YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/538
KARAR NO : 2021/1694
KARAR TARİHİ : 16.12.2021
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “çek istirdatı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketten çalınan 23.10.2010 tarihli 7.832TL bedelli çekin sahte ciro ile tedavüle çıkarıldığını ve davalı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, müvekkilince icra tehdidi altında ödeme yapıldığını, çekin çalıntı olduğunun davalı tarafından bilindiğini ileri sürerek 13.947,87TL’nin davalıdan istirdadına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin dava konusu çekin iyi niyetli meşru hamili olduğunu, davacı tarafla veya kendinden önceki cirantalarla doğrudan ticarî münasebeti bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.06.2015 tarihli ve 2013/169 E., 2015/467 K. sayılı kararı ile; dava konusu çekin 04.03.2010 tarihli faktoring sözleşmesi kapsamında dava dışı … tarafından davalı şirkete 07.10.2010 tarihinde verildiği, aynı tarihte faktoring müşterisine 7.354,36TL ödeme yapıldığı, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma kapsamında 31.08.2010 tarihli yazı uyarınca davacı şirketin on yedi adet çeki üzerine ödeme yasağı konulduğu, bu nedenle davalı … şirketinin çeki teslim aldığı tarihte çekin hırsızlık malı ve yasaklı olduğunu bilmesi gerektiği, çeki kabul ederken muhatap bankaya sorması hâlinde bu hususu öğrenebileceği, ancak yasal düzenlemeye aykırı hareketle çekin akıbetini sormadığı ya da hırsızlık konusu olduğunu bile bile temlik aldığından davalı şirketin iyi niyetli olduğunun kabul edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın kabulüyle dava konusu 23.10.2010 keşide tarihli ve 7.832TL bedelli çek için davalıya ödenen 13.947,87TL’nin davalıdan istirdadına karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 09.05.2017 tarihli ve 2016/7695 E., 2017/3575 K. sayılı kararı ile;
“…Dava borçlu bulunmayan paranın istirdadı istemine ilişkindir. Alacağa konu çekte davacı keşideci, davalı ise son hamil konumundadır. Davalı iyi niyetli 3. kişi olup çeki rıza dışı elinden çıktığına ilişkin olarak 6102 sayılı TTK’nın 792. madde hükmü uyarınca çek herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetli ya da ağır kusurlu olduğu takdirde çeki vermekle yükümlüdür. Somut olayda, davalı son hamil olup iyiniyetli 3. kişi olması nedeniyle çekin bankaya ibraz tarihinden önce iktisap anında çekin keşidecisinin rızası dışında çıktığını bilebilecek durumda olmadığından, kötüniyetli sayılamayacağı gözetilmeksizin davanın reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir,…”
Gerekçesiyle karar bozulmuş, bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
9. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 31.10.2017 tarihli ve 2017/803 E., 2017/785 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 792/1 maddesi ile 6361 sayılı Kanun 9/3 ve Yönetmeliğin 22. maddeleri uyarınca davalının çeki iktisapta ağır kusurlu olduğu, çekin yetkili hamili sayılamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada davalı son hamilin 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi uyarınca iyi niyetli üçüncü kişi olup olmadığı, eş söyleyişle çekin bankaya ibraz tarihinden önce iktisap anında çekin keşidecisinin elinden rızası dışında çıktığını bilebilecek durumda olup olmadığı ve kötü niyetli olarak kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre mahkemece verilen kararın isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
13. Bilindiği üzere, 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı eTTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda da aynı esas benimsenmiştir. Çek, 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s:221, 6102 sayılı TTK’nın 778. ve 6762 sayılı eTTK’nın 690, 730. maddeleri).
14. Çek, TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, kanunun öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna, Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s.268).
Türk Hukuk Lûgatında çek; 6102 sayılı TTK’nın 780. maddesi esas alınarak, senet metninde “çek” sözcüğünün ve eğer senet Türkçe’den başka bir dilde yazılmış ise o dilde “çek” karşılığı kullanılan sözcüğü, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi, ödenecek kişinin ve “muhatabın” ticaret unvanını, ödeme yerini, düzenleme tarihinin ve yerini, düzenleyen imzasını içeren; ödeme aracı niteliğinde emre yazılı senettir şeklinde tanımlanmıştır.
15. Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir. Diğer kambiyo senetlerinde olduğu gibi çekte de sıkı sıkıya şekle bağlılık esası geçerlidir. Zorunlu unsurlardan birinin bile eksikliği çekin bu niteliğini ortadan kaldırır. Çekin zorunlu unsurları, mülga 6762 sayılı eTTK’nın 692-693. maddelerinde gösterilmiştir (6102 sayılı TTK m.780, 781).
16. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Elden çıkan çek” başlıklı 792. maddesi (eTTK’nın 704. maddesi) ise;
“(1) Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790 ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür”
hükmünü içermektedir.
17. İstirdat davası olarak nitelenen bu dava özü itibariyle menkullerin iadesini sağlamak için açılan menkul davası niteliğindedir. Medeni hukukta bu dava gasp, çalınma veya ziya hâllerinde sadece kötü niyetli değil, iyi niyetli hamile karşı da açılmakta ise de, kambiyo senetleri yönünden bir sınırlama getirilmiş ve aynî haklardaki genel prensipten ayrılmak suretiyle, söz konusu davanın yalnızca kötü niyetli veya senedi iktisabında ağır kusuru bulunan kimselere karşı açılabileceği esası benimsenmiştir. Bu tür davalarda, davacının senedin rızası hilafına elinden çıktığını ve senedi elinde bulunduran şahsın kötü niyetli veya iktisabında ağır kusurlu olduğunu ispat etmesi gerekir (Öztan, Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2000, s. 294).
18. Bu noktada, “Faktoring (Factoring)” kavramı üzerinde durulması ve kurum olarak nasıl islediğinin açıklanmasında fayda bulunmaktadır.
19. Türkiye’de faktoringin gelişmesi 1980 sonrası dışa açık ekonomi politikaları ve ihracata dayalı sanayileşme stratejileriyle paralellik göstermektedir.
20. Ülkemizde kısa bir geçmişi olduğu hâlde hızlı bir gelişme gösteren faktoring hakkında 13.12.2012 tarihine kadar müstakil bir yasa yürürlüğe konmamış, faktoring işlemleri, önceleri 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye dayanılarak 1994 yılında yayımlanan “Faktoring Şirketlerinin Kuruluş ve Esasları Hakkında Yönetmelik”, daha sonra da 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile faktoring şirketlerinin kuruluş ve faaliyet izni ve denetim yetkisinin BDDK’ya verilmesi üzerine BDDK tarafından çıkarılan ve 10.10.2006 tarih ve 26315 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümleri çerçevesinde düzenlenmiştir. Ancak, anılan yönetmelik hükümleri ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğu için 23.11.2012 tarihinde 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu (FKFFŞK) kabul edilmiş ve 13.12.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir (Saraç, Şükrü: Yargıtay Kararları Işığında Faktoring, Ankara, 2013, s.43). Bu Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra ise, 24.04.2013 tarihli “Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik” yayımlanmıştır. Şu anda ülkemizde faktoring işlemleri, FKFFŞK ve bu Kanun’a dayalı olarak çıkartılan Yönetmelik ve diğer mevzuat hükümlerine göre yapılmaktadır.
21. Factoring (mevzuatta kullanılan şekliyle Faktoring) Latince “Factor” kelimesinden türetilmiştir.
Faktoring; “Müşterinin üçüncü şahıs olan borçlu karşısındaki mal tesliminden veya iş görme/hizmet ediminden ileri gelen alacaklarının karşılığını, alacağın tahsilinden önce avans olarak ödeyerek alacağın tahsil edilmemesi riskinin ve müşteri için borçlunun muhasebesinin tutulması, ihtar işlemleri gibi iş görme/hizmet edimlerinin üstlenilmesi suretiyle devir ve satın alınması” olarak tanımlanmaktadır (Kocaman, Arif: Faktoring İşlemlerinin Hukuki Niteliği, Ankara 1992, s.21).
Türk Hukuk Lûgatında da vadeli mal satışı yapan işletmelerin bu satışlardan doğan alacaklarının finans kurumunca satın alınması olarak tanımlanmış ve böylece tahsil rizikosunun satın alan firmaca yüklenildiği dile getirilmiştir.
22. Konuyu düzenleyen Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğe göre Türkiye’de bu işlemler ancak Faktoring Şirketleri tarafından yapılabilir.
23. Faktoring’in amacı, firmalara satışlarının ve kârlarının artması konusunda yardımcı olmaktır.
Kapsam olarak faktoring; bir mali kuruluş (factor/faktor) ile ticarî borçlular (müşteriler) ve mal satan veya hizmet arz eden bir ticarî işletme arasında (satıcı) üç taraflı bir sözleşme olup, genelde rücu hakkı olmaksızın alıcının borçluların hesap hasılalarını factor satın alır ve bu suretle müşterilere tanınan kredileri kontrol altında tuttuğu kadar, muhasebe ve tahsilatını da yürütür.
24. Faktoring işleminin üç tarafı vardır. Bunlar;
a) Müşteri (firma):Faktoring hizmetlerini talep eden ve alacaklarını faktoring şirketine devreden (satan) işletme,
b) Faktoring Şirketi (Factor): Müşterinin alacaklarını devir ve satın alarak karşılığında nakit olarak ödeyen şirket,
c) Borçlu: Müşterinin alacaklı olduğu kişi veya işletmedir.
25. Faktoring şirketlerinin yapamayacakları iş ve işlemler Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin 19 ve 22/2. maddelerinde düzenlenerek;
19. madde ile;
“Bu Yönetmelik hükümlerine göre kendilerine faaliyet izni verilen şirketlerin, müşterileri ile yapacakları işlemler için yazılı sözleşme düzenlemeleri zorunludur.” şeklinde düzenleme yapılarak yazılı sözleşme yapma zorunluluğu getirilmiş,
26. 22. maddenin 2. fıkrasında ise;
“Faktoring şirketleri kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş veya doğacak fatura veya benzeri belgelerle tevsik edilmeyen alacakları satın alamazlar veya tahsilini üstlenemezler”
hükmüne yer verilmiştir.
27. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu 23.10.2010 keşide tarihli, 7.832-TL bedelli, keşidecisi… Gıda Ltd. Şti., muhatap bankası Anadolubank Topçular Şubesi, Doğu Grup Gıda Ltd. Şti. emrine düzenlenmiş çekin; Doğu Grup Gıda İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti., Muharrem Şahin, Çelikser İnşaat Ltd. Şti., …-… cirolarıyla en son davalı …Ş. elindeyken Ankara 24. İcra Müdürlüğünün 2010/14254 E. sayılı takip dosyasında 13.12.2010 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine konu edildiği ve bu dosya kapsamında davacı tarafça 02.04.2013 tarihinde 12.608TL, 14.05.2013 tarihinde 610,79TL olmak üzere toplam 13.218,79TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.
28. Takip borçlularından Doğu Grup Ltd. Şti.’nin Ankara 13. İcra Hukuk Mahkemesine yaptığı imza itirazı üzerine, mahkemenin kararı ile; ”imza itirazının kabulüne, takibin davacı borçlu yönünden geçici olarak durdurulmasına” karar verilmiştir.
29. Takip borçlularından keşideci… Gıda ve İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’nin çekin çalındığı, dayanak çekte bankaya ibraz şerhinin bulunmadığı, ayrıca lehtar Doğu Grup Ltd. Şti. cirosundaki kaşe ve imzanın sahte olması nedeniyle alacaklının yetkili hamil olmadığı gerekçesiyle Ankara 15. İcra Hukuk Mahkemesinde yaptığı şikâyet başvurusu sonucunda, mahkemece verilen 02.06.2011 tarihli karar ile şikâyetin kabulüne karar verildiği, ancak kararın Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin kararıyla bozulduğu, mahkeme tarafından da bozma kararına uyularak şikâyetin reddine karar verilmiştir.
30. İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/1104 E. sayılı dava dosyasında müşteki-katılan Yunus Karadağ tarafından yapılan şikâyet üzerine sanıklar …, …, …, …, …, Güven Urtekin aleyhine yüz on yedi adet çekin davacının yetkilisi olduğu şirket (Rami Karadağlar Gıda ve İnşaat San. Tic. Ltd. Şti.) kasasından çalındığına ilişkin açılan davada sanıklar … ve …’ın eylemleri sabit görüldüğünden eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verildiği, mahkemenin 11.04.2013 tarihli kararının kesinleştiği, böylece hırsızlık olayının sabit olduğu anlaşılmaktadır.
31. Mahkemece düzenlenen bilirkişi raporuna göre; davalı … şirketinin almış olduğu 23.10.2010 tarihli 7.832TL tutarlı çeke ilişkin, çekin cirosunda ismi bulunan dava dışı …-… tarafından yine çekin cirosunda unvanı bulunan dava dışı Çelik – Ser İnş. Elk. Maden Orman Ürünleri Petrol Hafriyat Nak. San. Tic. Ltd. Şti.’ne düzenlenen 09.08.2011 tarihli 16163 nolu 11.328TL tutarlı faturayı aldığı, ancak bu faturanın ihtilafa konu iş bu çekin karşılığını oluşturup oluşturmadığı yönünde net bir sonuca ulaşılamadığı, davacı şirket tarafından davaya konu 23.10.2010 tarihli 7.832TL tutarlı çek bedelini, cari hesabında Doğu Grup firmasına 25.10.2010 tarihinde ödediği, yine davacı şirket tarafından davalı şirketin davaya konu çeke dayalı olarak yaptığı icra takibine istinaden davacı yan tarafından dosya masrafı + faiz ile birlikte 13.947,87TL olarak ödeme yaptığı, bu bağlamda çeke karşılık davacı şirket tarafından hem cari hesap borçlusu Doğu Grup firmasına, hem de davalı … firmasına iki kez ödeme yaptığından davacı şirket tarafından davalı … Factoring Finansal Hiz. Tic. A.Ş.’ye yapılan 13.947,87TL tutarlı ödemenin istirdadına karar verilmesi gerektiği tespit ve rapor edilmiştir.
32. İncelenen davalı … ticarî defter ve belgelerine göre çekin 04.03.2010 tarihli faktoring sözleşmesi kapsamında …-… tarafından davalı şirkete 07.10.2010 tarihinde verildiği ve aynı tarihte faktoring müşterisine 7.354,36TL tutarında ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.
33. Eldeki davada davacı keşideci, davalı şirketin çekin çalıntı olduğunu bilmesine rağmen kötü niyetle çeki temlik aldığı ve bu çekten dolayı borçlu olmadıkları iddiasına dayanmaktadır. İncelenen ticarî defterlere ve dosyaya ibraz edilen çek teslim bordrosuna göre davalı … şirketinin çeki 07.10.2010 tarihinde müşterisinden aldığı ve bu tarihte müşterisine ödeme yaptığı, ancak çekin muhatabı Anadolubank Topçular Şubesinden ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen cevapta açıkça; 01.09.2010 tarihinde… Gıda ve İnşaat Tic. Ltd. Şti.’nin on yedi adet çeki üzerine yasak konulduğunun (Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/18617 Soruşturma nolu 31.08.2010 tarihli yazısı uyarınca) bildirildiği anlaşılmaktadır. O hâlde, söz konusu çekin davalı … tarafından teslim alındığı/ iktisap edildiği 07.10.2010 tarihinde muhatap banka nezdinde 01.09.2010 tarihinde hırsızlık soruşturması kapsamında ödeme yasağı konulduğu anlaşılmaktadır. Davalı … şirketinin buna rağmen çeki müşterisinden teslim aldığı, teslim tarihinde çekin hırsızlık konusu olduğunu ve yasaklı olduğunu bilmesi/bilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
34. Zira, dava konusu çekin davalı … tarafından dava dışı … – … ile aralarında yapmış oldukları faktoring sözleşmesi uyarınca satın alındığı, ancak davalı … şirketinin, faktoring mevzuatı uyarınca alacağı temlik alırken satın alınan çekin hırsızlık malı olduğunu bildiği/bilmesi gerektiği, o hâlde 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi ile 6361 sayılı Kanun’un 9/(3) ve Yönetmeliğin 22. maddeleri uyarınca davalı … çeki iktisapta ağır kusurlu olduğundan çekin yetkili hamili sayılamaz.
35. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’nun 9. maddesinin 2. bendine göre faktoring şirketi Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş fatura ile tevsik edilemeyen alacaklar ile Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde tevsik edilemeyen mal veya hizmet satışına bağlı doğacak alacakları devir alamayacağından veya tahsilini üstlenemeyeceğinden, eldeki davada da bir mal veya hizmet satışından doğmuş fatura ile tevsik edilen bir alacak bulunmadığından direnme kararının belirtilen bu değişik gerekçe ile onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
36. Hâl böyle olunca; tüm bu açıklamalar kapsamında yerel mahkemece davalı … şirketinin çeki iktisapta ağır kusurlu olduğundan çekin yetkili hamili sayılamayacağından bahisle verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.
37. Ne var ki, Özel Dairece davalı vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme uygun olduğundan, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca miktar yönünden karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.12.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu 13.12.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun yürürlüğünden önce faktoring işlemleri hakkında 10.10.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmelik hükümleri geçerlidir.
6361 sayılı Kanunun 9/3. maddesinde yer alan; “Bir kambiyo senedinin ciro yoluyla faktoring şirketine devri hâlinde, kambiyo senedinden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri faktoring şirketine karşı ileri süremez; meğerki, faktoring şirketi kambiyo senedini iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.” düzenlemesi ile TTK 687 (eski TTK 599) hükmüne paralel bir düzenleme getirilmiş ise de yönetmelikte benzeri bir hüküm bulunmamaktadır.
Somut olayda faktoring sözleşmesi kanunun yürürlük tarihinden önce gerçekleştiğinden yukarıda anılan yönetmelik hükümleri uygulanmalıdır.
Bu Yönetmeliğin 22/2. maddesine göre “faktoring şirketleri kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş veya doğacak fatura veya benzeri belgelerle tevsik edilemeyen alacakları satın alamazlar veya tahsilini üstlenemezler.” Aynı yönetmeliğin 9. maddesinde yer alan “Faktoring şirketi Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş fatura ile tevsik edilemeyen alacaklar ile Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde tevsik edilemeyen mal veya hizmet satışına bağlı doğacak alacakları tevsik edilemeyen mal veya hizmet satışına bağlı doğacak alacakları devir alamaz veya tahsilini üstlenemez.” düzenlemesi de benzer bir sonucu içermektedir.
Bu hükümler nedeniyle mal ve hizmet teslimine dayanmayan kambiyo senetlerine ilişkin faktoring sözleşmesi yapılamaz.” Bunun anlamı ise sözleşme tarihine göre uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’da yer alan kambiyo senetlerinin ciro yoluyla devri hükümlerine istisna getirilmiş ve bu senetlerin böylece illetten mücerretlik ve tedavül kabiliyeti özelliklerinin faktoring şirketleri yönünden bir yönüyle sınırlandırılmış olmasıdır.
Faktoring şirketi tevsik edilemeyen mal veya hizmet satışına bağlı doğacak alacakları devir alamaz veya tahsilini üstlenemez ise de tevsik edilmiş olmak kaydıyla bu alacak kambiyo senedine bağlı olsa bile bu alacağı devir alması veya tahsilini üstlenmesi mümkündür. Zira, gerek 13.12.2012 öncesinde uygulanan Yönetmeliğin 9 ve 22. maddelerinde yer alan yer alan “kambiyo senetlerine dayalı olsa bile” ibareleri ile 13.12.2012 ve sonrasında uygulanan 6831 sayılı Kanunun 9/3. maddesinde yer alan “Bir kambiyo senedinin ciro yoluyla faktoring şirketine devri hâlinde” ibareleri kambiyo senetlerinin faktoring işlemlerine konu olabileceğini ve bu konuda yasaklayıcı bir hüküm bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Faktoring şirketi tevsik edilmiş belgeye dayalı olarak kambiyo senedi sayılan çeke bağlı alacağı devralırken bu çekle ilgili olarak ödeme yasağı olup olmadığı konusunda istihbari araştırma yapma yükümlülüğü altında da değildir. Alacağın devralındığı tarihte ödeme yasağı bulunması faktoring şirketinin bile bile borçlu zararına hareket ettiği anlamına gelmez. Gerek faktoring ile ilgili mevzuatta gerekse Türk Ticaret Kanununda çekten doğan hakları edinebilmek ve iyi niyetli hamil sayılabilmek için bu konuda araştırma yapılarak çekin edinilmesi gerektiğine dair bir yükümlülük bulunmamaktadır.
Somut olayda davalı … şirketinin çeki edindiği tarihte ödeme yasağı olup olmadığı konusunda istihbari araştırma yapmamış olması, bankadan bu konuda bilgi almaması, yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük olarak değerlendirilemeyeceğinden buradan hareketle uyuşmazlığa çözüm bulunması mümkün değildir. Uyuşmazlığın faktoringle ilgili düzenlemelere göre çözümlenmesi gerekmektedir.
Davalı kambiyo senedine bağlanmış faktoring işlemine konu alacağa ilişkin fatura sunmuş ise de, faturada gerçek bir mal teslimini gösteren imza bulunmadığı gibi faturanın gerçek bir akdi ilişkiye dayalı olarak düzenlendiği ve gerçek bir alacağı karşıladığı konusunda sözleşme, teslim imzası içeren irsaliye veya başkaca bir belge de sunulmamıştır. Bu hâliyle davalı …, Yönetmeliğin 22/2. maddesine uygun biçimde çeki iktisap ettiğini ve çeke dayalı alacak haklarını kullanabileceğini ispatlamamıştır.
Davacı şirket; davalı … veya faktoring sözleşmesine konu faturayı düzenleyen şirketle akdi ilişkisi bulunmasa da Yönetmeliğin 22/2. maddesi hükmünün sonucu olarak şahsi def’îleri çeki elinde bulunduran faktoring şirketine karşı ileri sürebilecektir.
Faktoring işlemi alacağın varlığına sıkı sıkıya bağlı olduğu için davacı çekin gerçek bir borcu yansıtmadığına ilişkin şahsi def’îleri ileri sürme hakkına sahip olduğu hâlde, özel dairece verilen ve TTK 792. madde hükmü karşısında son hamil olup iyi niyetli 3. kişi durumundaki davalı kötü niyetli sayılamayacağı için davanın reddi gerektiği belirtilerek şahsi def’îlerin ileri sürülemeyeceği sonucunu içeren bozma kararı nedeniyle şahsi def’îlerin ileri sürülebileceği kabul edilerek önceki hükümde direnilmiş olması yukarıda açıklanan nedenlerle yerindedir.
Direnme kararı bu yönden sonucu itibarıyla doğru olmakla birlikte, direnme nedeni olarak; çekin iktisap edildiği 07.10.2010 tarihinde muhatap banka nezdinde çekin yasaklandığı (01/09/2010 tarihinde) ve hırsızlık soruşturması kapsamında ödeme yasağı konulduğu, davalı … şirketinin buna rağmen çeki müşterisinden teslim aldığı, teslim tarihinde çekin hırsızlık malı olduğunu ve yasaklı olduğunu bildiği / bilmesi gerektiği gerekçelerine dayanılmış olması, yukarıda açıklanan nedenlerle somut olaya ve uyuşmazlığın mahiyetine uygun değildir.
Bu durumda yukarıda açıklanan nedenlerle değişik gerekçeyle direnme uygun bulunarak def’îlerin ileri sürülebileceği sonucuna göre işin esası incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan mahkemenin dayandığı gerekçelerle direnme uygun bulunup dosyanın özel daireye gönderilmesi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.