YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/605
KARAR NO : 2021/1449
KARAR TARİHİ : 18.11.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tapu kaydında taşınmazın cinsinin düzeltilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çarşamba 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 11.10.2010 tarihli dava dilekçesinde; kadastro tespiti sırasında ….parsel sayılı taşınmazın cinsinin sehven mezarlık olarak gösterilip köy tüzel kişiliği adına tespit ve tescil edildiğini, gerçekte ise taşınmazın cami yeri ve lojman arsası olarak bağışlandığını, taşınmaz üzerine cami yapılmak üzere karar alınıp kazı yapılmasına karşın vasfının mezarlık olması nedeniyle inşaatın durdurulduğunu ileri sürerek, tapu kaydında taşınmazın cinsinin “cami yeri ve lojmanı” olarak tashihine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 04.10.2011 tarihli dilekçesinde ise istemini ıslah ederek, taşınmaz üzerinde mezarlık ve cami yerinin ayrı bölümler hâlinde belirlendiğini ve mezarlık kısmına defin işlemlerinin yapıldığını belirterek, taşınmazın tapu kaydında “mezarlık” olarak yazılan cinsine “cami yeri” ibaresinin de eklenmesi suretiyle kaydın düzeltilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı Cevabı:
5. Davalı Hazine vekili; cevap dilekçesi sunmamış, yargılama sırasında davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Çarşamba 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.12.2011 tarihli ve 2010/515 E., 2011/673 K. sayılı kararı ile; davaya konu taşınmazın köy tüzel kişiliği adına mezarlık niteliği ile tapuda kayıtlı olduğu, keşifte dinlenen tanık beyanlarına göre taşınmazın cami yeri ve lojmanı olarak köy tüzel kişiliğine bağışlandığı, bir kısmında mezar yerleri bulunduğu, cami yeri olarak ayrılan ve tesfiye edilen yerin de çekişmeli taşınmaz içinde bulunduğu, taşınmaz mezarlık ve cami yeri olarak ayrıldığı hâlde kadastro çalışmaları sırasında hata yapıldığı, bilirkişi tarafından düzenlenen 26.10.2011 tarihli krokili raporda mezarlık olarak nitelendirilen taşınmazların davaya konu olmayan 140 ada 7 ve 141 ada 1 parsel sayılı taşınmazların içerisinde kaldığı, olayda taşınmazın kadastro öncesi cinsinin mezarlık ve cami yeri olmasına rağmen bunun yanlış tespit edildiği, kadastro öncesi nedene dayalı olarak tespitin kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık hak düşürücü süre içerisinde yanlışlığın düzeltilmesi için dava açılabileceği, yapılan yargılama sonucunda da davanın sabit olduğu gerekçesiyle kabulü ile taşınmazın cinsinin mezarlık ve cami yeri olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 13.11.2012 tarihli ve 2012/8379 E., 2012/12822 K. sayılı kararı ile;
“…Dosya içeriği ve toplanan delillerden dava konusu 143 ada 5 parsel sayılı taşınmazın edinme sebebinin 29.12.2006 tarihli kadastro tespitinde kadimden beri Yeşilçam Köyünün mezarlığı olarak kullanıldığı ve halen de aynı amaçla iktisap edildiği gösterilmiş ve mezarlık olarak tespitine ilişkin tutanak 25.05.2007 tarihinde kesinleşmiştir.
Bilindiği üzere 3402 sayılı yasanın 16/A maddesine göre, mezarlıklar ölülerin gömülmesine terk ve tahsis edilen yerlerden olup, bu nitelikler itibariyle kamu malı sayılırlar. Anılan hüküm gereğince ilgili tüzel kişilik adına tespit edilir. Nitekim somut olayda da köy tüzel kişiliği adına tespit yapılmıştır. Öte yandan Mezarlık Yerlerinin İnşaası Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkında Yönetmeliğin 8/2 maddesi hükmü uyarınca mezarlıkların niteliklerinin değiştirilemeyeceği ve imar mevzuatı çerçevesinde dahi başka hizmet alanlarında kullanılamayacağı öngörülmüştür.
Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı şekilde yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Çarşamba 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.03.2013 tarihli ve 2013/67 E., 2013/191 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Mezarlık Yerlerinin İnşası Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkında Yönetmeliğin 8/2. maddesi ile kadastro sırasında dava konusu taşınmazın cinsinin sadece mezarlık olarak tespit edilip yapılan tespitin kesinleştiği hususu ve dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde taşınmazın cinsinin “mezarlık ve cami yeri” olarak düzeltilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Dava, tapu kaydında taşınmazın cinsinin düzeltilmesi istemine ilişkindir.
13. Bir taşınmazın kayıtlı olduğu kütük sayfasının en başında o taşınmaza ait bilgiler yer almakta olup, bunlar taşınmazın bulunduğu il, ilçe, köy, mahalle, yüzölçümü, ada, pafta, parsel numarası gibi taşınmazı tanımaya yarayan bilgilerdir. Taşınmazın cinsi/evsafı/niteliği de bu bilgiler arasında yer almaktadır. Bu nedenle taşınmazların cinsi, ilk tesis (kuruluş) kadastrosu sırasında kadastro ekibi tarafından doğrudan belirlenerek, kadastro tutanağının ilk sayfasında bulunan sütuna yazılmaktadır.
14. Taşınmazların cinsinin neler olması gerektiğini gösteren bir mevzuat hükmü ya da belirli bir katalog bulunmamaktadır. Taşınmazın niteliği kadastro sırasında zemindeki mevcut durumuna göre tayin edilir. Mevcut durumu ise zeminde tarla, bağ, bahçe, bahçeli ev, arsa, mera ya da mezarlık olabilir. Taşınmazın niteliği zemindeki fiili durumuna göre tespit edilip, ilgili kadastro tutanağı kesinleştikten sonra ise cinsi tapu kütük sayfasına yazılır.
15. Ancak kadastrodan sonra taşınmazların cinsinde, bazen doğal bazen de ekonomik sebeplerle ya da malikin isteği ile değişiklik olabilir. Bahçedeki ağaçlar sökülüp tarla hâline getirilebileceği gibi arsaya yapı da yapılabilir. Mevzuatımızda, kadastrodan sonra taşınmazın cinsinde meydana gelen değişikliklerin tapu siciline yansıtılması ilgililerin talebine bırakılmıştır. Yani kadastrodan sonra yapılacak cins değişiklikleri ilgililerin talebi olmadıkça re’sen (kendiliğinden) yapılmamaktadır. İlk tesis kadastrosundan sonra başvuru üzerine yapılacak cins değişikliği işleminin tesciliyle taşınmazın güncel durumu tapu kütüğünde gösterilmekte ve böylelikle kadastronun yaşatılması sağlanmaktadır.
16. Somut olayda ise 29.12.2006 tarihli kadastro sırasında, muhtar ve bilirkişi beyanları ile kadimden beri köy mezarlığı olarak kullanıldığı ve hâlen de aynı amaçla iktisap edildiği belirlenen 143 ada 5 parsel sayılı taşınmazın cinsi “mezarlık” olarak tespit edilmiş, tespit tutanağının 24.04.2007 tarihinde kesinleşmesi üzerine “mezarlık” vasfı ile Yeşilçam Köyü Tüzel Kişiliği adına tescil edilmiştir. Davacı tarafından, taşınmazın gerçekte cami yeri, lojman ve mezarlık olarak bağışlandığı, kadastro sırasında ise niteliğinin sadece mezarlık olarak tespit edildiği ileri sürülerek taşınmazın cinsinin düzeltilmesi talep edilmiştir.
17. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesinde kamu malları arasında sayılan mezarlıkların mülkiyetine ilişkin düzenleme 3998 sayılı Mezarlıkların Korunması Hakkında Kanun’un 1. maddesinde yapılmıştır. Bu maddeye göre; devlet mezarlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü yönetimindeki tarihi mezarlıklar ile şehitlikler ve cemaatlere ait özel statüsü bulunan mezarlıklar hariç, umumi mezarlıkların mülkiyeti belediye bulunan yerlerde belediyelere, köylerde köy tüzelkişiliklerine aittir. Bu yerler satılamaz ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla iktisap edilemez.
18. Mezarlıkların Korunması Hakkında Kanun’un 2. maddesinde ise; “Mezarlıklar ve şehitlikler ile mezarlar bozulamaz, tahrip edilemez ve kirletilemez. Bu yerler imar mevzuatı ile veya başka herhangi bir şekilde park, bahçe, meydan, otopark, çocuk parkı, yeşil alan gibi sahalar olarak ayrılamaz ve asli gayesi dışında hiç bir amaç için kullanılamaz. Yol geçme zorunluluğu bulunduğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca kabul edilen mezarlıklar veya bölümleri bu hükmün dışındadır” düzenlemesine yer verilmiştir.
19. Mezarlık Yerlerinin İnşası Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkında Yönetmeliğin 8/2. maddesinde de aynı hükme yer verildikten sonra, mezarlık vasfı taşımayan mevcut mezarlıkların da mezarlık dışında başka hiçbir amaç için kullanılamayacağı belirtilmiştir.
20. Tüm bu açıklama ve yasal düzenlemeler kapsamında somut olay değerlendirildiğinde; evveliyatında tapu ile vergi kayıt defterinde kaydı bulunmayan taşınmazın kadimden beri köy mezarlığı olduğu belirlenmek suretiyle kadastro tespiti yapılmış, 29.12.2006 tarihli tespit tutanağı itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı tarafça sunulan ıslah dilekçesindeki açıklamalara göre taşınmazın mezarlık olduğu ve hâlen defin işlemlerinin yapıldığı açık olduğu gibi keşif sırasında dinlenen fen bilirkişisi de zeminde cami yeri olarak tesviye edilen kısım dışında 143 ada 5 parsel üzerinde mezar yerlerinin bulunduğunu beyan etmiştir. Yukarıda açıklandığı gibi mezarlıkların asli gayesi dışında başka hiçbir amaç için kullanılamayacağı kanun hükmüdür. Bunun dışında kesinleşen kadastro tespiti uyarınca kamu malı olarak tapu siciline kaydı yapılan taşınmazın özel mülkiyete konu olacak şekilde cins tashihi suretiyle niteliğinin düzeltilmesi de mümkün değildir.
21. Hukuk Genel kurulundaki görüşmeler sırasında, davacının iddiasının kadastro öncesi nedene dayalı olduğu, öncesinde cami yeri, lojman ve mezarlık olarak bağışlanan taşınmazın cinsinin tespit sırasında sadece mezarlık olarak eksik şekilde belirlendiği iddiasına dayanıldığı, Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki hak düşürücü süre dolmadan açılan davanın dinlenme olanağı bulunduğu, ancak mahkemece yapılan incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığı, dava konusu taşınmaz ile komşu parsellere ait tapu ve dayanak belgelerin eksiksiz olarak temini ile bilirkişi marifetiyle yeniden yapılacak keşif ile taşınmazın cinsinin ne okunduğunun belirlenmesi, yine tespit bilirkişileri ile keşifte dinlenen tanık beyanları arasında çelişki bulunduğundan her birinin mahkemece dinlenip çelişkilerin giderilmesi ve ondan sonra oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerektiği, böyle olanca direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
22. O hâlde; ölülerin gömülmesine terk ve tahsis edilen mezarlıkların başka hiçbir amaç için kullanılamayacağı, eldeki davanın da kadastro öncesi nedene dayalı bir tapu iptali ve tescil davası olmadığı gibi sırf cins değişikliği ile kamu malı olan bir yerin özel mülkiyete tabi olabilecek şekilde niteliğinin değiştirilemeyeceği gözetilerek, genişletilmiş bu gerekçe ile Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.
23. Diğer yandan, dava tarihi 11.10.2010 olmasına karşın direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında 30.01.2013 olarak gösterilmesi hatalıdır. Bunun dışında, yargılama sırasında yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca davacı köy tüzel kişiliği kaldırılıp, mahalle olarak Samsun İli, Ayvacık Belediye Başkanlığına bağlandığından, karar başlığında davacı olarak belediye yerine tüzel kişiliği kalmayan köyün gösterilmiş olması da hatalıdır. Ancak belirtilen bu hususlar mahallinde her zaman düzeltilmesi mümkün maddi hata niteliğinde olduğundan bozma sebebi yapılmamıştır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.11.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı dava dilekçesinde; kadastro tespiti sırasında Samsun İli, … parsel sayılı taşınmazın cinsinin sehven mezarlık olarak gösterilip köy tüzel kişiliği adına tespit ve tescil edildiğini, gerçekte ise taşınmazın cami yeri ve lojman arsası olarak bağışladığını, taşınmaz üzerine cami yapılmak üzere karar alınıp kazı yapılmasına karşın vasfının mezarlık olması nedeniyle inşaatın durdurulduğunu ileri sürerek, tapu kaydında taşınmazın cinsinin “cami yeri ve lojmahalnı” olarak tashihine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 04.10.2011 tarihli dilekçesinde ise istemini ıslah ederek, taşınmaz üzerinde mezarlık ve cami yerinin ayrı bölümler hâlinde belirlendiğini ve mezarlık kısmına defin işlemlerinin yapıldığını belirterek, taşınmazın tapu kaydında “mezarlık” olarak yazılan cinsine “cami yeri” ibaresinin de eklenmesi suretiyle kaydın düzeltilmesi isteminde bulunmuştur.
Dava konusu taşınmaz 29.12.2006 tarihinde yapılan düzenlenen kadastro tutanağı ile niteliği mezarlık olarak belirlenmek suretiyle köy tüzelkişiliği adına tespit edilmiş askı ilan süresi içinde dava açılmadığından 25.05.2007 tarihinde tutanak kesinleşmiş ve bu şekilde tescili yapılmıştır.
3402 sayılı Kadastro Kanunu 25. maddeye göre Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı aynî haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar. Bu kapsamda askı ilan süresi içinde kadastro tespitine itiraz niteliğinde Kadastro Mahkemesine dava açılabilecektir. Askı ilan süresi içinde bu davanın açılmamış olması hâlinde aynı kanun 12/3. maddeye dayalı olarak 10 yıl içinde genel mahkemede dava açılabilecektir. Zira maddede yer alan “Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukukî sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.” hükmü, olumlu anlamıyla 10 yıl içinde bu davaların açılabileceğini ortaya koymaktadır.
Dava konusu taşınmaz mezarlık olarak tespit edilmiş olup davacının iddia ettiği gibi bir kısmının veya tamamının mezarlık olmayıp cami yeri niteliğinde olması hâlinde davacının bu niteliğin düzeltilmesini istemesinde hukukî yarar vardır. Zira mezarlıklar ile cami yerlerinin kullanımı konusunda mevzuatta yer alan sınırlayıcı hükümler mülkiyet hakkının kullanım sınırlarını etkilediğinden taşınmazın vasfının değiştirilmesinin bazı sonuçları ortaya çıkmaktadır.
Davacı mezarlık niteliğindeki yerin bir bölümünün cami yeri olarak ayrılmasını istediği için bu davayı açmış olmayıp kadastro tespiti sırısanda da bu yerin mezarlık niteliğinde olmadığı ve yanlış tespit yapıldığı iddiasıyla ve kadastro öncesi nedene dayalı olarak bu davaya açmış olduğundan uyuşmazlığın da buna göre çözümlenmesi gerekir.
Özel Daire bozma kararında; 3402 sayılı Yasanın 16/A maddesine göre, mezarlıkların ölülerin gömülmesine terk ve tahsis edilen yerlerden olup, bu nitelikler itibariyle kamu malı sayılacağı ve ilgili tüzel kişilik adına tespit edileceği, nitekim somut olayda da köy tüzel kişiliği adına tespit yapıldığı, öte yandan Mezarlık Yerlerinin İnşaası Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkında Yönetmeliğin 8/2 maddesi hükmü uyarınca mezarlıkların niteliklerinin değiştirilemeyeceği ve imar mevzuatı çerçevesinde dahi başka hizmet alanlarında kullanılamayacağının öngörüldüğü, hâl böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de bozma kararı uyuşmazlığın mahiyetine uygun değildir. Zira dava 10 yıl içinde açılmış ve taşınmazın bir bölümünün cami yeri olduğu hâlde tamamının mezarlık olarak tespit edildiği iddia edilmiş olduğundan kadastro tespiti esas alınarak ve bu yerin mezarlık vasfının kesinleştiği kabul edilerek bir çözüme gidilemez. Yapılması gereken cami yeri olduğu iddia edilen bölümün kadastro tespit tarihinde mezarlık vasfında olup olmadığının öncelikle belirlenmesidir. Gerçekten tespit tarihinde bu yer mezarlık ise bozma kararında varılan sonuca ancak o takdirde varılabilecektir. Taşınmazın vasfı yönünden yapılan tespitin doğru olmaması hâlinde ise vasıf değişikliğine karar verilebilmesi mümkün olacaktır.
Belirtilen nedenlerle bu şekilde açılan davanın dinlenebileceği ve mezarlık vasfının kesinleştiği ön kabulüyle sonuca gidilemeyeceği esasına dayalı olarak direnme kararı verilmesi isabetlidir. Ancak vasıf değişikliğine karar verebilmek için mahkemece yapılan araştırma yeterli değildir.
Kadastro tespiti öncesi zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davalarında, eldeki cins vasfının düzeltilmesi davasında yargılama Hukuk Muhakemeleri Usulüne tabi ve tarafların göstermedikleri deliller araştırılmaz ise de, kadastro tespit tutanağında belirlenen ve cins tesciline esas olan tespitin aksi iddia edildiğinden, varsa tespit tutanağındaki evveliyat kaydı, vergi kayıtlarının keşifte uygulanma, komşu parsellerin tutanak ve varsa evveliyat tapu ve vergi kayıtları getirtilerek uygulanması ve dava konusu yerin cinsinin ne olarak okunduğunun belirlenmesi, tespit tutanağındaki taşınmaz cinsinin tespitini doğrulayan beyan sahibi muhtar ve tutanak bilirkişilerinin dinlenmeleri gerekmektedir. Kadastro tutanağındaki mezarlık cinsinin yanında cami yeri olduğu iddiasının tahkiki için, bu tutanak mümzilerinin de dinlenmesi ve taraf iddialarıyla dinlenen taraf tanıklarının beyanlarıyla çelişen hususların giderilmesi, ondan sonra tüm bu hususlar değerlendirilerek bir sonuca varılması, taraflarca getirilme ilkesine aykırı bir durum değildir. Aksi takdirde, tutanakta tespit edilip tescil edilen bir vakıa var iken, aksini beyan eden tanık beyanlarına göre karar verilmesi veya aksini beyan eden yeminli tanık beyanları varken tutanaktaki tanık beyanlarına göre karar verilmesi yanlış sonuçlara götürür. Her birinin mahkemece dinlenip, gerektiğinde yüzleştirilip ondan sonra hangisinin beyanına itibar edildiğinin gerekçelendirilmesi usul kuralları gereğidir. Kaldı ki eldeki davada kadastro tutanağı da delildir. Bu tutanakataki cins belirlemesinin aksi iddia edildiğine göre, tutanak bilirkişileri ile muhtarın dinlenmeleri re’sen araştırma değildir. Hâkim, bir delile kendiliğinden başvuramaz, tarafların bildirmedikleri tanıkları tanık olarak dinleyemez ise de davanın konusu olan kadastro tespit tutanağında cins tespitinin doğru olmadığına dair iddianın incelenmesi bakımından, dava dosyasına getirtilmiş olan kadastro tutanağındaki isim ve imzası olan tutanak mümzilerinin dinlenmesi gereklidir (Prof. Dr. Baki Kuru- Hukuk Muhakemeleri Usulü- Altıncı Baskı, 2001 Cilt II. sayfa 2023, Cilt III sayfa 2577, 2594) (Mahkeme dosyasına ibraz olunan faturada imzası bulunan kişininde dinlenmesi gerektiği hakkında HGK 09.07.1969 tarhi 404/664 sayılı kararı).
3402 sayılı Kadastro Kanunu 50. maddesi de, hâkimin toplanan delillerle tutanaktaki beyanlar arasında aykırılık olduğunu görürse tutanak bilirlişilerini tanık olarak dinleyebileceği hükmünü taşımaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu taşınmazın çevresinde bulunan taşınmazlar ile 140 ada 7 parsel ve 141 ada 1 parsel sayılı taşınmazların kadastro tutanakları ve dayanak kayıtları gerektiğinde bu parsellerin komşu kayıt ve tutanakları yapılacak keşifte uygulanıp dayanak kayıtların taşınmazı ne şekilde gösterdiği belirlenmeli fen bilirkişi raporu alınmalı, kadastro tutanak mümzileri keşifte tanık olarak dinlenmeli ve bu şekilde araştırma derinleştirilmelidir.
Mahkemece yapılan araştırma hüküm vermeye elverişli olmadığı için sözü edilen araştırmalar yapılarak tüm deliller birlikte değerlendirip karar verilmek üzere mahkeme kararının değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün genişletilmiş gerekçeyle bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.