Yargıtay Kararı Ceza Genel Kurulu 2021/312 E. 2021/628 K. 09.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2021/312
KARAR NO : 2021/628
KARAR TARİHİ : 09.12.2021

Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Sayısı : 633-166
Sanık …’ın nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/1-b maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası; konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ise aynı Kanun’un 116/1. maddesi uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden de TCK’nın 53. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna ilişkin … 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.12.2014 tarihli ve 172-570 sayılı hükümlerin, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 18.06.2019 tarih ve 15874-10447 sayı ile; eksik araştırma ile hüküm kurulduğundan bahisle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.02.2020 tarih ve 633-166 sayı ile, sanığın nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiş olup, bu hükümlerin, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.04.2021 tarih ve 9278-7779 sayı ile;
“05.08.2017 ve sonrasında verilen kararlarda, yokluğunda karar verilen ‘görüldü savcısı’nın o yer veya mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarını temyiz süresi, kararı temyize hakkı olan diğer süjelerle eşit biçimde ve tebliğden itibaren on beş (15) gündür.
Somut olay değerlendirildiğinde, 25.02.2020 tarihinde o yer Cumhuriyet savcısının yokluğunda verilen karar, 05.07.2020 tarihinde görüldü savcısına tebliğ edilmiş ve o yer Cumhuriyet savcısı tarafından 05.07.2020 tarihinde temyiz edilmiştir.
Dairemize göre; 5217 sayılı CMK’nın 38, 291 ve 331 (4) maddeleri uyarınca o yer Cumhuriyet savcısının temyiz başvurusu süresinde yapılmış olduğundan yapılan incelemede; olay günü katılanın evde olmadığı saatte evine girildiği ve içeriden iki adet altın yüzüğün çalındığı olayda; katılanla aynı apartmanda oturan tanıklar … ve …’nin hırsızlığın meydana geldiği gün apartmana giren iki bayan şahıstan birinin kollukta yaptırılan fotoğraf teşhisinden sanık olduğunu ifade etmeleri üzerine sanığın mahkûmiyetine karar verildiği ve sanığın temyizi üzerine Yargıtay 13. Ceza Dairesi tarafından 18.06.2019 tarihinde 2018/15874 Esas ve 2019/10447 Karar sayılı ilamı ile eksik araştırma nedeniyle bozulmasına karar verildiği, bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda, bozma ilamı doğrultusunda eksikliklerin giderilmeyerek sanık hakkında beraat kararı verilmiş ise de; aynı gün ve saatlerde dosyamız katılanı …’in karşı komşusu olan …’ün ikametinde gerçekleştirilen hırsızlık olayı nedeniyle sanığın … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/153 esas sayılı dosyasıyla yapılan yargılama sonucunda; tanık … tarafından sanığın mahkeme aşamasında canlı olarak teşhis edilmesi üzerine mahkûmiyetine karar verildiği anlaşıldığından; tüm bu hususlar birlikte değerlendirilerek sanığın atılı suçlardan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilerek yazılı şekilde beraatine kararı verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.05.2021 tarih ve 88774 sayı ile;
“5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kanun yoluna başvurma hakkını düzenleyen 260. maddesinde; ‘Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.
Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.
Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir’,
1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 310. maddesinde de; ‘Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime tasdik ettirilir.
Hükmün tefhimi sanığın yokluğunda olmuşsa bu süre tebliğ tarihinden başlar.
Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir.’ hükümlerine yer verilmiştir.
6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen Geçici 3. maddede ise; ‘01.01.2014 tarihine kadar, asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz ve katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz. Ancak, verilen hükümler ile tutuklamaya veya salıverilmeye ilişkin kararlara karşı Cumhuriyet savcısının kanun yoluna başvurabilmesi amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir’ şeklinde, akabinde Cumhuriyet savcılarının önce 31.12.2019 tarihine kadar, sonra 01.09.2020 tarihine kadar asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda bulunmayacağına dair düzenleme yer almaktadır.
Buna göre, asliye ceza mahkemelerince verilen kararlara karşı bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdinde ki Cumhuriyet savcıları için kanun yolunun açık olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte, 6217 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası 01.09.2020 tarihine kadar asliye ceza mahkemelerince verilen temyiz edilebilir nitelikte hükümlerin Cumhuriyet savcıları tarafından hangi süre içinde temyiz edilebileceklerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, Cumhuriyet savcılarının mevcut temyiz haklarını hangi süre içinde kullanabilecekleri ve bu sürenin ne zaman başlayacağı belirlenirken kıyas metodu ile bu husustaki mevcut hukuki boşluk, yürürlükteki hukuk düzeninin bütünlüğü de dikkate alınarak en uygun hukuk kuralı bulunup bu alanda yaşanan boşluk doldurulmalıdır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5271 sayılı CMK’nın istinaf başvurusunun süresini belirleyen 273 ve temyiz süresini düzenleyen 291. maddeleri, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesinde öngörüldüğü üzere bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığının resmen ilan edilmemesi nedeniyle henüz uygulanma yeteneği kazanamadıkları için, kıyaslamada da dikkate alınamayacaktır. Aksi düşüncenin kabulü, kanun koyucunun açık bir irade sergileyerek henüz uygulanmasını arzu etmediği bir kanun normunun kıyas yoluyla ve dolaylı biçimde uygulanması anlamına gelecektir. Bu durumda sorun, 1412 sayılı CMUK’nın ‘Temyiz talebi ve süresi’ başlıklı 310. maddesi kıyasen uygulanarak çözümlenmelidir. Bu maddenin birinci fıkrasında, temyiz süresinin tefhimle başlayacağı ve bir hafta olduğu belirtilerek genel kural vurgulanmıştır. Ancak, Cumhuriyet savcılarının duruşmasına iştirak etmediği sulh ceza mahkemesi kararlarını bu süre içinde temyiz etmeleri çoğu kere mümkün olamayacağı için, bunlar yönünden özel bir prensip benimsenerek daha uzun bir süre öngörülmüş, bu nedenle maddenin üçüncü fıkrasında, bu kararların tefhimden itibaren bir ay içinde temyiz edilebileceği hükme bağlanmıştır. O hâlde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığının resmen ilan edilmesinden önceki evrede aleyhine temyiz yoluna başvurulan kararlar söz konusu olduğunda, diğer bir ifadeyle 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hallerde, o yer Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süreleri de bu Kanun’un 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirlenmeli ve bu sürenin ‘tefhim tarihinden itibaren bir ay’ olduğu kabul edilmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 06.11.2007 tarihli ve 167-222 sayılı kararında, üst Cumhuriyet savcısı açısından da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Son olarak;
26.03.2020 tarihli ve 31080 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7226 Sayılı ‘Bazı Kanunlarda değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Geçici 1. maddesi uyarınca;
Geçici madde 1 – (1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;
a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6.1.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12.1.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13.3.2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,
…itibaren 30.4.2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.
Yine 30.03.2020 tarihli ve 31114 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2480 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı uyarınca;
Yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla 7226 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesindeki durma süresi 01.05.2020 (bu tarih dahil) tarihinden 15.06.2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar uzatılmıştır.
Hükümleri birlikte değerlendirildiğinde;
… 1. Asliye Ceza Mahkemesince 25.02.2020 tarihinde tefhim edilen hükme karşı, o yer Cumhuriyet savcısı tarafından tefhim tarihinden itibaren bir aylık süre (7226 sayılı Kanun ve 30.03.2020 tarihli 2480 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı da gözetilerek) geçtikten sonra 05.07.2020 tarihinde temyiz başvurusunda bulunulduğu anlaşılmaktadır.” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 01.07.2021 tarih ve 16737-12828 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 7201 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 11. madde uyarınca duruşmalara iştirak etmeyen o yer Cumhuriyet savcısının 25.02.2020 tarihinde tefhim edilen hükümlere yönelik 05.07.2020 tarihli temyiz isteminin süresinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık …’ın nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/1-b maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası; konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ise aynı Kanun’un 116/1. maddesi uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin … 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.12.2014 tarihli ve 172-570 sayılı hükümlerin, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 18.06.2019 tarih ve 15874-10447 sayı ile; eksik araştırma ile hüküm kurulduğundan bahisle bozulmasına karar verildiği,
Bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda, bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.02.2020 tarih ve 633-166 sayı ile sanığın her iki suçtan da beraatine karar verildiği,
Yoklukta verilen bu hükümlerin görüldü işlemleri için o yer Cumhuriyet savcısına 05.07.2020 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine aynı tarihte Cumhuriyet savcısının temyiz talebinde bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete’de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.
1412 sayılı CMUK’da olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, 5271 sayılı CMK’da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir.
İstinaf, ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş hükümlerinin hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesi için kabul edilmiş olan olağan bir kanun yolu olup ikinci derecedir.
Temyiz ise, kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen hükümlerle, bu dairelerin hükme esas teşkil eden ara kararlarına ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca iade taleplerine ilişkin ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı başvurulan bir olağan kanun yoludur. Ayrıca bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce Yargıtay denetiminden geçen kararların da temyiz kanun yoluna tabi olduğunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 5271 sayılı CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul yasası sisteminde, yasa yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun’un “Temyiz ve karar düzeltme” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır.” hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağı öngörülmüştür. Başka bir anlatımla, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK’nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Bu genel açıklamalardan sonra temyiz başvuru usulünün ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir.
Yargılama makamlarının verdikleri kararlarda bir aykırılık veya yanılma olması durumunda bu hataları giderme yetkisi “kanun yolu” adı verilen denetim ile sadece yargılama makamları tarafından yapılabilir. Kanun yolu, aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından, sanık ve katılan için olduğu kadar toplum için de büyük bir teminat olduğundan, bir insan hakkıdır (Feridun Yenisey – Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, Seçkin Yayınevi, … 2017, s. 859, 860.).
Bu anlayışa paralel olarak, Anayasa’nın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu vurgulanmış, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde yargılamada sanığa tanınması gereken asgari haklar belirtilerek adil yargılanma hakkının kapsamı belirlenmiştir.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda olduğu gibi temyiz kanun yoluna başvurabilecek kişiler açıkça ve ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak temyiz de olağan bir kanun yolu olup kanun yollarına ilişkin genel hükümlere göre kanun yollarına başvurma hakkı olanlar temyiz kanun yoluna da başvurabilirler. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar, verilen hüküm veya karar nedeniyle hukuki hakları zarar gören üçüncü kişiler, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşinin temyiz kanun yollarına başvuru hakkı bulunmaktadır.
Olağan kanun yollarından sayılan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca bozmadan önceki ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310. maddesine göre iki şartın varlığı gereklidir.
Bunlardan ilki istek şartıdır. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan “davasız yargılama olmaz” ilkesine uygun olarak temyiz davasının kendiliğinden açılması mümkün olmayıp, bu konuda bir talebin bulunması gereklidir.
Uyuşmazlık konusu olayda istek şartının gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmadığından temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci şart olan süre şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
1412 sayılı CMUK’nın 310. maddesi;
“Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime tasdik ettirilir.
Hükmün tefhimi sanığın yokluğunda olmuşsa bu süre tebliğ tarihinden başlar.
Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir.” şeklinde hüküm altına alınmış olup bu düzenlemeye göre genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre, hükmün tefhiminden, tefhim edilmemiş ise tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir. Temyiz süresi, anılan maddenin üçüncü fıkrasındaki farklı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar bakımından bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlayacaktır.
5271 sayılı CMK’nın 291. maddesi uyarınca da temyiz davası açılması için hükmün açıklanmasından itibaren yedi günlük bir süre öngörülmüş iken 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nın 291. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yedi” ibaresi “on beş” şeklinde değiştirilerek temyiz süresi on beş güne çıkarılmış, maddenin 2. fıkrasında hükmün, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanması hâlinde sürenin tebliğ tarihinden başlayacağı düzenlenmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kanun yoluna başvurma hakkını düzenleyen 260. maddesi ise;
“Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.
Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.
Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.”
Düzenlemesini taşımakta olup 6545 sayılı Kanun ile “Sulh ceza mahkemesi” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.
Uyuşmazlık konusunu ilgilendirmesi nedeniyle Cumhuriyet savcısının asliye ceza mahkemesindeki duruşmalara katılamayacağına ilişkin yasal düzenlemeler üzerinde de durulması gerekmektedir.
14.04.2011 tarihli 27905 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak bazı maddeleri yayım tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 3. madde uyarınca “01.01.2014 tarihine kadar, asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz ve katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz. Ancak, verilen hükümler ile tutuklamaya veya salıverilmeye ilişkin kararlara karşı Cumhuriyet savcısının kanun yoluna başvurabilmesi amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.” şeklinde düzenlenmeye yer verilmiş olup asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısının hazır bulunmayacağına ilişkin bu süre önce, 12.12.2014 tarihli ve 29203 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 9. madde uyarınca 31.12.2019 tarihine kadar, daha sonra da, 24.12.2019 tarihli ve 30988 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7201 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. madde uyarınca 01.09.2020 tarihine kadar uzatılmıştır.
Görüldüğü gibi, 6217 sayılı Kanun değişikliğinden önce asliye ceza mahkemesi duruşmasına iştirak eden Cumhuriyet savcılarının kararın huzurlarında tefhim kılındığı tarihten itibaren bir hafta içinde temyiz talebinde bulunabileceklerine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmiş iken 6217 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında 01.09.2020 tarihine kadar asliye ceza mahkemelerince verilen temyiz edilebilir nitelikte hükümlerin Cumhuriyet savcıları tarafından hangi süre içinde temyiz edilebileceklerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, Cumhuriyet savcılarının mevcut temyiz haklarını hangi süre içinde kullanabilecekleri ve bu sürenin ne zaman başlayacağına ilişkin uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerdeki Cumhuriyet savcılarının mülhakat ceza mahkemesi kararlarını temyiz etmelerine olanak sağlayan yasal düzenlemelerin geçmişten itibaren geçirdiği evrelerin incelenmesi ve mevcut yasal düzenleme ortaya konularak yürürlükteki hukuk düzeninin bütünlüğü de dikkate alınıp bu husustaki mevcut hukuki boşluğun giderilmesi gerekmektedir.
1926 yılında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun kabulünden sonra savcılık örgütünün oluşumunda da değişikliğe gidilmesi ihtiyacı hissedilmiş, aynı yıl içinde yürürlüğe konulan 825 sayılı Türk Ceza Kanununun Mevkii Mer’iyete Vaz’ına Müteallik Kanun’un 28. maddesiyle, 469 sayılı Mehakim’i Şer’iyenin İlgasına ve Mehakimin Teşkilatına Ait Ahkâmı Muaddil Kanun’un 5. maddesi değiştirilmiştir. Sözü edilen 5. maddenin birinci fıkrasında; her asliye mahkemesi nezdinde bir savcılık örgütü kurulması hükme bağlanmış, ikinci fıkrasında; ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerdeki savcının, bu mahkemenin yargı yetkisi dahilindeki asliye ve sulh mahkemelerinden verilen kararlara karşı otuz gün içinde itiraz ve temyiz yetkisinin bulunduğu belirtilmiş, 3. fıkrasında ise, bu savcıların, kendi merkezlerindeki mahkemelerden verilen kararlara karşı temyize başvurma sürelerinin, “kanunen belli olan süre” olduğu ifade edilmiştir.
Ceza mahkemelerinden verilen hükümlerin temyiz koşulları ve süresi, 1929 yılında yürürlüğe giren 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nda yeniden belirlenmiş ve 310. maddenin birinci fıkrasında, temyiz isteminin hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde yapılabileceği, üçüncü fıkrasında ise, sulh mahkemelerinin temyizi mümkün kararlarının yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebileceği hükme bağlanmıştır.
Görüldüğü üzere, 469 sayılı Kanun’un değişik 5. maddesinde otuz günlük temyiz süresinin tebliğden mi yoksa tefhimden mi başlayacağı açıkça belirtilmemiş, 1412 sayılı CMUK’da da sadece ağır ceza Cumhuriyet savcılarının sulh ceza mahkemesi kararlarını temyiz süresi ile bu sürenin başlangıç tarihi düzenlenmiştir. Bu nedenle başlangıçta, üst Cumhuriyet savcılarının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik otuz günlük temyiz süresinin hangi tarihten itibaren başlayacağı yolunda bazı görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ise de, çeşitli yargısal kararlarda vurgulandığı ve uygulamada da benimsendiği üzere bu sorun, sulh ceza mahkemeleri ile paralellik sağlanabilmesi için, mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin başlangıcı bakımından da tefhim tarihinin esas alınması suretiyle çözüme kavuşturulmuştur.
Bu yasal düzenlemelerin yürürlükte bulunduğu dönemde, ağır ceza mahkemesi nezdinde görevli Cumhuriyet savcılarının;
a) Gerek ağır ceza merkezindeki gerekse mülhakattaki sulh ceza mahkemesi kararlarını CMUK’nın 310/son maddesi uyarınca tefhimden itibaren bir ay,
b) Ağır ceza merkezinde bulunan asliye ceza mahkemesi kararlarını CMUK’nın 310/1. maddesi uyarınca tefhimden itibaren bir hafta,
c) Mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarını ise 469 sayılı Kanun’un 5/2. maddesi gereğince otuz gün içinde temyiz edebilecekleri görüşü benimsenmiştir.
Uygulama bu doğrultuda sürdürülürken, ceza yargılaması yönteminde değişiklik yapılması ve istinafın da içinde yer aldığı bir sistemin hayata geçirilmesi amacıyla, hemen tümü 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren bir çok yasal düzenleme gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, bir yandan 469 ve 825 sayılı Kanunlar ile 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılırken, bir yandan da 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girmiştir. Ancak o tarih itibarıyla istinaf denetimini gerçekleştirecek olan bölge adliye mahkemelerinin kuruluşu tamamlanamadığından kanun koyucu bu durumu dikkate alarak, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8. maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete’de ilan edilecek olan göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağını hükme bağlamıştır.
Yeni düzenlemelere göre, ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcılarının yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin kararlarına ilişkin temyiz süresini düzenleyen 469 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılması ve 1412 sayılı CMUK’nın uygulanması gereken hâllerde de münhasıran bu hususu düzenleyen bir hükmün mevcut olmaması nedeniyle ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 06.11.2007 tarihli ve 167-222 sayılı kararında vurgulandığı üzere bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten önceki evrede aleyhine temyiz yoluna başvurulan kararlar söz konusu olduğunda başka bir ifadeyle, 1412 sayılı CMUK’nın 305 ile 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde ağır ceza Cumhuriyet savcılarının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin adı geçen Kanun’un 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirleneceği, bu durumda temyiz süresinin tefhimden itibaren bir ay olduğu sonucuna ulaşılmış, Ceza Genel Kurulunun 10.06.2014 tarihli ve 834-321 sayılı kararında da, aynı ilkeler benimsenerek 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde, Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin bu Kanun’un 310. maddesinin üçüncü fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirleneceği ve bu sürenin tefhim tarihinden itibaren bir ay olduğu kabul edilmiştir. Başka bir ifadeyle 6217 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca asliye ceza mahkemesi duruşmasına katılamayan Cumhuriyet savcılarının bu mahkemenin kararlarını temyiz süresine ilişkin hukuki boşluk, 1412 sayılı CMUK’nın “Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir.” şeklinde düzenleme içeren 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle giderilmeye çalışılmış ve önceki uygulamalar devam ettirilmiştir.
Diğer taraftan, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 84. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 6. madde uyarınca sulh ceza mahkemeleri yürürlükten kaldırılarak sulh ceza hâkimlikleri kurulmuş, bu maddenin yürürlüğe girdiği 28.06.2014 tarihi itibarıyla sulh ceza mahkemelerinde görülmekte olan dava dosyalarının bir ay içinde yetkili asliye mahkemelerine devredileceği hükme bağlanmıştır.
1412 sayılı CMUK’nın yürürlükten kaldırılmasına rağmen 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrası ile, bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete’de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddelerinin uygulanacağına ilişkin istisnai bir düzenlemeye yer verilmesi karşısında, uyuşmazlığın çözümü bakımından 5271 sayılı CMK’nın istinaf başvurusunun süresini belirleyen 273 ve temyiz süresini düzenleyen 291. maddeleri de kıyaslamada dikkate alınamayacaktır. Öte yandan, 7035 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin birinci fıkrası ile; “Bu Kanunla, 5271 sayılı Kanun’un 291. maddesi ile 6100 sayılı Kanun’un 361. maddesinde temyiz sürelerine ilişkin olarak yapılan değişiklikler, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanır.” hükmü öngörülmüş olup 1412 sayılı CMUK’nın temyiz süresine ilişkin hükümlerine de atıf yapma imkanı bulunan kanun koyucunun bilinçli bir tercih göstererek bu yönde bir düzenlemeye yer vermemesi dikkate alındığında, istinaf öncesi veya sonrası ayrımı yapılmaksızın 05.08.2017 tarihinden sonra verilen tüm kararların on beş günlük temyiz süresine tabi olduğundan da bahsedilemeyecektir.
Aksi düşüncenin kabulü, yasa koyucunun açık bir irade sergileyerek henüz uygulanmasını istemediği bir yasa normunun yorum yoluyla uygulanması anlamına gelir ki, bu şekilde ulaşılan sonucun da Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen, ayrıca Anayasanın 38. maddesi ile güvence altına alınan “kanunilik ilkesine” aykırı olacağı açıktır.
Bu durumda Cumhuriyet savcılarının duruşmasına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarını hangi sürede temyiz edeceklerine ilişkin sorunun, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrası ile yerleşmiş içtihatlar doğrultusunda, 1412 sayılı CMUK’nın 310. maddesi kıyasen uygulanarak çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu aşamada 26.03.2020 tarihli ve 31080 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7226 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun üzerinde de durulması gerekmektedir.
Söz konusu Kanun’un geçici 1. maddesi;
“(1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;
a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,
b) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler 22/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,
itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.
(2) Aşağıdaki süreler bu maddenin kapsamı dışındadır:
a) Suç ve ceza, kabahat ve idari yaptırım ile disiplin hapsi ve tazyik hapsi için kanunlarda düzenlenen zamanaşımı süreleri.
b) 5271 sayılı Kanunda düzenlenen koruma tedbirlerine ilişkin süreler.
c) 6100 sayılı Kanunda düzenlenen ihtiyati tedbiri tamamlayan işlemlere ilişkin süreler.
(3) 2004 sayılı Kanun ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlar kapsamında;
a) İcra ve iflas daireleri tarafından mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilmiş olan satış gününün durma süresi içinde kalması halinde, bu mal veya haklar için durma süresinden sonra yeni bir talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilir. Bu durumda satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılır ve ilan için ücret alınmaz,
b) Durma süresi içinde rızaen yapılan ödemeler kabul edilir ve taraflardan biri, diğer tarafın lehine olan işlemlerin yapılmasını talep edebilir,
c) Konkordato mühletinin alacaklı ve borçlu bakımından sonuçları, durma süresince devam eder,
ç) İcra ve iflas hizmetlerinin aksamaması için gerekli olan diğer tedbirler alınır.
(4) Durma süresince duruşmaların ve müzakerelerin ertelenmesi de dâhil olmak üzere alınması gereken diğer tüm tedbirler ile buna ilişkin usul ve esasları;
a) Yargıtay ve Danıştay bakımından ilgili Başkanlar Kurulu,
b) İlk derece adli ve idari yargı mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri bakımından Hâkimler ve Savcılar Kurulu,
c) Adalet hizmetleri bakımından Adalet Bakanlığı,
belirler.” şeklinde düzenlenmiştir.
Söz konusu düzenlemeyle Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla bazı sürelerin işlemesinin 13.03.2020 (bu tarih dahil) tarihinden 30.04.2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar durdurulmasına, durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan sürelerin ise durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılmasına imkân sağlanmıştır.
Yine 30.04.2020 tarihli ve 31114 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 29.04.2020 tarihli ve 2480 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı uyarınca; yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla 7226 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesindeki durma süresi 01.05.2020 (bu tarih dahil) tarihinden 15.06.2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar uzatılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık …’ın nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/1-b maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası; konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ise aynı Kanun’un 116/1. maddesi uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin … 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.12.2014 tarihli ve 172-570 sayılı hükümlerin, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 18.06.2019 tarih ve 15874-10447 sayı ile; eksik araştırma ile hüküm kurulduğundan bahisle bozulmasına karar verildiği, bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda, bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.02.2020 tarih ve 633-166 sayı ile sanığın her iki suçtan da beraatine karar verildiği, hükümlerin görüldü işlemleri için 7201 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 11. madde uyarınca duruşmalara iştirak etmeyen o yer Cumhuriyet savcısına 05.07.2020 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine aynı tarihte Cumhuriyet savcısının temyiz talebinde bulunduğu olayda;
Ceza muhakemesi sistemimizde hükümlerin temyiz edilebilmelerinin kural, temyiz edilememelerinin ise istisna oluşu, hukuk normlarının yorumlanmasında, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen “Hak arama hürriyeti” ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde hüküm altına alınan mahkemelere erişim hakkının gözetilmesi gerekliliğine ilişkin düzenlemeler ve “Silahların eşitliği” ilkesi dikkate alındığında, kamu davasının ilgililerinden olan Cumhuriyet savcısının etkin bir şekilde temyiz kanun yoluna başvurma hakkı olduğunda herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte,
5271 sayılı CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, 1412 sayılı CMUK’nın yürürlükten kaldırılmasına rağmen 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrası ile, bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete’de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddelerinin uygulanacağına ilişkin emredici ve istisnai nitelikte bir düzenlemeye yer verilmesi karşısında, her ne kadar 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca 28.06.2014 tarihi itibarıyla sulh ceza mahkemeleri yürürlükten kaldırılmış ise de, kanun koyucunun, bu mahkemelerin temyiz süresine ilişkin hükümlerine de atıf yapma imkanı bulunduğu hâlde bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemesi de dikkate alınarak, 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde, Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin bu Kanun’un 310. maddesinin üçüncü fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirlenmesi gerektiği ve bu sürenin tefhim tarihinden itibaren bir ay olduğu, 7201 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 11. madde uyarınca duruşmalara iştirak etmeyen o yer Cumhuriyet savcısının 25.02.2020 tarihinde tefhim olunan hükme yönelik, 05.07.2020 tarihinde gerçekleştirdiği temyiz talebinin, COVİD-19 salgını nedeniyle 13.03.2020 tarihinden 15.06.2020 tarihine kadar uygulanan durma süresi göz önünde bulundurulduğunda da bir aylık süresinden sonra yapıldığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 21.04.2021 tarihli ve 9278-7779 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Cumhuriyet savcısının, … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2020 tarihli ve 633-166 sayılı hükümlerine yönelik temyiz isteminin, süresinden sonra yapılmış olması nedeniyle 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310 ve 317. maddeleri gereğince REDDİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 09.12.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.