Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2019/257 E. 2022/751 K. 26.05.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/257
KARAR NO : 2022/751
KARAR TARİHİ : 26.05.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)

1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın reddine ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası gereğince direnme kararının temyiz incelemesinde duruşma yapılmayacağından davacı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında bayilik sözleşmesi yapıldığını, sözleşme gereğince davalı şirketin, müvekkili şirket tarafından kendisine fatura edilen ürünleri belirlenen bölge içerisinde müşterilere satmakla ve pazarlamakla yükümlü olduğunu, müvekkili şirketin sözleşmede belirlenen ürünleri fatura karşılığı davalıya teslim ettiği hâlde davalı şirketin 2014 yılına ait toplam 1.385.506,60TL tutarındaki fatura bedellerini ödemediğini, söz konusu alacağın ödenmesinin talep edildiğini, ancak davalı şirketin bu bildirime rağmen ödeme yapmadığını, bunun üzerine davalı hakkında icra takibi yapıldığını, davalı şirketin borca itiraz dilekçesinde müvekkili şirkete iade ettiği mallardan dolayı borcunun bulunmadığını belirterek borcun varlığını kabul etmiş sayıldığını, dolayısıyla malları iade ettiği hususunu ispatlaması gerektiğini ileri sürerek itirazın iptali ile asıl alacağın %20’i oranından az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; 18352 irsaliye numaralı faturada gösterilen 1.412.596,80TL’lik malların davacı şirkete ait kamyonlar ile 01.04.2014 tarihinde tutanakta adı geçen şirket şoförleri …, …, … ve …’a eksiksiz olarak teslim edildiğini, müvekkili şirketin davacı şirkete fazladan 337.002,72TL ödediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 30.06.2015 tarihli ve 2014/1296 E., 2015/660 K. sayılı kararı ile, davalının iddiasının, 01.04.2014 tarihli iade tutanağı ile yine aynı tarihli 18352 numaralı irsaliyeli faturaya dayandığı, her ne kadar malların iadesi hususu davacı tarafından inkâr edilse de davalı tarafça sunulan iade faturası ve tutanakta teslim alan olarak isim ve imzaları bulunan şahısların davacı şirket çalışanları oldukları, zira bu hususun SGK kayıtlarıyla da sabit olduğu, tutanakta teslim alan olarak adı ve imzası bulunan … imza inkârında bulunmuş ise de, yapılan imza incelemesinde imzanın adı geçen …’nın eli ürünü olduğunun tespit edildiği, bu nedenle imza inkârına yönelik beyanlara itibar edilemeyeceği, iadeye konu faturanın davacı şirketin ticarî defterlerine işlenmediği, ancak davalı şirketin ticarî defterlerinde yer aldığı, aynı zamanda bu faturaya konu döneme ilişkin (2014/Nisan dönemi) Batman Vergi Dairesine sunulan KDV beyannamesinde ve BS formunda faturanın beyan edildiği, dolayısıyla 01.04.2014 tarihli tutanak ile aynı tarihli ve 18352 nolu irsaliyeli faturaya konu malların davacı şirkete iade edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, her ne kadar davacı tarafça, davalı tarafından iade edildiği iddia edilen malların belgelere göre bir defada 01.04.2014 tarihinde iade edildiğini, ancak davalı vekilinin aşamalardaki beyanında, tutanak ve faturadaki kaydın aksine, dava konusu malların iki üç gün içerisinde on beş araçla iade edildiği beyan edilerek senet metninin değiştirildiği, bu durumda davalının iddiasını yazılı delille ispatlaması gerektiği ileri sürülmüş ise de; iadeye konu mallar ne kadar çok olursa olsun davalı tarafın iddia ettiği malların iadesi hususunun yazılı delil niteliğinde olan iade tutanağı ve irsaliyeli fatura ile sabit olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14153 E., 2016/5926 K. sayılı kararı ile;
“…Taraflar arasındaki uyuşmazlık alım-satım ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Davacı, dava konusu malları davalıya satıp, teslim ettiğini ancak bedelini tahsil edemediğini iddia etmekte, davalı ise dava konusu malları aldığını ancak iade ettiğini savunmaktadır.
Bu durumda somut olay bakımından ispat külfeti, davalı tarafta olup, davalı teslim aldığı malları davacıya iade ettiğini kesin delillerle kanıtlamakla yükümlüdür. Davalı savunmasının kanıtı olarak bir tutanak ve sevk irsaliyesi sunmuştur. Davalı taraf savunmalarında dava konusu malların 3-4 günde partiler halinde davacıya iade edildiğini belirtmiş olmasına rağmen ayrı ayrı irsaliyeler sunulmayıp tek irsaliyeye dayanılması karşısında davalının savunmasındaki çelişki üzerinde mahkemece yeterince durulmamıştır. Kaldı ki, bu kadar fazla bir malın aynı anda teslimi ve tek irsaliyeye bağlanmasının da mümkün olup olmadığı tartışılmadığı gibi bu derecede önemli miktardaki malların fabrikadaki sıradan bir işçiye teslim edilmesi de tacirin basiretli davranma yükümlülüğü ile bağdaşmamaktadır. Mahkemece tüm bu hususlar üzerinde yeterince tartışılıp, değerlendirme yapılmadan ve açıklanan bu çelişkilerin mantıklı bir izahına gerekçede yer verilmeden eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle kararın bozulmasına, bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
9. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 29.05.2018 tarihli ve 2018/151 E., 2018/400 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe aynen tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalı şirketin kendisine teslim edilen malları davacı şirkete iade ettiği savunması karşısında mahkemece, dava konusu malların partiler hâlinde davacıya iade edildiği belirtmiş olmasına rağmen ayrı ayrı irsaliyeler sunulmayıp tek irsaliyeye dayanılması nedeniyle davalının savunmasındaki çelişki üzerinde durulmasının, malların miktarı itibariyle aynı anda teslimi ve tek irsaliyeye bağlanmasının tartışılmasının gerekip gerekmediği, malların fabrikadaki sıradan bir işçiye teslim edilmesinin de tacirin basiretli davranma yükümlülüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
13. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;
i) İlamsız takip yapılmış olması,
ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,
iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
14. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2022 tarihli ve 2018/(19)11-1099 E., 2022/61 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
15. Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, Kanun’da özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.
16. Bu açıklamalar göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
17. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Malatya 8. İcra Müdürlüğünün 2014/6576 E. sayılı takip dosyasında; davacı tarafından davalı aleyhine faturaya dayalı olarak ilamsız icra takibi başlatılmıştır. Ödeme emrinin davalı borçluya 09.04.2014 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlu tarafından ise 08.04.2014 tarihinde yapılan itiraz üzerine icra takibinin durduğu anlaşılmıştır.
18. Davacı vekili, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi gereği fatura karşılığı davalıya teslim edilen mallara karşılık 2014 yılına ait 1.385.506,60TL tutarındaki fatura bedellerinin ödenmediğini iddia etmiş, davalı vekili ise cevabında, irsaliyeli fatura ile davacı şirkete mal iadesi yapıldığını bu nedenle müvekkili şirketinin borcunun bulunmadığını savunmuştur.
19. Taraflar arasındaki uyuşmazlık 01.04.2014 tarihli ve 18352 numaralı irsaliyeli fatura ile malların iadesinin yapılıp yapılmadığı olup, mahkemece alınan 07.06.2015 tarihli bilirkişi raporu ile, malların iadesine konu irsaliyeli faturada yer alan imzanın, davalı şirket çalışanı …’ya ait olduğu tespit edilmiştir.
20. Malların iade edildiği iddiasına ilişkin sunulan 01.04.2014 tarihli “Tutanaktır” başlıklı belgede ise, 18352 numaralı irsaliyedeki fatura konusu malların tamamının eksiksiz olarak alındığı belirtilmiştir. Tutanak altında teslim alanlar kısmında …, … ve … isimli kişilerin imzası olup, Sosyal Güvenlik Kurumunun kayıtlarına göre bu kişilerin faturanın düzenlendiği tarihte davacı şirket çalışanı olduğu anlaşılmaktadır.
21. Tarafların ticarî defterlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen 18.02.2015 tarihli bilirkişi raporunda, iadeye konu 01.04.2014 tarihli 18352 numaralı irsaliyeli faturanın davalının ticarî defterlerinde kayıtlı olduğu, ayrıca Batman Vergi Dairesinin 23.12.2014 tarihli yazısına göre, faturanın vergi dairesine verilmesi gereken 2014/Nisan ayına ait Katma Değer Vergisi beyannamesine dâhil ederek beyan edildiği anlaşılmaktadır.
22. Davacı tarafından, iade edildiği iddia edilen malların irsaliyeli fatura ve tutanağa göre bir defada iade edildiğinin anlaşıldığı, ancak davalı tarafça farklı günlerde iade edildiğinin belirtilmesi karşısında belge içerinin değiştirildiği ve bu durumda davalının iddiasını yazılı belge ile ispatlaması gerektiği iddia edilmiş ise de, davalı tarafından sunulan 01.04.2014 tarihli irsaliyeli fatura ve aynı tarihli “Tutanaktır” başlıklı belge, tutanak ve faturada yer alan kişilerin davacı şirket çalışanı olması dikkate alındığında, davalının malların iade edildiğini ispatladığının kabulü gerekir.
23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalının malların iade edildiğinin kanıtı olarak bir tutanak ve sevk irsaliyesi sunduğu ancak savunmasında malların farklı günlerde partiler hâlinde iade edildiğini belirtmesi karşısında farklı irsaliyeler yerine tek irsaliye sunulması hususunda mahkemece yeterince değerlendirme yapılmadığı, irsaliyeli faturaya konu malların çok olması karşısında, bu kadar fazla malın sıradan bir işçiye teslim edilmesinin tacirin basiretli davranma yükümlülüğü ile bağdaşmadığı, mahkemece bu hususlar üzerinde yeterince değerlendirme yapılmadan eksik inceleme ile karar verilmesinin doğru olmadığı, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
24. Hâl böyle olunca, mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup direnme kararının açıklanan gerekçelerle onanması gerekir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.05.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.