YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/320
KARAR NO : 2021/1394
KARAR TARİHİ : 11.11.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesince Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili; kanunların engellilere sağladığı özel tüketim vergisi (ÖTV) istisnasından faydalanmak isteyen davalının istisna kapsamında olup olmadığı konusunda Muğla Vergi Dairesince yapılan inceleme sonrasında vergi istisnasından yararlanabileceğine karar verildiğini, bunun üzerine 2010 Model Toyota marka Corolla aracın ÖTV indirimli olarak davalıya satıldığını, satış işleminin tamamlanmasından yaklaşık üç yıl sonra vergi dairesinin 07.02.2012 tarihli takdir komisyon kararı ile “…Araçta sinyal lambası soldan sağa kumanda edilir hale getirildiğinden ÖTV istisnasından faydalanmaması gerektiğinden 29.250TL dönem matrahının takdirine” şeklinde karar verilerek müvekkili şirkete eksik ödenen ÖTV yanında vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve KDV tahakkuk ettirildiğini, müvekkilinin vergi dairesi ile uzlaşma yoluna giderek ödeme yapmak zorunda kaldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla müvekkili tarafından bu sebeple ödenen toplam 21.355,13TL’nin 27.08.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili; açılan davanın hukukî dayanaktan yoksun ve haksız olduğunu, dava dilekçesinde müvekkilinin sanki vergi istisnası kapsamında olmamasına rağmen ÖTV indiriminden faydalanarak kusurluymuş gibi gösterilmeye çalışıldığını, oysa bir kusur varsa bundan davacı satıcı ve vergi dairesinin sorumlu olduğunu, müvekkilinin yüzde kırk beş oranında engelli olduğunu ve alınan sağlık raporunda otomatik şanzımanlı ve direksiyondan topuzlu araç kullanabileceğinin mütalaa edildiğini, buna göre satılan aracın 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 7/2-b bendindeki istisna kapsamında kaldığını, aracı özel projeyle tadil ederek satan davacının ÖTV indiriminden faydalanıp faydalanılamayacağını denetlemesi gereken kişi konumunda bulunduğunu, idari yargıya başvursa idi muhtemelen iptalini sağlayacağı bir vergi cezası için bu yola başvurmadan uzlaşma yoluna giderek ödeme yapan davacının idari yargıda aracın vergi istisnası kapsamında kaldığını dava konusu yapmamakla kusurlu olduğunu ve bu nedenle ödediği bedeli müvekkilinden rücuen tahsil etmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ilk karar Özel Dairece davada tüketici mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verilen 27.05.2014 tarihli, 2013/887 E., 2014/266 K. sayılı kararla davalının araçta yapılan işlemin mahiyetini bilebilecek durumda olmadığı, davacının vergi dairesince yapılan işleme karşı idari yargıda dava açma ve işlemi iptal ettirme yolu varken uzlaşma yolunu tercih edip ödeme yapmasının davacıyı haklı göstermeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 28.01.2016 tarihli ve 2014/45431 E., 2016/2104 K. sayılı kararı ile davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmeyerek karar onanmıştır.
9. Onama kararına karşı davacı vekilince karar düzeltme talebinde bulunmuş; Özel Dairece bu kez 17.04.2017 tarihli, 2016/8967 E., 2017/4616 K. sayılı karar ile “…Her ne kadar mahkemece, davacı tarafından gündeme getirilen ÖTV vb. vergi muafiyeti sebebiyle davalının haksız zenginleştiği iddiası yönünden toplanan deliller itibariyle karar verildiği açıklanmış ise de; mahkemece vergisel mevzuat ve teknik konular yönünden gerekli inceleme ve özellikle bilirkişi incelemesi yapılmadan yukarıda belirtilen şekilde davanın reddi yönünde sonuca ulaşılması eksik incelemeye dayalı olup bu hali ile tarafların iddia ve savunmaları tam olarak karşılanmamıştır.
Tarafların ve özellikle davacının iddiası yönünden konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulu oluşturarak denetime elverişli rapor alınıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, Mahkemece değinilen bu yön göz ardı edilerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken onandığı, bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacının bu yöne ilişkin karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin onama kararının kaldırılarak mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir…” şeklindeki gerekçeyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. Mahkemece 23.11.2017 tarihli ve 2017/371 E., 2017/595 K. sayılı karar ile; ilk karar gerekçesinin yanında, hâkim olarak vergi mevzuatı hakkında bilgi sahibi olunmasının tabii olduğu, dosya kapsamına göre teknik inceleme yapılmasını gerektirir bir zorunluluğun bulunmadığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ÖTV istisnasıyla satılan araçla ilgili olarak vergi ve vergi ziyaı cezası ile muhatap olan davacı satıcının bu kapsamda uzlaşma ile ödediği bedeli alıcı tüketiciye rücu etmek istediği davada mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
13. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı, 03.11.2016 tarihli, 6754 sayılı Kanun ile değişik 266. maddesine göre
“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez”.
14. Eldeki davada ilk kararın verildiği tarihten sonra 24.11.2016 tarihli ve 29898 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesinin iki ve üçüncü fıkralarında;
“(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.
(3) Genel bilgi ve tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” hükümleri bulunmaktadır.
15. 03.08.2017 tarihinde yürürlüğe giren Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 5. maddesinin iki ve üçüncü fıkraları ise;
“(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.
(3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” şeklinde düzenleme içermektedir.
16. Hukuk Genel Kurulunun 26.03.2019 tarihli ve 2017/12-367 E., 2019/350 K. sayılı kararında da işaret edilen Anayasa Mahkemesinin 2015/10393 Esas sayılı başvuru üzerine verdiği 09.01.2019 tarihli kararında belirtildiği üzere; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konular dışında özel veya teknik bilgiyi içeren uzmanlık gerektiren konularda bilirkişiye başvurulması adil yargılanma hakkının gereği olarak değerlendirilmelidir. Çünkü hâkim, bir delil değerlendirme vasıtası olan bilirkişi incelemesinden de yararlanarak önüne gelen sorunu çözerek adaletin gerçekleşmesini temin etmektedir. Bununla birlikte hukuk kurallarını re’sen araştırarak bulmak, yorumlamak ve olaya uygulamak zaten hâkimin işidir. Nitekim hukukî sorunları hâkimin mesleki bilgi ve deneyimleriyle çözmesi gerektiğinden bu sorunların en yetkin kişisi hâkim olup Anayasanın 138. maddesinde de hukuka uygun olarak hüküm verme yetkisi hâkime tanınmıştır. Bilirkişi görüşü, hâkimin uyuşmazlığı çözerken dikkate alacağı takdiri bir delilden ibarettir. Hâkimin hukukî bilgisiyle aydınlatılamayan bilimsel ve teknik meseleleri açıklığa kavuşturmak, bu tür meselelerde mahkemeyi bilgilendirmek amacıyla görüşüne başvurulan uzman kişi olan bilirkişi görüşünün mahkemeyi bağlamayacağı kuşkusuzdur. Hâkim; bilirkişi görüşünü içeren raporun yeterliliğini, raporda açıklanan görüşün itibar edilebilirliğini, dayandığı olguları göz önünde bulundurarak hükme esas alınıp alınmayacağını serbestçe değerlendirir ve taktir eder. Bu bağlamda hâkim, bilimsel ve teknik bakımdan yetersiz ve çelişkili bulduğu bilirkişi raporlarını hükme esas almak zorunda değildir. Bu durum, karar verme ve hüküm kurma yetkisinin hâkime ait olmasının doğal bir sonucudur. Aksi taktirde şekil olarak hükmü kuran hâkim olsa da gerçekte hüküm bilirkişi tarafından verilmiş olur ki bu durum yargı yetkisinin devri anlamına gelir.
17. Nitekim bilirkişi görüşüne başvurulması meselesi, kanun koyucunun da gündemine gelmiş; Bilirkişilik Kanunu ile konu hakkında bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bu çerçevede 6754 sayılı Kanun’un 42. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 63/1. maddesine, hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemeyeceği yönünde bir hüküm eklenmiştir. Ayrıca aynı düzenlemeyle “Ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” hükmü de getirilmiştir. Bu bağlamda 6754 sayılı Kanun’un gerekçesinde düzenlemenin amacının hâkime verilen mutlak yargı yetkisinin bilirkişi vasıtasıyla dahi olsa bir başkasına devrini önlemek olduğu, hukuk kurallarını re’sen araştırmak, yorumlamak ve uygulamak hâkimin görevi kapsamında kaldığından uyuşmazlık hakkında bir de bilirkişi atanmasının gereksiz yere yargılama giderlerinin artmasına ve buna bağlı olarak yargılama sürelerinin uzamasına sebebiyet vereceği, salt hukukî konularda bilirkişiye ihtiyaç bulunmadığı belirtilmiştir. Bunun yanında kimi durumlarda ancak bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra bu incelemeye gerek duyulmadığı anlaşılabileceği gibi makul gerekçelerle bilirkişi görüşüne itibar edilmeyerek hüküm de tesis edilebilir.
18. Uyuşmazlığın çözümünün özel veya teknik bir inceleme gerektirdiğini değerlendiren mahkeme, hukuken neticeye varabilmek için hangi teknik hususların aydınlatılmasına ihtiyaç duyduğunu açıkça belirtmeli, gerekirse tarafların söz konusu teknik meseleyle ilgili iddia ve savunmalarını açıkça ortaya koyarak bunların bilirkişilerce karşılanmasını sağlamalıdır. Nitekim HMK’nın 273. maddesinin 1/a ve b bentleri gereği, tarafların da görüşü alınmak suretiyle bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararda inceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi ve bilirkişinin cevaplaması gereken soruların neler olduğunun açıklığa kavuşturulması şarttır.
19. Bilirkişi de görüşünü bildirirken, uzmanı olduğu konuda dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ışığında vardığı sonucu belirtmekle yetinmemeli, bu sonuca varılmasını gerektirir gerekçelerin neler olduğunu da açıklamalıdır. Bu husus, HMK’nın 279/2 maddesinin de bir gereğidir. Zira ancak bu şekilde hâkim, bilirkişinin teknik olarak ulaştığı kanaatin hukukî sorumluluğa etkisinin ne olacağını değerlendirebilecektir.
20. Eldeki davada uyuşmazlık konusu davacının ÖTV istisnasıyla sattığı araç yönünden sonradan bu vergiyi cezasıyla birlikte ödemesinden kaynaklandığından ÖTV ile ilgili mevzuat hükümlerine değinmekte fayda vardır.
21. Özel tüketim vergisi, belirli mal veya ürünler üzerinden maktu veya oransal olarak alınan bir harcama vergisidir. İlk olarak Avrupa Birliği ile uyum çerçevesinde yapılan kanun değişiklikleriyle gündeme gelmiş ve yine aynı amaçla 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu 24783 sayılı, 12.06.2002 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
22. Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanlar bakımından mükellefler sayılmaktadır. Buna göre, kayıt ve tescile tabi olmakla birlikte henüz kayıt ve tescil edilmemiş taşıtların; motorlu araç ticareti yapanlardan kullanılmak üzere alımında, motorlu araç ticareti yapanlar, kullanılmak üzere ithalinde, ithalatı yapanlar, kullanılmak üzere müzayede yoluyla alımında, müzayede yoluyla satışını gerçekleştirenler ÖTV’nin mükellefidir. Bu çerçevede, Türkiye’de kayıt ve tescil edilmemiş olan taşıtların kullanılmak üzere satışını yapan fabrika, ana bayi, bölge bayi, bayii, yetkili satıcı ve acenteler, Maliye Bakanlığınca motorlu araç ticareti yapanlar kapsamında değerlendirilenler ile bu taşıtların müzayede yoluyla satışını gerçekleştirenler söz konusu verginin mükellefidirler.
23. Kanun’un 5 ve devam maddelerinde ÖTV den istisna tutulmuş hâller düzenlenmiştir. Uyuşmazlık noktası özelinde söz konusu düzenlemeye bakıldığında, 7/2.c maddesine göre; (II) sayılı listede yer alan kayıt ve tescile tâbi malın; “87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından” beş yılda bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisabı hâli vergiden müstesnadır.
24. Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Listesi Uygulama Tebliğinde de konuyla ilgili uygulamanın ne suretle yapılacağı düzenlenmiş, taşıtın niteliği, motor ve silindir gücü, engele göre yapılan tertibatın taşıması gereken unsurlar ve istisnadan yararlanmak için mükellefin takip etmesi gereken süreç açıklanmıştır.
25. Somut uyuşmazlıkta davacı, davalının ödemesi gereken ÖTV yi kendisinin vergi cezasıyla birlikte ödemek zorunda kaldığını ileri sürmüş ve bu bedelin davalından rücuen tahsilini istemiş, davalı ise ÖTV istisnası kapsamında kaldığını, bu çerçevede davacı tarafça modifiye edilen aracı satın aldığını, araca yapılan teknik müdahalenin ÖTV istisnası uygulamasına tabi olup olmadığını davacının tetkik etmesi gerektiğini, vergi dairesinde uygulanan cezai işlemin vergi mahkemesine taşınsa iptal edilmesi imkânı varken bu yol kullanılmayıp ödenen bedelin kendisinden istenmesinin de haksız olduğu savunulmuştur. Mahkemece kurulan ilk hükümde davacının rücuen alacak iddiasının vergi mevzuatı kapsamında haklı olup olmadığı hiç tartışılmamış, araca yapılan müdahalenin tarafların vergi sorumluluğuna etkisini ortaya koyacak herhangi bir bilirkişi incelemesi yapılmadan, doğrudan davalının savunması doğru kabul edilerek davanın reddi sonucuna varılmıştır.
26. Elbette ki hâkimin hukuk bilgisiyle çözebileceği konularda bilirkişi görüşüne başvurulamaz. Ne var ki somut olayda taraflar arasındaki ihtilâfın çözülebilmesi, davacının dava konusu bedeli davalıya rücu etmesinin haklı olup olmadığının tartışılabilmesi için engelli araçlarına ait ÖTV istisnası uygulamasının o tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri çerçevesinde ne şekilde tezahür ettiği, davalının engel durumuna göre araçta yapılan değişiklikliğin teknik olarak kapsamının belirlenip vergi mevzuatı açısından ÖTV istisnasından yaralanıp yararlanamayacağı açıkça ortaya konulmalıdır.
27. Özel Daire bozma kararında işaret edilen bilirkişi incelemesi eksikliği de bu ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır.
28. Hâl böyle olunca mahkemece yapılan açıklamalar çerçevesinde değerlendirme yapabilecek nitelikte, somut olayın özellliği gereği, içerisinde makine mühendisi ve malî müşavirin de bulunduğu bilirkişi heyetinden rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
29. Sonuç olarak direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Geçici Madde 3” hükmü uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 11.11.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.