Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2019/330 E. 2022/465 K. 05.04.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/330
KARAR NO : 2022/465
KARAR TARİHİ : 05.04.2022

MAHKEMESİ : Yargıtay 1. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)

1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı Yargıtay 1. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın reddine karar verilmiştir.
2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, … isimli şahsa karşı alacağını tahsil etmek amacıyla Alanya 2. İcra Müdürlüğünün 2013/2259 E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığını, takibin kesinleşmesi üzerine …’e ait 668 ada 11 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 2, 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümler üzerine haciz şerhi işlenmesi için tapu müdürlüğüne müzekkere yazılmış ise de, Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/133 E. sayılı dava dosyasında konulan ihtiyatî tedbir bahane edilerek şerhin işlenmediğini, 2013/133 E. sayılı dava dosyasında yabancı şahıslara ait … Emlak İnşaat Tur. Taş. Gıda Teks. Ltd. Şti tarafından…aleyhine anılan bağımsız bölümler yönünden tapu iptali ve tescil davası açıldığını, mahkemece teminatsız, gerekçesiz ve üçüncü kişilerin haciz hakkını engelleyen ihtiyatî tedbir kararı verildiğini, davalı Tunay tarafından dava dilekçesi kendisine tebliğ edilmeden davanın kabul edildiğini, mahkemece hiçbir delil toplanmadan kabul beyanı gözetilerek çok hızlı bir şekilde davanın kabulüne karar verildiğini, tarafların temyiz istemlerinden feragat etmeleri üzerine de kararın kesinleştiğini, mahkemece tapu müdürlüğüne yazılan müzekkere ile bağımsız bölümlerin el değiştirdiğini ve müvekkilinin alacağına ulaşma imkânının ortadan kalktığını, yargılamayı yapan hâkimin kasıtlı ya da ağır ihmale dayalı işlemleri nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000TL maddi ve 10.000TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı Maliye Hazinesi vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesinde sınırlı olarak sayılan nedenlerden hiç birinin davacının iddialarına uymadığını, iddialara dayanak yapılan delillerin açıkça gösterilmediğini, konu edilen dava dosyasında tüm deliller toplanıp, yeterli araştırma ve inceleme yapılarak karar verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Özel Daire Kararı:
6. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15.01.2019 tarihli ve 2017/3 E. 2019/1 K. sayılı kararı ile;
“…Dava HMK’nun 46. maddesi gereğince hakimin sorumluluğu nedeniyle açılmış maddi ve manevi tazminat davasıdır.
Davacı, deliller tam toplamadan son derece hızlı bir şekilde yargılama sürdürülüp, hüküm verildiğini, davanın kendilerine ihbar edilmemesi nedeniyle müdahil olamadıklarını, davalıya ait taşınmazın tapu kaydının mahkeme kararıyla el değiştirmesi sonucu alacağının tahsilinin engellendiğini, hakimin yasa ve hukuka aykırı kararı nedeniyle zarara uğradığını iddia etmiştir.
Bilindiği üzere; HMK’nun 46. maddesinde hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı devlet aleyhine tazminat davası açılabilmesi için,
a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması,
b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması,
c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar ve hüküm verilmiş olması,
ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması,
d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararları değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm yada karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması,
e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması,
Hallerinin gerçekleşmesine bağlıdır.
Davacı yukarıda belirtilen sorumluluk nedenlerinin gerçekleştiğine dair ispata elverişli yeterli ve inandırıcı kanıtlar ibraz etmemiştir.
Öte yandan; HMK’nun 308.maddesinde “kabul, davacının talep sonucuna davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesi” olarak tanımlanmış, aynı yasanın 309. maddesinin 2. fıkrasında”feragat ve kabulün hüküm ifade etmesinin karşı tarafın veya mahkemenin muvafakatine bağlı olmadığı” vurgulanmış, sözü edilen yasanın 311. maddesinde ise”feragat ve kabul kesin hüküm gibi sonuç doğurur” ibaresine yer verilmiştir.
Açıklanan yasal düzenleme karşısında, hakkında açılan bir davayı kabul eden tarafa hakimin müdahale veya muvafakat etmesi mümkün değildir.
Hal böyle olunca; HMK’nun 46. maddesi uyarınca hakimlerin görevi gereği ve niteliği, tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleri ve hakim teminatı uyarınca özel bir kasta dayalı olarak veya temin edilen bir menfaate istinaden karar verilmesi halinde devlet aleyhine dava açılabileceğinden hakimin salt Anayasa ve kanunlarla tanılan yargılama yetkisinin kullanılması nedeniyle Devletin sorumlu tutulamayacağı…” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın Temyizi:
7. Özel Daire kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. ÖN SORUN
8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun mülga 93/A maddesinin 2. fıkrasının “b” bendi gereğince Devlet aleyhine açılacak tazminat davasının dava konusu kararın dayanağı olan dava sonunda verilen hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabileceği, davaya dayanak gösterilen Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.04.2013 tarihli ve 2013/133 E., 2013/122 K. sayılı kararının 17.05.2013 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 06.07.2017 tarihinde açıldığı nazara alındığında dava açma süresine ilişkin 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun mülga 93/A maddesinin 2. fıkrasının “b” bendinin eldeki davaya uygulanmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

III. GEREKÇE
Ön sorun yönünden:
9. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 93/A maddesinin 2. fıkrası ile bu fıkranın b bendi;
“…Devlet aleyhine açılacak tazminat davası ancak dava konusu işlem, faaliyet veya kararın dayanağı olan;

b) Dava sonunda verilen hükmün, kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabilir,…”
hükmünü içermektedir.
10. Ancak anılan hüküm 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 19/a maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.
11. Somut olayda, tazminat davasına konu Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.04.2013 tarihli ve 2013/133 E., 2013/122 K. sayılı kararı 17.05.2013 tarihinde kesinleşmiş ve kesinleşme tarihinden itibaren Devlet aleyhine tazminat davası açmak için bir yıllık hak düşürücü süre işlemeye başlamıştır. Ne var ki, hak düşürücü süre dolmadan 2802 sayılı Kanun’un 93/A maddesinin 2. fıkrası ile bu fıkranın b bendi 06.03.2014 tarihinde yürürlükten kalkmıştır.
12. O hâlde, eldeki davada hak düşürücü süre uygulanmayacağından oy birliğiyle ön sorunun bulunmadığı sonucuna varılarak işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Esas yönünden:
13. Dava, HMK’nın 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
14. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. HMK’nın 46. maddesinde “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:
a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.
b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.
c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.
ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.
d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.
e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması” düzenlemesi bulunmaktadır.
15. Somut olayda, HMK’nın 46. maddesinde sınırlı sayıda belirtilen sorumluluk sebeplerinden hiçbiri bulunmadığından ve hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat şartları oluşmadığından Özel Dairece davanın reddine karar verilmesi yerindedir.
16. Hâl böyle olunca, yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 05.04.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.