünde ben de kesin bir kanaat oluşturdu. Ayrıca bu örgütün uluslararası desteği olan dünyada eşi benzeri görülmemiş uluslararası bir silahlı terör örgütü olduğu fikri bende pekişti ve bu konudaki kaygılarımı da birçok kişiye anlattım. …
…Askeri yüksek yargıya ilişkin özellikle bazı şeyleri söylemek isterim. Bizim mesleğe başladığımız dönemde özellikle Askeri Yargıtay ve AYİM gerek üyelerinin niteliği gerek verdiği kararlarla, özellikle Askeri Yargıtay adil yargılanma hakkı, insan hakları konusundaki kararları ile Türk yargısının saygın kurumlarından birileri idi. Ancak Fetö terör örgütü tüm kurumları kendi amaçları doğrultusunda şekillendirirken bu iki kurumu da kendi kurumsal kültürlerinden ve yapılarından uzaklaştırdı. AYİM’ye eskiden seçilen subay üyeler, kendi meslek grupları içinde saygın, tanınan, gelecek vaad eden, temayüz etmiş kişiler iken özellikle 2010 yılından sonra adı hiç duyulmamış, kendi camialarında bile tanınmayan herhangi bir özel yetenekleri, bilgi düzeyleri olmayan kişilerin seçilmeye başlandığı ve subay üyeleri olarak atandığı herkesin malumu olmuştu. Bu kapsamda menfur darbe girişimi sırasında subay üye olarak görev yapanların neredeyse tümünün terör örgütü üyeliği veya diğer itirafçı ifadelerinde geçtiği şekilde örgüte müzahir kişilerden olması bunu açıkça desteklemektedir. Özellikle İzmir Casusluk davası sırasında TSK’dan Yüksek Disiplin Kurulu kararı ile haklarında kumpas olduğu ortaya çıkan iddianamedeki birkaç satır dışında herhangi bir bilgi olmayan subaylar ihraç edilirken bu subay üyelerin tümünün bu kumpas mağdurları aleyhine oy kullanması, kararların çoğunda hâlen yargılanan hâkim üyeler ile bu subay üyelerin aynı doğrultuda oy kullanması sadece askeri yargı içinde değil TSK camiasında da AYİM’nin kararlarında muhalif üyeler haricinde örgütsel bir tavır olduğu yönünde kanı oluşturmuştu. AYİM’de özellikle askeri okullardan şok mangaları (Fetöcü sınıf subaylarının ve diğer Fetöcü öğrencilerin baskı ve yıldırmaları) yoluyla ihraç edilen öğrencilerin açtığı davalarda da aynı yönde kararlar çıkmakta idi. Bu nedenle bu kararların incelenmesi çok önemlidir. (Fetö eylemlerinden mağdur olan kişilerin açtığı bu vb.) davalarda genelde … …, …. ve subay üyelerin aynı doğrultuda oy kullanmaları, bugün Fetö ile mücadele eden …, …, …, ……..vb. hâkimlerin muhalif kalması bu hususu da açıkça ortaya koymaktadır.
…Benim subay üyelerin tümüne ilişkin görüşlerim yukarıda anlattığım şekildedir. Ben menfur darbe girişiminin hemen sonrasında Genelkurmay Başsavcısı olarak görevlendirildim. Askeri mahkemelerin kapanmasından sonrada önce K.K.K. Adli Müşaviri bu kadroların Hukuk Hizmetleri Başkanlığına dönmesinden sonra da Hukuk Hizmetleri Başkanı olarak görevlendirildim. Bu kapsamda da karacı olan ve AYİM’de subay üye olarak görev yapan AYİM üyeleriyle ilgili birçok bilgiye ulaşma fırsatım oldu. Özellikle hâlen sürmekte olan ve tüm Türkiye’deki Başsavcılıklarca yapılan soruşturmalara muttali olma şansım oldu. Mesleğim sebebi ile Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük illerin Başsavcılıklarınca yapılan ‘ankesör/büfe’ soruşturmaları konusunda bilgi sahibi oldum. Ayrıca bu kişilerin meslek safahatlerini de inceleme fırsatım oldu. …Son olarak Ankara CBS’nca yapılan ve 184 kişiye yönelik örgüt üyeliği kapsamındaki operasyonda da AYİM subay üyesi olan …’ın bu kapsamda gözaltına alınması benim yukarıdaki düşüncelerimde ne kadar haklı olduğumu açıkça gösterdi.
…Ancak K.K.K.’na atandıktan sonra kamuoyunda Fetö’nün tespitinde kullanılan TSK’nın geliştirdiği bazı argümanları görev alacak subaylara uyguluyoruz. Bunlardan biri de safahat ve görev durumları AYİM’de görev yapan özellikle 2012 yılından sonra görevlendirilmiş subay üyelere bu kapsamda şüphe ile yaklaşıyoruz. Benim şahsen tanımadığım …’a da bu kapsamda yaklaşmıştım. Ankesör operasyonu kapsamında gözaltına alınmış olması da bu fikrimi teyit etmiştir…’ (Kls: 3, ek: 7/272-282)
Tanık eski Askeri Yargıtay Üyesi …. 26.08.2016 tarihli beyanında; ‘…Askeri yargı içesindeki bir yapının birlikte hareket ettiği ve özellikle Hava Kuvvetleri Komutanlığını tasfiye etmeye çalıştıkları neticesine vardığını, yüzlerce personelin ihraç edildiğini, ihraç işlemine karşı AYİM’ye iptal davası açtıklarını ve neredeyse davaların tamamının AYİM’de ve özellikle … …’in bulunduğu heyette reddedildiğini, kişi ya da olay bazında Fetullahçı yapılanma konusunda verebileceği somut bir bilgi olmadığını ancak genelin hâl ve davranışı ve mahkeme kararlarından yasadışı bir yapılanma olduğu kanaatini edindiği…’ (Kls: 3, ek: 7/270-271)
Emekli Astsubay Başçavuş….. ihbarı ve 31.10.2016 tarihli beyanında; ‘…Baskı altında avukat ve mahkeme kararı olmadan ifadesinin alındığını ve resen emekli edildiğini, emekli ikramiyesi alamadığını ve derece kademe ilerlemesi yapamadığını, 2012 yılında AYİM’ye dava açtığını, davada 5 üye içerisinden şu an meslekten ihraç edilen ve tutuklu bulunan Hâkim Albay … …, adli kontrol kararı bulunan ve meslekten uzaklaştırıldığını duyduğu Kurmay Albay … ve Kurmay Albay …’ün vermiş oldukları ret oyları ile avukat olmadan ve baskı altında verdiği ifadesini kabul etmediğini belirtmesine rağmen yeniden ifadesi alınmayarak davayı kaybettiğini, dava sürecinde mahkeme Hava Kuvvetlerinden hakkındaki delilleri istemesine rağmen Hava Kuvvetlerinin delillerin imha edildiğini bildirdiğini, bu tür davalarda bu üçlünün hepsine ret cevabı verdiğini, belli bir yapıya hizmet ettiklerini, belli bir yerden emir aldıklarını, FETÖ/PDY örgüt mensubu oldukları kendi illegal yapılarına uygun olmayan görüşteki görevlileri sistem dışına itmeye çalıştıkları sebebiyle bu şekilde karar verdiklerini düşündüğünü…’ (Kls: 3, ek: 7/253-254)
Tanık eski AYİM 1. Dairesi Üyesi ….. 14.10.2016 tarihli beyanında; ‘…AYİM … görev yaptığım süre içerisinde … …’in, … .. ile birlikte hareket ederek beş kişilik heyette üç kişilik çoğunluğu sağlamak sureti ile davaların ret edilmesini sağlıyorlardı. Özellikle Havva Kuvvetlerinde yaklaşık üç bin küsur davada sürekli muhalefet gerekçesi yazmak zorunda kalıyordum. Gelen dosyalarda açıkça hukuka aykırılık söz konusu olsa bile ismini belirttiğim bu üyeler tarafından dosyalar reddediliyordu. …Nitekim muhalefet gerekçesi yazdığım bu dosyaların yüzde doksan Anayasa Mahkemesi tarafından hak ihlali olduğu gerekçesi ile karara bağlandı. …
…Ayın 1. Dairesi meslekten ihraç, terfi gibi önemli konulara bakmaktaydı. Burada verilen kararlar da özellikle havacı subay ve astsubayların ihraç edilmesi konusunda gelen dava dosyalarında hemen hemen hepsine hukuk dışı delillere dayandırılması nedeni ile muhalif kalıp iptali yönünde oy kullanmıştım. Bu tutumun ve muhalefet gerekçesinde yazdığım konular gerek Genelkurmayı gerekse AYİM Başkanlığını rahatsız ediyordu. Hatta bir döneme 9 yıldır AYİM 1. Dairesinde görev yapmama rağmen benim dairemin değiştirileceği dedikodusu yapılıyordu…’ (Kls: 3, ek: 7/500-502)
Tanık eski AYİM Genel Sekreteri … 28.07.2016 tarihli beyanında; ‘……. Yüce ile ilgili …objektif olmamasından dolayı şikayet gelirdi…
…AYİM 1. Daire Başkanı…ile yaptığım sohbetlerde kararların hukukiliği anlamında sıkıntılar olduğunu söylüyordu. Özelikle Jandarma ile ilgili atamalarda teamüllerin dışında kararlar verildiği, bunun da … …’in yönlendirmesi ve etkisi ile olabileceğini söyledi…
….Uyuşmazlık Mahkemesine üye seçme olayıydı. …. albayım adaydı, ….onun seçilmesi öngörülüyordu. …. … ve …..’a oy çıktı…oyların gizli olması sebebi ile seçimi kimlerin kilitlediğini bilmiyorum. Ama …. albayın söylediğine göre kurmay albayların blok şekilde hareket ettiği idi. Bu kurmay albayların FETÖ/PDY’li oldukları o dönem konuşulmuyordu. Bu süreçte şimdi onların bunu yaptıklarını düşünüyorum…’ (Kls: 3, ek: 7/91-93)
4.2.3.4. MASAK’ın 27.03.2018 tarihinde düzenlediği raporda;
Şüpheli …’ın;
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan sanık olarak yargılanan … …..,
Yargıtay 9. Ceza Dairesinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyelik suçundan sanık olarak yargılanan …,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma bürosunda adı geçen …..,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında Anayasal Düzeni Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma bürosunda adı geçen …. ile,
Para transferi ilişkisinin bulunduğu tespit edilmiştir. (Kls: 6, ek: 8/867-918)
4.3. Şüphelinin Eylemleri ve Eylemlerinin Hukuki Nitelendirilmesi:
Bilindiği üzere, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ve işleyişine egemen olan, ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olması ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, Anayasa’da gösterilen özgürlükçü demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukukun dışına çıkamayacağı, hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası karşısında korunma göremeyeceği’ şeklindeki ilkeleri içeren kurallar bütünü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzenini teşkil etmektedir.
15 Temmuz darbe kalkışmasında kullanılan silahlar ve gerçekleştirilen bir kısım silahlı faaliyetler dikkate alındığında, eylemlerde cebir ve tehdidin açıkça var olduğu, bu cebir ve tehdidin Anayasal düzeni değiştirmeye elverişli olduğu konusunda herhangi bir sorun yoktur.
Sorun, dosya şüphelisinin eyleminin TCY’nin 309. maddesinde tarif edilen ve darbeye kalkışanlarca fiilen gerçekleştirilen Anayasayı ihlal eylemine katılma mı yoksa TCY’nin 314. maddesinde tarif edilen suç/suçlar mı olduğundadır.
Uygulamada ve teoride kabul edildiği üzere, TCY’nin 309/1. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu, bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi mümkün bir suç olmasına rağmen, bu durum suçun unsuru değildir. Maddede düzenlenen amaçları gerçekleştirmeye yönelik araç fiilin, icrai veya ihmali suç niteliğinde olması da mümkündür. İhmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi için failin gerçekleştirilmekte olan icrai fiilleri, görevi gereği önleme yükümlülüğünün bulunması gerekmektedir. Teşebbüs suçu olmasına rağmen, suç oluşturan fiilin hazırlık hareketleri aşamasından geçip icra aşamasına ulaşması gerekir. Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem araç suçun hem de amaç suçun fiil unsurunu oluşturması gerekir. Terör örgütlerinin ‘cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırma veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme’ şeklindeki nihai amacının, örgütün her kademesindeki mensuplarca biliniyor olması, hiçbir ayrım yapmadan tüm üyelerinin bu suçtan cezalandırılmaları için yeterli olmayacak ve bu durum üyelerin suça iştirak ettikleri anlamına gelmeyecektir. Üyelik ve yöneticilik fiilleri bağımsız suçlar olarak TCY’nin 314. maddesinde düzenlenerek yaptırıma bağlanmıştır. Fiilin işleneceği konusundaki bilgi, iştirak bakımından önem taşımamaktadır. İştirak için icrai ya da ihmali bir davranışla suçun işlenmesine katkıda bulunmak gerekmektedir.
Her ne kadar şüpheli hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonrasında TCY’nin 309/1, 314/2 maddelerinde düzenlenen Anayasayı ihlal ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçlarını işlediği değerlendirilerek fezleke düzenlenmiş ise de yukarıdaki açıklamalar, tanık beyanları, şüphelinin darbeye kalkıştığına veya darbeye kalkışanların eylemlerine katıldığına dair delil elde edilememiş olması ve dosya kapsamı dikkate alındığında, şüphelinin eyleminin TCY’nin 309. değil 314. maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
TCY’nin 314. maddesinin birinci fıkrasında örgüt kurma ve yönetme, 2. fıkrasında ise örgüt üyeliği suçu düzenlenmiştir. Şüphelinin eylemlerinin bu madde kapsamındaki hangi suçu oluşturduğu sorununa gelince;
Örgütün kuruluş amacının gerçekleştirilmesi ile doğrudan nedensellik bağı bulunan ve örgütün varlığı ve devamlılığı bakımından önemli olan bir görev üstlenen kimselerin özel bir görev yüklendiği de şüphesizdir.
Ancak eylemin nitelendirilmesi yapılırken, delil durumuna göre, şüphelinin silahlı örgüt içinde bir görevinin olup olmadığı, örgüt içindeki konumu, örgütsel faaliyetler ve şüphelinin bu faaliyetler üzerindeki etkinliğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.
Şüpheliye özel bir görev verilmiş olması örgütün kişiye verdiği önemin açık bir göstergesidir. Ancak bu durum, şüphelinin örgüt yöneticisi olduğunun kabulü açısından tek başına yeterli görülmediğinden, dosya kapsamındaki eylemler itibarıyla şüphelinin örgüt içerisindeki konumunun üyelik ile sınırlı kaldığı sonucuna varılmıştır.
Örgüt üyeliği suçunda TCY’nin 2. Kitap, 4. Kısım, 5. Bölüm’de Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenen diğer suçlardan farklı olarak, üyenin, örgüte üye olduğunu belirtir hâl ve davranışları dışında işlediği başka somut, elle tutulur bir suç bulunmamaktadır. Bir başka ifade ile bir kişinin örgüt üyesi olduğunun ileri sürülmesi için örgüt adına başka bir suç işlemiş olmasının tespiti gerekmemektedir. Zaten başka bir suç işlemişse şüpheli bu suçtan dolayı ayrıca cezalandırılacaktır. Dolayısıyla örgüt üyeliği suçunun, somut olayda olduğu gibi, görevlendirme listesi, görevlendirme listesinin oluşturulmasına hâkim olan ve bilirkişi raporları yanında tanık beyanlarıyla doğrulanan örgütsel tavır, özellikle şüphelilerin kamuoyuna mal olan ve o dosya sanıkları aleyhine karara bağlanmasının Fetö’nün girişimleri sonucu olduğu konusunda şüphe bulunmayan davalardaki ortak tavırları (Kls: 3, ek:7/306-307, 334-356, kls: 4, ek: 7/776-780) ve AYM’nin 04.08.2016 tarih ve 2016/6-12 (Değişik İşler) sayılı kararında belirtildiği üzere sosyal çevre bilgileri ile tespit edilmesi olanaklıdır.
‘Yurtta Sulh Konseyi’ tarafından yayımlanan ‘Sıkıyönetim Direktifi’nin EK-B’sinde yer alan ‘Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi’nde ve listenin sonunda yer alan ‘NOT: (1)’ kapsamında görevlerine devam edecek olan askeri yargı mensuplarına dair liste de şüpheliye ilişkin yukarıda belirtilen görevlendirmenin yapıldığı açıkça ortadadır.
Fetö’nün devlet içinde yapılanmak ve örgütlenmek için önem verdiği devlet kurumlarının başında mahrem yapı olarak adlandırılan TSK’nın bulunduğu, örgütün TSK’daki yapılanmasını askeri yargıdaki etkinliğiyle sağlamaya çalıştığı artık bilinen bir gerçektir.
Yüksek yargıda daha az sayıda da olsa askeri yargının da adli ve idari yargıda olduğu gibi önemli ölçüde FETÖ üyesi olan hâkim ve savcılardan oluştuğunu ileri sürmek mümkündür. Nitekim, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 22.08.2017 tarih Soruşturma No:2017/133189, Esas No:2017/27572 ve İddianame No:2017/4858 sayılı iddianamesinde (Kls: 6, ek: 8/781-782) CD belirtildiği üzere, 2009-2014 yılları arasında yapılan sınav sonuçlarına göre atanan ve sınavda kopya çektiğine ilişkin ‘kuvvetli şüpheli’ olduğu teknik değerlendirmesi yapılan toplam 217 askeri hâkimden 214’ü sıkıyönetim mahkemelerine özel görevlendirme ile atanmışlardır.
Dosya şüphelisinin darbe kalkışmasının yapılmasına ve planlanmasına katkısı tespit edilememişse de FETÖ üyesi oldukları gerekçesiyle haklarında soruşturma yapılan/dava açılan askeri hâkimlerin yukarıda ayrıntılı bir şekilde belirtilen iş, işlem, tavır ve davranışları ile tanık MSB Askeri Adalet ve Kanunlar Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcısı ….’ün 02.08.2016 tarihli ifadesinde belirttiği (Kls: 4, ek: 7/571-572) ve şüpheli …..’ın sivil Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin yasa ile sonlandırılmasını kastederek ‘Bozulup düzülecekmişiz, kimin kimi düzeceği belli olmaz, bunların hepsi kaydediliyor, biz bitti demeden bitmez, bunun nereye koyarsan koy.’ şeklindeki,
Tanık Askeri Yargıtay 1. Dairesi Yazı İşleri Müdürü ……’in, tanık KKK Hukuk Hizmetleri Başkanı …….’nun 19.03.2018 tarihli ifadesi (Kls: 4, ek: 7/615-620) ile doğrulanan 16.03.2018 tarihli ifadesindeki; (Kls: 3, ek: 7/69-70) ‘Darbe girişiminin olduğu hafta Pazartesi ile Cuma günleri arasında ismini saydığım bizim daire üyeleri her zamankinden farklı ve çok fazla birbirlerinin odasında toplanmaya başladılar. Neredeyse birbirlerinin odasından çıkmadılar. Ben bir şey imzalatmak amacı ile odalarına girdiğimde öneki zamanlardan farklı olarak hemen susuyorlardı. Olağan dışı bir durum olduğunu sezmiştim. Hatta bu hususta ……. Albayımla da konuştum. O da bana ‘Evet ben de farklı bir durum seziyorum, inşallah altından bir çapanoğlu çıkmaz.’ demişti. Bu durumu … …. Albay’ıma sorabilirsiniz.’ şeklindeki ve
Yapılanmadaki durumu yukarıda ayrıntılı olarak tartışılan Genelkurmay Başkanlığı Hukuk İşleri Müdürlüğünde görevli ….’nin 19.07.2016 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde; (Kls: 3, ek: 7/267-268) ‘…Ben savcılık binasında beklemeye devam ettim. Savcılık binasıyla Genelkurmay karargâhı ayrı yerdedir. Gece yarısı General/Amiral Şube Müdürü Albay … telefonla beni…komuta katına çağırdı. Orada bana Genelkurmay Adli Müşavirliğine görevlendirildiğimi, TSK’nın yönetime el koyduğunu, sıkıyönetim ilan edildiğini söyledi…Görevi kabul ettim…’ şeklindeki, beyanları dikkate alındığında askeri hâkimlerin de silahlı terör örgütünün varlığından ve darbe hazırlığından haberdar oldukları sonucuna varılmıştır.
FETÖ üyesi oldukları yönünde kuvvetli şüphe bulunan bu şüpheliler arasında birbirlerini ve FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle haklarında ihbar ve şikâyet ile TSK’dan ve askeri öğrencilikten çıkarma kararı bulunan diğer kişileri adli ve idari soruşturmalardan koruma konusunda dayanışma olduğu (Kls: 3, ek: 7/67-68, Kls: 6, ek: 8/874-893; Kls: 5, ek: 8/365, 8/68-69, 8/71-72) ve 15 Temmuz darbe kalkışması öncesinde, özellikle kumpas davalarının mağdurlarınca, FETÖ üyesi oldukları yönünde birçok ihbar, şikâyet ve suç duyurusu yapılan ve bir kısmı da darbe kalkışmasında yer alan askeri şahıslar hakkında örgütün askeri yargıdaki mensuplarınca etkin soruşturma ve/veya kovuşturma yapılmadığı, soruşturma yapılmasının engellendiği, diğer yandan örgütün amaçları doğrultusunda örgüt üyelerince açılan ve kamuoyunda kumpas davaları olarak nitelendirilen davalar gerekçe gösterilerek örgüt üyesi olmayan birçok subayın TSK’dan ilişiklerinin kesildiği, bazılarının kamuoyu önünde itibarsızlaştırılmak maksadıyla hedef seçildiği, haksız ve hukuka aykırı disiplin cezası ile mevzuatta yeri olmayan ikaz yazısına maruz bırakıldığı (Kls: 5, ek 8/362; Kls: 6, ek 8/775-780, 882-884) artık gün yüzüne çıkmıştır.
Buna göre, askeri yargı içerisinde özellikle atama, soruşturma gibi işlemlerde karar verici mekanizmalar içerisinde bulunmaları nedeniyle etkin durumda olan askeri hâkimlerin, darbe kalkışmasının başarılı olması hâlinde önceden planladıkları kişileri ve darbe kalkışmasına karşı direnenleri yargılayacak olmaları nedeniyle yüksek yargının ve sıkıyönetim mahkemelerinin hayati derecede önemli olduğu, örgüt yöneticisi olup aynı zamanda darbe planını hazırlayanlarca, belirtilen görevlere örgüt üyesi olmadığı bilinen ve onlarla fikir ve eylem birliği içinde veya FETÖ mensubu olmayan askeri hâkim ve savcıları görevlendirmelerinin örgütün kuruluşu ve yapısına uygun olmadığı, zira tanık beyanları ve bilirkişi tespitlerinden de anlaşılacağı üzere, görevlendirme listesini hazırlayanlarca örgüt mensubu olmayan, örgüt hiyerarşisi içinde diğer örgüt mensuplarıyla fikir ve eylem birlikteliği içinde hareket etmeyecek askeri hâkimlerin sıkıyönetim görevlendirilme listesinde MSB emrine atanmalarının da bu tespiti doğruladığı anlaşılmıştır.
Yargıtay 16. CD’nin 14.07.2017 tarih ve 2017/1443-4758 sayılı kararında belirtildiği üzere, görevlendirme listesi örgüt üyeliği suçu için tek başına bir delil değilse de başka delillerin listenin oluşumundaki düşünceyi doğrulaması hâlinde söz konusu liste önemli bir delil olacaktır. Nitekim ‘Yurtta Sulh Konseyi’ tarafından yayımlanan ‘Sıkıyönetim Direktifi’nin EK-B’sinde yer alan ‘Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi’nde ve listenin sonunda yer alan ‘NOT (1)’ kapsamında görevlerine devam edecek olan askeri yargı mensuplarına dair liste, ‘NOT (2)’ kapsamında ‘Askeri hâkimler, askeri mahkeme ve savcılar hakkında mevzuatta Milli Savunma Bakanlığına verilen yetki ve görevler ikinci bir emre kadar Genelkurmay Adli Müşavirliği (sıkıyönetim görevlendirme listesinde şüpheli Muharrem Köse Genelkurmay Adli Müşavirliği’ne atanmış) tarafından kullanılacaktır.’ şeklindeki görevlendirmeler ve yukarıda ayrı başlıklar altında ayrıntılı olarak açıklanan tespitler, değerlendirmeler ve özellikle tanık beyanlarıyla somutlaşan tavır ve eylemler bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
Askeri Yargıtay başkanı, başsavcısı, genel sekreteri, daire üyesi ve sıkıyönetim savcısı olarak görevlendirilen şüphelilerle ilgili görevlendirmelerin, haklarında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen şüpheliler için olduğu gibi tesadüf, ihtiyaç, zorunluluk vs. gerekçeleriyle değil, aksine darbe kalkışmasını gerçekleştiren FETÖ mensuplarınca TSK içindeki bu örgüte üye olan kişiler özel olarak seçilip kişilik değerlendirmeleri de yapılarak (Nitekim aynı olay sebebiyle şüpheli olan Yusuf Tamer Çetin’in 23.03.2018 tarihli ifadesindeki; (Kls:3, ek: 7/94-99), ‘…Askeri yüksek yargıda kendilerinden olan üye sayısı, gerek Askeri Yargıtay gerekse AYİM’de kurmayı düşündükleri dairelerdeki üye sayısını karşılayacak sayıda olmadığı için kendilerine karşı çıkmayacaklarını düşündükleri kişilerle listeyi tamamlamışlardır… Ayrıca kişiliğim gereğince de Haluk Zeybel’e karşı gelmeyeceğimi düşünmüş olabilirler…’ ve tanık …’ın 15.03.2018 tarihli ifadesindeki; (Kls:3, ek: 7/357-367) ‘…Listeyi hazırlayan şahısların mutlaka içerden birileri olduğunu ve çok önemli kişilik analizleri yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü kendilerinden olmadığı hâlde atanan personel içerisinde her görüşten insan vardır. Ancak bu şahısların ortak özellikleri bazılarının hırs ve ihtiras gibi kişisel zaafiyetlerinin olması, bazılarının da suya sabuna dokunmayan, her yola gelebilecek şahıslar olmalarıdır.’ şeklindeki beyanları da kişilik değerlendirmesi yapıldığını doğrulamaktadır…) onların bilgileri doğrultusunda yapıldığı ve dolayısıyla şüphelilerin görevlendirmelerden sorumlu tutulmalarının gerektiği sonucuna varılmıştır.” ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
III) SAVUNMA:
Sanık savunmalarında özetle; 2013 yılının Aralık ayında yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliği seçiminde örgütsel maksatla oy kullandığı iddiasının doğru olmadığını, bu seçimin AYİM’de üye olarak göreve başlamasından kısa bir süre sonra gerçekleştirildiğini, seçimde adaylığını açıklayan birinin bulunmadığını, diğer dairelerdeki üyeleri tanımadığı için kendi dairesinde görev yapan … …’a oy verdiğini, tanık AYİM Başkanı …’ın yaptığı toplantıda seçimin bir an önce sonuçlandırılmasını istemesi üzerine bir önceki turda kim en çok oy aldıysa ona oy kullandığını, tanık …’a da oy verdiğini, gizli yapılan bu seçimde … …’e oy verdiği şeklinde bir tespitte bulunmanın mümkün olmadığını, tanık beyanlarının söylentiden ve duyumdan öteye gitmediğini, en kıdemli üyenin Uyuşmazlık Mahkemesine üye olarak seçileceğine dair bir teamülün varlığından bahsedilemeyeceğini, zira daha önce yapılan bazı seçimlerde kıdemsiz üyelerin de seçildiğini, Harp Akademisi sınavlarına dokuz yıl boyunca çalıştığını, çok zor bir sınav olduğu için beş kere girmesine rağmen kazanamadığını, bütün izinlerinde çalışıp altıncı girişinde kazanabildiğini, sıkıyönetim görevlendirme listesinde isminin geçmediğini, bunun da örgüt tarafından benimsenmediğini gösterdiğini, Not-1 diye tabir edilen kısmın askerî hâkimlerle ilgili olduğunu, kendisinin ise kurmay subay üye sınıfında görev yaptığını, bu nedenle söz konusu görevlendirme kapsamında bulunmadığını, 2016 yılının Mayıs ayında tayininin Keşan’a çıkmış olması nedeniyle de Not-1 kapsamına girmeyeceğini, AYİM’de görev yaptığı süre boyunca torba daire mahiyetindeki 3. Dairede çalıştığını, FETÖ tarafından mağdur edilmiş kişilerin açtığı tazminat ve özlük haklarıyla ilgili davalarda mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde oy kullandığını, bu kararların dosyaya getirtilmesini talep ettiğini, darbe girişiminden önce nöbetçi olarak görevlendirildiği 2. Dairede görülen askerî okuldan atılan kişilerin açtığı davalarda örgüt aleyhine karar verdiğini, ankesörlü aramaların gerçekleştirildiği tarihlerde eşinin yeni doğum yaptığını ve lojmana taşınma nedeniyle boya badana işlerinin olduğunu, ayrıca tabur yemekhanesinde cep telefonu numaraları asılı olduğu için herkeste numarasının bulunduğunu, söz konusu aramaların bunlarla bağlantılı olabileceğini, bilirkişi raporunda belirtilen sekiz aramanın zaman aralıkları itibarıyla ardışık ve periyodik özellikte olduğundan bahsedilemeyeceğini, meslek hayatı boyunca sürekli pasif konumlarda görev yaptığı için örgüt tarafından desteklenmesinin söz konusu olmadığını, AYİM’ye üye olarak atanmanın kurmay subay birisi için bir nevi tasfiye özelliği taşıdığını, zira AYİM’ye atanan bir kurmay subayın görev yaptığı süre boyunca sicil alamadığından dolayı emsallerinin gerisine düştüğünü, AYİM üyesi olarak iki yıldan fazla görev yapmasının örgütsel bir yanının olmadığını, AYİM’deki azami sürenin dört yıl olduğunu, atılı suçlamaları kabul etmediğini, örgütsel hiçbir faaliyetinin olmadığını, örgüt lehine hiçbir karar vermediğini, hukuka ve vicdanına uygun şekilde hareket ettiğini, dosyaya gelen istihbari raporlarda örgütle iltisakının bulunmadığının belirtildiğini ifade etmektedir.
IV) ÖZEL DAİRENİN KABULÜ:
”…Sanık …’ın, Piyade Kurmay Yarbay rütbesi ile görev yaparken, tanık …’ın beyanın göre, 2012 yılında FETÖ’nün silahlı kuvvetlerin personel biriminde etkili olmaya başlamasından sonra, 21.05.2013 tarihli ve 28654 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan atama kararı ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3. Daire Subay üyeliğine atandığı, tanık …’nun beyanından anlaşıldığı üzere, askeri yargıda 2013 yılının birçok önemli görevdeki hâkim-savcının görevlerinden alınarak başka yerlere gönderildiği, önemli görevdeki bazı isimlerin bu görevlerinden alınarak Şırnak, Diyarbakır gibi illere tayin edildiği bir dönem olarak bilindiği, 24.07.2013 tarihinde resmen AYİM’deki görevine başlayan sanığın, resmî göreve başlama tarihinin adli tatile denk gelmesi nedeniyle fiili göreve başlangıç tarihinin 02.09.2013 olduğu, 2016 yılı Mayıs ayında Keşan’a tayininin çıkmasına rağmen darbe girişiminden sonra nöbetçi heyette kalarak 31.10.2016 tarihine kadar bu görevini devam ettirdiği, 08.07.2018 tarihli ve 30472 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 701 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılmasına karar verildiği,
Sanık …’ın AYİM’ye üye olmadan önce İstanbul’da bulunan 2. Zırhlı Tugayda görev yapması ve 2. Zırhlı Tugay Komutanının tanık …’ın AYİM’de birlikte görev yaptığı eski bir devre arkadaşı olması nedeniyle AYİM’ye gelen sanığına tanık …’ın yakın davrandığı, tanık …’ın beyanına göre kısa süre içerisinde iki kez görüştükleri,
Sanığın AYİM’de 3. Daire subay üyesi olarak çalıştığı dönemde, tanık beyanları ve aksi sabit olmayan savunmaya göre, bu dairenin nispeten önemsiz görülen ve başka dairelerin görevlerine girmeyen dosyaların temyiz incelemesini yapması nedeniyle FETÖ silahlı terör örgütünün takip ettiği ve dolayısıyla sanığın da örgüt bağlantısını ön plana çıkarabileceği bir dosyanın önüne gelmediği, sanığın bu dönemdeki dosya müzakerelerinde genelde başkan ile aynı yönde oy kullandığı,
03 Aralık 2013 tarihinde AYİM’de hâkim kökenli üyeler arasından Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliği için seçim yapıldığı, tanıklar …, …, …, … ve …’nun beyanlarından anlaşılacağı üzere kadro sayısının sınırlı olması nedeniyle küçük ve içe dönük bir yapısı olan AYİM’de herkesin sırasıyla Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliğine seçilebilmesi için, oluşan teamül gereği yapılacak seçim öncesinde kimsenin adaylığını açıklamadığı, ancak daha önce bu görevi yapmamış kıdemli üyenin seçilmesi şeklinde uygulama yapıldığı, AYİM’ye yeni gelmiş subay üyelerin de bu hususu genelde daire başkanlarına ya da kıdemli üyelere sorarak öğrendikleri ve bu yönde oy kullandıkları, anlatılan teamül gereği 03.12.2013 tarihinde yapılan Uyuşmazlık Mahkemesine üye seçimi öncesinde de hâkim üyelerden hiç kimsenin adaylığını açıklamadığı, ancak toplam 24 üyesi olan AYİM’de en kıdemli üye olan tanık …’ın seçilmesi beklenirken …’ın hiçbir turda 12 oyu geçemediği ve dolayısıyla seçilmek için gereken salt çoğunluğu sağlayamadğı, buna mukabil Mahkemenin en kıdemsiz hâkim üyesi olan ve yaklaşık 2 yıldır AYİM’de olan … … isimli üyeye ise her turda 7-8 tane blok oy çıktığı, mahkeme başkanı tanık …’ın oylamaların aralarında gerek birlikte hareket ettiği kanaati oluşan kurmay subay üyeler gerekse … … ile yaptığı görüşmelere rağmen seçimin bu şekilde 33 tur devam ettiği, tanık …’ın … …’e arada aday olup olmadığını sorduğu, … …’in aday olmadığını söylemesi üzerine tanık …’ın … …’ten bu hususu Genel Kurulda deklare etmesini istediği hâlde … …’in bu yöndeki bir açıklamayı konuşmalarından ancak 2 tur sonra yaptığı, uzun süren turlara rağmen seçimin sonuçlanmadığını gören başkan ve üyelerin, …’ın seçilemeyeceğini anlamaları ve artık ayıp olduğunu düşünmeleri nedeniyle 38 turun sonunda 3. bir kişi olan … …’un Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliğine seçildiği, AYİM’deki FETÖ mensubu olmayan üyeler tarafından bu seçimin FETÖ’nün AYİM’deki ilk örgütlü eylemi olarak kabul edildiği,
AYİM’deki en kıdemsiz hâkim kökenli üye olan … …’e her turda blok hâlinde 8 oy çıkmasının, tanık …’ın seçilmemesi için yapılmış bir organizasyon olduğunun durumdan habersiz FETÖ mensubu olmayan üyeler tarafından anlaşıldığı, dikkat çekici bulunduğu, tanık …, Yaşar Yüce’ye … Albay’a niye oy vermediğini sorup teamülleri uygulamasını istediğinde, …..’nin ‘Ne teamülü?’ şeklinde cevap verdiği, AYİM’nin FETÖ mensubu olmayan üyelerinde blok hâlindeki 8 oyun sanığın da içinde bulunduğu 6 kurmay üye ile … … ve Yaşar Yüce’ye ait olduğu kanaatinin oluştuğu, seçim turları arasında tanık …’ın, AYİM’nin başka bir kurmay üyesi olan ve dairemizin 2018/53 Esas sayılı dosyasında yargılanıp FETÖ silahlı terör örgütünün üyesi olduğu gerekçesiyle 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen…’in odasında bulunduğu sırada, sanığın ve birkaç kurmay üyenin de orada olduğu, tanık …’ın … …’in çok genç olduğunu, sırası gelince seçileceğini, …’a oy vermeleri gerektiğini söylemesi üzerine oradaki kurmay üyelerin bunun bir seçim olduğunu söyledikleri, tanık …’in, kurmayları …’in organize ettiğini, …’a oy vermeyin dediğini, onu da …’nun aradığını …’dan öğrendiği, …’in Dairemizin 2018/46 Esas sayılı dosyasında yargılanıp FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle 12 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği, yargılama aşamasında tahliye edilmesi sonrasında kaçtığı için hakkında yakalama kararı verildiği, hâlen firari durumda olduğu, …’nun ise yine Dairemizin 2018/57 Esas sayılı dosyasında FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla yargılandığı,
Tanık …’ın kendi beyanına göre, FETÖ silahlı terör örgütünün kumpas davalarından birisi olan ve kamuoyunda Balyoz Davası olarak bilinen dava nedeniyle tutuklanan …’in cezaevinde bulunduğu yıllarda ziyaretine gidip gelmesi nedeniyle FETÖ ile ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmaya başladığı, o tarihlerde cemaat olarak adlandırılan yapı hakkında edindiği bilgileri başta askeri yüksek yargı mensupları olmak üzere çevresine bilinçlendirme maksatlı olarak aktarması ve bu yapı aleyhindeki beyanları nedeniyle askeri yüksek yargı içerisinde bu örgüte karşı söz ve faaliyetleriyle bilinen bir kişi olduğu, birlikte hareket edip … …’e blok hâlinde oy veren kişilerin de tanık …’ın o tarih itibarıyla cemaat olarak adlandırılan yapıya karşı olan fiil ve sözlerinin farkında olduğu, … …’i seçmekten ziyade tanık …’ı seçtirmemek için organize bir şekilde hareket ettikleri, örgütsel tavır içerisinde olduklarının açık olduğu, seçim devam ederken Mahkeme Başkanı …’ın tanık …’ı çağırıp ‘Kurmaylara kötü davranıyormuşsun, bu nedenle sana oy vermiyorlarmış.’ demesinin ve seçimden sonra başkan …’ın oylamayı sorduğu kurmay üyelerden birinin ‘Elimize bir fırsat geçti, … olmasın da kim olursa olsun diye oy verdik.’ demesinin de kurmay üyelerin birlikte hareket ettiklerini gösterdiği,
Oy kullanma işi gizli yapılıyor olsa da; AYİM’de 24 üyenin oy kullanması nedeniyle herkesin birbirleriyle ilgili daha net bilgi ve kanaat sahibi olması, tanık …’ın oylama gizli olsa dahi herkesin sağındaki ve solundaki üyelerin oyunu gördüğü veya oyların bir şekilde gösterildiği, bu nedenle herkesin kime oy kullandığının bilindiği, sayım heyetindeki kişilerin bile el yazısından kimin kime oy verdiğini anlayabildiği şeklindeki beyanı ve diğer tanıkların beyanlarına yansıdığı üzere, kurmay üyelerin tanık …’a oy vermediklerine dair beyanları birlikte değerlendirildiğinde, AYİM’nin kurmay üyeleri ile Dairemizin 2018/48 Esas sayılı dosyasında FETÖ silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan yargılanan … … ve aynı suçtan Dairemizin 2018/52 Esas sayılı dosyasında yargılanıp 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilen …’nin organize bir şekilde birlikte hareket edip seçilemeyeceğini gördükleri hâlde sırf örgütsel saiklerle mahkemenin en kıdemsiz üyesine bolk hâlinde oy vererek seçimi kilitlediklerinin görülmekte olduğu, sanığın … ….a oy verdiği,…. …’e oy veren grupla birlikte hareket etmediği şeklindeki savunmasının doğru olmadığı, zira 38 turun sonunda Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliğine seçilen … ….’un …..’e blok oy çıkan turlarda sadece bir oy aldığı, bu oyun da kişinin kendi oyu olduğunun tanık … tarafından ifade edildiği,
Kıdemsiz bir üyenin bir organizasyon olmadan her turda 8 tane blok oy almasının beklenen bir durum olmaması, tanık beyanlarına yansıdığı üzere seçimler sırasında kurmay üyelerin birlikte hareket ettiklerini ifade etmiş olmaları, …’ın FETÖ silahlı terör örgütüne karşı söz ve hareketleriyle açıktan karşı çıkan bir kişi olduğunun bilinmesi, … …’in en kıdemsiz üye olmasına, aday olduğunu deklare etmemesine ve bu hususta bir kulis faaliyetinde bulunmamasına rağmen uzun süren turlar boyunca blok hâlinde 8 oy almış olması, kurmayların ….. ile aynı okul mezunu olmamalarına ve aynı yerde çalıştıklarına ya da bir şekilde arkadaş olduklarına dair delil olmamasına rağmen 33 tur boyunca bu kişi lehine blok hâlde oy kullanmaları, …’ın kendi dairesindeki kurmaylarla bir problemi olduğu kabul edilse dahi tanık … ile aynı dairede olmayan ve birlikte çalışmayan sanığın AYİM’ye geldiği günden itibaren kendisine yakın davranan … ile nasıl bir problemi olduğunun anlaşılamaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın, AYİM’deki diğer kurmay subay üyeler ile birlikte sırf örgütsel saiklerle, açıktan FETÖ silahlı terör örgütüne karşı açık tavır sergilediği için örgüt tarafından istenmeyen tanık …’ın seçilmesini önlemek için … …’e oy verdiği,
Suç tarihinden sonra kapatılan Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin yapısını düzenleyen Anayasa’nın mülga 157. maddesinin 3. fıkrasında “Askerî hâkim sınıfından olmayan üyelerin görev süresi en fazla dört yıldır.” hükmü mevcut ise de; AYİM başkanı tanık …’ın beyanına göre, Subay Sicil Yönetmeliğindeki hükümler nedeniyle 2 yıl üst üste sicil alamayan üyelerin terfi alamaması nedeniyle albay olarak atanan üyelerin iki yılın sonunda terfilerinde bir sıkıntı olmaması için atama görmek zorunda oldukları, tanık …’ın beyanına göre de AYİM’nin geleneklerinin, atanan kurmay subayların genelde kıta görevlerine gitmeden önceki iki yılında AYİM’ye üye olarak atanmaları şeklinde olduğu, ancak 2012 yılında FETÖ’nün silahlı kuvvetlerin personel biriminde etkili olmaya başladığı, o dönemden sonra görev yapan tayin daire başkanları ve personel başkanlarının çoğunun FETÖ mensubiyeti iddiasıyla yargılanan kişiler olduğu, 2012’den sonra AYİM’ye albay rütbesindeki subaylar yerine yarbay rütbesindeki kurmay subayların gönderildiği ve bunların bir kısmının dört yıl, bir kısmının da üç yıl boyunca görev yaptığı, böylece AYİM’nin geleneklerinin de bozulduğu, darbe olduğu tarihte sanığın üç yıllık AYİM üyesi olduğu, mahkemedeki diğer kurmay üyelerin de benzer durumda olduğu, böylece sanığın örgütün sağladığı avantajlardan faydalanıp geleneklere uymadığı hâlde yarbay rütbesinde iken AYİM’ye atanarak burada 3 yıl çalıştığı,
Anlaşılmıştır.
Ankesör ve Sabit Hat Aramalarının Değerlendirilmesi;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanma olarak kabul ettiği asker olan üyeleri ile sorumlu örgüt üyelerinin görüşmelerini sağlamak için sabit ve ankesörlü hatları kullandıkları yukarıda ‘Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri’ başlıklı bölümde ayrıntısı ile anlatıldığı üzere itirafçı olan tanık beyanları ile ortaya çıkarılmıştır. FETÖ silahlı terör örgütünün deşifresine yönelik olarak yapılan çalışmalar kapsamında örgüt mahrem imamlarının örgüt üyelerine sabit veya kontörlü telefonlardan telefon ederek irtibat kurup talimatlar verdikleri, buluşma noktalarını bildirdikleri ve bu suretle örgütsel faaliyete devam ettiklerinin tespit edildiği, bu aramaların belli bir süre içerisinde belli bir periyotta örgüt mahrem abisinin örgüt üyesini sabit hatlı telefondan direkt araması suretiyle periyodik şekilde olduğu gibi yine örgüt mahrem abisinin örgüt üyelerini aynı tarih ve zaman dilimi içerisinde sabit hatlı telefondan arka arkaya arayarak ardışık şekilde de olabildiği, bu aramaların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü adına sorumlu düzeyde faaliyet gösteren ve mahrem imam olarak adlandırılan açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen kişi ya da kişiler tarafından örgütsel amaçlı olarak yapıldığı ve örgüt talimatlarının bu şekilde iletildiği tespit edilmiştir.
Ayrıntısına yukarıda aktarılan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/1582 esas 2019/6838 karar sayılı ilamında yer verildiği üzere FETÖ’de askeri mahrem yapılanmada her ne kadar iletişimde esas olan usul ‘randevulaşma sistemi’ olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de ‘Kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom’a ait ankesörlü telefon hatlar’ olduğu, bu tür bir numaradan aranmada arayanın kim olduğu tespit edilemediğinden arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı, örgütün ‘sohbet’ olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği, FETÖ kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde;
-Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),
-Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),
-Tek arama,
Şeklinde iletişimin gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock, Eagle vb. gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları, tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama şeklinde olması durumunda, aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, bazen mahrem sorumlunun, sorumlu bulunduğu gruplarla ilgili grup içerisinde bulunan tek şahsın aradığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda, ‘birebir sorumluluk’ esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı belirlenmiştir.
Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, sanığın yukarıda deliller bölümünde ayrıntılı tespitlere yer verildiği üzere incelemesi yapılan 2013 ve 2014 yıllarında tamamı görev yapmakta olduğu Ankara ilinden olmak üzere çok sayıda sabit hat ya da ankesörlü telefondan aranmasının tesadüfle izah edilemeyecek bir durum olduğu, her ne kadar AYİM’deki görevine resmi başlangıç tarihi 24.07.2013 olsa da araya adli tatil girmesi nedeniyle bu mahkemedeki fiili göreve başlama tarihinin 02.09.2013 olduğu, bu tarihten 5 gün sonra Dikmen-Cevizlidere’deki bir büfede kurulu olan ve ….. isimli kişi adına kayıtlı 0 312 … 47 72 numaralı sabit (kontörlü) telefondan 07.09.2013 tarihinde saat 20.58.11’de ankesörlü/sabit (köntörlü) hatlardan iletişime başlayan sanığın, 27.10.2013, 13.11.2013, 14.01.2014 ve 25.03.2014 tarihlerinde örgütün yukarıda anlatılan gizli haberleşme stratejisine uygun olarak periyodik olarak nitelendirilebilecek belli aralıklarla arandığı, sonraki aramaların 17.09.2014 ve 21.11.2014 olmasının, sanığın mensubu olduğu örgütün yargı ve emniyet içerisinde bulunan mensuplarıyla 17/25 Aralık 2013 tarihlerinde yaptığı hükûmeti devirmeye yönelik operasyonlarının sonrasında deşifreleri önlemek için daha gizli davranma, başka dosyalardan anlaşıldığı üzere gerekirse bir süre örgüt mensuplarıyla sorumlu imamların/abilerin görüşmelerini durdurması ve yeni iletişim yöntemleri bulma uğraşı içerisine girilmesinden kaynaklandığı,
Sanığın, Ankara’ya tayin edilmesi ve göreve fiilen başlamasından sonra Ankara’daki örgüt sorumlusunun takibinde olduğu, işe fiilen başlamasından 5 gün sonra yani 07.09.2013 tarihinde kontörlü sabit hattan aranmaya başlamasından anlaşıldığı gibi gerek Ankara’da iken ilk kez arandığı 07.09.2013 tarihinde gerekse sonraki arandığı tarihlerde Ankara’nın başka semtlerindeki ankesörlü/sabit (köntörlü) hatlardan haklarında FETÖ mensubiyeti iddiasıyla soruşturma ve kovuşturmalar bulunan başka asker şahısların da aranmasından ve…., ….ve …. gibi haklarında FETÖ mensubiyeti iddiası bulunan kişilerin her defasında farklı yerlerde kurulu bulunan ankesörlü/sabit (kontörlü) hatlardan da olsa sanıkla aynı gün aranmasından sanığın mensubu olduğu örgütün gizli haberleşme stratejisine uygun olarak örgütle iletişimi devam ettirdiğinin anlaşılmakta olduğu, bu aramaların örgütün ‘gizlilik’ ve ‘deşifre olmama’ kuralına uygun olarak askeri mahrem yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem imamları tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği,
Kanaatine varılmıştır.
15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü ve bu teşebbüs çerçevesinde darbeciler tarafından yayınlanan sıkıyönetim atama listeleri değerlendirildiğinde;
15 Temmuz 2016 tarihli FETÖ’cü darbe girişimini planlayanların hazırladığı ve darbe girişiminin başarılı olması durumunda sıkıyönetim mahkemelerinde çalışacak hâkim/savcıların belirlendiği ‘Sıkıyönetim Direktifi’ konulu mesaj emrinin ekindeki ‘EK-B’ sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinin sonunda bulunan ‘Not: (1)’e göre; ‘Yukarıda isimleri bulunmayan diğer askeri hâkimler mevcut görevine devam edecektir.’ denildiği görülmüştür.
Sanığın askeri hâkim sınıfından olmadığı, AYİM’de kurmay subay olarak dönemsel görev yaptığı, sözde sıkıyönetim direktifi ekindeki liste incelendiğinde sanığın isminin AYİM’de görev yapacaklar arasında bulunmadığı, ancak sanığın isminin, aynı listenin ‘… emrine alınanlar’ kısmında da bulunmadığı görülmüştür. Sanığın adının sıkıyönetim atama listesinde AYİM’de görev yapacaklar arasında yer almamasının, darbe girişiminin gerçekleştiği tarih itibarıyla sanığın AYİM’den önce çalıştığı Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki görevine dönecek olması, bu kapsamda 2016 yılı Mayıs ayı itibariyle Keşan’a tayin edilmesinden kaynaklandığı, ancak aynı atama listesinde örgütün, kendisine engel olarak gördüğü kişileri MSB emrine görevlendirmesine rağmen, sanığın … emrine görevlendirilenler arasında da yer almamasının darbecilerin sanığı sistem dışına çıkarmayı istemediğini gösterdiği kanaatine varılmıştır.
Sivil İmam Ortak Baz Raporu
Sanığın, sivil imam olduğuna dair tespitler bulunan … ….. Sayın, …, ….. … ve … ile farklı tarihlerde birlikte ortak baz hareketliliği bulunduğuna dair tespitler yapılmış ise de; gerek bazı sinyaller arasındaki zaman farkları gerek baz istasyonlarının bilinen kapsama alanları gözetildiğinde baz çakışması yaşanan alanların çok sayıda insanın yaşadığı ve somut belirlemeler yapmaya uygun olmayan yer olması nedeniyle tespit edilen baz çakışmalarının sanığın sivil imamlarla irtibatlı olduğunun, onlarla örgütsel buluşma yaptığının kesin delili olarak kabul edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Cumhurbaşkanlığı Başyaverlik Listeleri
15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminden sonra, 2014-2016 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığında General Amiral Şube Müdürlüğü yapan başka dosya sanığı tanık …’ın bilgisayarında yapılan aramada Cumhurbaşkanlığı başyaveri olarak atanabilecekler listesinde sanığın da adının bulunduğu sabit ise de; General Amiral Şube Müdürü olarak Yüksek Askeri Şura’da görülen işlerin sekretarya görevini yapan ve kritik göreve atanacak şahıslarla ilgili çalışmalar yapmakla da görevli olan tanık …’ın koordinasyon görevi çerçevesinde kuvvet komutanlığından aldığı listeyi bilgisayarında bulundurduğu, listede başyaver olma yeterliliği ve niteliğine sahip bütün subayların isimleri bulunduğu için sanığın isminin de bulunmasının özel bir anlamının olmadığı, dolayısıyla bu listenin örgütsel saiklerle hazırlanmış bir liste olduğuna ve tanık …Turan’ın da örgütsel dayanışmayı sağlamak için bu listeyi bulundurduğuna dair yeterli delil bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Sanıkla aralarında husumet bulunmayan ve iftira atmalarını gerektiren bir durumda bulunmayan tanıkların; sanığın, FETÖ mensubu asker şahısların personel ve atama işlerinde ektin olmaya başlamalarından sonra 2013 yılında yarbay rütbesindeyken AYİM üyeliğine atanmış olması nedeniyle suç tarihi itibarıyla geleneklere aykırı olarak AYİM’de 3 yıl görev yaptığı, 03.12.2013 tarihinde AYİM’de yapılan Uyuşmazlık Mahkemesine üye seçiminde kendisi gibi örgüt mensubu olan 2 hâkim kökenli üye ve 5 kurmay subay üye ile birlikte hareket edip örgütün talebi doğrultusunda hareket ettiği ve yapılan 33 tur seçim boyunca bu tutumunu devam ettirdiğine dair beyanları, dosyada önceye ilişkin bir tespit yok ise de 2013 yılında Ankara’da fiilen çalışmaya başladığı tarihten itibaren örgütle iletişimini örgütün belirlediği çerçevede gizliliğe riayet esasına bağlı kalarak ankesörlü ve kontörlü sabit hatlardan örgüt mensubu sorumlunun araması yoluyla sağladığının tespit edilmesi, sanığın sıkıyönetim atama listesinde AYİM’de görev yapacaklar arasında yer almamasının hâkim sınıfından olmayan sanığın, darbe girişiminin gerçekleştiği tarih itibarıyla AYİM’den önce çalıştığı Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki görevine dönecek olması ve 2016 yılı Mayıs ayı itibariyle Keşan’a tayin edilmesinden kaynaklanması, ancak aynı atama listesinde örgütün, kendisine engel olarak gördüğü kişileri MSB emrine görevlendirmesine rağmen, sanığın … emrine görevlendirilenler arasında da yer almaması ve dolayısıyla darbecilerin sanığı sistem dışına çıkarmayı istemediklerinin anlaşılması nedeniyle örgütün aktif bir üyesi olan sanığın, örgütün içerisinde olmadığına ve atılı suçu işlemediğine dair savunmalarına itibar edilmemiştir.
Silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun, iştirak hâlinde işlenen suçlardan olmaması ve sanık ile tanıklar arasında CMK’nın 50/1-c fıkrasında zikredilen anlamda bir iştirakten söz edilemeyecek olması nedeniyle tanıkların bazılarının aynı isimli suçtan soruşturulmuş olmasının sanık … hakkında tanıklık yapmasında ve yeminli dinlenmelerinde usulen bir engel bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME;
Yukarıda kabul bölümünde anlatıldığı üzere sanığın, AYİM üyesi olarak atanmadan önce de örgütün içerisinde olduğu, örgüte bağlılığını yakalandığı tarihe kadar kesintisiz devam ettirdiği, böylece sanığın yıllardır FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısı içerisinde yer aldığı, verilen talimatları yerine getirdiği ve verilebilecek talimatları yerine getirmeye hazır konumda olduğu, dolayısıyla kendi iradesini örgütün iradesine terk ettiği, üzerine atılı silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu kanaatine varılmıştır.
Yukarıda anlatıldığı üzere yıllarca örgütün mahrem yapılardan birisi olarak kabul ettiği askeriye ve askeri yargı yapılanması içerisinde yer alıp 17-25 Aralık’tan sonra da aktif olarak bu yapılanma içerisinde faaliyet göstermesi, yıllarca subaylık ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeliği yapmış olması nedeniyle eğitimi ve sosyal durumu, hep gizlilik içerisinde hareket etmiş olması nedeniyle gizlilik içerisinde hareket eden bir grubun mensubu olarak meşru olmayan bir zeminde olduğunun farkında olması, sanığın üyesi olduğuna karar verilen örgüt tarafından gerçekleştirilen 17-25 Aralık 2013 tarihli operasyonlardan sonra bu yapının terör örgütü olduğuna dair üst seviyede Devlet görevlilerince yapılan açıklamalara, 2014 yılı Şubat ayında Milli Güvenlik Kurulunca örgütün paralel devlet yapılanması adıyla tehlikeli bir oluşum olarak kamuoyuna açıklanmasına, 2014 yılı 22 Temmuz’dan itibaren özellikle İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok ilde bu örgütle bağlantılı olduğu iddia edilen emniyet görevlileri başta olmak üzere bazı kamu görevlilerinin örgüt üyeliği suçu nedeniyle soruşturulmuş ve tutuklanmış olmasına, kamu görevlisiyken MİT tırlarının durdurulması eylemini gerçekleştiren şüphelilerin de örgüt tarafından sahiplenilip örgüt medyasında desteklenmesine, ajanlık faaliyeti olduğu anlaşılan bu eyleminde esas itibariyle örgütün, devletin meşru silahlı güçleri içine sızmış mensupları tarafından gerçekleştirildiğini görüp anlayabilecek konumda olmasına rağmen Türkiye’de bütün bunlar olurken sanığın örgüt içerisinde kalıp gizlilik içerisinde davranmaya, dolayısıyla sanığın içinde bulunduğu örgütün yasa dışı faaliyetlerinin olduğunun farkında olarak nihayet 15 Temmuz 2016 tarihinde TSK içine sızmış mensuplarıyla darbe girişiminde bulunup devletin silahlarıyla halkın üzerine kurşun yağdırıp yüzlerce kişinin ölümüne ve binlercesinin yaralanmasına sebep olan örgütün içinde kalmaya devam ettiği, baştan itibaren örgütün devletin silahlı unsurları olan TSK ve Emniyet içerisine sızdırılmış mensupları tarafından gerektiğinde kendi kullanımlarına verilmiş silahlarla eylem yapabilecek durumda olduklarını bilebilecek konumda olduğu, dolayısıyla sanığın örgüte bilerek ve isteyerek katıldığı, örgütün niteliği ve amaçlarını baştan itibaren bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve bu amaçla faaliyet gösterdiği, örgüt içerisinde olma iradesinin devamlılık gösterdiği, örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğunu bilerek üye olma kasıt ve iradesi ile hareket ettiği, böylece sanık açısından atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluştuğu kanaatine varılmıştır.” şeklindeki ifadelerle mahkûmiyet kararının gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
V) TEMYİZ:
Sanık müdafii temyizinde özetle; ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren kişisel bir suç işlemeyen ve iddianamede göreviyle ilgili suçlamalar yöneltilen sanık hakkında soruşturmaya başlanabilmesi için AYİM Genel Kurulunun soruşturma açılmasına karar vermesinin gerektiği, buna rağmen böyle bir karar alınmadan soruşturmaya başlandığı, AİHM’nin Alparslan Altan davasındaki kararı uyarınca görevsizlik kararı verilerek dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin zorunlu olduğu, genel hükümler uyarınca suçüstü hâli gerekçe gösterilerek soruşturma yapılmasına imkân bulunmadığı, sanığın AYİM’de 03.12.2013 tarihinde yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliği seçiminde tanık …’a bu yapıyla mücadele ettiği için teamüllere aykırı olarak oy vermediği iddiasının gerçekleri yansıtmadığı, gizli şekilde yapılan bu seçimde kimin kime oy verdiğinin belirlenemeyeceği, sanığın tanıkla yakınlığı olduğundan söz edilemeyeceği gibi tanığın bu yapıyla mücadelede simgeleşen bir isim olduğunu bilmesine de imkân bulunmadığı, zira sanığın 02.09.2013 tarihinde AYİM üyesi olarak göreve başladığı ve tanık …’la önceye dayalı hiçbir tanışıklığının olmadığı, bahsi geçen seçimin 17-25 Aralık olayından önce gerçekleştirildiğinin göz önünde tutulması gerektiği, bu hususun tanık …’ın beyanında yer aldığı, sanığın söz konusu seçimde örgütsel talimat üzerine hareket ettiğinin şüpheden uzak bir şekilde ispatlanması gerektiği, oysaki sanığın savunmalarında seçimin krize girmesini engellemek ve seçimin bir an önce bitmesini sağlamak amacıyla tanık …’a oy verdiğini belirtiği, tanık …’ın mahkemede alınan ifadesinde kendisine oy vermeyen 8 kişi olduğunu söylerken bir başka dosyada 9 kişi olduğunu dile getirdiği ve kimlerin oy vermediğini bilmesine rağmen söylemeyeceğini belirttiği, seçim sonuçlarına ilişkin resmî tutanaklar getirtilmeden kimin hangi adaya oy verdiği konusunda tanık beyanlarına dayalı olarak kanaate ulaşmanın hukuka aykırı olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliği seçimlerinde en kıdemli üyenin seçileceğine dair kesin bir teamülün bulunmadığı, böyle bir teamülün olup olmadığının ve daha önceki seçimlerde kıdemsiz üyelerin seçilip seçilmediğinin Uyuşmazlık Mahkemesinden sorulması gerektiği, nitekim tanıklar … ve …’ın da bu durumu ifade ettikleri, daha önceden de kıdemsiz üyelerin Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliğine seçildiği, tanık …’ın seçilememesinde aday olduğunu açıklamamasının, kulis yapmamasının ve mizaç itibarıyla diğer üyeler tarafından kabul görmemesinin etkili olduğu, sanığın AYİM’de göreve başladıktan birkaç ay sonra söz konusu seçimin yapıldığı dikkate alındığında kimin Uyuşmazlık Mahkemesinde daha önceden görev alıp almadığını ve teamüller gereği kimin seçilmesi gerektiğini bilmesinin beklenemeyeceği, tanık …’a oy vermemenin örgütsel bir faaliyet veya suç unsuru olarak değerlendirilmemesi gerektiği, bu seçimlere örgütün müdahil olduğunun veya örgüt tarafından bir talimat verildiğinin ispatlanamadığı, sözde sıkıyönetim görevlendirme listesinde sanığın Milli Savunma Bakanlığına atanmamış olmasının örgütsel bir dayanışma olarak kabul edilemeyeceği, bu listenin hazırlanmasında sanığın inisiyatifinin ve bilgisinin bulunmadığı, mahkemenin bu hususu delil olarak kabul ederken gösterdiği gerekçenin yetersiz olduğu ve fiili durumla örtüşmediği, zira söz konusu listede bir kadroda fiilen görev yapan TSK personelinin atamasının yapıldığı, sanığa benzer durumda olup hâlen görevlerine devam eden askerî hâkimlerin bulunduğu, ayrıca 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun Ek 3. maddesine göre sıkıyönetim döneminde yapılan işlemlere yargı yolu kapalı olduğu için AYİM üyeliğinin pasif bir görev olduğu, AYİM’de kurmay subay üye olan sanığın üç yıl görev yapmasının Anayasal bir hak olduğu için aleyhe değerlendirilemeyeceği, zira Anayasa’nın 157. maddesinin üçüncü fıkrasında askerî hâkim sınıfından olmayan üyelerin görev süresinin en fazla dört yıl olduğunun belirtildiği, ayrıca tanık AYİM Başkanı …’ın beyanında kurmay subay üyelerin sicil alamayacak olmalarından dolayı görev sürelerinin iki yıldan üç yıla çıkarılmasının kamu yararı bulunan idari bir tercih olduğunu söylediği, AYİM’de kurmay subay üyelerin iki yıl görev yapacağına ilişkin bir teamülün de olmadığı, daha önceden üç yıl görev yapan kurmay üyelerin de olduğu, sanığın AYİM’ye atanması ve burada üç yıl görev yapması konusunda bilgi sahibi olan Kuvvet Komutanlığının tayin ve personel başkanlığında görevli başkan, daire başkanı ve şube müdürlerinin tanık olarak dinlenmemesinin eksiklik teşkil ettiği, sanığın telefonuna 07.09.2013-21.11.2014 tarihleri arasında gelen sekiz aramanın ardışık ve periyodik arama özelliğini taşımadığı, Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin bu hususta belirlediği kriterlerin gerçekleşmediği, Ankara’nın çeşitli semtlerindeki ankesörlü/sabit hatların HTS kayıtlarının alınmasının hukuka aykırı olduğu, bu hatların sahipleri hakkında herhangi bir soruşturma bulunmadığı, nitekim CMK’nın 135. maddesinin altıncı fıkrasına göre ancak şüpheli veya sanık konumundaki kişilerin iletişiminin tespit edilebileceği, ayrıca 5809 sayılı Kanun’un 51. maddesinin onuncu fıkrasının (b) bendine göre iletişim kayıtlarının iki yıl saklanabilmesi mümkünken bu miktarı aşan bir süre boyunca saklanan verilerden oluşturulan delilin hükme esas alınamayacağı, söz konusu aramaların birçok teknik hata ve çelişki içerdiği için gerçek bir arama olarak değerlendirilemeyeceği, örgütsel amaçla yapıldığı belirlenemeyen bu aramaların hayatın olağan akışı içinde gerçekleşen sıradan aramalar olduğu, yeni tayin edildiği için tahsis edilen lojmanın tadilat ve boya işlerini yaptırmak veya yeni doğan çocuğu için tebrik etmek amacıyla yapılması ihtimalinin bulunduğu, yapılan araştırma neticesinde sanığın daha önceden görev yaptığı farklı il ve ilçelerdeki sabit hatlardan aranmadığının tespit edilmesinin örgüt üyesi olmadığını gösterdiği, sabit hatlardan aranmanın tek başına örgüt üyeliğine delil olmadığı, ardışık olarak arandığı belirtilen kişilerin sanıkla bağlarının olup olmadığının ve haklarında dava bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, aramaları yapan kişilerin kimler olduğunun ve ne konuşulduğunun ortaya konulmadığı, 25.03.2014 tarihli aramanın sanığın HTS kaydında gözükmemesinin BTK’dan sorulması gerektiği, atılı suçun unsurlarının oluşmadığı, sanığın hiçbir örgütsel faaliyetinin bulunmadığı, ByLock kullanmadığı, Bank Asya’da hesabının olmadığı, dijital materyallerle suç unsuruna rastlanmadığı, tanık …’ın beyanına göre Harp Akademileri sınav sorularının örgüt üyelerine verildiği dönemde beş kez sınava girmesine rağmen son hakkında kazanabildiği, eski bir Yargıtay üyesinin örgüt mensubu Yargıtay üyelerinin desteğiyle Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu yedek üyeliğine seçilmesi yeterli delil kabul edilmeyerek beraatine karar verilirken sanığın Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliği seçiminde kullanılan oy nedeniyle mahkûm edilmenin eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu, 15 Temmuz sonrasında yapılan istihbari çalışmalarda sanığın örgütle irtibatının ve iltisakının tespit edilemediği, 2. Dairede geçici olarak görev yaptığı dönemde askerî okul öğrencilerinin açtığı iptal davalarında diğer kurmay subaylardan farklı olarak bu yapı aleyhine oy verdiği hususlarını beyan etmiştir.
VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RE’SEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR:
1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİSİ:
a) Genel Olarak:
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa’nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa’da hüküm altına alınmıştır.
Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir.
Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür.
Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür.
Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında “Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder.” şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir.
Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa’nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun’un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 2. maddesinde “ağır cezalık suçüstü hâli” ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun’la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır.
5271 sayılı CMK’nın “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de “Suçüstü hâli”nin;
“1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu” ifade ettiği öngörülmüştür.
Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir.
Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar suçüstü olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir.
Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara, 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK’nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki “işlenmekte olan suç”u ifade etmektedir.
b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli:
Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir.
Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.
c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri:
Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir.
Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Görev” başlıklı ikinci bölümünün “Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri” başlıklı 9. maddesi;
“Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.
a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (…); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,
Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.
Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.”
Şeklindedir.
“Soruşturma usulü” başlıklı 10. maddesinde;
“…Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır.” hükmü yer almaktadır.
5271 sayılı CMK’nın 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi;
“(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;

c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.

(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.”,
Aynı Kanun’un 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile ilga edilen “Soruşturma” başlıklı 251. maddesi ise;
“(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez….”
Şeklindedir.
“Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü” başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu’nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun’un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli;
“Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;
a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316’ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26’ncı maddesi hükmü saklıdır” biçimindedir.
Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur.
05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur.
Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 161. maddesine “Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır.” hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir.
Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK’nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun’un “Ağır ceza mahkemesinin görevi” başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen “Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır.” şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir.
Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun’ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK’nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada “Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır.” hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun’da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK’nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK’nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur.
Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016’e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir.
d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı:
Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 82 ve müteakip maddelerine göre “görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı” soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa’nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercisi olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercisi aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun’un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa’nın 94. maddesi) Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu’nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK’nın 161/8. maddesi).
Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa’nın 85. maddesinde “Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır.” şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır.
e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri:
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa’nın 37. maddesinde “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz” şeklinde ifade edilmiştir.
Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır.
Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir.
Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır.
Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK’lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır.
2797 sayılı Kanun’un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla;
“Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.
Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.
Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.
Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.
Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.
Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir.” şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK’nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı “Yargıtay Ceza Genel Kurulu” yerine “Yargıtay ilgili ceza dairesi” olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Son olarak, 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK’nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra;
“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.” biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun’un “Dairelerin Görevleri” başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK’nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye “Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir.” biçiminde (f) bendi eklenmiştir.
2797 sayılı Kanun’un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra “kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine” karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 6545 sayılı Kanun’la değişik 14. maddesinde yer alan “hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır” şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan “Yargıtay”, dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun’da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi’ne göre ise iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir.
Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun’da ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271’i itiraz, 877’si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524’ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri:
Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin “Danıştay Meslek Mensupları”nı ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir.
2575 sayılı Kanun’un “Soruşturma” başlıklı 76. maddesi;
“1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır.
2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür.
3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur.
4-Yargılamanın men’i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir.
5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz.” ,
Aynı Kanun’un “Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi” başlıklı 79. maddesi;
“76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.”,
Aynı Kanun’un “Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller” başlıklı 81. maddesi;
“…belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır.
2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir.”
Şeklinde düzenlenmiştir.
“Şahsi suçların kovuşturma usulü” başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde;
Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK’nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da “ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli” kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun’da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
g) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri:
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un “Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar” başlıklı beşinci kısmında yer alan “Üyelerin Hukuki Durumları” başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır.
Yine, 6087 sayılı Kanun’un Beşinci Kısmında yer alan “Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar” başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir.
6087 sayılı Kanun’un “Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü” başlıklı 38. maddesi;
“(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır.
(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir.
(4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur.
(5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir.
(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir.
(7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya;
a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine,
b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine,
kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir.
(9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır….”
Biçiminde son hâlini almıştır.
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde;
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK’nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da “ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli” kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun’da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
ğ) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri:
Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu’nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir.
2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:
Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;
a) Genel Olarak:
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması “tehlike tehlikesinin cezalandırılması” şeklinde kabul edilmektedir (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348).
b) Örgüt kurma:
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için “amacı gerçekleştirmeye yeterli üye”nin, “hiyerarşik örgüt yapısı”nın, “şiddete dayanan eylem programı”nın varlığını aramak gerekir.
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir.
c) Örgüt yönetme:
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
d) Örgüt üyeliği:
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” aynı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; “Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi…” şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun’un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
TCK’nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir.
Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun’un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK’nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu’nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.
Terörle Mücadele Kanunu’nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli “Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar” şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası “7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hâlini almıştır.
Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu’nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK’nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/1. maddesinin, TCK’nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK’nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK’nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun’un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK’nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK’nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır.
e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK’ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir.
Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır.
Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.
Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK’nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK’nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK’nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK’nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK’nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK’nın 27/1. maddesi).
İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir.
TCK’nın 30/1. maddesinde “suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı” belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur.
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.
Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK’nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.
Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için “mahrem alan” şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY’nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah … hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK’nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu’nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde “hizmet hareketi” adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.
3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI:
a) Genel olarak:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü “gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek” üzerine kuruludur.
FETÖ/PDY’nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT’e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY’nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY’nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY’deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür.
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK’da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa’da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa’da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah … tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK’nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri:
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,
Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda “H” kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, “C” kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, “0” ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.
c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü:
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;
15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000’in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74’ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000’e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4’ü asker, 63’ü polis ve 183’ü sivil olmak üzere toplam 250’den fazla kişi şehit edilmiş; 23’ü asker, 154’ü polis ve 2.558’i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK’nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.
d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi:
Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; “Yurtta Sulh Konseyi” üyesi olan, “sıkıyönetim komutanı” olarak görevlendirilen, “sıkıyönetim mahkemeleri”ne ve “kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara” ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)’ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı’nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK’da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD’nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı)
4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır.
Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir.
ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir.
2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock’un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır.
ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı;
2937 sayılı MİT Kanunu’nun 6. maddesinin “g” bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin “i” bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK’nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK’nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. İş nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.
Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK’nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK’larla Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK’nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK’nın 134 ve 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun’un “soruşturma ve kovuşturma işlemleri” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun’un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK’nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK’nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen “arama” ve “el koyma” koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK’nın 134. maddesindeki “bilgisayar kütükleri” ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin “bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma” kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, “bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da” uygulanmasının dayanağı budur.
10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı “Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi” adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa’nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi’nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK’nın 134/1. maddesinde “şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde” arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle “şüphelinin kullandığı” ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu “elektronik veri”dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK’nın 135. maddesine göre değil CMK’nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK’nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK’nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK’nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK’nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK’nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK’nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir.
Sonuç olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK’nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK’nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan “inceleme kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana sunucusunun, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana sunucudaki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır.
B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ:
B-1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması:
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre;
a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma:
Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir.
Mahrem hizmetlerde, Fetullah … veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek “mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş” örgüt mensupları kullanılmaktadır.
Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir.
Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün “silahlı kanadı”nı oluşturmuştur.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK’nın her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir.
Örgüt dilinde mahrem yerler:
-TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları),
-Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri),
-Yargı (Adalet Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK),
-MİT,
-Mülkiye (valiler/kaymakamlar),
-Bazı özel kurumları (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK),
İfade eder.
Özel Hizmet Birimleri; TSK, Yargı, Emniyet, Mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmadır. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır.
Örgütün gerek 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler gerekse 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür.
Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubunun, en fazla bir üst sorumlusunu ve/veya bir altında bulunan örgüt mensubunu tanıması amaçlanmaktadır.
b) Mahrem Yapılanmanın İşleyişi:
Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve Yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler, “Talebe İmamları” tarafından belirlenmekte ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır.
Bu öğrenciler talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan “Özel Evlere” yerleştirilmektedir.
Evlere yerleştirilen öğrencilere kod isim verilmekte ve özel derslere tâbi tutulmaktadır.
Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş Sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere ezberletilerek sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır.
Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hâli bulunmayanlar seçilmektedir.
Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması hâlinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları aracılığı ile uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır.
1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin askeri liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, askeri liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan “Talebe İmamı” tarafından takibi sağlanmıştır.
Talebe İmamı, sorumlu olduğu öğrenciyi genelde on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmeler, katı kurallarla belirlenmiş yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştirilmektedir.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan soruşturmalar akabinde alınan ifadeler ve yapılan tespitler sonucu gün yüzüne çıkarılan bilgilere bakıldığında; “Örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (yüzbaşı, üsteğmen, teğmen) ve astsubay gruplarından oluştuğu” tespit edilmiştir.
c) Kadrolaşma Süreci:
Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamu ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesindedir.
Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve Fetullah … tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY’nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve örgütün devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin devlete değil örgüte sunulması, devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir.
Bu gibi somut olaylar da göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubunun devletin kamu kurumlarına yerleşmesi/yerleştirilmesi değil, sızması ve halk tabiriyle ayrık otu gibi bulunduğu yerleri işgal etmesi söz konusudur.
15.07.2016 tarihindeki darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasının “Mahrem Hizmetler” olarak isimlendirildiği ve yapılanmada gizliliğe azami derecede riayet edildiği bilinmektedir.
Genellikle ortaokul/lise döneminde kazanılan ve örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilerek örgüt mensuplarınca özel bir sınavdan geçirilen bu şahısların, örgütün mahrem yapılanmasını oluşturan birimlerde istihdam edilmesine örgütün oldukça önem verdiği ve mahrem hizmetlerde kullandığı görülmektedir.
Askeri mahrem yapılanmada yer alan bir örgüt mensubunun hayatını dört evrede özetlemek mümkündür:
-Birinci evre; Işık evi,
-İkinci evre; Hususi/özel ev,
-Üçüncü evre; Askeri okullardaki eğitim süreci,
-Dördüncü evre; Birim yapılanması,
Çocuk yaşta örgüte kazandırılan öğrenciler, talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan özel evlere yerleştirilmektedir.
Örgüt mensupları, ortaokul ve lise dönemlerinden itibaren düzenli olarak örgüt liderinin ses veya görüntü kaydı hâline getirilmiş vaazlarını, kitaplarını sohbet toplantılarında dinlemekte, izlemekte ve okumaktadır. Sohbet toplantıları, örgüt tarafından masum dini faaliyetler gibi gösterilmeye çalışılarak ardındaki örgütsel fikir ve idealler gizlenmektedir. Oysaki bu toplantılarda, dini kılıf altında ya da buz dağının görünmeyen yüzünü oluşturan kısımlarında örgütsel bir bakış açısı kazandırılmaktadır.
Bir örgüt mensubunun bütün bu hayat evreleri, sohbet toplantılarına katılmakla geçer. Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir:
“Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer, belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviye si kırılır. Biz her bir yerlerimiz şu cemaatin Kuvveyi maneviye sini takviye etmek üzere el ele tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor. Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (…) sarsabilir. Allah’ta diyor, o fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum. Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor. Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (…) Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye mecbur edecekler. (…) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim? Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela … Bey yok, (X) yok, mesela…bey de yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. … Bey diyor ki bir senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor.”
Sohbet toplantılarını, çeşitli alt başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları “keyfiyet” odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve stratejileri ile alakalı “iş/meslek” konularının görüşülmesi kısmıdır.
Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine bakıldığında;
-“Pırlantalar” olarak adlandırılan Fetullah …’in kitaplarını okuma,
-Önceden kayda alınmış sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme,
-Haftalık Bamteli sohbeti, Sızıntı, Çağlayan dergisi vb. yazılarını okuma/izleme,
-Örgüt mensubu yazarların kitaplarından ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması,
Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler aşılanmaktadır.
Daha önce de açıklandığı gibi bu faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde “ideolojik örgüt eğitimi”nin verilmeye devam ettiği görülmektedir.
Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında;
-Olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, (Fetullah …’in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman edilmesi)
-Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, (Fetullah …’in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç)
-Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerinin empoze edilmesi,
-Toplantıya katılanların bireysel dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi,
-Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi,
-Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak itaatin sağlanması,
-Bağlılık, güven ve sadakatin oluşturulması,
-Birlik ruhunun sağlanması,
-Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması, psikolojik olarak önceden hazırlanılması,
-Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi,
-Moral değerlerin ve mücadele kapasitesinin yükseltilmesi,
Şeklinde olduğu görülmektedir.
Sohbet toplantılarının örgütün temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu toplantılar “dini faaliyet, dini sohbet” kılıfı altında hedef saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır.
Örgütün toplantılara bakışı gayet nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça görülmektedir.
Toplantılara aksatmadan, düzenli katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar, bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye başlayanlar “Ümit” pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir.
Diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır.
Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte, örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır.
d) Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri:
Dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösteren ve binlerce mensubu olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü açısından iç haberleşme; talimatların alınıp verilmesi, gelişmelerin güvenli ve zaman kaybetmeksizin aktarılması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından hayati öneme sahiptir.
Faaliyet alanlarının çeşitliliğine paralel olarak örgütün haberleşme yöntemleri de farklılık arz etmektedir. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterilmektedir.
Örgütün iletişimde kullandığı yöntemlerin;
-Yüz yüze/buluşma,
-Canlı kurye,
-Kriptolu IP hattı,
-Not ile haberleşme,
-Basın yayın üzerinden talimat verme,
-Sosyal medya (Facebook, Twitter vb.),
-Telefon (GSM, operasyonel hat, ankesör/büfe arama),
-İletişim/haberleşme programları (ByLock vb.),
Olduğu anlaşılmaktadır.
Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya’ya gidilerek örgüt lideri ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır. FETÖ/PDY elebaşısının “çok önemli hususların yüz yüze (Ru Be Ru) görüşülmesi” yönünde talimatlarının olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Örgüt toplantılarında verilen talimatlar ufak kâğıtlara yazılmakta hatta bunların lüzumu hâlinde yok edilebilmesi için yenilebilir özellikte olması sağlanmaktadır.
Kiralık hatlar vasıtasıyla kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta kullanılan yöntemlerdendir.
En kolay ve önemli haberleşme araçlarından biri GSM hatlarıdır. Bu hatlar, genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinin gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. (Uygulanan tedbir şekline göre süre değişkenlik gösterebilir.)
Telefonların değiştirilmesi sürecinde eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Böylece tek numara ile görüşme yapan hat görüntüsünden uzaklaşılması ve örgütün kullandığı hatların tespitinin zorlaştırılması amaçlanmaktadır.
İletişimin telefonla kurulduğu dönemlerde (iletişim/haberleşme programlarının kullanılmadığı dönemlerde) telefonun akıllı olmaması ve internet bağlantısının bulunmamasına dikkat edilmiştir. Aynı zamanda mesaj atılması da istenmediği için yasaklanmıştır.
Örgüt mensuplarının kendi adlarına olmayan GSM hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir.
Türkiye’de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Abone bilgilerinden sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebilmesi nedeniyle zaman zaman tercih edilebilmektedir.
Örgüt mensupları, tedbir olarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim zikretmekten imtina ederek genel ifadeler kullanmaya özen göstermekte ve yaygın olarak “KOD İSİM” kullanmaktadırlar. Örgütsel görüşmeler sırasında “hizmet, şakirt, …, cemaat” gibi kelimelerin telefonda zikredilmemesine özen gösterilmekte, buluşma yeri söyleneceği zaman şifreli ifadeler kullanılmasına önem verilmektedir.
Her ne kadar iletişimde esas olan usul “randevulaşma sistemi” olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de “Kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom’a ait ankesörlü telefon hatlar” olduğu tespit edilmiştir.
Örgüt tarafından bu yöntemin kullanılma sebepleri ise;
-Pratik ve kolay ulaşılabilir bir iletişim modeli olması, (Örneğin, operasyonel hat ile iletişim için gerekli olan 2. bir telefon, çevresi tarafından şahsın durumunu şüpheli hâle getirebilir)
-Anonim bir iletişim modeli olması, (Açıklamaya ihtiyaç duyulduğunda gönül ilişkisi vb. bahaneler ileri sürülebilir)
-Teknolojik imkânların güvenilir olmadığı, (ByLock serverlarının elde edilmesi vb. toplu deşifrasyon olmayacağı inancı)
-Arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı,
Düşüncelerine dayanmaktadır.
e) Büfe/Ankesörlü Sabit Telefon Hatlarıyla İrtibat Kurma Yönteminin Özellikleri:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü “sohbet” olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği hususuna yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye ve lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde;
-Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),
-Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),
-Tek arama,
Şeklinde iletişim gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.
Birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise kamuya açık ve birbirinden bağımsız market/büfe/lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom’a ait ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.
Yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında elde edilen bilgilerden, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün “Mahrem Yapısı” içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının, kendi sorumlulukları altında bulunan özellikle asker ve diğer mahrem hizmetteki sivil şahısların telefon numaralarını, deşifre edilmelerinin önlenmesi ve örgütsel faaliyetlerinin sürdürülebilir olması amacıyla şifreleme metotları kullanarak kaydettikleri de tespit edilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılan ve şu ana kadar tespit edilebilen bazı şifreli kaydetme yöntemlerinin;
-On (10) Rakamına Tamamlama; Öğrencilerin telefon numaralarını telefona kaydetmek yasak olduğu için normal bir esnafın kartvizitinin arkasına veya herhangi bir kâğıda telefon numaralarının son dört rakamının her biri 10’a tamamlanarak kaydedilir. Yani kayıtlı telefon numarasının son dört rakamının her birini 10 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakam yazılır. 10’a tamamlama sistemine örnek vermek gerekirse telefon numarasının son dört rakamı 46 05 ise not kâğıdına yazılan numaranın son dört rakama 64 05 olur. Bir başka örnekte ise telefon numarasının son dört rakamı 43 17 ise kartvizite yazılan numaranın son dört rakamı 67 93 olur.
-Sondan İkili Rakam Bloklarını Çapraz Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan rakam bloklarının yerlerinin çapraz olarak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 345 44 62 olarak kaydedilir.
-Rakam Bloklarını Ters Yazma; Telefon numarasının operatöre ait ilk 3 rakamları sabit kalmak şartıyla geri kalan rakamları ise rakam bloklarının kendi arasında ters yazılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 41 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 543 26 14 olarak kaydedilir.
-Sondan 4 üncü Rakamı Dört (4) Arttırma; Telefon numarasının sondan dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 02 44 olarak kaydedilir.
-Sondan 2 nci ve 4 üncü Rakamı Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan ikinci ve dördüncü rakamlarının yerlerinin değiştirilerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 42 64 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamlara Bir Ekleme Bir Çıkarma; Telefon numarasını oluşturan rakamlara soldan başlayarak sırasıyla bir ekleme bir çıkarma yapılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 535 53 35 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Kredi Kartı Numarasına Benzetme; Telefon numarasını oluşturan rakamlarının başına, sonuna rakamlar ekleyerek veya 16 haneli kredi kartı numarası şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 telefon numarası 5410 xxx4 4462 4454 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Servis Sağlayıcı Operatör Kodunun İl Alan Koduna Değiştirme; Operatör kodunun herhangi veya faaliyet gösterdiği il kodu şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 505 xxx xx xx numaralı telefon kaydedilirken 0 312 xxx xx xx olarak kaydedilir.
-99’a Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 99’a tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 32 şeklinde yazılması,
100’e Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 100’e tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 33 şeklinde yazılması,
-Çaprazlama metodu; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son dört hanesinin ikili gruplar hâlinde kendi içinde çaprazlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 76 54 şeklinde yazılması,
Şeklinde olduğu saptanmıştır.
Mahrem imamların, kendilerine bağlı muvazzaf askerlerin (öğrenci) telefon numaralarını ajandalarına kaydederken yukarıda açıklamaları verilen örnek şifreleme yöntemlerini kullanmakla birlikte “bazı mahrem imamların arama yapmadan önce numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aradıkları da” sıklıkla gözlemlenmiştir.
Kolluk birimlerinin yapmış olduğu çalışmalar ve soruşturmalarda alınan ifadelerden;
“Mahrem imamların belirledikleri periyodik zaman diliminde grubunda bulunan askeri personelle sohbet adı altında örgütsel toplantıları düzenledikleri, bir sonraki toplantının yerinin-zamanının ve saatinin yapılan bu toplantılarda yüzyüze görüşülerek belirlendiği, toplantı günü ve saatinde değişiklik veya farklı bir gelişme olduğu zaman mahrem imam tarafından sabit hatlardan (ankesör-büfe-market vb.) askeri personelin cep telefonu aranmak suretiyle irtibatın gerçekleştirildiği, mahrem imam tarafından gerçekleştirilen bu görüşmelerin genellikle çok kısa tutulduğu ve şifreli olarak anlatılmak istenilenin söylendiği, bu telefon görüşmelerinin kısa tutulmasının sebebinin mahrem imamın ve sabit hatlardan aranan askeri personelin deşifre olmasını engellemek olduğu, askeri personelle mümkün olduğu kadar sabit hatlardan az irtibat kurulmaya özen gösterildiği, askeri personelin çok aranmasının o personelle ilgili bir sıkıntının yani toplantılara gelmeme, terör örgütü ile irtibatını koparmaya çalışma gibi etkenlere işaret ettiği, mahrem imam tarafından sürekli arama yapılarak askeri personelin ikna edilmeye çalışıldığı, askeri personelin az aranmasının ise o personelin toplantılara düzenli geldiğinin, gerçekleştirilen toplantılarda yüz yüze alınan kararlar sonucunda bir sonraki toplantıya düzenli katıldığının göstergesi olduğu, katalog evlilik yapan askeri personelin eşleri ile toplantılara katıldıkları örgüt imamlarının eşlerinin askeri personelin eşleri ile ilgilendikleri, bu şekilde mahrem imamlarca yapılan görüşmelerin 2017 yılına kadar devam ettiği, bu tarihten sonra sabit hatlardan askeri personelin aranmamasına dikkat edildiği, bunun sebebinin ise yapılan örgütsel faaliyetin deşifre olması ve mahrem imamların takip edilmesinden korku duyulmasından kaynaklı olduğu, bu süreçten sonra askeri personel ile görüşme yapılmak istenildiği zaman; lojmanlarda oturmayan ve FETÖ Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren askeri personelin evlerine gidilerek irtibat kurulduğu ya da asker şahsın mahrem imamın evine gitmesi şeklinde irtibat kurulmaya çalışıldığı, subay, astsubay veya askeri öğrenciler ile ilgilenen mahrem imamların birbirinden farklı olduğu, örneğin subay ve astsubayların aynı grup içerisine dâhil edilmediği”
Anlaşılmıştır.
Sonuç olarak;
Yukarıda izah edilen açıklamalar, olgular ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock ve Eagle gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerin de denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit (büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan mahrem imamlar tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak hedefin kaybolmasını amaçladığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmaların/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından sorumluluğundaki gruplarla ilgili grup içerisindeki tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile iş yerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda “birebir sorumluluk” esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği ve redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde “10”, “100” veya “99” rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş hâliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı,
Belirlenmekle;
Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şekilde yapılan aramaların; örgütün “gizlilik” ve “deşifre olmama” kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır.
B-2) Bir İletişim Aracı Olarak Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik Veya Ardışık Aramaların Hukuki Niteliği:
a) Ulusal ve Uluslararası Mevzuat:
Konuyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi:
Madde 8 – Özel ve aile hayatına saygı hakkı
(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
Özel hayatın gizliliği ve korunması
Özel hayatın gizliliği
Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili mercin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

Haberleşme hürriyeti
Madde 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.
Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar
Madde 38- (6)- Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma
Madde 90/5- Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre;
İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması
Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)

(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.

(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.

(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;

15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,
Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri
Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir.
(2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirler emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.

(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.
Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi
Madde 206-(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
(a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
..
Delillerin Takdir Yetkisi
Madde 217 – (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.
Hükmün Gerekçesinde Gösterilmesi Gereken Hususlar
Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:

(b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri
Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:

(i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.
Şeklinde düzenlenmiştir.
b) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Hukukiliği:
Çağımızda hukukun değişmez niteliği “Evrensel, herkes için, bağımsız, tarafsız, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, adil, haksızlığa karşı vazgeçilmez” oluşudur.
Bir ülkede bu ilkelerin benimsenip güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi için demokratik düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla oluşturulması, demokratik hakların etkin biçimde kullanılması, devletin bütün işlemlerinin hukuk sınırları içinde ve hukuk devleti ilkelerine uygun olması kadar çağdaş bir ceza yargılamasının sağlanması da gerekmektedir.
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 2014/5.MD-98 Esas 2016/83 sayılı ve 10.12.2013 tarihli ve 2013/359 sayılı kararlarına göre ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araç deliller olup nitekim 5271 sayılı CMK’nın “delillerin takdir yetkisi” başlıklı 217. maddesinin 2. fıkrasında “yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” denilerek aynı amaca işaret edilmiştir. Bu açıklama ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususu hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır.
Ceza muhakemesinde maddi gerçek ortaya çıkarılırken, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurulması temel amaçtır. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğretide ve uygulamada “delil yasakları” olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Anayasa’nın 38. maddesinin 6. fıkrasında, CMK’nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 217. maddesinin ikinci fıkrasında, 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin esas alınamayacağı belirtilmiştir. Delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olup olmadığına ise yargı makamı karar verecektir.
Delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dahil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No:35394/97, &34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No:4378/02, & 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No:11082/06, 13772/05, & 700).
Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır.
Görüldüğü gibi delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ulusal mahkemelerin takdirindedir.
c) Mukayeseli Hukuk ve AİHM Kararı Bağlamında Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Delillerin Niteliği ve Hukukiliği:
Karşılaştırmalı hukukta iletişimin tespitine ilişkin düzenlemeler farklılık göstermektedir. Örneğin Fransa, İngiltere ve Avusturya’da iletişimin tespitine ilişkin bilgiler denetim kapsamında kabul edilmemekte ve herhangi bir sınırlamaya tabi bulunmadan bu bilgiler soruşturma ve kovuşturmada kullanılmaktadır.
Avrupa Birliğince (AB) 24.10.1995 tarihinde “Kişisel Verilerin İşlenmesinde Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Dolaşımı”na ilişkin 95/46 nolu Yönerge kabul edilmiştir. Ancak söz konusu yönerge hükümlerinin savunma, kamu güvenliği veya ceza hukuku açısından uygulanmayacağı da belirtilmiştir. 95/46 nolu Yönerge temel alınarak düzenlenen telefon konuşmaları ve e-postaları da kapsayacak şekilde elektronik iletişimde özel yasanın gizliliği ve kişisel verinin korunmasına dair 2002/58 nolu Yönerge’nin amacı, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından, haberleşmenin gizliliğine yetkisi bulunmayan kişilerce erişilmesini engellemek, kamu telekomünikasyon şirketleriyle ve kamuya açık telekomünikasyon servisleriyle sağlanan telekomünikasyon gizliliğini korumak amacıyla önlemlerin alınmasını sağlamaktır (Hayrünisa Özdemir, Haberleşmenin Gizliliği ve Kişisel Veriler, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S:1-2, 2009, s. 286). Bununla birlikte bu yönerge; devletlerin elektronik iletişimi, hukuka uygun denetleme veya AİHS’ye uygun olarak önlem alma imkânlarını etkilememektedir (Saadet Yüksel, Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale, Beta, 1. Baskı, 2012, s. 89-99).
AİHM, kişisel verilerin elde edilmesini her durumda özel yaşamın gizliliği hakkına bir müdahale olarak görmemekte ve kişisel verilere ilişkin AİHS’nin 8. maddesi çerçevesinde iki aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Öncelikle müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulaşılabilirliği, daha sonra ise ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmektedir (Saadet Yüksel, …e, s. 103).
Bu bakımdan AİHM devletlerin, ulusal güvenliklerini korumak amacıyla, yetkililere kamunun ulaşamadığı kişisel verileri barındıran kayıtlarda bilgi toplama ve kaydetme yetkisini veren kanuni düzenlemeler yapmasını uygun görmektedir (Leander/İsveç, 26.03.1987, B.No: 9248/81, & 59).
Nitekim AB’nin 95/46 ve 2002/58 nolu Yönerge’leri doğrultusunda tanzim edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun “İstisnalar” başlıklı 28. maddesinde de kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamak için kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında veya soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâllerinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
AİHM, bir devletin terörle mücadele etmek için önlem almadan önce felaketin gelip çatmasını beklemesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır (A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 19.02.2009, B.No: 3455/05, & 177).
Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme’nin 8. maddesinde herkesin kendi özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun açık bir şekilde belirtilmesine karşın terörle mücadele, terör saldırılarını engellemeye yardımcı olabilecek bilgilerin toplanması, terör şüphelilerinin yakalanıp yargılanması amacıyla özel gözetleme yöntemlerinin kullanmasına cevaz vermektedir.
d) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Hukuki Değerlendirme:
ByLock için yapılan değerlendirmeler ışığında; demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı 15.07.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün çok büyük bir önem verdiği silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüphelilere ve suç delillerine ulaşılması amacıyla Ankara merkezli ve diğer illerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hâkim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği “iletişimin tespiti (HTS)” kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin “demokratik bir ülkede gereklilik” ve “orantılılık” ilkelerine uygun olduğu, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının “iletişim özgürlüğü” hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır.
İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle “iletişimin tespiti”, Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK’nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak, delil toplarken Anayasa’da ve yasada düzenlenen “orantılılık” ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkânını da sağlayabilir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135/6. maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 maddesi) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160 ve 161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hâkime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hâllerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti.
Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar: başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. İlk aşama, Cumhuriyet savcısının “araştırmalara” başlama kararı ile gerçekleşen “başlangıç soruşturması”dır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için “şüpheli” de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair “basit şüphe” oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir.
Ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK’nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının “sohbet” olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK’nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir.
Şüphelinin/sanığın mahrem yapıda yer alıp sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; suçun ispatı açısından belirleyici nitelikte olması nedeniyle bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca bu delillerin teyidi açısından;
Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için genellikle kullandığı yöntem olarak belirlenen;
Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi,
Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları,
Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması,
Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları,
Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması,
Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası,
Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması,
Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi,
Asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmediği veya götürülse bile kapalı tuttukları,
Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması,
Hususlarını da ortaya koyan, bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilerek dosyaya konulması,
-Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK’dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının “0” saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi,
-Şüpheli/sanığın görev yaptığı diğer şehirlerde ardışık aramalarının olup olmadığı araştırılarak sabit hat ve ankesörlü telefon kullandığına ilişkin analiz raporunun da istenmesi,
-Şüpheli/sanıkla ilgili sabit hat veya ardışık aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde tanık sıfatıyla dinlenilmeleri,
-Ardışık aramalar kapsamında diğer şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya ibrazı sağlanarak değerlendirilmesi suretiyle maddi gerçeğin ortaya konulması,
Gerekmektedir.
Bu kapsamda;
Yukarıda açıklanan özellikler doğrultusunda; mahrem hizmetlerde görevlendirilen asker veya sivil şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağında kuşku yoktur.
C) HABERLEŞME İÇİN OPERASYONEL HAT KULLANILMASI:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemlerinden biri olan operasyonel (patates) GSM hatlarıyla görüşme yapıldığı yönünde şüphe oluşması durumunda soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK’nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda örgüt mensuplarının “sohbet” olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market ve büfe gibi yerlerde kurulu olup ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar dışında operasyonel GSM hatlarını da özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi hâlinde şüphelinin/sanığın askeri mahrem hizmetler yapılanmasında veya sivil şahıslardan olup örgütteki konumu itibariyle operasyonel hat üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında şüpheli/sanığın hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; özellikle suçun ispatında belirleyici delil niteliğinde olması hâlinde bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda sabit hat veya ardışık arama için yapılan açıklamalar ışığında, taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Burada şüpheli/sanık tarafından kullanılan GSM hattı ile mahrem imam tarafından kullanılan hatlara ait HTS raporları karşılıklı mukayese edildiğinde her iki hattın ortak baz bilgileri bulunduğu, her iki GSM hattının da aynı tarih ve yakın saatler aralığında aynı yerde baz verdiği, görüşmelerin ağırlıklı olarak tek bir GSM numarasıyla olduğu hususlarının mevcudiyeti hâlinde başkası üzerine kayıtlı bu hattın operasyonel hat olarak kullanıldığının tespiti mümkün olabilecektir.
Bu kapsamda;
Sanığın FETÖ/PDY’nin operasyonel hat kullanmak suretiyle oluşturulan hücresel haberleşme ağında yer aldığının teknik verilerle belirlenmesi,
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile örgüt mahrem imamının kullandığı hattın aynı baz istasyonunda sinyal alıp almadığının tespitinin yapılması,
Sanığın silahlı terör örgütünün mahrem imamları ve yöneticileriyle iletişim kurma yöntemleri, zaman aralıkları, çeşitlilikleri, sanığın asker mi sivil şahıs mı olduğu, irtibat kurduğu kişilerin örgütün mahrem imamı olup olmadıkları hususlarının tespiti,
Operasyonel hat olarak kullanılan telefon numarasının kimin adına, ne zaman, nerede alındığına ilişkin GSM operatörlerinden belgelerin getirtilerek belgelerin incelenmesi, bu hattın kim tarafından alındığına yönelik araştırma yapılıp gerekli tespitlerin yapılması,
Operasyonel hat olarak kullanılan GSM hattının faturalarının nerede, kim tarafından ve hangi yöntemlerle ödendiğine ilişkin tespitlerin yapılması,
Yine operasonel hattın kontürlu hat olarak kullanılması durumunda kontürlerin nerede, ne zaman, kim tarafından yüklendiği ve ücretlerinin nasıl ödendiğinin tespiti,
Operasyonel hat ile bu hattı kullanan askeri şahısların görüştüğü mahrem imamların GSM hatlarının HTS kayıtlarının ve diğer iletişim bilgilerinin getirilmesi,
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile asker ve sivil imam şahısların kullandığı operasyonel hatların ortak bazlarının bulunup bulunmadığı ve mahrem imamlar tarafından kendisi gibi asker olan başka dosya şüphelileri ile farklı tarihlerde ardışık olarak aranıp aranmadığı, arama sayısı ve aramaların periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünüp görünmediği konusunda uzman teknik bilirkişiden inceleme raporu ve operasyonel hat/HTS veri analiz raporu alınması,
Gerektiğinde operasyonel hat ile mahrem imamın kullandığı hattın diğer iletişim bilgilerinden olan; abone ismi, adresi, abone kimlik bilgileri, telefon numarası, IMEI numarası sorgusu veya eşleştirmesi (IMEI numarasından kullanıcı, kullanım tarihi, kimlik ve adres bilgisi araştırması), IP sorgusu bilgileri, sim kart bilgisi ve eşleştirmesi, IMSİ bilgisi, PUK numarası bilgisi, kontör kartları bilgisi ve eşleştirmesi, Roaming bilgisi, telefonun açık olup olmadığı bilgilerinin temin edilmesi,
Sanıkla ilgili operasyonel hatla aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde bu kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi,
Operasyonel hat aramaları kapsamında diğer asker şahıslar (hücresel iletişim ağında yer alan) hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya getirilmesi,
Böylece elde edilen tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması,
Gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler doğrultusunda; sanığın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla operasyonel (patates) hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı veya kendisinin aradığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağı kabul edilebilecektir.
D) TANIKLIK:
a) Genel Olarak:
Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir.
Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkân sağlamıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK’nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK’nın 48. maddesinde temelini Anayasa’nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK’nın 206/a ve 217/2. maddeleri) hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz (Yargıtay CGK’nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı).
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın “tanık beyanı” veya “sanık beyanı” olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.
b) Çağrı ve dinleme:
Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir (CMK’nın 179. maddesi).
Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir (CMK’nın 181/1. maddesi).
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez (CMK’nın 210/1. maddesi).
Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır (CMK’nın 200. maddesi).
Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir (CMK’nın 59. maddesi).
Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır.
CMK’nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.
c) Gizli tanıklık:
Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’nda ve CMK’nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK’nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu’nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK’nın 3/1-b maddesi) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir.
Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır.
CMK’nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir.
Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir.
Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir.
Tanık Koruma Kanunu’nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz.
Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkânı sağlanmalıdır.
AİHS’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine işaret etmektedir (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67).
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992).
d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı:
Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır.
Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir.
CMK’nın “Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme” başlıklı 48. maddesi “Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir” şeklinde hükümler içermektedir.
Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır.
Diğer yandan, CMK’nın “Yemin verilmeyen tanıklar” başlıklı 50. maddesi;
“(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:
a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.
b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.
c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır.
Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır.
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK’nın “Etkin pişmanlık” başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir.
05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’na benzer şekilde 5237 sayılı TCK’nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır.
Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK’nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “kanuna aykırı bir vaat” niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır.
Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir.
Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir. (CMK’nın 206/2. maddesi).
Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez. (CMK’nın 207/1. maddesi).
Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir.
E) BANK ASYA:
Bank Asya, ülkemizde faaliyet gösteren dört katılım bankasından biri olarak 24 Ekim 1996 tarihinde Asya Finans Kurumu A.Ş. unvanıyla kurulmuş ve 20.12.2005 tarihinde ise “Asya Finans Kurumu A.Ş.” olan unvanı “Asya Katılım Bankası A.Ş.” olarak değiştirilmiştir. Kuruluş itibariyle, Asya Katılım Bankası A.Ş.’nin ödenmiş sermayesi 900.000 TL olup bunun 360.000 TL’si A grubu, 540.000 TL’si ise B grubu paylardan oluşmaktadır. Bank Asya’nın halka açıklık oranı %54,04 olup 2014 yılı sonu itibariyle yaşadığı mali sıkıntılar sebebiyle aktif büyüklüğü ile sektörde 21. ve emsal grup (katılım bankaları) arasında ise 4. sıraya gerilemiştir.
Terör örgütleri faaliyetlerini devam ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, kara para aklamak şeklinde yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY’nin de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan Asya Katılım Bankası A.Ş.’nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013-Ocak 2014 döneminde bankanın 29.05.2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamu oyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat toplama kampanyaları düzenlediği BDDK’nın 28.05.2015 tarihli mali analiz raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi için örgüt lideri Fettullah … tarafından 25.12.2013 tarihinde Bank Asya’ya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel Müdürü …’dan Yönetim Kurulu Başkanı … ve Yönetim Kurulu Üyeleri …, …, …, …, … ve … …’e 06.01.2014’de iletilen 05.01.2014 tarihinde banka çalışanı …’in …’a gönderdiği “Affınıza mahçuben” konulu elektronik posta mesajının içeriğinde “….Bizim iklimimizden bir ağabeyim …. Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001’de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz …. Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız…” ifadeleri yer almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likitide sağladıkları anlaşılmaktadır.
İkinci talimat ise 28.08.2014 tarihi olup bu talimat sonrasında da Eylül – Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir.
Bank Asya’ya para yatırılması talimatlarından üçüncüsü BDDK’nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan 04.02.2015’dir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
Rutin bankacılık işlemleri dışında talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir.
Yıl Ay Toplam Kendisi Eşi Eski Eşi Oğlu/Kızı Kardeşi Annesi Babası
2013 12 3809 1256 700 11 109 1073 145 287
2014 1 66483 25482 16847 204 2251 17350 2817 3176
2014 2 39654 15431 10069 129 1362 10568 2329 2454
2014 3 22361 8244 5018 85 665 5957 1400 1758
2014 4 15737 5552 3388 63 426 4205 839 1398
2014 5 13679 4614 2767 45 329 3668 616 1025
2014 6 12546 4441 2713 58 395 3510 587 911
2014 7 11560 4174 2431 36 441 3403 424 719
2014 8 20681 7159 4826 74 1090 5860 854 985
2014 9 65130 25807 18366 180 3496 17039 2613 2427
2014 10 38771 13486 8774 113 1990 11496 1689 2043
2014 11 42992 14032 9567 161 1985 11776 2055 2638
2014 12 13782 5379 3439 38 603 3758 546 778
2015 1 14257 5705 3617 39 548 3940 634 827
2015 2 41978 13729 10979 124 6125 10539 2179 1776
2015 3 17545 6699 4513 57 1059 4813 844 864
2015 4 12630 3794 3077 34 711 3452 628 778
2015 5 11623 4247 2954 21 618 3148 567 721
Tablodan anlaşılacağı üzere rutin bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle Bankasya’ya para yatırılması örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak değerlendirilebilecektir.
VII) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEMESİ:
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartılışıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılık iddiaları ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiş; silahlı terör örgütü suçunun özellikleri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mahiyeti ve yargı yapılanması, hükme esas alınan bazı delillerin hukuki niteliği hususlarında Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında belirtilen açıklamalara atıfla yetinilmiştir.
Maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde aydınlatılması ve aşamalarda istikrarlı şekilde suçlamaları reddeden sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olarak faaliyet gösterip göstermediğinin tespit edilmesi bakımından, dosya kapsamındaki beyanlarında sanık hakkında anlatımda bulunmalarına karşın kovuşturma aşamasında dinlenmeyen …’nın tanık olarak dinlenmesi, ankesörlü hatlardan aranmaya ilişkin savunmanın denetlenmesi amacıyla söz konusu aramaların gerçekleştirildiği tarihler itibarıyla sanığın lojmanında tamirat yaptırıp yaptırmadığının ve yeni doğan çocuğu olup olmadığının araştırılması, görev yaptığı yerlere bildirdiği cep telefonu hattı ile bu hat haricinde operasyonel hat kullanıp kullanmadığının tespiti açısından ÖSYM, hesaplarının bulunduğu banka, elektrik ve su idaresi gibi kurumlara verdiği başkaca cep telefonu hattı bulunup bulunmadığının sorulup varsa büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak Emniyet birimlerince düzenlenen kişiselleştirilmiş ayrıntılı analiz raporlarının temin edilmesi, Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK’dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının 0 saniyeli çağrılar da dâhil olmak üzere getirtilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda; “gerçekleştirilen arama sayısı, aramaların ardışık ya da periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği saatler, konuşma süreleri, sanığın farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadığı, ardışık aramaya dahil olan şahısların aynı kuvvete mensup ve aynı rütbede olup olmadıkları, aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı” hususlarını gösterir bir analiz inceleme ve tespit raporunun tanzim ettirilmesi, görev yaptığı diğer yerlerin tespiti ile ilgili kurumlara yazı yazılmak suretiyle bu yerlerde ankesör veya sabit hatlardan periyodik ya da ardışık aramalarının olduğuna yönelik herhangi bir kayıt, soruşturma veya kovuşturma olup olmadığının saptanması ve varsa ilgili bilgi ve belgeleri getirtildikten sonra bu hususta da bilirkişi raporu alınması, sanıkla birlikte ardışık aranan başka şahısların tespiti durumunda ise söz konusu şahıslarla ilgili herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığı belirlenip tüm aşamalardaki ifadelerinin getirtilmesi, UYAP’ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında sanıkla ilgili bilgi ve beyan bulunup bulunmadığı araştırılarak varsa bu beyanların aslı veya onaylı suretleri temin edilip gerekirse tanık veya tanıkların duruşmaya çağrılmak suretiyle dinlenmesi ile tüm delillerin CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan ve ayrıca işbu dosyanın AYİM’de kurmay subay üye olarak görev yapan ve aynı suçtan yargılamaları devam etmekte olan sanıklar … ve … hakkındaki Genel Kurulun 2020/290 ve 2021/296 Esas sayılı dosyalarıyla birleştirildikten sonra yargılamaya devamla bir hüküm kurulması gerekirken eksik araştırma ile karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, sanık hakkında eksik araştırma ile karar verildiği anlaşıldığından hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
Açıklanan nedenlerle;
1) Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 03.12.2019 tarihli ve 70-161 sayılı; sanık … hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2) Dosyanın, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı terör suçlarından kaynaklanan davalara ilişkin dosyaların devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.09.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.