Yargıtay Kararı Ceza Genel Kurulu 2020/463 E. 2021/407 K. 16.09.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2020/463
KARAR NO : 2021/407
KARAR TARİHİ : 16.09.2021

Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Hukuk Dairesi
Mahkemesi :İcra Ceza
Sayısı : 1830-427
Şikâyetçi : …
Alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudu eksiltmek suçundan sanık … hakkında …’ın vekili aracılığıyla şikâyetçi olması üzerine yapılan yargılama sonucunda sanığın beraatine ilişkin … İcra Ceza Mahkemesince verilen 17.12.2015 tarihli ve 1030-1569 sayılı hükmün şikâyetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 17.09.2019 tarih ve 3489-12870 sayı ile;
“Şikâyetçi vekilinin, şikâyet dilekçesi ile sanığın adına kayıtlı taşınmazını devretmesi nedeniyle şikâyette bulunduğunun ve devrin sanığın kız kardeşine yapıldığının anlaşılması karşısında; yapılan devrin alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla yapılıp yapılmadığının tespiti açısından, öncelikle icra dosyasından haczedilen diğer mahcuzların dosya borcunu karşılayıp karşılamayacağı araştırılarak, karşılamaması durumunda, dava konusu taşınmazın sanığa düşen hissesinin tasarruf tarihindeki gerçek değeri ile satış değeri arasında fahiş fark olup olmadığı konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılıp taşınmazın hâlen kimin kullanımında olduğu, satış bedelinin ödenip ödenmediği ve ne şekilde ödendiğinin ve taşınmaz bedelinin bir kısım borçların ödenmesinde kullanılıp kullanılmadığı araştırılmadan, yapılan devrin sanık tarafından alacaklıyı zarara uğratma kastıyla yapılıp yapılmadığı tartışılmadan yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 27.02.2020 tarih ve 1830-427 sayı ile;
“…İİK’nın 331. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere ‘alacaklının alacağını alamadığını ispat etmesi’ kovuşturma şartıdır.
Önceki kararımızda belirtildiği üzere; Dikilitaş Mahallesi, 3464 ada, 8 parsel sayılı taşınmazın tedavüllü kayıtları üzerinde yapılan incelemede, taşınmazın sanık ve kardeşleri olan diğer mirasçılara babaları …’den intikal ettiği, sanığın diğer kardeşleri ile birlikte taşınmazdaki paylarını diğer mirasçı kardeşleri …’ye 18.06.2015 tarihinde devrettikleri, icra dosyasının incelenmesinde alacaklı vekilince sanık-borçlunun ölü babası adına kayıtlı … plakalı araç, ölü annesi adına kayıtlı Dikilitaş Mahallesi, 4810 ada, 4 parsel sayılı taşınmaz ve … 2. İcra Dairesinin E. 2014/2370, E. 2013/1389, 3. İcra Dairesinin E. 2013/1136, E. 2014/1242 sayılı dosyalarından olan haciz konulmasının talep edildiği görülmüştür.
Dolayısıyla, her ne kadar borçlu-sanığın, adına kayıtlı 3464 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki hissesini kardeşine devretmesinden bahisle alacaklıyı zarar uğrattığı ileri sürülerek hakkında bu dava açılmış ise de alacaklı vekilince, bildirilen araç, taşınmaz ve icra dosyalarından olan alacakları ile ilgili cebri icraya devam edilmemiş olması nedeniyle ‘alacaklının alacağını alamadığını ispat etmesi’ kovuşturma şartının gerçekleşmediği,” gerekçesiyle bozmaya direnerek, önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de şikâyetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.08.2020 tarihli ve 58047 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesi ile değişik CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 17.11.2020 tarih ve 5483-9906 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltmek suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının tespiti bakımından eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Şikâyetçi … tarafından borçlu sanık …’den 41.055,83 TL alacağının tahsili amacıyla … 4. İcra Müdürlüğünün 2015/2528 esas sayılı dosyasında 14.07.2015 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibine başlanıldığı,
Ödeme emrinin, borçlu sanığa ait adrese Tebligat Kanunu’nun 21. maddesinin ikinci fıkrasına göre 03.08.2015 tarihinde tebliğ edildiği,
Alacaklı vekilince 14.08.2015 tarihli dilekçe ile; sanığın babasından intikal eden … plakalı araca ve Dikilitaş Mahallesi, 3464 ada, 8 parsel, 4224 sayfa, 43 ciltte kayıtlı taşınmaza, annesinden intikal eden Dikilitaş Mahallesi, 4810 ada, 4 parsel, 4441 sayfa, 45 ciltte kayıtlı taşınmaza, … 2. İcra Müdürlüğünün 2014/2370 ve 2013/1389 esas ile … 3. İcra Müdürlüğünün 2013/1336 ve 2014/1242 esas sayılı dosyalarından olan alacaklarına haciz konulmasının talep edildiği,
… Tapu Müdürlüğünün 19.08.2015 havale tarihli yazısına göre; belirtilen taşınmazların borçlu ve murislerine ait olmadığı anlaşıldığından Medeni Kanun’un 1016. maddesi ile Tapu Sicil Tüzüğü’nün 26. maddesi gereğince talebin reddedildiği,
Alacaklı vekilinin 25.08.2015 tarihli dilekçesiyle bu taşınmazların kim adına kayıtlı olduğunun bildirilmesinin talep edilmesi üzerine … İcra Müdürlüğünce … Tapu Müdürlüğüne aynı tarihli müzekkere yazıldığı,
… Tapu Müdürlüğünün 18.06.2015 tarihli ve 10813 yevmiye numaralı resmî senede göre; Dikilitaş Mahallesi, 30L-IC pafta, 3464 ada, 8 parsel, 43 cilt, 4224 sayfa, üzerinde 2 katlı kârgir ev olan 160 metrekare arsanın tamamı el birliği hâlinde …, …, … ve … adına kayıtlı iken 16.500 TL’lik hisse paylarının … ve … adına … vekâleten, … ise bizzat kanuni hisselerinin tamamını …’ye temlik ettiği, temlik bedelinin nakden ve tamamen alındığını, … bizzat bu pay temlikini taşınmaz üzerindeki haciz ile birlikte aynı bedelle kabul ettiğini beyan ettiği, taşınmaz üzerine alacaklısı …olan dosyada … 4. İcra Müdürlüğünün 04.06.2015 tarihli ve 2015/2005 esas sayılı yazısı ile haciz koyulduğu,
Nüfus kayıt örneğine göre …’nün sanığın kız kardeşi olduğu,
Şikâyetçi vekilinin 14.09.2015 havale tarihli dilekçesi ile; borçlu sanık hakkında “Dikilitaş Mah. 3464 ada, 8 parsel, 4224 sayfa, 43 ciltte kayıtlı taşınmazın alacaklıyı zarara uğratmak kastıyla sattığı” gerekçesiyle alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltmek suçundan şikâyette bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
İİK’nın on altıncı babında düzenlenen “Alacaklısını zarara sokmak kasdiyle mevcudunu eksilten borçluların cezası” başlıklı 331. maddesinin birinci ve son fıkraları;
“Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Bu suçlar alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Borçlunun alacaklıya karşı yükümlülüklerinden kaçınmak amacıyla hileli yollara başvurması ve bu yollarla kasten mallarını elden çıkararak eksiltmesi mümkündür. Bu nedenle madde de belirttiği üzere icra takibinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde malını elden çıkaran veya eksilten borçlunun bu eylemlerden dolayı cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Bir kimsenin borcunu ödememesi suç olarak kabul edilmese de borcunu ödemekten kaçınmak için hileli yollara başvurması suç sayılmıştır.
Borçlunun mevcudunu azaltma eylemi, gerek “gerçekte” gerekse “görünüşte” meydana gelebilmektedir. Yani takip borçlusunun, mal varlığındaki bir malı karşılık almaksızın ya da değerinden daha az bir bedelle satması, telef etmesi veya kıymetini düşürmesi mevcudu “gerçekte” azaltma eylemi olarak değerlendirilir. Bunun dışında, mal varlığındaki bir malın muvazaalı bir şekilde üçüncü bir kişiye devri ya da var olmayan bir borcun varmış gibi kabul edilmesi de “görünüşte” mevcudu azaltma eylemi olarak kabul görmektedir.
İİK’nın 331. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltmek suçu seçimlik hareketli bir suçtur. Malların veya bunlardan bir kısmının; “mülkten çıkarılması”, “telef edilmesi”, “kıymetten düşürülmesi”, “hakiki surette yahut gizlenerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirilmesi”, “asıl olmayan borçlar ikrar edilmesi” suretiyle suni surette eksiltilmesi şeklinde sıralanan seçimlik hareketlerden herhangi birisinin işlenmesi yeterlidir.
Bu suçun faili aleyhinde haciz yolu ile takip yapılan borçlu, mağduru ise haciz yolu ile takip talebinde bulunan ancak borçlunun yaptığı işlemler sebebiyle alacağını alamayıp zarara uğrayan alacaklıdır.
Kanun maddesinde düzenlenen suçun oluşması için borçlu aleyhine açılmış bir icra takibi olması ve takibin kesinleşmiş olması gerekir. Borçlu yukarıda belirtilen seçimlik hareketlerden birini haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde gerçekleştirmelidir. Bu seçimlik hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi yeterli olmayıp ayrıca alacaklı alacağını alamadığını ispat etmeli veya borçlu aleyhine aciz belgesi almalıdır. Borçlunun mevcudunu azaltan eylemleri nedeniyle alacaklı veya alacaklıların zarara uğramış olması gerektiği için borçlunun mevcudunu azaltan eylemlerine rağmen alacaklının alacağı, borçlunun başkaca malları veya başka bir yolla karşılanırsa faile ceza verilemeyecektir.
Maddeye göre alacaklı, borçlunun mevcudunu azaltan eylemlerinden dolayı zarara uğradığını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı zarara uğradığını iki şekilde ispat edebilir. Alacaklı icra takibi sonucunda borçlu aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacağını tahsil edemediğini ispat etmesi gerekir. Maddede geçen aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklının alacağını alamadığını ispat etmesi şartları objektif cezalandırılabilme şartı niteliği taşımaktadır. Objektif cezalandırılabilme şartları, suçun oluşması için değil failin cezalandırılabilmesi için aranmaktadır. Dolayısıyla fail suçun unsurlarını gerçekleştirmekle beraber, şart gerçekleşmediğinde cezalandırılamayacaktır.
Alacaklı alacağını alamadığını herhangi bir delille ispat edebilir. Alacaklıya böyle bir imkân tanınması ispat kolaylığı sağladığı gibi, ödeme imkânı bulunan borçlunun da cezalandırılması önlenmiştir.
Suç, kasten işlenebilen bir suçtur. Kastın varlığı için suçun kanuni tanımında yer alan unsurların bilinmesi gerekir. Ayrıca suçun meydana gelebilmesi için borçlunun mevcudunu azaltan eylemleri alacaklıyı zarara sokmak amacı ile gerçekleştirmesi gerekir. Ancak borçlu, “alacaklısını zarara sokmak amacı” ile hareket etmemişse kanunda belirtilen suç oluşmayacaktır. Bu nedenle elden çıkarılan maldan elde edilen paranın hangi amaç için kullanıldığının araştırılması gerekir.
Alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltmek suçu takibi şikâyete bağlı suçlar arasında sayılmıştır. Şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kullanılması gerekir. Aksi takdirde şikâyet hakkı düşecektir.
Diğer taraftan İcra ve İflas Kanunu’nda kendine özgü bir yargılama sistemi öngörülmesinin bu Kanun’da düzenlenen suçlara ilişkin yapılan yargılama işlemlerinin ceza yargılaması faaliyeti olmadığı anlamına gelmemesi, aksine sınırlayıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde ve özel kanunun amaç ve prensiplerine uygun düştüğü ölçüde “somut gerçeğin her türlü kuşkudan uzak bir biçimde kesin olarak saptanması” amacının ve “adaletin tam olarak gerçekleşmesi için, öne sürülen ve olaya ışık tutabilecek nitelikteki tüm yasal kanıtların araştırılıp tartışılması” zorunluluğunun anılan suçlara ilişkin yapılan yargılamalarda da aynen geçerli olduğu unutulmamalıdır.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Şikâyetçi … tarafından borçlu …’den alacağının tahsili amacıyla … 4. İcra Müdürlüğünün 2015/2528 esas sayılı dosyasında 14.07.2015 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibine başlanıldığı, takip talebinden yaklaşık 1 ay önce 18.06.2015 tarihinde borçlu sanığın Dikilitaş Mahallesi, 3464 ada, 8 parselde bulunan ve üzerinde 2 katlı ev olan 160 metrekare arsanın tamamını el birliği hâlinde kardeşleri …, … ve … ile kendi adına kayıtlı iken 16.500 TL’lik hisse payını kardeşi …’ye sattığı, şikâyetçi vekili tarafından 14.09.2015 havale tarihli dilekçe ile bu satışın alacaklıyı zarara uğratmak kastıyla yapıldığı belirtilerek borçlu sanık hakkında İİK’nın 331. maddesinde düzenlenen “alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltmek” suçundan şikâyette bulunulduğu anlaşılan olayda;
İİK’nın 331. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen “alacaklının alacağını alamadığını ispat etmesi” şartının kovuşturma şartı olmayıp objektif cezalandırılabilme şartı niteliği taşıması ve alacaklının alacağını alamadığını herhangi bir delille ispat edebilmesi, sanığa atılı “alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltmek” suçunun şikâyete bağlı olması ve şikâyet hakkının fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kullanılabilmesi hususları göz önüne alındığında; dosya içerisinde bulunan icra dosyasından alacaklının alacağını alamadığı anlaşıldığı gibi borçlunun alacaklıya borcunu ödediğine yönelik herhangi bir iddiasının da bulunmadığının, bu hâliyle şikâyet tarihi itibarıyla alacaklının alacağını alamadığını ispat ettiğinin, icra takibinin sonucunun beklenmesinin alacaklının şikâyet süresini de kaçırmasına sebep olabileceğinin, sanığın adına kayıtlı taşınmazını takip talebinden yaklaşık bir ay önce kız kardeşine devrettiğinin anlaşılması karşısında;
Sanık tarafından yapılan devrin alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla yapılıp yapılmadığının tespiti açısından, öncelikle icra dosyasından haczedilen diğer mahcuz malların dosya borcunu karşılayıp karşılamayacağı araştırılarak, karşılamaması durumunda, dava konusu taşınmazın sanığa düşen hissesinin tasarruf tarihindeki gerçek değeri ile satış değeri arasında fahiş fark olup olmadığı konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılıp taşınmazın hâlen kimin kullanımında olduğu, satış bedelinin ödenip ödenmediği, ödendiyse ne şekilde ödendiği ve taşınmaz bedelinin bir kısım borçların ödenmesinde kullanılıp kullanılmadığı araştırılıp, yapılan devrin sanık tarafından alacaklıyı zarara uğratma kastıyla yapılıp yapılmadığı tartışılmadan eksik araştırma ile hüküm kurulmasında isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemece sanığa atılı alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltmek suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının tespiti bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak verilen direnme kararına konu hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … İcra Ceza Mahkemesinin 27.02.2020 tarihli ve 1830-427 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltmek suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının tespiti bakımından eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 16.09.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.