YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2021/399
KARAR NO : 2023/476
KARAR TARİHİ : 27.09.2023
İtirazname No : 2021/94751
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 19-44
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Bankacılık zimmeti suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 22/3-ilk cümlesi ile 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 80, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 10 yıl 8 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, amme hizmetlerinden yasaklanmasına ve mahsuba ilişkin İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.06.2009 tarihli ve 20-20 sayılı hükmün, katılanlar Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve Birleşik Fon Bankası vekilleri ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 28.10.2010 tarih ve 2049-15663 sayı ile; “…Mahkemece İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 19.3.2002 tarih ve 1251/75 sayılı İddianamesine konu eylemler hakkında sanıklar …, …, … ve …’un savunmasının alınmadığı, 5.12.2005 tarihli duruşmada birleştirilen 2001/187 Esas sayılı dosyada sanıkların savunmasının alındığı belirtilmişse de 17.8.2001, 11.10.2001 tarihinde alınan savunmaların anılan iddianameye ait bulunmadığı gibi 5.4.2004 günü alınan savunmaların da 6.11.2003 tarih ve 1912/390-1536 sayılı iddianame konusu (birleştirilen 2004/20 Esas) dosyaya ait olduğu gözetilmeyerek savunma haklarının kısıtlanması,
b- Hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporlarında 18.6.2003 tarih ve 7332/5795 sayılı iddianame konusu eylemler hakkında görüş bildirilmediği de gözetilerek alınacak savunmalar doğrultusunda gerektiğinde oluşa dair yeniden bilirkişi incelemesi de yaptırılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdiri gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi, “ isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesince 05.11.2012 tarih ve 9-50 sayı ile; sanığın basit banka zimmeti suçundan 4389 sayılı Kanun’un 22/3-ilk cümlesi ve 765 sayılı TCK’nın 80, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 10 yıl 8 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, amme hizmetlerinden yasaklanmasına ve mahsuba karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafii ve katılanlar Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve Birleşik Fon Bankası vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 26.03.2014 tarih ve 17552-5718 sayı ile; düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Sanık tarafından 25.04.2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine verilen 25.03.2015 tarihli ve 2014/5909 sayılı ihlal kararına istinaden dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesi sonrasında İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesince 23.06.2015 tarihli ve 9-50 sayılı ek karar ile sanık hakkında verilen hükmün infazının durdurulmasına, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer olduğuna karar verilmiştir.
İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yeniden yargılama neticesinde 12.07.2016 tarih ve 19-44 sayı ile; sanık hakkında verilen önceki mahkûmiyet hükmünün iptaline, sanığın 4389 sayılı Kanun’un 22/3-ilk cümlesi ile 765 sayılı TCK’nın 80, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, amme hizmetlerinden yasaklanmasına ve mahsuba ilişkin hükmün de Cumhuriyet savcısı, katılanlar Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Birleşik Fon Bankası vekilleri ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 24.05.2021 tarih ve 2832-6484 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 30.09.2021 tarih ve 94751 sayı ile;
” …Suç tarihinde Toprakbank Merkez Şube Müdiresi olan sanığın müteselsilen banka zimmeti suçunu işlediğinin kabulü ile hakkında suç tarihinde yürürlükte olan lehe 4389 sayılı Bankacılık Kanununun 22/3 madde ilk cümlesi uyarınca temel ceza tespit edilmiş ve yine suç tarihinde yürürlükte olan lehe 765 sayılı TCK’nın 80. maddesi ile eylemin müteselsilliği tespit edilmiştir. Müteselsilliğe esas alınan eylemlerin tarihlerine bakıldığında ilk eylemin 03.08.1999 olduğu son eylemin ise 2703.2002 olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre suç tarihi teselsülün kesildiği 27.03.2002 olarak kabul edilmektedir.
Suç tarihi itibariyle 4389 sayılı Bankacılık Kanunu2nun 22/3. maddesi şu şekildedir. ‘3.Banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan veya muhafazaları, denetim veya sorumlulukları altında bulunan bankaya ait para veya sair varlıkları zimmetlerine geçirirlerse altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkum edilirler. Bu fıkrada gösterilen suç, bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmişse faile oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç katı kadar ağır para cezası verilir. Ayrıca, meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece re’sen ödettirilmesine hükmolunur. Zararın kovuşturma yapılmadan önce tamamıyla ödenmiş olması halinde cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş ise üçte bir oranında indirilir.’
Görüldüğü gibi uygulama maddesinin öngördüğü cezanın üst sınırı ’12 yıl (ağır) hapis’ şeklinde düzenlenmiştir. Suç tarihinde yürürlükte olan lehe 765 sayılı TCK’nın 102/3 maddesine göre atılı suç için öngörülen olağan dava zamanaşımı süresi suç tarihinden itibaren 10 yıldır. Yine aynı kanunun 104. maddesine göre dava zamanaşımını kesen nedenler; ‘1-Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir. 2-Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanın kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müddetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.’ şeklinde sayılmış ve en fazla yarısı kadar dava zamanaşımı süresinin uzayabileceği düzenlenmiştir. Mevdut dosya içeriğine göre olağanüstü dava zamanaşımı süresi 15 yıl olarak hesaplanabilecektir.
Mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesi ile birlikte olağan ve olağanüstü dava zamanaşımı süresinin işlemesi biter ve kesinleşen ceza süresine göre düzenlenen ceza zamanaşımı süreni işlemeye başladığı bilinen bir hukuki gerçekliktir. Ancak mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesine neden olan hukuki işlem bir nedenle hukuki geçerliliğini yitirirse dava zamanaşımı hiç kesilmemiş gibi işlemeye devam eder. Zamanaşımı cezayı düşüren diğer nedenler gibi yargılama hukukuna ilişkin bir mesele olmayıp ceza hukuku kuralıdır (Sulhi Dönmezer, Ceza Genel Hukuku Dersleri, 2003, sh.365.). Dava ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda Anayasanın 38/2 yollamasıyla 1. fıkrası uyarınca suçun işlendiği zaman yürürlükte olan yasanın esas alınacağı sabittir.
İtiraza konu yargılamada suç tarihi 27.03.2002 olarak tespit edilmekle dava zamanaşımı bu tarihten itibaren başlamıştır. Mahkemesince atılı suçtan kurulu ilk mahkumiyet hükmü İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesince 01.06.2009 tarihinde 2004/20 Esas 2009/20 Karar numarası ile kurulmuş, bu hüküm yüksek Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2010/15663 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmek suretiyle işlemekte olan dava zamanaşımını dudurmamıştır. Yüksek Dairenin bozma kararına uyan İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi yargılamaya devamla bu defa 05.11.12 tarihli kararı ile mahkûmiyet hükmünü tesis etmiş, bu mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz istemleri üzerine yüksek Yargıtay 7. Ceza Dairesi 26/03/2014 tarih ve 2014/5718 Karar sayılı kararı ile sanıklar …, …, …, … ve …. hakkında kurulu mahkumiyet hükümlerini sair yönlerden düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. Böylece adı geçen sanıklar hakkında dava zamanaşımı bitmiştir. Ancak yüksek Dairenin bu onama kararı aleyhine sanıklar … ve … vekili Anayasa Mahkemesine bireysel hak ihlali iddiası ile başvurmuş, Anayasa Mahkemesi 25.03.2015 tarih ve 2014/5909 Başvuru numarası ile sair yönlerden hak ihlali ve yeniden yargılama kararı vermiştir. Böylece dava zamanaşımını bitiren hukuki işlem hukuki geçerliliğini bu karar üzerine bu tarihte yitirmiştir. Bir görüşe göre dava zamanaşımı bu tarihten itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder, bir başka görüşe göre ise kesen işlem hukuki geçerliliğini yitrirmekle hiç kesilmemiş saılarak suç tarihinden itibaren işlemeye devam eder. Her iki görüşe göre de bu dosya ve suç yönünden aşağıda hesaplandığı üzere onama tarihinde dava zamanaşımı dolmaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu kararı üzerine mahkemesince dava yeniden esasa kayıt edilerek yargılamaya devam olunmuş ve bu defa sanık … hakkında beraat, sanık … hakkında mahkumiyet hükmü kurulmuş, bu beraat ve mahkumiyet hükümleri de yüksek Yargıtay 7. Ceza Dairesinin itiraza konu kararı ile onanmasına karar verilmiştir.
Resen uygulanacak olan zamanaşımının tarafların ileri sürmesine gerek olmaksızın her aşamada dikkate alınması esastır. Yukarıdaki verilerden hareket edildiğinde sanık … yönünden 27/03/2002 tarihinden Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 26/03/2014 mahkumiyet hükmünün onanmasına dair kararına kadar tam 12 yıl geçmiştir. Anayasa Mahkemesince hak ihlali ve yeniden yargılama kararının verildiği 25.03.2015 tarihinde dava zamanaşımı süresi yeniden başlamış ve geri kalan 3 yıllık süre 25.03.2018 tarihinde dolmuştur. Suç tarihinde 5237 sayılı TCK 66/5 maddesinin yürürlükte olmadığı ve hatta 5237 sayılı TCK’nın ilk yürürlüğe girdiği tarihte dahi bu fıkranın Kanunda yer almadığı gözetildiğinde bu dosya ve adı geçen sanık hakkında uygulanamayacağı hatta 765 sayılı TCK’da da bu yönde dava zamanaşımını yeniden baştan başlayacağına dair bir düzenleme ve uygulama pratiğinin olmadığı gözetildiğinde adı geçen sanık ve mahkumiyet hükmüne esas alınan eylemler yönünden dava zamanaşımının dolduğu hukuki gerçekliktir. Ve hatta dava zamanaşımını durduran hukuki işlemin geçerliliği bir başka işlemle kaldırıldığında dava zamanaşımının hiç kesilmemiş sayılması dahi kabul edilmektedir, bu anlamda hesaplama yapıldığında 27.03.2002 tarihinden itibaren 15 yıllık olağanüstü dava zamanaşımının 28.03.2017 tarihinde dolduğu da söylenebilecektir. Her halükarda yerel mahkemenin hüküm tarihi olan 12.07.2016 tarihinde dolmayan dava zamanaşımı süresinin temyiz safhasında dolduğunun kabulü ile 24.05.2021 olan temyiz inceleme tarihinde dolan dava zamanaşımı nedeniyle düşme hükmü verilmesi gerektiği,” düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308/3. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 11.10.2021 tarih ve 24388-12135 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında basit bankacılık zimmeti suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 25.03.2015 tarihli Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü üzerine verilen mahkûmiyet hükmüne ilişkin dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Toprakbank AŞ Merkez Şubesinde 03.08.1999-05.04.2000 tarihleri arasında Merkez Şube Müdürü unvanıyla çalışan sanık ile banka çalışanı olan inceleme dışı sanıklar hakkında 20.08.1999-27.03.2002 tarihleri arasında yaptıkları usulsüz işlemlerle banka parasını zimmetlerine geçirdikleri iddiasıyla kamu davası açıldığı ve yargılama sürecinin kararımızın “HUKUKİ SÜREÇ” başlığı altında aktarıldığı şekilde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Açıklamalar
Dava zamanaşımına ilişkin olarak TCK’nın 66. maddesinin 5. fıkrasına değinmeden önce anılan Kanun hükmü ile uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından yargılamanın yenilenmesi yoluna dair açıklama yapılmasında fayda bulunmaktadır.
Olağanüstü kanun yollarından biri olan yargılamanın yenilenmesi CMK’nın 311 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup Kanun’un 311. maddesinde hükümlü lehine; 314. maddesinde ise sanık veya hükümlü aleyhine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş, 318 ve sonraki maddelerinde de yenileme istemi üzerine izlenecek usûl hükümleri düzenlenmiştir. Yargılamanın yenilenmesi istemi, Kanun’da belirlenen şekilde yapılmamış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek hiçbir neden gösterilmemiş ya da bunu doğrulayacak deliller açıklanmamış ise bu istem kabule değer görülmeyerek reddedilecektir. Aksi hâlde yargılanmanın yenilenmesi istemi, bir diyeceği varsa yedi gün içinde bildirilmek üzere Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa tebliğ olunacak, deliller toplanacak, delillerin toplanması işlemi bittikten sonra Cumhuriyet savcısı ve hakkında hüküm kurulmuş olan kişiden yedi günlük süre içinde görüş ve düşüncelerini bildirmeleri istenecektir. CMK’nın 321. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddiaların yeterince doğrulanmadığı veya 311. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hâllerde işin durumuna göre söz konusu iddiaların daha önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisinin olmadığının anlaşılması hâlinde, yenileme istemi esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilecektir. Aksi hâlde mahkemece yargılamanın yenilenmesine ve duruşma açılmasına karar verilecektir. Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylayacak veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verecek, yargılamanın yenilenmesi işlemi hükümlünün lehine olarak yapılmışsa yeniden verilecek hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremeyecektir.
Yargılamanın yenilenmesinde, kanun yollarına başvuru bakımından genel kurallar uygulanacaktır. Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olduğuna veya olmadığına ilişkin kararlar ile ikinci aşamada deliller toplandıktan sonra duruşma açılmaksızın verilen yenileme talebinin kabulü veya esassız olması nedeniyle reddi kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilecek, yargılamanın yenilenmesi istemi üzerine yeniden duruşma açılarak verilecek hükümlere karşı ise temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir.
Gelinen bu aşamada yeniden yapılacak yargılamalarda dava zamanaşımına ilişkin hükümlerin uygulanıp uygulanamayacağının, uygulanacak ise de hangi şartlarda uygulanacağının belirlenmesi bakımından 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 66. maddesinin 5. fıkrasına ve bu hükmün, aynı Kanun’daki değişiklik öncesi hâli ile mülga 765 sayılı Kanun’daki karşılığı olan 109. maddeye değinilmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK’nın 109. maddesi; “Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar muhakemesi görülmek lazımgelen mahkumünaleyhin ahiren vaki olan mahkumiyeti evvelki mahkumiyetinden daha hafif bir cezayı mutazammın ise müruru zaman müddeti sonraki hüküm ile tertip olunacak cezaya göre hesap olunur” şeklinde düzenlenmiştir.
TCK’nın “Dava zamanaşımı” başlıklı 66. maddesinin 5. fıkrası ise; “Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar yargılanması gereken hükümlünün, sonradan yargılanan suça ait üçüncü fıkrada yazılı esasa göre belirlenecek zamanaşımı göz önünde bulundurulur.” hükmüne yer verilmiş olup bu hükmün gerekçesindeki; “01.03.1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun 109 uncu maddesinde yer alan hüküm uygulamada duraksamaları yok etmek amacıyla yeni metne aktarılmıştır.” açıklamasıyla da 765 sayılı Kanun’da yer alan hükme benzer bir düzenlemeye TCK’da da yer verildiği belirtilmiştir. Anılan Kanun hükmü, 5377 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile; “Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar.” şeklinde değiştirilerek son hâlini almıştır.
TCK’nın 66. maddesinin 5. fıkrasında yapılan bu değişikliğin gerekçesi ise; “Yargılamanın yenilenmesi gibi aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, zamanaşımına açıklık getirmeye yönelik olarak bu fıkra metninde değişiklik yapılmıştır. Bu durumlarda, dava zamanaşımı süresi, tekrar yargılama konusu suç bakımından belirlenecektir. Tekrar yargılama konusu suça ilişkin zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi de, bu husustaki talebin mahkemece kabul edildiği tarih olacaktır. Tekrar yargılama konusu suça ilişkin zamanaşımı süresi bakımından, maddenin birinci fıkrasındaki süreler dikkate alınacaktır. Bu düzenlemeyle güdülen asıl amaç, yeniden yargılama söz konusu olan hallerde, bu nedenle dava zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle yargılamaya son verilmesi yönündeki taleplerin önüne geçmektir.” olarak belirtilip, yapılan değişiklikle yeniden yapılacak yargılamalarda tarafların zamanaşımı sürelerinin dolduğu gerekçesiyle mahkemelerden bu konuda talepte bulunulmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı açıkça belirtilmiştir.
Anılan hükümler ve gerekçelerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda 765 sayılı TCK’da muhakemenin iadesine karar verilmesinin dava zamanaşımına tesir edeceğine ilişkin bir hüküm mevcut değildir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 12.01.1942 tarihli ve 16-16 sayılı kararında; kesinleşen hükümlerin muhakemenin iadesi yoluyla yeniden incelenmesinde dava zamanaşımının mevzu bahis olamayacağına hükmedilmiştir.
Buna göre, 765 sayılı TCK ve 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi durumunda, yeniden yargılamaya konu edilen davada zamanaşımı söz konusu olmayacaktır. Ancak, yeniden yargılama sonucu suç vasfında değişme olmuş, değişen suç vasfına göre yeniden belirlenen zamanaşımı önceki yargılamada gerçekleşmiş ise yeniden yapılan yargılama sonucunda 765 sayılı TCK’nın 109. maddesi uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının da zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK açısından konu incelendiğinde ise aynı Kanun’un 66/5. maddesi uyarınca aynı fiilden dolayı tekrar yargılanmayı gerektiren hâllerde zamanaşımının söz konusu olacağı, ancak zamanaşımının yeniden yargılama yapılması talebinin kabulünden itibaren yeni baştan işlemeye başlayacağı hükme bağlanmış ve yeniden yapılacak bu yargılamada zamanaşımının mümkün olduğu açıkça ortaya konulmuştur.
Tüm bu anlatılanlarla birlikte anılan Kanun hükümlerinde yer alan tekrar muhakeme veya tekrar yargılama ibarelerinin Kanun metinlerinde hangi anlamlarda kullanıldığının değerlendirilmesine gelince, bu ibareleri teknik anlamda yargılamanın yenilenmesi olarak anlamak gereklidir (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 770; Kubilay Taşdemir, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, 2. Baskı, Ankara, 2015, s. 185, İsmail Malkoç, Açıklamalı İçtihatlı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Malkoç Kitabevi, Cilt I, Ankara, 2007, s. 430).
Özellikle 765 sayılı TCK’nın 109. maddesinin karşılığı olarak 5237 sayılı TCK’da yer alan 66. maddesinin 5. fıkrasında ve aynı hükmün gerekçesinde zamanaşımı süresinin yeni baştan başlayacağı tarihin, yeniden yapılacak yargılama talebinin mahkemece kabul edildiği tarih olarak belirtilmesi ve doktrinde olağanüstü temyiz olarak adlandırılan kanun yararına bozma yolunda mahkeme tarafından yapılacak bir kabul müessesesinin öngörülmemesinin yanı sıra temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen bir hükmün, Yargıtayın ilgili dairesince yine temyiz incelemesine benzer şekilde incelenerek kanun yararına bozulmasına karar verilmesi ile talebin mahkemece kabulü kavramının örtüşmemesi ve kanun yararına bozulan hüküm sonrasında yerel mahkemelerce yapılan yargılamanın yeniden başlayan bir yargılama olmayıp önceki yargılamanın devamı niteliğinde olması nedenleriyle tekrar muhakeme veya tekrar yargılama ibareleri ile kastedilenin yargılamanın yenilenmesi kurumu olduğu, bahsi geçen hükümlerin, kanun yararına bozma kararı sonrasında devam edilen yargılamalar yönünden uygulama yerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Toprakbank AŞ Merkez Şubesinde 03.08.1999-05.04.2000 tarihleri arasında Merkez Şube Müdürü unvanıyla çalışan sanık ile banka çalışanı olan inceleme dışı sanıklar hakkında 20.08.1999-27.03.2002 tarihleri arasında yaptıkları usulsüz işlemlerle banka parasını zimmetlerine geçirdikleri iddiasıyla açılan kamu davasında, sanığın eylemine uyan basit banka zimmeti suçu, suç tarihlerinde yürürlükte olan 4389 sayılı Kanun’un 22/3-1. cümlesinde; “Banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan veya muhafazaları, denetim veya sorumlulukları altında bulunan bankaya ait para veya sair varlıkları zimmetlerine geçirirlerse altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkûm edilirler.” şeklinde düzenlenmiş olup yaptırımı 6 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası olarak öngörüldüğünden 765 sayılı Kanun’un 102/3. maddesi uyarınca asli dava zamanaşımı süresi 10 yıl, 104/2. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımı ise 15 yıldır.
Yargılama aşamasında yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanun’un 160/1. cümlesinde ise aynı eylem; “Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçiren banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkûm edilirler.” biçiminde düzenlenmiş olup müeyyidesi 6 yıldan 12 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası olarak belirtildiğinden 5237 sayılı TCK’nın 66/1-d maddesi gereğince asli dava zamanaşımının 15 yıl, 67/4. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımının 22 yıl 6 ay olacağı ve bu hâliyle 765 sayılı TCK’da yer alan zamanaşımı sürelerinin sanık lehine kabul edileceğinde kuşku bulunmamakla birlikte suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK hükümlerine göre yargılamanın yenilenmesi aşamasında eski hükmün iptal edilip failin daha az ceza ile cezalandırılmasına karar verilmesi hâli dışında dava zamanaşımının söz konusu olmadığı sabittir. Buna göre inceleme konusu olayda, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.11.2012 tarihli ve 9-50 sayılı mahkûmiyet hükmünün sanık müdafii ve katılanlar vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince hükmün düzeltilerek onandığı 26.03.2014 tarihinde kesinleştiğinin ve dava zamanaşımının gerçekleşmediğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.09.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.