Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2018/1011 E. 2021/1642 K. 09.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/1011
KARAR NO : 2021/1642
KARAR TARİHİ : 09.12.2021

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin tekstil ürünleri üretim ve ihracat işi yaptığını, ürettiği ürünler için gerekli olan etiketlerin temini konusunda davalı ile anlaştıklarını ve davalıdan temin ettiği etiketleri kullandığı ürün numunesini Avrupa’da bulunan bir alıcı firmaya gönderdiğini, bu alıcı firmanın ürün analizi yaptırdığını ve davalıdan temin edilen etiketlerde sağlık açısından zararlı maddeler bulunduğunun tespit edildiğini, bu durum karşısında müvekkilinin etiketi kullandığı ürünlerden etiketleri sökmek zorunda kaldığını, etiketlerin ürünlerden sökülmesi için yapılan masraflar yanında etiketlerin sökülmesiyle defolu hâle gelen ürünler olduğunu, bu zarar dışında davalıya ödenen etiket parasının da iadesinin gerektiğini, bu amaçla düzenlenen reklamasyon faturasını davalının kabul etmediğini, zararın karşılanması amacıyla İzmir 11. İcra Müdürlüğünün 2013/11996 E. sayılı dosyası ile yapılan icra takibine borçlu davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve takibin devamına, davalının alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; eldeki davada mahkemenin yetkili olmayıp müvekkilinin ikametgâhı olan Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğunu, etiketlerde Türk standartlarına aykırı bir madde olmadığını, davacının müvekkilinden aldığını beyan ettiği ve AOX değerinin yüksek olduğunu iddia ettiği etiketlerin müvekkili tarafından imal edilmediğini ve davacıya satılmadığını, taraflar arasında etiketlerin standardını ve özelliklerini belirleyen bir sözleşme olmadığını, zararlı etiketlerin müvekkili tarafından verilmediğini, davacı tarafça ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını, davalının Avrupa’ya ihracat yapan bir firma olarak önce etiketlerin Avrupa standartlarına uygunluğunu kontrol edip sonra ürünlerinde kullanması gerektiğini, bu yükümlülüğe uymayan davalının zararın artmasına kendisinin sebep olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.04.2015 tarihli ve 2014/942 E., 2015/334 K. sayılı kararı ile; davalı tarafından davacı şirket için üretilen etiketlerin davacıya teslim edilip ürettiği tekstil ürünlerinde kullanıldığı, ürünlerin ihraç edildiği Avrupa’daki firmanın etiketlerin insan ve çevre sağlığına zararlı olduğundan bahisle ürünleri iade etmek istediği, davacı firma tarafından ürünlerin kabul edilerek üzerindeki etiketlerin söküldüğü, etiketlerde AOX fazlalığı olmasının gizli ayıp mahiyetinde olduğu, davacının mail yoluyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 223. maddesine uygun olarak durumu hemen davalıya bildirdiği, bu sebeple davalının bilirkişi raporu ile belirlenen 7.070,65TL zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile itirazın kısmen iptaline, bu tutar üzerinden icra takibinin devamına, fazlaya ilişkin talebin ve icra inkâr tazminatı isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 08.06.2016 tarihli ve 2016/5944 E., 2016/10355 K. sayılı kararı ile;
“…Dava ayıplı mal nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasında yazılı bir satım sözleşmesi bulunmadığı gibi davaya konu etiketlerin teknik özellikleri belirlenmemiştir. Alınan bilirkişi raporunda söz konusu etiketlerin dünyaca kabul gören ve kullanılan GOTS (Global Organik Tekstil Standartları) standartlarına göre AOX maddesinin fazlalığı nedeniyle insan sağlığı açısından zararlı olduğu belirtilmiş ise de; yine aynı bilirkişi raporunda Türk standartlarında söz konusu madde ile ilgili herhangi bir belirleme ve standardın bulunmadığı belirtilmiş olup, bu durumda davalının sözleşmeye aykırı şekilde etiketi üretiminde bulunduğu ispatlanılmamış olmasına ve taraflar arasında söz konusu etiketli ürünlerin yurtdışına ihraç edileceği hususunda bir belirleme de bulunmamasına göre davanın reddi gerekirken,…” gerekçesi ile karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.02.2017 tarihli ve 2016/1466 E., 2017/120 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; alınan bilirkişi raporunda söz konusu etiketlerin dünyaca kabul gören ve kullanılan GOTS (Global Organik Tekstil Standartları) standartlarına göre AOX maddesinin fazlalığı nedeniyle insan sağlığı açısından zararlı olduğu saptanmış ise de; aynı bilirkişi raporunda Türk standartlarında söz konusu madde ile ilgili herhangi bir belirleme ve standardın bulunmadığının belirtilmesi karşısında davalının sözleşmeye aykırı şekilde etiket üretiminde bulunduğunun ispat edilip edilemediği, etiketlerdeki AOX fazlalığının gizli ayıp olarak kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davacının uğradığını iddia etiği zarardan davalının sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Her ne kadar hem Özel Daire bozma kararında hem de mahkeme kararında taraflar arasında yazılı bir satım sözleşmesi bulunmadığı belirtilmiş ise de, eldeki dava eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle bu konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.
13. Bilindiği üzere eser sözleşmeleri iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsuru vardır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür.
14. Bu noktada eser sözleşmesinde “ayıp” ile ilgili genel açıklamaların yapılmasında fayda vardır.
15. Eser sözleşmesi ilişkisinde ayıp, yüklenicinin meydana getirip iş sahibine teslim ettiği eserde bulunan sözleşme ve fenne aykırılıklardır. Başka bir ifadeyle ayıp, sözleşme ve eklerinde kararlaştırılan ve iş sahibinin beklediği amaca göre eserde bulunması gereken bazı vasıfların bulunmaması ya da olmaması gereken bazı bozuklukların bulunması şeklinde tanımlanmaktadır.
16. Eldeki davada uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 474- 478 (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 359-363. maddeleri) ayıplı işler hakkında uygulanır. Bu maddelerde yer alan düzenlemelere göre yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için eserin teslim edilmiş olması ve teslim edilen eserin ayıplı olması, ayıbın iş sahibinden kaynaklanmamış olması, iş sahibinin eseri muayene ve ayıbı ihbar yükümlülüğünü yerine getirerek eseri açık ya da zımnen kabul etmemiş olması gerekir.
17. Eserin ayıplı yapılması sözleşmeye aykırılık teşkil etmekte olup; ayıp, açık ve gizli olabileceği gibi maddî ve hukukî ayıp şeklinde de olabilir.
18. Açık ayıp, eserin teslimini müteakip makul süre içinde yapılan kontrol ve muayene sonucu görülüp tespit edilecek ayıptır.
19. Gizli ayıp ise, basit bir kontrol ve muayene ile tespit edilemeyen, eserin kullanılmaya başlanmasından sonra ortaya çıkan ayıptır.
20. Türk Borçlar Kanunu’nun 474/1. (BK, m. 359/1) maddesi gereğince iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre mümkün olduğunca en kısa sürede eseri gözden geçirip muayene ederek varsa açık ayıpları tespit etmek ve bu ayıpların neler olduğunu tek tek açıklamak suretiyle gecikmeksizin sözlü veya yazılı olarak yükleniciye bildirmesi gerekir. Gerek TBK’da gerekse mülga BK’da iş sahibinin muayene ve ihbar süreleri açıkça belirlenmemiş olup, işin niteliği ve olayın özelliğine, imâl edilen eserin büyüklüğü ve genişliğine göre süreler farklı olacak ve işin uzmanı bilirkişiler tarafından belirlenecektir. Muayene ve gözden geçirmeyi veya ayıbın belirlenmesini iş sahibi bizzat yapabileceği gibi, TBK’nın 474/2. ve mülga BK’nın 359/2. maddesine göre mahkeme aracılığıyla bilirkişi raporu ile de tespit ettirmesi mümkündür. Açık ayıpta iş sahibi muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmezse, eseri kabul etmiş sayılır ve yüklenici açık ayıplarla ilgili sorumluluktan kurtulur.
21. Gizli ayıplarla ilgili mülga BK’nın 359/1. maddesindeki makul sürede muayene ve ihbar yükümlülüğüne ilişkin düzenleme mevcut değildir. Ancak TBK’nın 477/3. maddesi ile mülga BK’nın 362/3. maddesinde, eserdeki ayıbın sonradan ortaya çıkması hâlinde, iş sahibinin gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, aksi takdirde eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı belirtilerek gizli ayıplar yönünden de iş sahibine ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin yükleniciye ayıbı ihbar etmek yükümlülüğü getirilmiştir.
22. Ayıp hâlinde iş sahibinin hakları TBK’nın 475. (BK, m. 360) maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre iş sahibinin seçimlik hakları; eserin iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı olması hâlinde sözleşmeden dönme, eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim yapılmasını isteme veya aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını isteme haklarıdır. İş sahibi bu seçimlik haklarının yanında ayıplı meydana getirilmiş olan eserin neden olduğu zararın tazminini de isteyebilir. Başka bir anlatımla iş sahibi tazminat hakkı ile seçimlik haklarını birlikte kullanabilir. Tazminatın istenebilmesi için de, ayıpta yüklenicinin kusurunun bulunması ve ayıp ihbarının süresinde yapılmış olması gerekir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.09.2021 tarihli ve 2017/(15)6-3030 E., 2021/1077 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
23. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İzmir 11. İcra Müdürlüğünün 2013/11996 takip sayılı dosyasında, alacaklı şirket tarafından borçlu aleyhine 8.020TL asıl alacak olmak üzere toplam 8.268,57TL üzerinden cari alacağa esas olarak ilamsız icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin borçluya 04.10.2013 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun 10.10.2013 tarihindeki ödeme emrine itirazı üzerine takibin durduğu, itiraz dilekçesinin alacaklı vekiline tebliğ edilmediği, eldeki davanın ise 11.11.2013 tarihinde yasal süresi içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır.
24. Organik tekstil ürünlerinin satılacağı dava dışı şirket, etiketlerin sağlığa zararlı madde içerdiğine (AOX maddesi fazlalığı) ilişkin analiz sonuçlarını davacı şirkete mail yoluyla 22.04.2013 tarihinde bildirmiş olup, davacı şirket tarafından davalı tarafa ayıp ihbarı mail yoluyla 23.04.2013 tarihinde yapılmış, bu mailde tekstil ürünleri üzerinde ekotex ve GOTS standartlarına göre AOX maddesinin 5mg sınır değerin altında olması zorunluluğunun bulunduğu, ancak kullanılan etiketlerde AOX değeri 15mg olduğundan sınır değerin oldukça üstünde olduğu bildirilmiştir. Davalı da bu maile cevap olmak üzere 23.04.2013 tarihli mailinde boyahane kapalı olduğundan ertesi gün bilgi verebileceğini belirtmiş; 24.04.2013 tarihinde de, baskı boyası için gerekli sertifikaları mail ekinde davacıya göndermiştir.
25. Bilirkişinin sunmuş olduğu 11.12.2014 tarihli asıl rapor ve 23.02.2015 tarihli ek raporda; davaya dayanak etiketler üzerindeki AOX fazlalığının ancak özel test yöntemleri ve laboratuvar çalışmaları ile ölçülebileceği, laboratuvar incelemeleri sırasında tespit edilen (AOX) sağlığa zararlı madde tespitinde herhangi bir TSE standardının henüz bulunmadığı, TSE’nin buna benzer kontroller için geliştirdiği standartların olmasının beklenemeyeceği, bunun nedeninin bu standartların dünya çapında kabul görmesi gerektiği, bunun yerine dünya çapında kalite onayı almış (akredite edilmiş) bağımsız kalite kontrol merkezlerinin testlerinin, çalışmaları ve raporları ihracat ürünlerinin test işlerinde kabul gördüğü (eldeki davada GOTS Standartları), dava konu etiketlerdeki ayıbın gizli ayıp sınıfına gireceği, satıcının malın her özelliğinin kalitesinden sorumlu olduğu, alıcının aldığı her ürünü kalite kontrol işlemine tabi tutmasının beklenemeyeceği, sonuç itibariyle bu ticari alışveriş sonucu etiketlerdeki AOX fazlalığından dolayı davacının 7.070,65TL zarara uğradığını belirlenmiştir.
26. Önemle vurgulamak gerekir ki; taraflar arasında etiket alımına ilişkin sözleşme yapıldığı, sözleşme sonucunda davalı tarafından davacı şirket için üretilen etiketlerin teslim edildiği, davacı şirketin de bu etiketleri ürettiği tekstil ürünleri üzerinde dikmek suretiyle monte ettiği, ürünlerin Avrupa’ya ihraç edildiği, alıcı firmanın numuneler üzerinde yapmış olduğu testler sonucunda etiketlerin insan ve çevre sağlığına zararlı bulunduğu ve iade edilmek istendiği, davacı firma tarafından ürünler kabul edilerek üzerindeki etiketlerin söküldüğü, bu durumu da hemen maille davalıya bildirildiği, etiketlerde AOX fazlalığının bulunduğu, bu fazlalığın da gizli ayıp mahiyetinde olduğunun kabulü gerekir.
27. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; etiketlerin dünyaca kabul gören ve kullanılan GOTS (Global Organik Tekstil Standartları) standartlarına göre AOX maddesinin fazlalığı nedeniyle insan sağlığı açısından zararlı olduğu belirtilmiş ise de; yine aynı bilirkişi raporunda Türk standartlarında söz konusu madde ile ilgili herhangi bir belirleme ve standardın bulunmadığının açıklandığı, bu durumda davalının sözleşmeye aykırı şekilde etiket ürettiği söylenemeyeceği gibi taraflar arasında söz konusu etiketli ürünlerin yurtdışına ihraç edileceği hususunda bir belirleme de bulunmadığı, böyle olunca direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ile davacı tarafın doğan zarardan müterafik kusurunun bulunduğu direnme kararının belirtilen bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de, bu görüşler yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
28. Hâl böyle olunca; dava konusu etiketlerde uluslararası standartlara göre sağlığa zararlı madde (AOX) bulunmasının gizli ayıp mahiyetinde olması ve davalının doğan zarardan sorumlu tutulması gerektiğinden bahisle verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.
29. Ne var ki, Özel Dairece hükmedilen miktar yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme uygun olduğundan, davalı vekilinin hükmedilen miktara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca miktar yönünden karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.12.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.