Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2018/363 E. 2021/1664 K. 14.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/363
KARAR NO : 2021/1664
KARAR TARİHİ : 14.12.2021

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında uzun zamandır mal alım satımından kaynaklanan cari hesap ilişkisi bulunduğunu ve yıllardır süregelen bir güven ilişkisinin mevcut olduğunu, davalı tarafından müvekkili şirkete 11.09.2013 tarihli 106.200TL bedelli fatura gönderildiğini, müvekkilinin de süregelen güven ilişkisi doğrultusunda 53.000TL ve 53.200TL bedelli çekleri keşide ederek davalı şirket yetkilisine teslim ettiğini, sonrasında davalı tarafından müvekkili şirkete 13.09.2013 tarihli 27.176,71TL bedelli faturanın keşide edildiğini, yapılan incelemede daha önce ödenmiş olan 106.200TL bedelli fatura ve bu faturanın konusunun vade farkı alacağı olduğunun tespit edildiğini, yıllardır süregelen ticari ilişkide vade farkı gibi bir uygulama olmadığı gibi aralarında da bu yönde bir sözleşme bulunmadığını ileri sürerek müvekkili tarafından davalıya gönderilen 53.000TL ve 53.200TL bedelli çekler ile 27.176,71TL bedelli faturadan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın dava konusu çekleri kontrol etmeden gönderdiği iddiasının hayatın akışına uygun olmadığını, basiretli tacir gibi davranmadığını, davacı şirketin müvekkilinden 30.09.2013 ortalama fatura vadesi ile toplam 500.000TL tutarında mal alımı yaptığını, bu mal alımlarına ilişkin olarak da 25.06.2014 tarihli ortalama vade ile ödeme yapılacağı hususunda tarafların birlikte yaptığı görüşme neticesinde anlaştıklarını ve müvekkilinin 30.09.2013 ortalama fatura vadesinden 26.06.2014 ortalama vadesine kadar geçecek süre için 106.200TL bedelli temerrüt faizi mahiyetinde vade farkı işlettiğini, gönderilen 106.200TL bedelli faturanın buna ilişkin olduğunu, 27.176,71TL bedelli faturanın ise taraflar arasında cari hesap borcu olan 135.000TL’nin ödemesinin 16.05.2014 keşide tarihli 67.500TL ve 31.05.2014 keşide tarihli 67.500TL’lik çekler ile yapıldığını, söz konusu işlemden de meydana gelen vade farkı alacağının 18.639,32TL + KDV olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 2013/389 E., 2015/874 K. sayılı kararı ile; davaya konu faturaların vade farkı nedeniyle kesildiği, iki adet çekin de bu vade farkı faturalarının karşılığında verildiği hususunda uyuşmazlık olmadığı, alınan bilirkişi raporlarına göre taraflar arasında vade farkı alınacağına dair bir sözleşme bulunmadığı gibi daha önce bu yönde yerleşmiş bir uygulama da olmadığı, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu kararına göre; “Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalara (bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir) ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK’nın 23/2 maddesi uyarınca 8 gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceği” şeklindeki kararın da dikkate alındığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davaya konu çeklerle ilgili davalıya borçlu olmadığına karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 26.09.2016 tarihli ve 2016/2625 E., 2016/12608 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan öteki temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde davalı tarafından 11.09.2013 tarihli 106,200 TL miktarlı vade farkı faturası düzenlenip davacıya gönderildiği, bu fatura karşılığı olarak davacı tarafından 53.000 ve 53.200 TL bedelli toplam 106.200 TL miktarlı 2 adet çek düzenlenip davalıya verildiği ve bu çek bedellerinin ihtirazi kayıtsız ödenmiş olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme bulunması veya teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcut olması gerekmektedir. Yerel mahkemece de bu ilkeler karar yerinde isabetle açıklanmış ise de somut olay bakımından delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülmüştür. Zira davacı taraf kendisine gönderilen 106.200 TL miktarlı vade farkı faturasına itiraz etmeyip bu fatura kapsamında kalan vade farkı borcuna karşılık faturada yazılı miktar kadar 2 adet çek düzenleyip davalıya vermiş ve bu çekleri de ihtirazi kayıtsız ödemiş olmakla artık 11.09.2013 tarihli vade farkı faturası kapsamındaki borcu kabullenmiş sayılacağından mahkemece bu yön gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.05.2017 tarihli ve 2017/122 E., 2017/335 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, dava konusu iki adet çekin vade farkı faturasına karşılık verilirken, bu faturaların mal faturası olduğu düşüncesiyle düzenlendiğinin açık olduğu, davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 30 ve 31. maddeleri anlamında esaslı yanılgıya düştüğünü belirterek aynı Kanun’un 39. maddesi uyarınca bir yıl içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirdiği ve buna ilişkin menfi tespit davasını açtığı, irade bozukluğunu giderdiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalı tarafından gönderilen vade farkı açıklamalı faturalar kapsamında yaptığı ödemeler nedeniyle, vade farkı uygulamasını kabullenmiş sayılıp sayılmayacağı, davacının söz konusu faturalar kapsamında yaptığı ödemelerin hata, yanılma sonucu olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece verilen kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN
12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle, temyize konu kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

IV. GEREKÇE
13. Direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir.
14. Mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanarak veya bozmadan esinlenip gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek, dolayısıyla da ilk kararının gerekçesinde dayandığı hukukî olguyu değiştirerek karar vermiş olması hâlinde direnme kararının varlığından söz edilemez.
15. İstikrar kazanmış Yargıtay içtihatlarına göre; mahkemece direnme kararı verilse dâhi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni hüküm olarak kabul edilir.
16. Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince, yerel mahkemece, davanın kabulüne dair verilen ilk kararda, alınan bilirkişi raporlarına göre taraflar arasında vade farkı alınacağına dair bir sözleşme bulunmadığı gibi daha önce bu yönde yerleşmiş bir uygulama da olmadığının belirtildiği, ilk kararın davalı tarafından temyizi üzerine Özel Dairece, davacının kendisine gönderilen 106.200TL bedelli vade farkı faturasına itiraz etmeyip bu fatura kapsamında kalan vade farkı borcuna karşılık faturada yazılı miktar kadar çek düzenleyip bu çekleri de ihtirazi kayıtsız ödemiş olmakla vade farkı faturası kapsamındaki borcu kabullenmiş sayılacağı gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
17. Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılamada, önceki karar gerekçesi yanında, davacının TBK’nın 30 ve 31. maddeleri anlamında esaslı yanılgıya düştüğünü belirterek aynı Kanun’un 39. maddesi uyarınca bir yıl içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirdiği ve buna ilişkin menfi tespit davasını açtığı, irade bozukluğunu giderdiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
18. Açıklanan bu maddi ve hukukî olgulara göre, davacı vekili dava dilekçesinde müvekkili şirketin kendisine gönderilen faturaların mal alımına ilişkin olduğunu düşünerek yanılması nedeniyle faturalar karşılığı çekleri keşide ederek davalı şirket yetkilisine teslim ettiğini, ayrıca taraflar arasında vade farkı alınabileceğine ilişkin sözleşme bulunmadığı gibi vade farkı uygulamasına dair teamül olmadığını da iddia etmiş, mahkemece verilen ilk kararda, taraflar arasında vade farkı alınmasına dair sözleşme bulunmadığı, bu yönde bir teamül de olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
19. Özel Dairenin bozma kararı sonrası yapılan yargılamada ise mahkemece, davacı şirketin çeklerin davalıya teslim nedenine ilişkin yanılma iddiası da değerlendirilmek suretiyle yeni olguya dayalı hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
20. Görüldüğü üzere, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş yeni ve değişik bir gerekçe ile hüküm kurulmuştur.
21. Buna göre mahkemenin direnme olarak adlandırdığı kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, bozmadan önceki kararda tartışılıp değerlendirilmemiş, dolayısıyla Özel Daire denetiminden geçmemiş yeni gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.
22. Hâl böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.
23. Bu nedenle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

V. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.12.2021 tarihinde yapılan görüşmede oy birliği ile karar verildi.