YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/147
KARAR NO : 2021/1733
KARAR TARİHİ : 21.12.2021
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
1. Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı asıl dava dilekçesinde; Antalya Sanayi Ticarethanesinde bulunan … unvanlı işyerinde 01.11.1983 tarihinde işe başladığını, tarafına sigorta sicil kartı verildiğini ancak işverenin bordro düzenlemediğini, bu durumun aleyhine değerlendirilemeyeceğini ileri sürerek 01.11.1983 tarihinde davalı Kurumda 15269776 sicil numaralı dosyada işlem gören işyerinde bir gün süre ile hizmet akdine tabî olarak asgari ücretten çalıştığının tespite karar verilmesini talep etmiştir
Davalı Cevabı:
5. Davalı … (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; davanın Kurum yanında işverene de yöneltilmesi gerektiğini, tespiti istenen süre ile ilgili 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Antalya 1. İş Mahkemesinin 24.11.2017 tarihli ve 2016/232 E., 2017/547 K. sayılı kararı ile; davacıya ait sigorta sicil numarasının 1983 yılına ait serilerden olduğu, dinlenen tanıkların davacının 1983 yılında işveren …’e ait işyerinde çay, temizlik ve yemek gibi işleri yaptığını beyan ettikleri, her ne kadar işe giriş bildirgesindeki imzanın davacıya ait olduğu hususunda tam bir tespit yapılamamış ise de imzanın zaman içerisinde değişiklik gösterebileceği gibi imzanın davacıya ait olmasının tek başına ispat vasıtası olmadığı, işverene bağlı fiili çalışmanın önemli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının 01.11.1983 tarihinde bir gün süre ile çalıştığının tespiti ile sigorta başlangıç tarihinin 01.11.1983 olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
7. Antalya 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
8. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 01.02.2018 tarihli ve 2018/166 E., 2018/183 K. sayılı kararı ile; işe giriş bildirgesinin davacının fotoğrafı ile Kurum kayıtlarına intikal ettiği, sigorta sicil numarasının o yıla ait serilerden olduğu, davacıya sicil kartı verildiği ancak dönem bordrosu verilmediği için bordro tanığı bulunmadığı, dinlenen tanıkların iddiayı doğruladığı, bu nedenlerle mahkemenin tespite ilişkin kararının doğru olduğu ancak davacı 01.06.1966 doğumlu olup sigortalılık başlangıç tarihinin 18 yaşını doldurduğu 01.06.1984 olarak kabulü ile bu tarihten önceki hizmet sürelerinin yalnızca prim ödeme gün sayısına dahil edilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı Kurumun istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, davacının 506 sayılı Kanun’un 60-G maddesine göre sigortalılık başlangıç tarihinin 18 yaşını ikmal ettiği 01.06.1984 olduğunun tespitine, 01.11.1983 tarihindeki bir günlük çalışmaya yönelik ödenecek sigorta priminin prim ödeme hesabına dahil edilmesine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Bozma Kararı:
9. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
10. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 31.05.2018 tarihli ve 2018/2007 E., 2018/5186 K. sayılı kararı ile; “..E)Temyiz:
Davalı Kurum vekili “ Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. yetersiz tanık anlatımına dayanılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.” gerekçeleriyle temyiz yoluna başvurmuştur
F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 108.maddesinin 1. fıkrasında; ” Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı kanunlara veya bu kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir.” hükmü düzenlenmiştir.
Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin Yasa’nın belirlediği biçimde (506 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Yasa’nın 6. maddesi ile 5510 sayılı Yasa’nın 7/a maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Bu tür davalar yalnızca bir günlük çalışmanın tespitinden ibaret olarak görülmemeli, bir günlük çalışmanın kabulü ile saptanacak sigortalılık başlangıcının sigortalıya sağlayacağı sigortalılık süresi ile birlikte kazandıracağı haklar dikkate alınmalı ve giriş bildirgesi ile birlikte eylemli çalışmanın bulunup bulunmadığı özellikle belirlenmeli, buna göre dönem bordrosunda yer alan ve davacının talep ettiği tarihte çalışması mevcut tanıklar ile gerektiğinde komşu işyerleri çalışanları olduğu kayıtlarla ya da kolluk yolu ile yaptırılacak araştırma ile belirlenen kimselerin beyanlarına başvurulmalı, sonucuna göre karar verilmelidir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; 01/06/1966 doğumlu davacının, bildirgedeki işe giriş tarihi olan 01/11/1983 tarihinde 17 yaşında olduğu, işe giriş bildirgesinin 26126.2594.0501 sicil numaralı, … ünvanlı, Sanayi Ticarethaneler 6/8 Antalya adresindeki işyerinden 28/11/1983 tarihinde Kuruma verildiği, sigorta sicil numarasının 1983 yılı serilerinden olduğu, Bilirkişi tarafından imza incelemesinde kesin bir sonuca varılamadığı, aynı tarihli sigorta sicil kartı sureti sunulduğu, 2594. sicil numaralı, … ünvanlı, Sanayi Sitesi 6. Blok No:3 Antalya adresindeki yedek parça satışı işyerinin 01/12/1967-14/08/1992 tarihleri arasında yasa kapsamında olduğu, 1983/1. dönem bordrosunda Bülent Avcu’nun ismi olduğu ancak dinlenmediği, komşu işyeri tanıklarının dinlendiği, ancak sigorta kayıtlarının getirtilmediği, davacının hizmet cetvelinde 2013 yılında 4/b isteğe bağlı sigortalılığının başladığı, 4/a çalışması olmadığı, eylemli çalışma olgusunun yeterli ve gerekli bir araştırmayla sağlıklı bir biçimde belirlenmeden davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; 1983/1. dönem bordrosunda ismi bulunan Bülent Avcu’nun bordro tanığı olarak beyanına başvurmak, işverenin davacıyla akrabalığı olup olmadığını nüfus kayıtlarıyla sorgulamak, dinlenen komşu işyeri tanıklarının sigorta kayıtlarını veya vergi kayıtlarını getirterek beyanlarının içeriğini sorgulamak, Kurumdan, Belediye’den ve Vergi Dairesinden sorulmak suretiyle, ayrıca zabıta marifetiyle sağlıklı bir araştırma yaptırılarak başka komşu işverenler veya bu işverenlerin resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlarını tespit etmek, sonrasında bu işyerlerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının kayıtlarını SGK’dan getirtmek, tanık olarak bilgilerine başvurmak, çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince ortaya koyduktan sonra sonucuna göre karar karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…” gerekçesiyle kararın bozulmasına dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
11. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 13.09.2018 tarihli ve 2018/1551 E., 2018/1804 K. sayılı kararı ile; 33 yıl öncesine ilişkin 1 günlük sigortalılığın tespiti davasının bu derece kayıt ve şartlara bağlanmasının dava hakkının şeklen var olduğu anlamına gelebileceği, 1983/1. dönem bordrosunda adı geçen Bülent Avcu’ nun dinlenmesine ilişkin davacının ilk derece mahkemesinin karar celsesinde aradan geçen 33 yıl sebebiyle bu şahsı tanımadığını ifade ettiği gibi talep tarihi ile yakın dönemde bile çalışması bulunmayan 7 ay önce Mart 1983 tarihinde çalışmış tanık beyanı ile 01.11.1983 tarihli çalışmanın tespitine karar verilemeyeceği, davacının işverenle akrabalığı olup olmadığının tespitine yönelik olarak 506 sayılı Kanun’un 2. ve 3. maddelerinde sigortalı sayılan ve sayılmayanların belirtildiği, sosyal güvenlik hukukunda eşin sigortalılığı dışında akrabalığın önem arz etmediği, dosya kapsamında bu derece bir akrabalık olmadığının anlaşıldığı, komşu işyeri tanığı araştırılması, dinlenmesi ve dinlenen tanıkların getirtilecek bilgi ve belgelerle beyan içeriklerinin denetlenmesine yönelik bozma nedeni yönünden ise ilk derece mahkemesince polis marifetiyle iki kez komşu işyeri araştırma yapıldığı ancak tespit edilemediği, bunun üzerine davacının bildirdiği ve komşu işyeri tanığı olduklarını ifade eden tanıkların dinlendiği, yeniden bu konuda yapılacak araştırmanın akim kalacağı, Sosyal Güvenlik Kurumunun hiç bir biriminin komşu işyeri ve/veya tanığı bildirdiğine rastlanmadığı, davaların en az masrafla ve en kısa sürede çözümlenmesi gerektiği, dosya kapsamındaki bilgi, belgeler ve alınan beyanların davanın ispatı için yeterli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; sigortalılık başlangıç tarihininin tespiti istemli eldeki davada mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
14. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) Geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 20’inci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” düzenlemesinin yer alması ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, davanın yasal dayanağının mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (506 sayılı Kanun) olduğu kabul edilmelidir.
15. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici 7. maddesi uyarınca, uygulama yeri bulan 506 sayılı Kanun’un 108. maddesine göre, “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı kanunlara veya bu kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir.
Tahsis işlerinde nazara alınan sigortalılık süreleri, bu sürenin başlangıç tarihi ile, sigortalının tahsis yapılması için yazılı istekte bulunduğu tarih, tahsis için istekte bulunmuş olmayan sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süredir”.
16. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 108. maddesi gereğince sigortalılık başlangıç tarihinin belirlenmesine ilişkin açılan her dava, sigortalılığın saptanması istemini de içerdiğinden, Kanunun 79. maddesinin 10. fıkrasına dayalı olan ve “hizmet tespiti davası” olarak nitelendirilen bir görünüm arz etmekte olup, bunun doğal sonucu olarak da söz konusu (1) bir günlük çalışmanın belirlenmesi talepli davada, hizmet tespiti davalarındaki kanıtlama yöntem ve ilkeleri benimsenip uygulanmalı, başka bir anlatımla, sigortalılıktan söz edilebilmesi için, çalışmanın varlığı, hizmet tespiti davaları yönünden kabul edilen yöntem ve ilkelere uygun biçimde saptanmalıdır. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında haksız ve adaletsiz bir durumun oluşmasına yol açabilecektir.
17. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinde ise; “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” düzenlemesi bulunmaktadır.
18. Öte yandan 506 sayılı Kanun’un 2 ve 6. maddelerinde öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak, bu kimselerin ayrıca aynı Kanun’un 3. maddesinde sayılan istisnalara girmemesi gerekir. Çalıştırılanların, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 506 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan açık hüküm gereğidir.
19. Ne var ki, 506 sayılı Kanun’un 2 ve 6. maddelerindeki hükümler birlikte değerlendirildiğinde, sigortalılığın oluşumu için fiili çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Fiili ve gerçek bir çalışmanın varlığı tespit edilmediği sürece hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez.
20. Öncelikle fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği üzerinde durulmalıdır.
21. Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 sayılı Kanunun 79. maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bildirgeleri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 17. maddesinde belirtilen dört aylık dönem bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe girdiğini göstermekte ise de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Bu nedenle; işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hâkim görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, aynı dönemde işyerinde çalışanlar saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı açıklanmalı, gerektiğinde komşu işyeri çalışanlarının da bilgilerine başvurularak gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır.
22. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2009 tarihli ve 2009/10-41 E., 2009/93 K., 04.07.2012 tarihli ve 2012/21-137 E., 2012/433 K., 27.06.2018 tarihli ve 2016/21-2358 E., 2018/1289 K., 07.10.2020 tarihli ve 2018/21-1021 E., 2020/743 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
23. Somut olayda; 01.06.1966 doğumlu davacı adına … unvanlı Antalya Sanayi Ticarethanelerinde yer alan işyeri tarafından düzenlenen 1.11.1983 işe giriş tarihli bildirgenin 28.11.1983 tarihinde Kurum kayıtlarına girdiği, sigorta sicil numarasının 1983 yılı serilerinden olduğu, işe giriş bildirgesindeki imza üzerinde inceleme yaptırıldığı, davacının 01.01.2013 tarihinde başlayan 4/1-b isteğe bağlı sigortalılığının dışında çalışmasının bulunmadığı, 01.12.1967 tarihinde kanun kapsamına alınan ve 14.8.1992 tarihinde kanun kapsamından çıkarılan işyerine ait 1983/1. dönem bordosunun bulunduğu, anılan bordroda Bülent Avcu adına 1983 yılının ilk üç ayı için 90 gün üzerinden bildirim bulunduğu, davacı tarafından bildirilen tanıkların dinlendiği, komşu işyeri araştırması yapıldığı anlaşılmaktadır.
24. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; sigorta başlangıcının tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin ve res’en araştırma ilkesine tabî davalardan olduğu dikkate alındığında dinlenen tanıkların çalışmanın geçtiği işyeri ile davacının abisine ait işyerine komşu işyeri sahibi olduklarını, davacının çay-yemek işlerine baktığını beyan etmelerine rağmen komşu işyeri sahibi olup olmadıkları konusunda dosya içinde bilgi ve belge olmadığı gibi bu hususta araştırma da yapılmamıştır. Öte yandan davacı ile dava dışı işveren arasından akraba ilişkisi bulunup bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılamamakta olup bu hususta gerekli araştırma yapılmalıdır. Ayrıca 1983 yılı dönem bordrosunda bildirimi bulunan bordro tanığı Bülent Avcu’nun adresi tespit edilerek tanık olarak beyanına başvurulmalıdır. Özel Daire bozma kararında belirtilen bu hususlar dışında işyerinin kapsam ve kapasitesi de araştırılarak anılan işyerinin çay-yemek yapılmasını gerektirecek nitelikte işyeri olup olmadığı da belirlenerek sonucuna göre karar verilmelidir.
25. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Bozma kapsam ve nedenlerine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının davacıya geri verilmesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.12.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.