YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/253
KARAR NO : 2022/1036
KARAR TARİHİ : 28.06.2022
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğünün 2011/3047 E. sayılı takip dosyası ile müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, takibe konu edilen senedin müvekkilinin temyiz kudretinden yoksun olmasından yararlanılarak teminat amaçlı alındığını, senette tahrifat yapıldığı ve teminat amaçlı alındığının davalı tarafından Savcılık makamına verdiği ifadesinde ikrar edildiğini, başka bir deyişle davalının müvekkiline ait taşınmaza talip olduğunu, başkalarına satmaması için de dava konusu senedi teminat amacı ile onun temyiz kudretinden yoksun olmasından istifade ederek imzalattığını, müvekkilinin okuma yazma da bilmediğini, müvekkilinin davalıdan para almadığını ve dava konusu senetten dolayı davalıya borçlu bulunmadığını ileri sürerek davalıya borçlu olmadığının tespiti ile teminat senedinin iptaline ve davalının asıl alacağın %40’ından az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kısıtlanmış olması nedeniyle eldeki davayı açamayacağını, davacının tanık dinletme talebine muvafakatlarının bulunmadığını, davacı kısıtlı ise de akli melekelerinin yerinde olduğunu, dava konusu senedin davacıya ait taşınmazdaki ½ hissesinin müvekkiline satılması için müvekkilinden aldığı 250.000TL nakit para için verildiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuş ve asıl alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.05.2015 tarihli ve 2013/305 E., 2015/396 K. sayılı kararı ile; davacının okuma yazma bilmediği, bir takım işlemleri parmak basmak suretiyle yaptığı, bir kısım işlemleri ise önüne konan yazıyı taklit etmek suretiyle yazıp imzaladığı, davalının da davacı ile olan akrabalığı nedeniyle bu durumu bildiği, en azından bilmesi gerektiği, senedin tanzim tarihinde yürürlükte bulunan HUMK’nın 297. maddesi hükmü gereğince tanzim edilecek senetten dolayı davacının sorumlu olabileceği ancak takip ve dava konusu senedin anılan Kanun hükmüne uygun düzenlenmediğinden geçerli kabul edilemeyeceği, bu senetten dolayı davacının sorumlu tutulamayacağı, vesayet altına alınan davacının kısıtlanma tarihinin senet tanzim tarihinden sonra olduğu, senet tanzim tarihinde ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hususunun saptanması gerekir ise de senet HUMK’nın 297. maddesine uygun olarak tanzim edilmediğinden bu durumun ve davacının diğer iddialarının araştırılmasına gerek görülmediği, vesayet makamından husumete izin kararı alınarak dosyadaki usulî eksikliğin giderildiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacının dava konusu senetten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, 250.000TL üzerinden %20 oranında kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 15.03.2016 tarihli ve 2015/11609 E., 2016/4537 K. sayılı kararı ile;
“…Dava, bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Dava konusu bono altındaki imzanın davacının eli mahsulü olduğu icra hukuk mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi ile saptanmıştır. Her ne kadar icra hukuk mahkemesince verilen karar takip hukuku ile ilgili olup, menfi tespit davasına bakan bu mahkemeyi bağlamaz ise de iş bu menfi tespit davasında imza inkarına dayanılmamış, davacının okuma yazma bilmediği ve temyiz kudretinden yoksun olduğu iddialarına dayanılmıştır.
Bir kimsenin okuma yazma bilmemesi, imza kullanması halinde kambiyo senedi düzenlemesine engel değildir. Bu itibarla yerel mahkemenin özellikle, bu çerçeve etrafında oluşturduğu gerekçede isabet bulunmamaktadır. Ne var ki, dava dilekçesinde davacının medeni hakları kullanma ehliyetinden yoksun olduğu iddia edilmiş ve yargılama sırasında davacının vesayet altına alındığı görülmüştür. Bu husus mahkemece re’sen gözetilmesi ve değerlendirilmesi gereken hususlardan olup, dava konusu senedin tanzim tarihi itibariyle davacının medeni hakları kullanma ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönündeki iddia üzerinde durulup, yeterli araştırma ve inceleme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuş, bozma nedenine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelemesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
9. Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.11.2018 tarihli ve 2018/872 E., 2018/1031 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece dava konusu kambiyo senedinin HUMK’nın 297. maddesi gereğince usulüne uygun olarak düzenlenmediğinden yola çıkılarak davacının bu bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesinin isabetli olup olmadığı, mahkemece öncelikle dava konusu senedin tanzim tarihi itibariyle davacının medeni hakları kullanma ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönündeki iddia üzerinde durulup, yeterli araştırma ve inceleme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
13. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illî ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukukî işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkideki talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
14. Bu genel açıklamadan sonra, hemen belirtmelidir ki, bono; ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (eTTK) 691/1. maddesi).
15. Bonoda şekil şartları eTTK’nın 688. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senet bono niteliğini kaybeder. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden ya da malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir.
16. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 690. maddesi atfıyla bonolar da uygulanması gereken “İmzalar” başlıklı 668. maddesi; “Poliçe üzerindeki beyanların el yazısı ile imza edilmesi lâzımdır.
El yazısı ile olan imza yerine, mihaniki her hangi bir vasıta veya el ile yapılan veyahut tasdik edilmiş olan bir işaret yahut resmî bir şahadetname kullanılamaz” hükmünü içermektedir.
17. Bu maddeye göre, senet üzerindeki imzaların el yazısıyla atılmış olması şarttır. O hâlde, mihanikî bir vasıtayla, mesela damgayla, mühürle vs. atılan imza sonuç vermez. Bu gibi vasıtalarla atılan imzalar noter veya ihtiyar heyetlerince veya mahallince bilinen iki kişi tarafından tasdik edilmiş olsa (HUMK 297) bile, poliçe, bono veya çekte kullanılamaz (Öztan, Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 1997, s. 395; Doğanay, İsmail: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.II, Ankara 1985, s. 1589, dipnot.444).
18. Adi senetlere uygulanan HUMK’nın 297. maddesi okuma yazma bilmediği hâlde, yalnız imza atabilen kişiler bakımından da uygulama alanı bulduğundan, yalnız imza atabilen kişilerin attığı imzanın bu madde anlamında el ile yapılmış bir işaret olarak kabul edilmesi ve ihtiyar heyeti ile iki tanık tarafından onaylanması gerekir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, s. 2123).
19. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya ise menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), Ankara 2013, s. 346).
20. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
21. Diğer bir deyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
22. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.
23. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, başka bir deyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
24. Bu noktada kambiyo senetlerinde geçersizlik def’ilerinden olan ehliyetsizlik mutlak def’ine değinmek gerekirse; eTTK’nın 582. maddesine göre; “Akit ile borçlanmaya ehil olan kimse, poliçe, çek ve bono ile borçlanmaya da ehildir” Bu hüküm gereğince, bir kişinin kambiyo senedi düzenleyerek borçlanabilmesi için fiil ehliyetine (medeni hakları kullanma ehliyeti) sahip olması gerekmektedir. Dolayısıyla tam ehliyetsiz bir kimsenin kambiyo senedi ile borç altına girmesi hüküm ifade etmeyecektir. Tam ehliyetsiz bir kişi herhangi bir şekilde kambiyo senedi ile borç altına girerse, bu işlem batıldır ve bu herkese karşı ileri sürülen bir mutlak def’idir.
25. Başka bir deyişle, Kanun koyucu kambiyo senetlerinin düzenlenmesi için özel bir ehliyet aramamıştır. Bu hâle göre, medeni hakları kullanma ehliyetinden kısmen veya tamamen mahrum bulunan kişiler kambiyo senedi düzenleyemezler.
26. Sınırlı ehliyetsiz kişilerin kambiyo senediyle kanuni temsilcisinin izni olmaksızın borç altına girmesi durumunda da sınırlı ehliyetsiz kişi bakımından borç herhangi bir hüküm ifade etmeyecektir. Sınırlı ehliyetsiz kişi bunu herkese karşı ileri sürebilecektir. Ancak kanuni temsilcisinin izni ile birlikte kambiyo senediyle borçlanma geçerli hâle gelir.
27. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, mahkemece davacının okuma yazma bilmediği, senedin tanzim tarihinde yürürlükte bulunan HUMK’nın 297. maddesi hükmü gereğince tanzim edilecek bir senetle davacının sorumlu olabileceği ancak takip ve dava konusu senedin anılan Kanun hükmüne uygun düzenlenmediğinden geçerli kabul edilemeyeceği, dolayısıyla bu senetten dolayı davacının sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
28. Davacı demansiyel süreç nedeniyle 22.11.2012 tarihinde vesayet altına alınmış, eldeki dava ise 07.06.2013 tarihinde açılmış, husumete izne ilişkin karar dava açıldıktan sonra verilmiştir. Bu davada davacı tarafça imza inkârına dayanılmamış, temel olarak davacının temyiz kudretinden yoksun olduğu ve okuma yazma bilmediği iddialarına dayanılmıştır.
29. Bir kimsenin okuma yazma bilmemesi, imza kullanması hâlinde kambiyo senedi düzenlemesine engel değildir. Zira, HUMK’nın 297. maddesi adi senetlere uygulanması gereken bir hüküm olduğu gibi, kambiyo senedi olan bonoların geçerliliği için el ile imza atılmış olması gerekir.
30. Ancak, dava dilekçesinde davacı asılın medeni hakları kullanma ehliyetinden yoksun olduğu iddia edilmiş ve yargılama öncesinde de davacının vesayet altına alındığı görülmüştür. Bu husus mahkemece re’sen gözetilmesi ve değerlendirilmesi gereken hususlardan olup, dava konusu senedin tanzim tarihi (15.04.2009) itibariyle davacının medeni hakları kullanma ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönündeki iddia üzerinde durulup, yeterli araştırma ve inceleme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekir.
31. Davacının, belirtilen tarih itibariyle medeni hakları kullanma ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunun tespiti için mahkemece davacı asıla ait belirtilen tarih itibariyle hastane raporları, kullandığı ilaçlar usulünce temin edildikten sonra, dosya ilgili belgelerle Adli Tıp Kurumuna gönderilmeli, alınacak rapor değerlendirildikten sonra bir karar verilmelidir.
32. Diğer yandan, direnmeye esas kara başlığında davacı olarak “…’a vesayeten Ersan Aşık” şeklinde gösterilmesi gerekirken “…”ın gösterilmesi maddi hataya dayalı olup, mahallinde düzeltilebileceğinden ayrıca bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
33. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.