YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/6
KARAR NO : 2022/775
KARAR TARİHİ : 31.05.2022
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
….
1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müşterisi olan Sağlık A.Ş.’nin araçlarında bulunan araç takip sistemlerinin eski araçlardan sökülmesi ve yeni araçlara montajının yapılması konusunda bu işte faaliyet gösteren müvekkilinden teklif talep ettiğini, bunun üzerine müvekkilinin davalı şirkete gönderdiği 16.12.2013 tarihli e-posta ile her bir aracın araç takip sisteminin sökümü için 12TL, montajı için ise 40TL fiyat teklif ettiğini, sonradan yapılan pazarlıklar sonucu tarafların her bir söküm ve montaj işlemi için 37TL, malzeme bedeli için de 1,50TL olmak üzere araç başına toplam 38,50TL+KDV montaj bedelinde anlaştıklarını, devamında davalının teknik destek uzmanı …’ın gönderdiği e-posta ile söküm ve montaj planlamasını sorduğunu, müvekkilinin de aynı gün 19.12.2013 tarihli e-postada ayrıntılı planlamayı davalıya gönderdiğini ve belirtilen planlamaya göre davalının müşterisi Sağlık A.Ş.’nin araçlarından takip cihazlarını sökmeye, sökülen bu cihazların da söküldüğü şekilde yeni araçlara montajını yapmaya başladığını, müvekkilinin 25.12.2013 tarihinde başladığı iki yüz altmış beş adet aracın söküm ve montaj işlemlerini 30.12.2013 tarihinde tamamladığını, tüm bu işlemlerin Sağlık A.Ş.’nin teknik sorumlusu …’ın denetiminde gerçekleştiğini ve bu hususta otuz sekiz adet tutanak düzenlendiğini, Sağlık A.Ş. yetkilisi ile birlikte imzalanan bu tutanaklarda iki yüz altmış beş adet cihazın bir araçtan sökülerek diğer araca çalışır vaziyette takıldığının belli olduğunu, müvekkilinin yaptığı işe karşılık 06.01.2014 tarihli, D seri ve 022089 sıra numaralı 12.038,95TL tutarında fatura düzenleyerek davalıya gönderdiğini, faturaya ve içeriğine itiraz etmeyen davalının sadece 6.000TL ödediğini, kalan 6.038,95TL’yi ödemediğini ileri sürerek bakiye alacağın tahsili için İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün 2014/6563 sayılı dosyasında davalı aleyhine başlatılan takibe itirazın iptaline, davalının %20 oranından az olmamak üzere icra inkâr tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının taahhüt ettiği hizmeti ayıplı ve eksik ifa ettiğini, takip konusu alacağın dayanaksız olduğunu, davacının 23.12.2013-05.01.2014 tarihleri arasında araç takip cihazlarının montajını yaptığı iki yüz altmış beş adet araçta montaj hatası nedeniyle arıza meydana geldiğinin tespit edildiğini, montaj hatalarının 03.03.2014 tarihinde düzenlenen arıza tespit tutanağı ve fotoğraflar ile sabit olduğunu, söz konusu montaj hatalarının araç takip cihazlarının montajının yapıldığı araçlar çalışır durumda iken farlarının ve klimanın kapanması, araç motorunda durdurma hatası yaşanması vb. sorunlara neden olduğunu, cihazlardaki montaj hatalarının giderilmesinin gerek sözlü gerekse yazılı olarak davacıya defalarca bildirilmesine rağmen davacının ayıp ve eksikleri gidermediğini, bu nedenle davacının faturasına karşılık müvekkili şirketin iade faturası düzenleyerek davacıya gönderdiğini, müvekkilinin dava dışı Enka Araç Takip Hizmetleri-Ufuk Uzun ile imzaladığı sözleşme ile montaj hatalarının giderilmesini sağlamak zorunda kaldığını belirterek davanın reddini, takipte haksız ve kötü niyetli olan davacı aleyhine takip konusu alacağın %20’si oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.11.2015 tarihli ve 2014/643 E., 2015/692 K. sayılı kararı ile; davacının yaptığı işi 30.12.2013 tarihinde teslim etmesine rağmen davalının 10.02.2014 tarihinde e-mail gönderdiği, ayıp ihbarının aradan kırk gün geçtikten sonra yapıldığı, davalı tanıklarının beyanlarına göre de süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 6.038,95TL üzerinden itirazın iptali ile takibin %10,25 reeskont faizini geçmemek üzere devamına, alacağın %20’si olan 1.207TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 12.12.2017 tarihli ve 2016/2906 E., 2017/4376 K. sayılı kararı ile;
“…Dava, eser sözleşmesi kapsamında hak edilen bakiye iş bedelinin tahsili için başlatılan takibe yönelik itirazın iptâli istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekilince yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
Davacı taraflar arasında araç takip sistemlerinin sökülüp yeni araçlara takılması konusunda taraflar arasında sözleşme olduğunu, sözleşme konusu işlerin yapılıp teslim edildiğini, iş bedeli olan 12.038,95 TL’lik fatura tanzim edildiğini, bakiye iş bedeli olan 6.038,95 TL’nin ödenmemesi nedeniyle yapılan takibe haksız olarak itiraz edildiğini belirterek itirazını iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiş, davalı işin ayıplı ve eksik ifa edildiğini, yapılan bildirime rağmen düzeltmelerin yapılmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiş, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Somut olayda, davacı iş bedelini istemiş, davalı işin bir kısmının ayıplı olduğunu bildirmiş olup mahkemece süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Çünkü davacı ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını iddia etmişse de, dosyada mevcut bulunan tutanak, belge ve yazışmalardan araç takip sistemi montajının yapılarak araçların teslim edildiği, ne var ki bir kısım araç takip sistemi montajının hatalı yapılmasından kaynaklı sorunlar olduğu gerekçesiyle gerek tanık beyanları gerekse de davalı şirket çalışanı … tarafından gönderilen çeşitli e-posta yazışmaları olduğu anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece yapılması gereken iş; 6100 sayılı HMK’nın 266 ve devamı madde hükümlerine uygun olarak yazılım konusunda da uzman elektrik-elektronik mühendisi bilirkişi aracılığıyla dosya üzerinden sunulan belgeler gözetilmek suretiyle bahse konu arızaların tek tek değerlendirilmesi şeklinde araştırma ve inceleme yapılarak sorunun yazılımdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, özellikle davacının montaj işleminden ya da donanım konusundan meydana gelip gelmediğinin kesin bir şekilde saptanması ile ayıp üzerinde durulmalı, ayıbın varlığı halinde niteliği saptanarak açık ya da gizli ayıp olup olmadığı belirlenmeli, buna göre ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı dosyadaki bilgi, belge ve e-posta yazışmaları nazara alınarak dayanakları gösterilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmalı ve buna göre değerlendirme yapılıp yüklenicinin hakettiği iş bedeli bulunmalıdır. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.05.2018 tarihli ve 2018/140 E., 2018/367 K. sayılı kararı ile; davalının işin tesliminden sonra ayıbın varlığını öğrenmesine rağmen makul süresi geçtikten sonra ayıp ihbarında bulunduğundan eseri mevcut hâli ile kabul etmiş sayılacağı, süresinden sonra yapılan ayıp ihbarının hukukî sonuç doğurmayacağı, davaya konu araçların iki yüz altmış beş adet olup, takılan araçtaki kitlerin bilirkişi marifetiyle ayıp tespitinin yapılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı yüklenicinin davalının müşterisi Sağlık A.Ş.’nin iki yüz altmış beş adet aracına araç takip sistemi montajını yaparak en son 30.12.2013 tarihinde araçları teslim ettiği somut olayda, mahkemece yazılım konusunda da uzman olan elektrik-elektronik mühendisi bilirkişiden rapor alınarak arızaların tek tek değerlendirilmesinin, sorunun yazılımdan özellikle davacının montaj işleminden ya da donanımdan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesinin, işin ayıplı yapılıp yapılmadığının ve ayıbın varlığı hâlinde niteliğinin saptanarak açık ya da gizli ayıp olup olmadığının belirlenmesinin gerekli ve mümkün olup olmadığı, davalı iş sahibinin makul süresi içinde ayıp ihbarında bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemeler irdelenmelidir.
13. Eser sözleşmeleri iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsuru bulunmaktadır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür.
14. Eser sözleşmesi ilişkisinde ayıp, yüklenicinin meydana getirip iş sahibine teslim ettiği eserde bulunan sözleşme ve fenne aykırılıklardır. Başka bir ifadeyle ayıp, sözleşme ve eklerinde kararlaştırılan ve iş sahibinin beklediği amaca göre eserde bulunması gereken bazı vasıfların bulunmaması ya da olmaması gereken bazı bozuklukların bulunması şeklinde tanımlanmaktadır.
15. Somut olayda uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 474-478. maddeleri ayıplı işler hakkında uygulanır. Bu maddelerde yer alan düzenlemelere göre yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için eserin teslim edilmiş olması ve teslim edilen eserin ayıplı olması, ayıbın iş sahibinden kaynaklanmamış olması, iş sahibinin eseri muayene ve ayıbı ihbar yükümlülüğünü yerine getirerek eseri açık ya da zımnen kabul etmemiş olması gerekir.
16. Eserin ayıplı yapılması sözleşmeye aykırılık teşkil etmekte olup; ayıp, açık veya gizli olabileceği gibi maddî veya hukukî ayıp şeklinde de olabilir.
17. Açık ayıp, eserin teslimini müteakip makul süre içinde yapılan kontrol ve muayene sonucu görülüp tespit edilecek ayıptır.
18. Gizli ayıp ise, basit bir kontrol ve muayene ile tespit edilemeyen, eserin kullanılmaya başlanmasından sonra ortaya çıkan ayıptır.
19. Türk Borçlar Kanunu’nun 474/1. maddesi gereğince iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre mümkün olduğunca en kısa sürede eseri gözden geçirip muayene ederek varsa açık ayıpları tespit etmesi ve bu ayıpların neler olduğunu tek tek açıklamak suretiyle gecikmeksizin sözlü veya yazılı olarak yükleniciye bildirmesi gerekir. Gerek TBK’da gerekse mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) iş sahibinin muayene ve ihbar süreleri açıkça belirlenmemiş olup, işin niteliği ve olayın özelliğine, imal edilen eserin büyüklüğü ve genişliğine göre süreler farklı olacak ve işin uzmanı bilirkişiler tarafından belirlenecektir. Muayene ve gözden geçirmeyi veya ayıbın belirlenmesini iş sahibi bizzat yapabileceği gibi, TBK’nın 474/2. maddesine göre mahkeme aracılığıyla bilirkişi raporu ile de tespit ettirmesi mümkündür. Açık ayıpta iş sahibi muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmezse, TBK’nın 477/2. maddesine göre eseri kabul etmiş sayılır ve yüklenici açık ayıplarla ilgili sorumluluktan kurtulur.
20. Gizli ayıplarla ilgili TBK’nın 474/1. maddesindeki makul sürede muayene ve ihbar yükümlülüğüne ilişkin düzenleme mevcut değildir. Ancak TBK’nın 477/3. maddesinde, eserdeki ayıbın sonradan ortaya çıkması hâlinde, iş sahibinin gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, aksi takdirde eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı belirtilerek gizli ayıplar yönünden de iş sahibine ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin yükleniciye ayıbı ihbar etmek yükümlülüğü getirilmiştir.
21. Türk Borçlar Kanunu’nda eserdeki açık ve gizli ayıpların yükleniciye bildirim şeklinin nasıl olacağına dair herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması ispat kolaylığı sağlar. Ancak ayıp ihbarı hukukî işlem olmayıp, hukukî işlem benzeri maddî vakıa olduğundan, Yargıtay’ın yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmelerinde, aksi sözleşmede veya eki şartnamelerde kararlaştırılmadıkça taraflar tacir dâhi olsa ayıp ihbarının her türlü delille ve bu arada tanık beyanı ile de ispatlanabileceği kabul edilmektedir.
22. Ayıp hâlinde iş sahibinin hakları TBK’nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre iş sahibinin seçimlik hakları; eserin iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı olması hâlinde sözleşmeden dönme, eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim yapılmasını isteme veya aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını isteme haklarıdır. İş sahibi bu seçimlik haklarının yanında ayıplı meydana getirilmiş olan eserin neden olduğu zararın tazminini de isteyebilir. Başka bir anlatımla iş sahibi tazminat hakkı ile seçimlik haklarını birlikte kullanabilir. Tazminatın istenebilmesi için de, ayıpta yüklenicinin kusurunun bulunması ve ayıp ihbarının süresinde yapılmış olması gerekir (Hukuk Genel Kurulunun 04.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-1102 E., 2021/1337 K. sayılı kararı).
23. Öte yandan bilirkişi incelemesi ve bilirkişiden rapor alınması konusuna da değinmekte fayda vardır.
24. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 266/1. maddesinde bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller;
“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir.
25. Aynı Kanun’un 281. maddesinde;
“(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.
(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.
(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir.
26. Anılan düzenlemeler gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden (re’sen) bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir.
27. Bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukukî değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup yargıç, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 164).
28. Şu hâlde, bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi mahkemeye ait olup, mahkemece raporu veren bilirkişilerden HMK’nın 281/2. maddesine göre ek rapor alınabileceği gibi, HMK’nın 281/3. maddesi uyarınca yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup, tekrar inceleme yaptırılarak rapor da alınabilir.
29. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisinin kurulduğu, sözleşme uyarınca davacının, davalının müşterisi olan dava dışı Sağlık A.Ş.’ye ait araçlarda bulunan araç takip sistemlerinin eski araçlardan sökülerek yeni araçlara montajının yapılması işini üstlendiği, dosyada bulunan teslim tutanakları, belge ve yazışmalardan davacının araç takip sistemi montajını yaparak işi 25.12.2013 ile 30.12.2013 tarihleri arasında teslim ettiği, yapılan işin miktarı ile iş bedelinin ihtilafsız olduğu, davacının yapılan işlere karşılık düzenlediği 06.01.2014 tarihli 12.038,95TL’lik fatura bedelinin 6.000TL’sinin ödendiği, ödenmeyen bakiye 6.038,95TL’lik tutarın tahsili için davalı aleyhine başlatılan takibe itiraz üzerine de eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
30. Davada teslim edilen işte ayıp olup olmadığı, ayıbın kaynağının ve niteliğinin ne olduğu, davalı tarafından makul süresi içinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı uyuşmazlık konusu olup, mahkemece ayıp ihbarı süresinde yapılmadığı için davalının mevcut hâli ile işi kabul ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
31. Ne var ki; davacı tarafından üstlenilen işin en son 30.12.2013 tarihinde teslim edilmesi üzerine davalının eksik ve kusurlara yönelik ilk yazışmayı 02.01.2014 tarihli e-mail ile yaparak bildirimde bulunduğu, sonrasında da arıza ve ayıplarla ilgili karşılıklı yazışmaların devam ettiği, tanık anlatımlarında da ayıbın şifahi olarak davacıya ihbar edildiğinin belirtildiği görülmekle birlikte mahkemece ayıbın varlığının ve niteliğinin tam olarak saptanmadığı, ayıbın yazılımdan mı, davacının montaj işleminden mi yoksa donanımdan mı meydana geldiğinin kesin bir şekilde belirlenmediği, açık ya da gizli ayıp olup olmadığının ve süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığının denetime elverişli biçimde ortaya konulmadığı anlaşıldığından, yapılan inceleme ve araştırmanın dosya kapsamına uygun ve yeterli olduğundan söz edilemez.
32. Netice itibariyle mahkemece gerçeğin ortaya çıkması için HMK’nın 266. maddesi ve devamındaki madde hükümlerine göre konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulu oluşturularak dosyada bulunan tüm delil ve belgelerin değerlendirilmesi suretiyle alınacak rapor ile ayıbın neden kaynaklandığının tespit edilmesi ve niteliğinin belirlenerek yapılan işte açık ya da gizli ayıp olup olmadığının saptanması, ayıbın niteliğine göre de dosyadaki bilgi, belge, e-posta yazışmaları ve tanık beyanları gözetilerek ayıp ihbarının süresi içinde yapılıp yapılmadığının ortaya konulmasından sonra yapılacak değerlendirme ile varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
33. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.
34. Diğer taraftan dava tarihi 08.05.2014 olmasına rağmen, direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında 13.02.2018 olarak hatalı gösterilmiş ise de, bu husus mahallinde düzeltilebilir maddî hata niteliğinde olup, esasa etkili olmadığından ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
35. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 31.05.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.