YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/268
KARAR NO : 2021/1570
KARAR TARİHİ : 02.12.2021
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 5. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının asıl işveren olup, müvekkilinin son alt işveren olan … (Vadi Özel Güvenlik Ltd. Şti.) nezdinde 16.04.2008-22.08.2014 tarihleri arasında güvenlik görevlisi olarak çalışırken iş sözleşmesinin sözleşme bitimi nedeniyle haksız ve bildirimsiz feshedildiğini, yıllık izinlerinin bir kısmının da kullandırılmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı Gediz Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde; en son dava dışı… Özel Güvenlik Ltd. Şti.’de özel güvenlik görevlisi olarak çalışan davacının sözleşme süresi sona erdiği için 22.08.2014 tarihinde işten ayrılıp aynı yerleşke içinde yer alan Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) 3. İletim Tesis İşletme Grup Müdürlüğü emrinde 23.08.2014 tarihinde çalışmaya başladığını, davacının işten çıkartılmadan yeni işyerinde çalışmaya devam ettiğini, ayrıca ihale yoluyla işin tamamını veren müvekkilinin asıl işveren olmadığından açılan davanın taraf sıfatı yokluğundan reddinin gerektiğini, davacıya ait bilgi ve belge şirketlerinde bulunmadığından işvereni olan… Özel Güvenlik Hizmetleri Limited Şirketinden talep edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. İhbar olunan … vekili beyan dilekçesinde; davacının işe girerken daha önce çalıştığı işyerinden yasal haklarını aldığına ilişkin yazılı beyanda bulunduğunu, yıllık izin ücretinden asıl işverenin sorumlu olduğunu belirtmiştir.
Mahkeme Kararı:
7. İzmir 5. İş Mahkemesinin 03.06.2015 tarihli ve 2014/587 E., 2015/294 K. sayılı kararı ile; davalı ve ihbar olunan şirket tarafından davacının iş sözleşmesinin feshedilmediğinin ispat edilemediği, işten ayrılış bildirgesinde belirtilen işin sona ermesi nedeninin haklı neden teşkil etmediğinden işyeri devri kurallarına göre feshe bağlı işçilik alacaklarından dava dışı son alt işveren ile davalının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, davacının hak ettiği yıllık izinlerin kullandırıldığı ya da ücretinin ödendiğinin davalı tarafından ispat edilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
8. İzmir 5. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince 19.06.2018 tarihli ve 2018/5059 E., 2018/15221 K. sayılı kararı ile; (1) numaralı bentte davalının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra; “(2)…Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının 6 tam yıl hizmet süresine karşılık 90 gün yıllık izne hak kazandığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Ancak, ihbar edilen son alt işveren tarafından karar tarihinden sonra dosyaya davacının 42 gün yıllık izin kullandığına dair yıllık izin formlarının sunulmuş olduğu görüldüğünden, bu alacak kaleminin yeniden değerlendirilmesi lüzumunun hasıl olduğu anlaşılmakla, sunulan belgeler değerlendirilerek yıllık izin ücret alacağının yeniden hesap edilmesi için bozma kararı verilmesi gerekmiştir…” gerekçesi ile oy çokluğu ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. İzmir 5. İş Mahkemesinin 10.12.2018 tarihli ve 2018/389 E., 2018/637 K. sayılı kararı ile; davalı işverence yargılama sırasında ibraz edilmeyen yıllık izin kullanım formu, banka sistemi çıktılarının ilk defa temyiz aşamasında sunularak davacının izin kullandığının ileri sürüldüğü, taraflarca hazırlama ilkesi gereği dava malzemelerinin taraflarca mahkemeye getirtilmesi gerektiğinden taraflarca ileri sürülmemiş vakıaların hâkim tarafından kendiliğinden araştırılmasının, taraflarca dava dosyasına intikal ettirilmeyen delillerin mahkemece re’sen dikkate alınmasının ve hükme dayanak yapılmasının mümkün olmadığı, hâkimin dava dosyasına usulüne uygun girmiş olan dava malzemesiyle sınırlı inceleme yapmakla yükümlü olduğu, tarafların talep sonucunu dayandırdıkları vakıaları ispata yarayan delilleri göstermemiş ve süresinde sunmamış olmaları durumunda dava veya savunmalarını ispatlayamadıkları için davanın aleyhlerine sonuçlanmasının söz konusu olacağı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 119 ve 129.maddelerine göre delillerin tarafların dilekçeleri ile mahkemeye sunmalarının zorunlu olduğu, 140. maddesine göre taraflarca belirtilmiş olup ellerinde bulunan ya da getirtilmesi gereken belgeleri mahkemeye sunmamışlarsa hâkimin, ön inceleme duruşmasında her iki tarafa bu eksikliğin tamamlanması için iki haftalık kesin süre verileceği, bu süre içinde belgenin ibraz edilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verileceği, HMK’nın 145. maddesinde öngörülen şartların varlığı hâlinde delilin sonradan gösterilmesine mahkemece izin verilebilmesinin mümkün olduğu, somut olayda da yargılamanın yaklaşık bir yıl sürdüğü, davalı tarafın süresi içinde elindeki belgeleri sunmadığı gibi tahkikatın devamı sırasında da ibraz etmediği, söz konusu belgeleri temyiz aşamasında sunma nedeni konusunda da herhangi bir açıklamada bulunmadığı, haklı görülebilecek bir mazeret ileri sürmediği, bu durumda mahkemenin usul ve yasaya aykırı bir işlemi bulunmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 2. maddesi uyarınca inceleme konusu dosya bakımından uygulanması gereken 1086 sayılı Kanunu’nun 428. maddesinde bozma nedenlerinin sayılmış olup, temyiz aşamasında sunulan delilin bozma nedeni yapılacağına dair bir düzenleme bulunmadığı, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen vakıa ve delillerin, hatta mahkemenin karar vermesinden sonra yaşanan vakıaların temyiz incelemesinde ileri sürülmesinin mümkün olmadığı, temyiz incelemesinde tahkikat yapılamayacağından yeni vakıaların ileri sürülmesi ve bunların incelenmesi karşı tarafın rızasına da tabi olmadığının savunulduğuna ilişkin bozma kararındaki karşı oy görüşünün yerinde olduğunu belirterek direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ihbar edilen son alt işveren tarafından mahkemece yapılan yargılama sırasında ibraz edilmeyip karar tarihinden sonra dosyaya ibraz edilen yıllık izin formlarının yıllık izin alacağının hesabında dikkate alınıp alınmayacağı; buradan varılacak sonuca göre sunulan belgelerin değerlendirilerek yıllık izin ücret alacağının yeniden hesap edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle davanın ihbarı kurumundan bahsetmekte yarar bulunmaktadır.
14. Görülmekte olan davanın tarafları davacı ve davalı olmakla birlikte davada taraf olmayan diğer kişiler ise görülmekte olan davadaki haktan etkilenecek olsa da taraf olarak adlandırılmayan üçüncü kişi konumundadır. Üçüncü kişi ancak dava görüldüğü sırada hakkı zarar görebilecek ise davaya müdahale edebilir. Bu müdahale de asli müdahil veya fer’î müdahil olarak kendini gösterir.
15. Üçüncü kişinin müdahale edebilmesi için davadan haberdar olması gerekmekle bu haberdar olma durumu her zaman kendiliğinden gerçekleşmeyeceği gibi kimi zaman da tesadüfen gerçekleşir. Davanın tarafı olmayan üçüncü kişi, davada verilen hüküm kendisi için kesin hüküm teşkil etmeyeceğinden bilerek ve isteyerek de davaya katılmayabilir.
16. Bu sorunları bertaraf etmek adına taraf olmayan üçüncü kişinin davadan haberdar olmasının ve gerekiyorsa müdahalesinin sağlanması için davanın ihbarı kurumu düzenlenmiştir.
17. Davanın ihbarı (duyurulması), görülmekte (derdest) olan davanın taraflarından birinin, üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesine ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesine denmektedir.
18. Hukukumuzda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 61 ve devamı maddelerinde “Davanın ihbarı” müessesesine yer verilmiş olup “İhbar ve şartları” kenar başlıklı 61. maddesinde;
“ (1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.
(2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
19. Madde metninden de anlaşılacağı üzere davanın ihbarı, tarafın davayı kaybetmesi hâlinde üçüncü bir kişiye rücu hakkı olduğu veya üçüncü kişinin kendisine rücu ilişkisine dayalı olarak dava açmasından endişe etmesi durumunda söz konusu olmaktadır.
20. İhbar yoluyla üçüncü kişiye yapılan bildirim niteliği gereği bir bilgi açıklaması mahiyetindedir. Zira ihbar eden taraf bu bildirim ile üçüncü kişiye kendisine karşı açılan bir davayı haber etmektedir. Salt bu açıdan ortada bir bilgi açıklamasının olduğu düşünülebilir. Ancak HMK’nın 61. maddesinde açıkça yer almasa ve ihbar beyanında açık açık yer verilmese de ihbarla üçüncü kişiye zımnen, davada fer’î müdahil sıfatıyla kendisi yanında yardımcı olarak yer alması gerekliliği de iletilmiş olmaktadır.
21. Öte yandan davanın ihbarı tek taraflı bir usul işlemidir; karşı tarafın muvafakatine veya mahkemenin onayına bağlı değildir. Taraf isterse, davanın ihbar edilmesini mahkemeden talep edebileceği gibi, isterse mahkemeye başvurmadan doğrudan doğruya kendisi de davayı ihbar edebilir. Ancak davanın ihbarını mahkeme aracılığı ile isteyen taraf dilekçe ile mahkemeye başvurmalıdır. Başvuru üzerine mahkeme, davanın ihbarına ilişkin dilekçenin üçüncü kişiye tebliği için davanın ihbar şartlarının bulunup bulunmadığını inceleyemeyeceği gibi ihbar talebinin reddine ya da kabulüne de karar veremez (Yılmaz, Ejder: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2013, s.610).
22. Davanın ihbarının usul hukuku bakımından amacı dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişinin, davaya katılarak davayı ihbar eden tarafa yardım etmesini sağlamaktır. Ayrıca, üçüncü kişi ihbara rağmen davaya katılmazsa, katılsaydı neticede hâsıl olacak olan müdahalenin etkisine muadil bir etkiyi davayı üçüncü kişiye ihbar eden taraf salt ihbarla yaratmış olur. Özellikle ihbar etkisinin müdahale etkisine muadilliği sebebiyle, uygulamada davanın tarafının davayı üçüncü kişiye ihbar etmesinde amaç çoğunlukla bunun oluşturulması olmakta, üçüncü kişinin fer’î müdahil sıfatıyla davaya katılıp kendisine yardım etmesi beklentisi çoğu kez sınırlı hâllerde olmaktadır (Pekcanıtez, Hakan/ Özekes, Muhammet/ Akkan, Mine/ Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s.739).
23. Sonuç olarak davanın ihbarı üçüncü kişinin davaya müdahalesini zorunlu kılmaz. Üçüncü kişi ihbara rağmen hareketsiz kalırsa ihbarda bulunan davaya devam eder. Sonuç itibariyle ihbar edilenin hareketsiz kalması tarafı davayı takipten kurtarmaz. İhbar olunan üçüncü kişinin hareketsiz kalması, daha sonra kendisinin açacağı davadan feragat veya kendisine karşı açılacak davayı kabul ettiği anlamına da gelmez. (Pekcanıtez/ Özekes/ Akkan/Korkmaz, s.762).
24. Üçüncü kişinin ihbar üzerine davaya fer’î müdahil olarak katılabilmesi için fer’î müdahale talebinde bulunması gerekir. Sırf üçüncü kişinin gelip duruşmaya katılması, fer’î müdahil sıfatını alması için yeterli değildir. Ayrıca üçüncü kişinin fer’î müdahil olarak kendisine ihbarda bulunan kişi yanında davaya katılması da zorunlu değildir. Aksine fer’î müdahil, davayı kazanmasında yararı bulunan kişi yanında davaya katılabileceğinden, koşulları varsa ihbarda bulunmayan taraf yanında da fer’î müdahil olarak davaya katılabilir (Pekcanıtez/Özekes/Akkan/ Korkmaz, s.763).
25. Davanın ihbarının maddi hukuk bakımından amacı ise, davayı ihbar eden tarafın, davayı kaybetmesi hâlinde üçüncü kişiye karşı açacağı rücu davasında (veya üçüncü kişinin ihbar eden tarafa karşı açacağı tazminat davasında) hakkını daha emin (güvenli) biçimde ileri sürebilmesidir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C: IV, 2001, s. 3515 vd).
26. Davanın ihbarı, üçüncü kişinin davacı veya davalı taraf olarak taraflardan birinin yanında davaya katılması sonucuna yol açmadığından yargılama sonunda dava kendisine ihbar edilen kişi hakkında hüküm de kurulamaz.
27. Bu anlatımlardan yola çıkarak davanın ihbar edilebilmesi için bazı şekli unsurların bulunması gerektiğini söylemek mümkündür. Bunlardan birincisi, açılmış ve görülmekte olan (derdest) bir davanın mevcut olmasıdır. Özel durumlar bir tarafa bırakılırsa, davanın ihbarından söz edilebilmesi için eşyanın tabiatı gereği her şeyden önce, ortada ihbar edilebilecek bir davanın mevcut olması gerekir. Bunun yanında, davanın ihbar edileceği üçüncü kişinin dava ehliyetine sahip olması, ayrıca görülmekte olan davanın taraflarına nazaran “üçüncü kişi” durumunda bulunması, davanın ihbarının diğer usulî şartlarıdır. Şüphesiz bütün bunların yanında, ihbarı haklı kılan bir “ihbar sebebi”nin, diğer bir ifadeyle, hukukî yararın da mevcut olması gerekir (Atalı, Murat : Medeni Usul Hukukunda Davanın İhbarı, Ankara 2007, s. 71).
28. Ayrıca HMK’nın “İhbarın şekli” başlıklı 62. maddesine göre, “(1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir.
(2) Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez.”.
29. Bu düzenlemeye göre de davanın ihbarının yazılı yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Gerek kötü niyetli davranışların önüne geçebilmek, gerekse ihbar edilen üçüncü kişinin doğru ve sağlıklı karar vermesini sağlayabilmek için, ihbar sebebinin ve yargılamanın bulunduğu aşamanın açıkça belirtilmesi de maddede ayrıca vurgulanmıştır.
30. Maddenin ikinci fıkrasında da, davanın ihbarı sebebiyle yargılamanın başka bir güne bırakılamayacağı açıkça öngörülerek yargılamanın gereksiz yere uzaması ve kötü niyetli ihbarda bulunulmasının da önüne geçilmeye çalışılmıştır. Ancak, ihbarın tevalisi gibi zorunlu hâllerde bir süre verilerek yargılamanın başka güne bırakılması kabul edilmiştir.
31. Bu aşamada somut olay ile ilgisi nedeniyle ihbar olunan tarafından yıllık izinlerin davacı tarafından kullanıldığını ispata yönelik delillerin bildirilme zamanına ilişkin hükümlere değinmekte yarar vardır.
32. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilâne çözüme kavuşacaktır.
33. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenen “Taraflarca getirilme ilkesi”nin işlerlik kazandığı davalarda, davanın taraflarınca delillerin gösterilmesi işleminin gerçekleştirilmesi gerekir. Anılan ilke uyarınca, hâkim, kural olarak, hiçbir delile kendiliğinden başvuramaz. Bu kuralın istisnasını, bilirkişi incelemesi yaptırılması ve keşif icrası oluşturur (Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, Ankara 2016, s.806 vd.)
34. Re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda ise, hâkim, dava bağlamında bütün delillere kendiliğinden müracaat edebilir. Çünkü sözü edilen ilkenin işlerlik kazandığı davalarda, dava malzemesinin bir parçasını oluşturan delillerin toplanması bağlamında da hâkim, tarafların yanı sıra önemli bir rolü üstlenmiş durumdadır; pasif değil, aktif bir konumda bulunmaktadır (Tanrıver, s.807).
35. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda iki temel yargılama usulü düzenlenmiştir. Bunlar; yazılı (m. 118-186) ve basit (m. 316-322) yargılama usulleridir. HMK, asıl olarak yazılı yargılama usulüne göre hükümler koymuş ve basit yargılama usulünü istisna kabul ederek düzenlemeler yapmıştır.
36. Hukuk yargılamasında, gerek yazılı yargılama gerekse de basit yargılama usulünde dava, mahkemeye hitaben yazılan bir dilekçeyle açılır. Davanın açıldığı mahkemeye veya uyuşmazlığın niteliğine göre uygulanacak yargılama usulü farklılık göstermektedir.
37. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” başlıklı 316. maddesinin (g) bendi; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler” şeklindeki düzenleme ile hangi dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olduğunu açıklamıştır.
38. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulünde, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin dava dilekçesinde belirtilmesi gerekmektedir. Aynı gereklilik, cevap dilekçesi açısından da geçerlidir.
39. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Cevap dilekçesinin içeriği” başlıklı 129. maddesinin 1. fıkrasının (d) ve (e) bendlerine göre cevap dilekçesinde; davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri ile savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin belritilmesi gerekir. Bu husus davalının savunmasını somutlaştırma yükümlülüğünün gereği olup davalı savunmasının dayanağı olan bütün vakıaları hangi delillerle ispat edeceğini cevap dilekçesine ekleyerek mahkemeye vermeli ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların teminini sağlayıcı açıklamalarda bulunmalıdır.
40. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Somutlaştırma yükü ve delillerin
gösterilmesi” başlıklı 194. maddesi;
“(1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.
(2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.” hükmünü haizdir.
41. Bu düzenleme, tarafların iddialarının (HMK, m. 119/1-f) ve savunmalarının (HMK, m. 129/1-e) dayanaklarını dilekçelerinde göstermeleri yönündeki hükümler ile paraleldir.
42. Kanun, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi ve özellikle karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekliliğini düzenlemiş olup somutlaştırma yükümlülüğü olarak adlandırılmaktadır.
43. Somutlaştırma yükü, kendiliğinden (re’sen) araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda da uygulanır.
44. Daha önce 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan bu (yeni) hüküm, soyut ve yuvarlak ifadelerle dava açılmasının ve böylece tarafların ve mahkemenin boş yere zaman kaybetmesinin önüne geçilmek amacıyla getirilmiştir. Hükmün konuluş gerekçesinde, somutlaştırma yükünü yerine getirmeyen tarafın bunun sonuçlarına katlanacağı belirtilmişse de, bunun yaptırımının ne olacağı HMK’nın 194. maddesinde açıkça öngörülmemiştir. Ancak bu husus, HMK, m. 29’daki “dürüstlük kuralı” ile birlikte düşünülmelidir (Yılmaz, s.3631).
45. Mahkemenin görevi, önüne gelen uyuşmazlığı hukuka uygun bir şekilde karara bağlamaktır. Bunun yerine getirilebilmesi de tarafların kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeleri ve mahkemeden ne istediklerini açıkça ortaya koymalarına bağlıdır. Bu sebeple, somutlaştırma yükü, taraflara düşen önemli bir ödevdir; aksi takdirde davanın aleyhlerine sonuçlanması söz konusu olacaktır.
46. Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesinde iş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanacağı; 15. maddesinde ise bu Kanunda açıklık olmayan hâllerde 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve 450. maddesi ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nu yürürlükten kaldıran HMK, 447/1. maddesi uyarınca diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanun’daki basit yargılama usulü ile ilgili hükümlerin uygulanacağını düzenlemiş, aynı Kanun’un 316 vd. maddeleri gereğince hizmet akdinden doğan davalar için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
47. Basit yargılama usulünde davacının dava dilekçesinde, davalının ise dava dilekçesinin kendisine tebliği üzerine iki haftalık süre içerisinde vereceği cevap dilekçesinde iddiasının ya da savunmasının dayanağı olan maddi vakıaları ispatta kullanacağı tüm delilleri, her bir delili maddi vakıalarla da ilişkilendirmek suretiyle göstermesi gerekir.
48. Nitekim bu husus HMK’da “Delillerin ikamesi” başlığını taşıyan 318. maddesinde; “(1) Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır.” şeklinde düzenlenmiştir.
49. Basit yargılama usulünde dilekçeler teatisi aşaması; dava dilekçesi ve onun karşılığını oluşturan cevap dilekçesi ile sınırlıdır. Bu usul, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit ve seri bir yargılama usulüdür.
50. Basit yargılama usulünde, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri bulunmamaktadır (HMK, m. 317/3). Bu çerçevede birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekir. Basit yargılama usulünde HMK’nın 319. maddesi gereği iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, davacı için davanın açılmasıyla davalı içinse cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar.
51. Ancak HMK’nın 322. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hâllerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanacağından ön inceleme ve tahkikat aşamalarında yeni delil gösterilmesi hususunda yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler aynen geçerlilik taşımaktadır.
52. Diğer bir ifadeyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 322. madde yollamasıyla uygulanması mümkün olan HMK’nın 145. maddesindeki koşulların bulunması hâlinde, sonradan gösterilen delillerin basit yargılama usulünde de incelenmesi mümkündür.
53. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Sonradan delil gösterilmesi” başlığını taşıyan 145. maddesinde “(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
54. Tarafların Kanun’da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme aşamasında veya çıkarılacak davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme hakkının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir.
55. Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile daha önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, davayı önemsememesi, kötüniyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilemez, artık o delilden vazgeçmiş sayılır (Atalay, Oğuz; Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1760).
56. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 145. maddesinin gerekçesinde şöyle denilmektedir: “Uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğu bilinmektedir. Maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğu kural olarak benimsenmiştir. Fakat iki istisna kabul edilmiştir. Yeni delil sunulması talebi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya delilin süresinde sunulmaması ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanıyorsa, hâkim gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebilir. Bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesi, hukukî dinlenme hakkının tabiî bir sonucudur”.
57. Kanun koyucunun belli şartların varlığı hâlinde taraflara yargılamanın daha sonraki aşamalarında delil ileri sürebilmeleri için istisnai bir düzenleme getirmesinin gerekçesi, adil yargılanma hakkının bir unsurunu oluşturan “hukukî dinlenilme hakkı”dır (Yılmaz, s.3032).
58. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. maddesi gereğince hâkim, davayı aydınlatma ödevi uyarınca maddi ya da hukukî açıdan belirsiz gördüğü hususlar açısından ihtiyaç duyduğu takdirde taraftan yeni delil göstermesini isteyebilir.
59. Basit yargılama usulüne yönelik genel açıklamalardan sonra temyiz incelemesinin kapsamına ilişkin yasal düzenlemelere değinilmelidir.
60. 01.10.2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girmiş ve anılan Kanun’un 450. maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak, kanun koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir.
61. Bu bağlamda HMK’nın Geçici 3. maddesi;
“(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.
(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.” düzenlemesi gereğince, inceleme konusu dosya bakımından temyiz kanun yoluyla ilgili olarak 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun uygulanması gerektiği açıktır. Ancak burada uygulanacak hükümlerin, 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümlerinin olduğu unutulmamalıdır.
62. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. madde hükmü dikkate alındığında; “Mahkemei Temyiz aşağıda beyan olunan esbaptan dolayı temyiz olunan hükmü nakzeder.
1 – Kanunun ve iki taraf beynindeki mukavelenin yanlış tatbik edilmiş olması.
2 – Mahkemenin davayı rüyete vazifedar bulunmaması,
3 – İki tarafı ve sebebi müttehit bir dava hakkında yekdiğerine mütenakız kararlar verilmesi,
4 – Usulü muhakemeye muhalefet edilmesi,
5 – Meselei maddiyenin takdirinde hata edilmesi,
6 – İki taraftan birinin davasını ispat için serdettiği delillerin sebebi kanuniye müstenit olmıyarak kabul edilmemesi,
Usulü muhakemeye muhalefetten dolayı bir hükmün nakzolunabilmesi mahkemeye ait vazaifte usulü muhakemenin ihlal olunmasına ve işbu kusur ve hatanın lahik olan hükmü tağyir edecek derecede bulunmasına veya müddei, yahut müddeaaleyh tarafından usulü muhakemenin tağyir ve ihlal olunduğunu ispat edecek derecede itiraz olunup da mahkemede tetkik edilmemiş olmasına mütevakkıftır.” durumları bozma sebepleri olarak sayılmıştır.
63. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılır. Bu nedenle temyiz sadece hukukun yanlış uygulanmış olduğu sebebine dayanabilir. Temyiz talebinde yeni vakıalar ileri sürülürse, bunların Yargıtayca incelenmesi caiz olmadığından Yargıtay sadece hukukun yanlış uygulanmış olup olmadığını incelemekle yetinir.
64. Kural olarak temyiz incelemesinde daha önce ileri sürülmeyen yeni vakıaların ve delillerin ileri sürülmesi mümkün değildir. Delillerle ilgili her türlü kararı verecek mahkeme hüküm mahkemesi, yani ilk derece mahkemesidir. Temyiz incelemesinde ise tahkikat yapılmayıp, dava dosyasına usulüne uygun girmiş olan delillerin, ispat yükü çerçevesinde ilk derece mahkemesince değerlendirilmesinin isabetli yapılıp yapılmadığına bakılmaktadır.
65. Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davacı vekili müvekkilinin güvenlik görevlisi olarak asıl işveren Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. nezdinde çalıştığı iddiası ile Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş.’ye aleyhine dava açmıştır. Davalı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. ise dava dilekçesinin tebliği üzerine kendisini bir vekil aracılığıyla temsil ettirmiş ve dosyaya sunduğu cevap dilekçesi ile birlikte davacının dava konusu işçilik alacağı talebinin dava dışı… Özel Güvenlik Hizmetleri Ltd. Şti. yanında çalıştığı döneme ilişkin olması sebebiyle davanın üçüncü kişi konumundaki… Özel Güvenlik Hizmetleri Ltd. Şti.’ye ihbar edilmesi talebini içerir ihbar dilekçesini dosyaya sunmuştur.
66. Davalı tarafından sunulan ihbar dilekçesi mahkemece ihbar olunan tarafa dava dilekçesi ile birlikte 20.02.2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve ihbar olunan tarafından davaya müdahil olunmaksızın “cevaplarımızın sunulması” konulu dilekçe ve ekinde bazı belgeler sunulmuştur.
67. Öte yandan Özel Daire bozmasına esas olan değerlendirilmesi gerektiği belirtilen yıllık izin formları, mahkemece verilen kararın davalı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafından temyiz edilmesi ile dosya temyiz itirazları incelenmek üzere Yargıtay Özel Dairesine gönderilmesinden sonra ihbar olunan tarafından Yargıtay ön kayıt bürosuna verilen dilekçe ekinde dosyaya sunulmuştur. Temyiz aşamasına kadar sunulamama nedeni davanın tarafı olan ve belge sunan tarafa ihbarı talep eden davalı vekilince açıklanmadığı gibi, davalının sonradan delil gösterilebilmesi için HMK’nın 145. maddesinde belirtilen istisnai hâllerin mevcudiyetini de ileri sürmediği anlaşılmıştır.
68. Gerçekten de uyuşmazlık hakkında, bu işlemin dayandığı veya onu ortadan kaldıran kalıba uygun belge ya baştan beri vardır ya da yoktur. Böyle bir belge varsa, belgeyi bilen davalının buna rağmen bu belgeden söz etmemesi ya da sunmaması, ona etkin hak arama imkânı tanınmamasından değil, kendi ihmalinden kaynaklanmaktadır. Böyle olunca da, bu belgenin sonradan sunulması davayı uzatacak ve bu suretle davanın kısa sürede çözümlenmesini engelleyecektir.
69. Her ne kadar davada taraf olmayan ihbar olunan üçüncü kişi tarafından dava ve ihbar dilekçelerine cevap mahiyetinde dilekçe dosyaya sunulmuş ve ekinde birtakım belge ibraz edilmişse de davaya fer’î veya asli müdahil olarak katılma istemi olmayan üçüncü kişinin sunduğu dilekçenin ve belgelerin dikkate alınması mümkün değildir. Zira ihbar olunan taraf olmayıp müdahil olma istemi de bulunmadığından görülmekte olan dava yönünden taraf olarak adlandırılmayan üçüncü kişi konumundadır.
70. Yine karşı tarafın sunulan bu delillere gerek imza, gerek içerik olarak karşı çıkması sunulduğu tarih itibariyle mümkün olmayıp aksi yorumla HMK’nın temel ilkelerinden uzaklaşan bir yola girilmemelidir. Şöyle ki; bu belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmesi hâlinde yeni baştan tahkikat işlemlerinin yapılması gerekeceğinden, bu durum yargılamayı uzatacak ve HMK’nın aşamalar sistemini bertaraf edecektir. Ne var ki, yeniden yargılama temyizde söz konusu olamaz ve temyiz incelemesinde tahkikat yapılamaz. Dolayısıyla, bu deliller davanın en başından beri var olduğu hâlde yargılama aşamasında ileri sürmeyen tarafın, kararın temyizi aşamasında yeni deliller dosyaya sunarak bu deliller doğrultusunda değerlendirme yapılmasını talep etmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü hukuk yargılamasının temel ilke ve esasları ile bağdaşmaz.
71. Hâl böyle olunca, direnme kararı yukarıda açıklanan bu ilave gerekçe ve nedenlerle yerindedir.
72. Ne var ki, hüküm altına alınan alacak miktarlarına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme kararı yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve nedenlerle uygun bulunduğundan davalı vekilinin hüküm altına alınan miktar ile diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02.12.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.