Yargıtay Kararı Ceza Genel Kurulu 2020/413 E. 2021/690 K. 28.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2020/413
KARAR NO : 2021/690
KARAR TARİHİ : 28.12.2021

Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi

…/… silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık …’ın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın, 62, 53, 58/9-6 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin … 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14.03.2019 tarihli ve 304-96 sayılı hükme yönelik sanık ve müdafisi tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 10.04.2019 tarih ve 531-269 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 25.12.2019 tarih ve 6242-8317 sayı ile;
1- Yapılan yargılamada, 18.09.2018 ve 15.11.2018 tarihli celselerde sanık ve müdafisinin savunma yapmak üzere süre istedikleri, mahkemece savunma yapmaları için süre verildiği, verilen süreye rağmen savunma yapılmaması hâlinde bu haktan vazgeçileceğine ilişkin bir ihtarata yer verilmediği gibi, savunma hakkından vazgeçildiğine dair karar da verilmemiş olduğundan, sanığın savunması alınmaksızın esas hakkındaki mütalaa sunularak hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkını kısıtladığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve140-85 sayılı iptal kararı ile TCK’nın 53/1. maddesindeki bazı düzenlemelerin iptal edilmiş olması nedeniyle bu karar doğrultusunda hüküm kurulmasında zorunluluk bulunması,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.03.2020 tarih ve 46749 sayı ile;
Sanık ve müdafisi istinaf dilekçerinde ayrıntılı beyanlarda bulunmuş ancak savunma haklarının kısıtlandığını ileri sürmemişlerdir. Sanık temyiz aşamasında bu hususu gündeme getirmiştir.
Savunma hakkı, sanığın en temel haklarındandır. Savunma hakkının temelini irade özgürlüğü oluşturur. Bu hak kapsamında sanık, savunma araçlarını ve kendi savunmasının kapsamını kendi iradesiyle özgürce belirleyebilmelidir. Suçlama karşısında susmak da bir savunma şeklidir. Kişi serbest iradesiyle bu savunma şeklini de tercih edebilir. Sanığa genel nitelikteki savunma hakkı kapsamında, isnat edilen fiille ilgili olarak susma hakkı Anayasa’nın 38/5 ve CMK’nın 147. maddeleri gereğince ayrıca ve açıkça tanınmıştır. Maddi savunma kapsamında, aktif bir savunma yapılması zorunlu değildir. Sanık, kendisine isnat edilen fiille ilgili olarak susarak da savunmasını gerçekleştirebilir. Anayasa’nın 38 ve CMK’nın 147. maddesi gereğince susma hakkı bulunan sanığın savunma yapmaya zorlanması da mümkün değildir.
Anayasa’nın 90. maddesi gereğince iç hukuk kuralı gibi uygulanması gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6/3. maddesi de sanığın savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak hakkının bulunduğunu kabul etmiştir.
İlk duruşma tarihinden iki ayı aşan bir süre önce iddianameden haberdar olan sanık ve müdafisinin 18.09.2018 tarihli celsede iddianame okunmak ve hakları hatırlatılmak suretiyle savunma ve delilleri sorulduğunda savunma hazırlamak için süre talebinde bulunulması üzerine bir sonraki celseye kadar süre verilerek duruşmanın ertelendiği, yaklaşık iki ay sonra 15.11.2018 günlü celsede herhangi bir mazeret dayanmadan yeniden bu konuda süre talebinde bulunulmauş mahkeme yine sanık ve müdafisine savunmalarını hazırlamak üzere bir sonraki celseye kadar süre vermişse de bir ay sonraki celsede yine savunma yapılmamıştır. İddianamenin tebliğinden itibaren esas hakkındaki mütalaanın sunulduğu 19.12.2018 tarihli celseye kadar geçen sürenin sanık ve müdafisinin savunması için yeterli bir süre olduğu ve bu anlamda savunma hakkının kısıtlanmış kabul edilemeyeceği, diğer taraftan sanık ve müdafisine iki kez savunma hazırlamak için süre veren mahkemenin sanığa haklarının hatırlatılması dışında, savunma yapmazlarsa bu haklarından vazgeçmiş sayılacaklarına dair bir ihtarda bulunması gerektiğine dair yasal bir zorunluluk bulunmadığı gibi, böyle bir ihtarın sanık ve müdafisini savunma yapmaya zorlama anlamına geleceği de düşünülmüştür. Mahkeme yargılama boyunca savunma hakkı kapsamındaki tüm talepleri kabul etmiş, sanık ve müdafisine savunmalarını hazırlamak ve mahkemeye bildirmek konusunda kolaylaştırcı bir usul uygulamış, buna rağmen sanık müdafisi savunmalarını yapmamış ancak iddianameyle uyumlu olduğu anlaşılan, Cumhuriyet savcısının davanın esası hakkındaki mütalaası üzerine davanın esası hakkında savunma yapmışlardır. Somut olayın gelişimi itibarıyla, ilk derece mahkemesinin sanık ve müdafisinin savunma yapmalarını engelleyici bir usuli işlemi olmadığı gibi, aksine savunma hazırlığına yönelik her talebi kabul ederek sanık ve müdafisine savunma hazırlamak için yeterli zamanı vermiştir. Buna rağmen savunma yapılmamış olmasının, zımnen de olsa susma hakkının kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Kendilerine verilen savunma hakkını kullanmayıp, istinaf aşamasında değil fakat temyiz aşamasında bu hususun hak ihlali olarak ileri sürülmesinin de hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu…” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 16.09.2020 tarih ve 2363-4355 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yerel Mahkemece yapılan yargılamada, sanığın savunmasının usule uygun alınıp alınmadığının ve bu bağlamda savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından,
Sanık …’ın … ilinde örgütsel eylemlerde bulunduktan sonra örgütsel faaliyetlerine …’de devam ettiği, örgütün … ilinde temin ettiği evde gizlendiği ve örgüte müzahir … haberleşme programını kullandığı gerekçeleriyle sanığın … Cumhuriyet Başsavcılığının 20.06.2018 tarih ve 5465-1479 sayılı iddianamesi ile …/… silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı;
… 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.06.2018 tarihli ve 191 sayılı kararı ile iddianamenin kabulüne ve sanık hakkında kovuşturmaya başlanmasına karar verildiği,
18.09.2018 tarihli ilk celseye sanık ve müdafisinin katıldığı ve yargılamaya başlanıldığı, iddianame kabul kararının okunduğu, sanık huzura alınıp, kimlik tespitinin yapıldığı, 5271 sayılı CMK’nın 147 ve 191. maddelerindeki haklarının sanığa açıklandığı ve savunmasını yapması için sanığa söz verildiğinde sanığın aynen “Ben 5 aydır atılı suçtan tutuklu bulunmaktayım, bu süre zarfında ailemle görüşemediğim gibi avukatım ile de savunmamı hazırlamak amacıyla yeterince görüşme imkânı bulamadım, bu sebeplerle savunmamı detaylı olarak hatırlayıp mahkemenize sunmak amacıyla süre talep ediyorum”, sanık müdafisinin ise aynen, “Biz de savunmalarımızı gelecek celse yapmak üzere süre talep ediyoruz” şeklinde savunma yapmaları üzerine, sanık ve müdafisine savunmalarını hazırlayıp sunmak üzere gelecek celseye kadar süre verildiği,
15.11.2018 tarihli celseye sanık ve müdafisinin katıldıkları ve yargılamaya başlanıldığı, gelen belgeler okunduktan sonra sanık ve müdafisinin gelen belgelere ilişkin aleyhe olan hususları kabul etmediklerini ayrıca celse arası esas hakkında savunmalarını yeterince hazırlama imkânı bulamamaları sebebiyle savunmalarını yapmak için süre istemeleri üzerine, sanık ve müdafisine savunmalarını hazırlayıp sunmak üzere gelecek celseye kadar tekrar süre verildiği,
19.12.2018 tarihli celseye sanık ve müdafisinin katıldığı ve yargılamaya başlanıldığı, tanık …’ın huzura alınıp dinlenilmesinden sonra tanık beyanına karşı sanık müdafisinden sorulduğunda, müdafinin tanık beyanına karşı yazılı beyanda bulunmak içn süre talep ettiği, sanıktan sorulduğunda tanık beyanına bir diyeceğinin olmadığını ifade ettiği, … Cumhuriyet Başsavcılığının 19.11.2018 tarihli ve 19311 sayılı yazısı ile sanık hakkında beyanda bulunan Ferhat Kumuş’un ifadesinin bir suretinin gönderildiği ve dosya arasına alındığı belirtildikten sonra sanık müdafisinin aleyhe olan hususları kabul etmediklerini belirterek Ferhat Kumuş’un ayrıca tanık sıfatıyla dinlenilmesini talep etmesi üzerine, bu talebin yargılamaya bir yenilik getirmeyeceği ve esasa etkili olmayacağı gerekçeleriyle reddedildiği ve Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütaalasını sunması sonucu sanığa söz verildiğinde, sanığın aynen “Ben mütalaaya katılmıyorum. Bu celse savunmama ilişkin bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum. İddianamede bahsedilen bu yapıya bağlı kurumlarda çalışmış olmam tamamen geçimimi temin etmek amacıyla olmuştur. Bunun dışında bu yapının hiyerarşisine dâhil olduğuma ilişkin iddiaları kabul etmiyorum. Yine Başaran Gençlik isimli derneğe çalıştığım kurum vasıtasıyla üye oldum. Bu dernek bünyesinde mesleğim gereği eğitim ve seminer çalışmalarında bulundum. Ancak iddia edildiği gibi derneğin yönetim organı veya diğer organlarında görev aldığıma dair bir bilgim olmamıştır. Dolayısıyla resmî yoldan derneğin herhangi bir organına seçilmiş değilim. Hakkımdaki … iddiasına ilişkin olarak bu bankadaki hesabımı çalıştığım kurumlar nedeniyle maaş hesabı olarak açtım. İddia olunduğu gibi herhangi bir talimat üzerine para yatırmış değilim. İddianamede sözü edilen 21 bin TL parayı örgüt liderinin verdiği belirtilen talimattan 8 ay sonra bankadaki hesabıma yatırdım. O dönem bir araç satın almak istiyordum. Aynı gün kendi aracımı sattım. Parasını da bankaya yatırdım. Akabinde yeni bir araç almak için girişimde bulundum ancak satın almak istediğim aracın sahibi sonradan satıştan vazgeçince ben de elimde kalan parayı katılım hesabı olarak bankada tutmaya devam ettim. Sonrasında aradan 6 gün geçtikten sonra yeni bir araç buldum ve katılım hesabımın süresini beklemeden bu parayı bankadan çektim. Dolayısıyla bu durum dahi benim bu bankaya ve örgüte destek kastıyla hareket etmediğimi ortaya koymaktadır. Yine hakkımdaki … iddiasını da kabul etmiyorum. Hakkımdaki … iddiasına ilişkin belgelere bakıldığında kullanıcı hesabına ilişkin bir şifrenin olmadığı görünmektedir. Şayet söz konusu … hesabı gerçekte var ise de, benim bilgim ve rızam dışında kullanılmış olabileceğini düşünüyorum. Bu durum nedeniyle de gerekirse ilgili mercilere suç duyurusunda bulunacağım. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 17/10/2016 tarihinde kolluk görevlileri benim olmadığım bir zamanda evime gelerek kapıyı çilingir vasıtasıyla açmışlar ve evde arama yapmışlar. O dönem olağanüstü hâl koşullarının toplum genelinde hissedildiği bir dönemdi. Ben bu durumu öğrenince bir buçuk yaşında bir oğlum olduğundan ve eşim de daha önce bu yapıya bağlı dersanelerde öğretmenlik yaptığımdan dolayı kolluğa gitmemeye karar verdim. Yaklaşık bir yıl süreyle kolluğa gitmedim. Bu süre zarfında önce ailemin yanında kaldım. Ayrıca çalışmak zorunda olduğumdan dolayı bir … buldum ve çalıştım. Bu süre zarfında tanıştığım … isimli soyadını bilmediğim bir şahıs benim bu durumumu öğrenince sahte bir kimlik temin etmeyi önerdi. Ben de o dönem çalıştığım için ve maddi ihtiyaçlarım nedeniyle bu teklifi kabul ettim. Sonuçta bana … … Yapıcı isimli bir şahsa ait bir kimlik getirdi. Ayrıca benden kendisiyle iletişim kurabilmem için bir telefon numarası istedi. … benzeri bir programla iletişim kurabileceğimizi söyledi. Ayrıca telefonuma … programını kurmayı teklif etti ancak ben onun bu teklifini kabul etmedim. Sonrasında yaptığım araştırma üzerine hâlen kullanılmakta olan Signal isimli programı googleplay’den indirdim ve … isimli kişiyle bu program üzerinden görüştük. İddia olunduğu gibi benim …/… yapılanmasıyla herhangi bir organik bağım olmamıştır. Ailemi geçindirmek zorunda olmam ve eşimin çalıştığı kurum nedeniyle korktuğum için böyle bir yola başvurdum. Mahkemenizden öncelikle beraatimi aksi halde bu aşamada tahliyemi talep ediyorum.” şeklinde beyanda bulunduğu, sanık müdafisinin ise esasa ilişkin savunma yapmak için tekrar süre istemesi üzerine sanık müdafisine talebi doğrultusunda gelecek celseye kadar süre verilmesine karar verildiği,
16.01.2019 tarihli celseye sanığın katıldığı ve yargılamaya başlanıldığı, sanık müdafisinin mazeret dilekçesine istinaden mazeretinin kabulü ile duruşma gününü UYAP’tan öğrenmesine karar verildiği,
05.02.2019 tarihli celseye sanığın katıldığı ve yargılamaya başlanıldığı, sanık müdafisinin mazeret dilekçesine istinaden tekrar mazeretin son kez kabulü ile duruşma gün ve saatini bildirir davetiye gönderilerek bir dahaki celse duruşmaya katılmaması hâlinde sanığın tutuklu olması da gözetilerek Barodan sanığa müdafi atanacağının ve yargılamanın bu şekilde yapılacağı hususunda ihtar yapılmasına karar verildiği,
14.03.2019 tarihli celseye sanık ve müdafisinin katıldığı ve yargılamaya başlanıldığı, sanık müdafisinin yazılı savunma ve beyanlarını tekrar ederek … ile ilgili olarak BDDK tarafından konulmuş bir yasak olup olmadığının ilgili kurumdan sorulmasını talep etmesi üzerine bu talebin yargılamanın esasına etkili olmayacağı kanaatine varıldığından reddine karar verildiği ve yargılamaya devam edildiği, sanık müdafisinden esasa ilişkin savunması sorulduğunda aynen; “Dosyaya sunmuş olduğumuz yazılı savunmamızı ve önceki savunmalarımızı tekrar ediyoruz, savunmamızda belirttiğimiz nedenlerle öncelikle müvekkilin beraatine karar verilmesini talep ediyoruz, mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde ise tutuklulukta geçen süre, müvekkilin kişisel ve ailevi mağduriyeti gözetilerek hükümle birlikte tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz” şeklinde, sanıktan esasa ilişkin savunması sorulduğunda sanığın aynen; “Ben savunmalarımı tekrar ediyorum, geçmişte bu yapıya ait olduğunu bilmeden yapı ile ilişkili olan kurumlarda çalıştım, ancak 15 Temmuz darbe süreci sonrasında gerek OHAL koşulları gerekse çilingir ile evime girerek arama yapılması ve OHAL koşullarındaki soruşturma baskısı sebebiyle ifade vermek için ilgili mercilere başvurmadım, ancak savunmamda belirttiğim gibi ben mahkemenizden beraatime karar verilmesini talep ediyorum, ayrıca tutululukta geçirdiğim süre ve kişisel ve ailevi mağduriyetim dikkate alınarak tahliyemi talep ediyorum” şeklinde savunma yaptığı, karar verileceği ihtarıyla sanıktan son sözü sorulduğunda sanığın beraatini ve tahliyesini talep ettiğini ifade ettiği, Yerel Mahkemece sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Oldukça geniş bir kavram olan “Savunma hakkı”, şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek olan toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla bütün toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti de ilgilendirmektedir. Ceza muhakemesinin amacı, yargılama neticesi verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlamaktadır. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, yargı mercileri huzurunda kendisini savunma, müdafi yardımından yararlanma, susma, soru sorma, aleyhine olan işleme katılmama, tercümandan yararlanma, delillerin toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma, kanun yoluna başvurma gibi hakları içermektedir.
Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi, yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup bu hak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, sanığın en azından kendi kendini savunma hakkı bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel haklar ve ödevler” bölümünde yer alan 36. maddesinde savunma hakkı; “Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiş olup, “Temel hak” niteliğine uygun olarak savunma hakkı verilmemesi veya savunma hakkının sınırlandırılması durumunda verilen karar hukuka aykırı olacaktır. Buna göre, sanığın ceza muhakemesindeki en önemli haklarından birisi, yargı mercilerince her aşamada nazara alınması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın herhangi bir nedenle sınırlandırılması da mümkün değildir. Nitekim 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/8 ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1-h maddeleri uyarınca savunma hakkının sınırlandırılması mutlak bozma nedenlerindendir.
Savunma hakkının temelini oluşturan sorgu, sadece sanık lehine getirilmiş bir hüküm değil, aynı zamanda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla konulmuş, kamusal niteliği de bulunan emredici bir usul kuralıdır. Savunma hakkının sınırlandırılamayacağı ilke olmakla birlikte, kanun koyucunun başka bir mağduriyete sebebiyet vermemek, yargılamanın uzamasını engellemek, usul ekonomisi, gereksiz emek ve gider kaybına neden olmamak açısından bazı sınırlamalara gittiği de bir gerçektir. Ancak bu sınırlamalar yukarıda da belirtildiği gibi istisna olup, bu hâllerde dâhi usul kanunumuz bazı şartların varlığını aramaktadır.
CMK’nın “Duruşmada hazır bulunacaklar” başlıklı 188. maddesinin birinci fıkrası;
“Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır.” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanun’un zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafinin karar oturumu dâhil tüm oturumlarda hazır bulunması şart koşulmuş; 29.10.2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesi ile bu fıkraya “Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi hâlinde duruşmaya devam edilebilir.” cümlesi, 24.12.2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 96. maddesi ile de “mazeretsiz olarak” ibaresinden sonra gelmek üzere “duruşmaya gelmemesi veya” ibaresi eklenmiştir.
Sanık duruşmada hazır bulunması gereken kişilerden olup, bu durum yargılamanın “Yüze karşılık” özelliği ve savunma hakkının sonucudur. Bu nedenledir ki, ceza muhakemesi hukukumuzda istisnai hâller haricinde, gelmeyen sanık hakkında duruşma yapılamayacaktır.
CMK’nın “Duruşmanın başlaması” başlıklı 191. maddesi uygulanma tarihi itibarıyla;
“(1) Sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanır. Sanık, duruşmaya bağsız olarak alınır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar.
(2) Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar.
(3) Duruşmada, sırasıyla;
a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,
b) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur,
c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,
d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.”
“İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesi ise;
“(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.
b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.
c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.
d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.
e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.
f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.
g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.
h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.
i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:
1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.
2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.
3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.
4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.
5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.”
Şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi ifade ve sorgu şüpheli ve sanık bakımından bir yükümlülük olmakla beraber aynı zamanda bir haktır. 5271 sayılı CMK’nın 147. maddesinde belirtilen yasal hakları kendisine hatırlatılan ve “Açıklamada bulunmama” hakkını kullandığına dair bir beyanda bulunmayan, savunma yapmak için kendisine avukat tutmak isteyen sanığın yüklenen suç ile ilgili sorgusu yapılmadan, soruşturma evresindeki ifadelerine atıfta bulunması ve mahkeme tarafından da iddia konusu eylemin aydınlatılması açısından hiçbir soru yöneltilmemiş olması durumunda, usulüne uygun sorgu yapıldığından söz edilemez. Bu savunmalara dayanılarak hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir.
Yüklenen suç ile ilgili sanığın sorgusu yapılmadan, soruşturma evresindeki ifadelerine atıfta bulunması ve mahkeme tarafından da iddia konusu eylemin aydınlatılması açısından hiçbir soru yöneltilmemiş olması durumunda, usulüne uygun sorgu yapıldığından söz edilemez. Bu savunmalara dayanılarak hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. İddia konusu eylem ile ilgili savunması tespit edilmeden alınan ek savunmaya ilişkin beyanların da CMK’nun 147 ve 191. maddelerinde anlamını bulan sorgu niteliğinde olduğunun kabulü mümkün değildir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.04.2018 tarihli ve 1188-167 sayılı kararı).
CMK’nın “Delillerin tartışılması” başlıklı 216. maddesi;
“(1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.
(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
(3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir” biçiminde düzenlenmiş iken, 25.08.2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname’nin 148. maddesi ile üçüncü fıkraya “Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez.” cümlesi eklenmiştir.
694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname’nin madde gerekçesinde; “Madde ile, 5271 sayılı Kanunun 216 ncı maddesinde yapılan değişiklikle hüküm aşamasına ulaşılmış yargılamalardaki son söz aşamasına zorunlu müdafiin katılmaması durumunda da hüküm verilebileceği kuralı getirilmektedir. Böylece hüküm aşamasına ulaşmış yargılamalarda kanunen duruşmada bulunması zorunlu müdafilerin sebepli veya sebepsiz olarak duruşmadan çekilmesi, duruşmaya katılmaması, azli veya istifası gibi sebeplerle duruşmanın taliki veya yargılamaların uzatılması sonucunun önüne geçilmesi engellenmektedir. Yapılan düzenleme, sanığın esas hakkındaki sorgusu ve savunması zorunlu müdafiin hukuki yardımından yararlandırılarak alınmış ve bütün usul işlemlerinin tamamlandığı dosyalarda sadece hüküm aşamasında müdafiin yokluğu nedeniyle celselerin ertelenmesinin önüne geçeçektir.” açıklamasına yer verilmiştir (…, Ceza Muhakemesi Kanunu, Seçkin, …, 2018, C. 2, s. 2249).
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
… 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.03.2019 tarihli ve 304-96 sayılı kararı ile …/… silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine karar verilen sanık …’ın 25.03.2019 tarihli istinaf başvurusu dilekçesinde “Ben ne sözlü ne de yazılı bir savunma yapmadan iddia makamı cezalandırılmamı isteyen mütalaasını veriyor. Bu durumu da takdirinize bırakıyorum” şeklindeki gerekçeyle Yerel Mahkemenin mahkûmiyete dair kararının bozulmasını talep ettiği; yapılan istinaf incelemesinde … Bölge Adliye Mahkemesi 2.Ceza Dairesince 10.04.2019 tarihli ve 531-269 sayılı karar ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1-a maddesinin ilk cümlesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verildiği, bu karara ilişkin 22.04.2019 tarihli temyiz dilekçesinde de sanığın, sözlü ya da yazılı savunma yapmadan hakkında mahkûmiyet kararı verildiğini ve bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edilerek savunma hakkının kısıtladığını iddia ettiği;
Ceza muhakemesinin amacı, yargılama neticesi verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlamaktadır. Savunma hakkının temelini oluşturan sorgu, sadece sanık lehine getirilmiş bir hüküm değil, aynı zamanda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla konulmuş, kamusal niteliği de bulunan emredici bir usul kuralıdır. Sanığın yüklenen suç ile ilgili beyanı alınmadan, soruşturma evresindeki ifadelerine atıfta bulunması ve mahkeme tarafından da iddia konusu eylemin aydınlatılması açısından hiçbir sorunun yöneltilmemiş olması karşısında, usulüne uygun yapılmış bir sorgunun varlığından söz edilemez. Bu beyanlara dayanılarak hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. CMK’nın “Duruşmanın başlaması” başlıklı 191. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendinde duruşmada, sanığın açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusunun yapılacağının düzenlendiği ancak Yerel Mahkemece gerçekte savunmasını hazırlaması için kolaylık sağlanan sanığın sorgusu yapılmadan yargılamaya devam edilerek tanık dinlenildiği gibi, CMK’nın “Delillerin tartışılması” başlıklı 216. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada verilecek sözün usulüne dair hukuki düzenlemeye de uyulmadığı anlaşıldığından, sanığın öncelikle sorgusu yapıldıktan sonra diğer usuli işlemlerin de sırasıyla yapılması gerekirken, muhakeme usule aykırı yargılama yapıldığı ve kararın verilmesinde usul hükümlerinin de gözetilmediğine karar verilmelidir.
Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemece yapılan yargılamada, sanık ve müdafisine yeterince süre verildiği ve bu itibarla savunma hakkının kısıtlanmadığından itirazın kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.12.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.