Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2019/62 E. 2022/637 K. 17.05.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/62
KARAR NO : 2022/637
KARAR TARİHİ : 17.05.2022

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla)

1. Taraflar arasındaki “Maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kaman Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi sıfatıyla) verilen asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne ilişkin karar davalı … Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı … Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili …’nın oğlu, …’nın eşi, …,…,… n’ın babaları, …n’ın kayınpederi olan müteveffa işçi …’nın davalı şirkete ait bina inşaatında çalışmakta iken başına düştüğü iddia edilen bir cisim nedeniyle iskeleden yaklaşık 3 metre aşağıya düşerek yaralandığını, tedavi gördüğü hastanede 10.08.2004 tarihinde vefat ettiğini, murisin soğuk demir işçisi olarak ağır ve tehlikeli bir işte çalıştığını, işveren tarafından alınması gereken tedbirlerin alınmadığını, meydana gelen iş kazasında tamamen işverenin kusurlu ve sorumlu olduğunu, müteveffanın annesi … , eşi … ve üniversite öğrencisi olan oğlu …’nın murisin ölümü nedeniyle desteklerini yitirdiğini, müvekkillerinin manevi acı içerisinde olduklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı … için 100.000.000ETL (100TL) maddi, 15.000.000,000ETL (15.000TL) manevi, davacı … için 50.000.000ETL (50TL) maddi, 5.000.000.000ETL (5.000TL) manevi, davacı … için 100.000.000ETL (100TL) maddi, 8.000.000,000ETL (8.000LT) manevi, davacılar Orhan, Reyhan, Seyhan için ayrı ayrı 5.000.000,000ETL (5.000TL), Sultan için 3.000.000,000ETL (3.000TL) manevi tazminat ile 1.000.000.000ETL (1.000TL) cenaze ve defin giderinin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, 06.10.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini davacı … için 19.007,29TL, davacı … için 8.074,76TL olarak ıslah ettmiştir.
5. Davacılar vekili birleşen davada dava dilekçesinde; Kaman Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/296 E. sayılı dosyasında alınan 29.06.2009 tarihli raporda hesaplanan tazminat miktarının tatmin edici olmamakla birlikte fazlaya ait her türlü dava talep haklarını saklı tutarak davanın müddeabih yönünden ıslahı yoluna gittiklerini, bu nedenle 06.10.2009 tarihinde dava değerini 26.932,05TL’ye çıkarttıklarını, bilirkişi raporuna davalı tarafça yapılan itiraz üzerine alınan 05.02.2010 tarihli raporda iki seçenek sunulduğunu, seçeneklerden birinde yapılan hesaplamanın TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Kırşehir Temsilciliği ve Kırşehir Ticaret ve Sanayi Odasının verileri dikkate alınarak yapıldığını, bu seçeneği kabul ettiklerini diğer seçeneği ise kabul etmediklerini, 05.02.2010 tarihli bilirkişi raporunun B seçeneği gereği ek dava açtıklarını ileri sürerek davacı … için 66.032,8TL, davacı … için 1.989,96TL, davacı … için 4,614,4TL maddi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline, eldeki davanın 2004/296 E. sayılı dava ile birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
6. Davalı … Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili asıl davada cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin kalıp ve demir işlerini taşeron olan…’a, …’ın da demir işini ölen …’ya verdiğini, kazanın 31.07.2004 tarihinde meydana geldiğini, maktülün olaydan bir gün önce işe başladığını, işyerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alındığını, bu yükseklikten düşmek suretiyle bir kişinin ölmesinin mümkün olmadığını, yukarıdan maktül …’nın kafasına kalas düşmesi sebebiyle yaralanıp bunun sonucunda dengesini kaybedip aşağı düştüğünü, düşme ile değil düşen cisimle yaralandığını, davacılardan …’in dava açmaya hakkı olmadığını, … tarafından açılan davanın husumet yönünden reddinin gerektiğini, davacıların sosyal ve ekonomik durumlarına uygun olmayacak şekilde zenginleşme sonucunu doğuracak taleplerle dava açılmasının da kabulünün mümkün olmadığını belirterek yargılama sonunda ortaya çıkacak kusur ve sair hususlara ilişkin beyanlarının saklı kalmak üzere davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddini savunmuştur.
7. Davalı … Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili birleşen davada cevap dilekçesinde; açılan ek davanın zaman aşımına uğradığını, davacı …’nin kazalı işçiden başka oğullarının bulunduğunu, davacı …’nın da kaza anında babası ile çalıştığından kaza da payı olduğunu, davacı … yönünden mevcut itirazlarının devam ettiğini, kazalı işçinin ücretinin yazılı delille ispatlanması gerektiğini ve yapılan hesaplamalara itiraz ettiklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı:
8. Kaman Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 01.06.2010 tarihli ve 2004/296 E., 2010/157 K. sayılı kararı ile; mahkemece denetime elverişli ve gerekçeli olması nedeniyle benimsenen 26.09.2007 tarihli raporda davalı işverenin %75 kazalı işçinin ise %25 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, davalı tarafça ölen işçinin ücretinin asgari ücret olduğu iddia edilmiş ise de kazalı işçinin yaşı ve tanıkların beyanları dikkate alındığında tecrübeli bir soğuk demir ustası olduğunun kabulü ile yapılan ücret araştırması sonucunda bilirkişi Recep Karadavut’un 19.02.2010 tarihli raporunun B bendinde ikinci seçenek olarak İnşaat Mühendisleri Odasının bildirdiği ücrete göre hesaplanan tazminat miktarlarının davacıların talepleri bakımından esas alındığı, davacılar tarafından cenaze masraflarına dair harcama belgesi ibraz edilmediğinden masrafın davalı işçinin ölüm tarihindeki asgari ücret kadar olduğunun kabul edildiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, davacıların dava ve ıslah talepleri dikkate alınarak davacı … için 19.007,20TL, davacı … için 8.074,76TL, davacı … için 100,00TL destekten yoksun tazminat ile davacı … için 8.000,00TL, … için 2.000,00TL, …, …, …, … için ayrı ayrı 3.000,00’er TL, davacı … için 1.000,00TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 31.07.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, manevi tazminatta fazlaya dair taleplerinin reddine, birleşen davada davanın kabulü ile davacı … için 66.032,08TL, … için 4.614,4TL, … için 1.989,96TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihi olan 31.07.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
9. Kaman Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
10. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 30.04.2012 tarihli ve 2010/11651 E., 2012/6951 K. sayılı kararı ile; davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra hesap raporunun hükme dayanak alınacak nitelikte olmadığı, müteveffa işçinin yaptığı iş, yaşı, kıdemi belirtilmek suretiyle ilgili meslek odasından olay tarihinden günümüze kadar emsal işçinin alabileceği günlük net ücreti her yıl için ayrı ayrı sorarak hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan verilerle bilirkişiye zarar hesabı yaptırılması ve hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar gözetilerek hesaplanan peşin sermaye değerinin düşülerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi ile ayrıca haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin belirlenen tazminattan düşürülmesi gerektiği ölen işçinin annesine Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından iş kazası nedeniyle gelir bağlanıp bağlanmadığının araştırılarak gelir bağlanmış ise bildirilen miktarın tazminattan düşülmesi, gelir bağlanmamış ise bu durumun ölen işçinin annesinin tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden hak sahiplerine gelir bağlanması için Kuruma başvurmaları giderek dava açmaları yönünden önel verilmesi ve verilen önelin sonucuna göre karar verilmesi gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin İkinci Kararı:
11. Kaman Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 12.02.2016 tarihli ve 2012/294 E., 2016/46 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda kazanın meydana gelmesinde davalı işverenin %75, ölen işçinin ise %25 oranında kusurlu olduğu, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 45. maddesi dikkate alınarak davacılardan Meliha ve Hakkı’nın destekten yoksun kalacaklarının açık olduğu, bozma ilamı doğrultusunda celp edilen kayıtlar çerçevesinde düzenlenen 19.11.2015 tarihli bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, hükme esas alınan bu rapora göre davacılardan Meliha’nın zararının 119.044,68TL, Hakkı’nın zararının ise 4.607,36TL olduğu, öte yandan bozmadan sonra 11.12.2012 tarihli celsede davacı … için talep edilen maddi tazminat talebinden feragat edildiği, manevi tazminatlar, cenaze ve defin gideri, harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm kısmının bozma kapsamı dışında kalarak kesinleştiği ve davacıların talep ettiği miktarların da dikkate alındığı gerekçesiyle asıl dava yönünden manevi tazminatlar, cenaze ve defin gideri, harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin hükümler kesinleştiğinden bu hususlarda karar verilmesine yer olmadığına, davacı … lehine 19.007,29TL, davacı … lehine ise 100TL destekten yoksun kalma tazminatının 31.07.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacı … yönünden destekten yoksun kalma tazminatı talebinin feragat nedeni ile reddine, birleşen dava yönünden davacı … lehine 66.032,80TL, davacı … lehine ise 1.989,96TL destekten yoksun kalma tazminatının 31.07.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline, davacı … yönünden destekten yoksun kalma tazminatı talebinin feragat nedeni ile reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
12. Kaman Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
13. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 04.07.2017 tarihli ve 2016/16303 E., 2017/5692 K. sayılı kararı ile; “..1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, manevi tazminata dair hükümler bozma dışı kaldığından yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacılar eş ve çocuğun maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı annenin maddi tazminat isteminin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamından, davacılar vekilinin 06/10/2009 tarihli celsede 29/06/2009 tarihli bilirkişi hesap raporunu açıkça kabul ettiği anlaşılmaktadır.
Usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( …nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Bu açıklamalardan olarak somut olayda, davacılar vekilinin 29/06/2009 tarihli bilirkişi hesap raporuna karşı 06/10/2009 tarihli celsede beyanda bulunurken bahsi geçen hesap raporunu açıkça kabul etmesi üzerine, davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğundan, mahkemece bu 29/06/2009 tarihli hesap raporunda davacılar eş ve çocuk açısından belirlenen maddi tazminat miktarlarına hükmedilmesi gerekirken, usuli kazanılmış hak aşılarak fazlaya karar verilmesi doğru değildir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
14. Davacılar vekili tarafından Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı maddi hatanın düzeltilmesi yoluna başvurulmuş, Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 2017/5420 E., 2017/10335 K. sayılı kararı ile bozma ilamında maddi hata bulunmadığından istemin reddine karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
15. Kaman Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 21.05.2018 tarihli ve 2017/449 E., 2018/198 K. sayılı kararı ile; davacılar vekilinin 17.05.2018 tarihli beyan dilekçesinde ileri sürdüğü hususların haklı olduğu, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğu, 06.10.2009 tarihli duruşma tutanağında ve davacılar vekilinin dava değerini ıslah etmiş olduğu 06.10.2009 tarihli dilekçede açık şekilde bilirkişi raporunu kabul ettiğine dair bir ifade bulunmadığı, dosya içerisinde bulunan 06.10.2009 tarihli “Maddi Tazminat yönünden ıslah dilekçemizdir” konulu dilekçenin netice ve talep kısmında “fazlaya ait her türlü dava ve talep haklarımız saklı kalmak kaydıyla” ibaresinin bulunduğu ve dilekçenin ıslak imza ile imzalandığı, aynı tarihli duruşma tutanağında ise, davacılar vekilinin “Rapora bir diyeceğimiz yoktur, dava dilekçemiz ve ıslah dilekçemiz doğrultusunda karar verilmesini talep ediyoruz, karşı tarafın bilirkişi raporuna itirazını kabul etmiyoruz.” şeklinde bir beyanda bulunduğu, davacılar vekilince söz konusu celsede bilirkişi raporuna göre ıslah yapıldığı ve söz konusu ıslah miktarları yönünden davanın kabulünün talep edildiği, duruşma tutanağının altında davacılar vekilinin imzasının da bulunmadığı, mahkemelerde feragat, kabul, sulh ve vazgeçme gibi durumlarda beyanda bulunan ilgili taraftan imza alındığı, kaldı ki yukarıdaki beyanın açık, net, anlaşılır bir şekilde bilirkişi raporunun kabulü anlamı taşımadığı, dosyanın daha öncesinde de Yargıtay incelemesinden geçtiği dikkate alındığında bu durumun davacılar aleyhinde değerlendirilmesinin hak ve nesafet kuralları ile bağdaşmayacağı, ilk bozma kararına uyulmakla oluşan usulî kazanılmış hak müessesine de aykırı olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
16. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda ilk bozma kararı öncesi davacılar vekilinin 06.10.2009 tarihli duruşmadaki beyanı ile 29.06.2009 tarihli hesap raporunu açıkça kabul edip etmediği; buradan varılacak sonuca göre 29.06.2009 tarihli hesap raporunda davacı eş ve çocuk açısından belirlenen maddi tazminat miktarları yönünden davalı lehine usulî kazanılmış hak oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN
18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, direnme kararının usulüne uygun olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
19. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
20. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294/3. maddesinde ise “Hükmün tefhimi herhâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir. Bu durum yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
21. Diğer taraftan Kanun’un aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
22. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ile bu yönde düzenleme içeren HMK hükümleri, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
23. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukukî ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle ve kısa karar ile gerekçeli karar arasında tereddüde yol açacak çelişkiler taşımaması ile mümkündür.
24. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) somut olay bakımından uygulanmasına devam olunan 429. maddesine göre bozma kararı üzerine kendiliğinden tarafları duruşmaya davet eden mahkeme tarafları dinledikten sonra bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir. Mahkeme bozma kararına uyduktan sonra bu karardan dönemeyeceği gibi direnme kararı verdikten sonra da ilk karardan farklı bir karar vermesi de mümkün değildir. Gerekçe genişletilebilir ise de verilen hükmün ilk karardan farklı olmaması gerekir. Başka bir deyişle direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için, mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de kararı değiştirmemelidir.
25. Mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararda bozma kararına hangi açılardan uyulup hangi açılardan uyulmadığının hüküm fıkrasını oluşturacak kalemler yönünden tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, varsa hükmedilen miktarların doğru ve çelişki oluşturmayacak biçimde ortaya konulması; kararın gerekçe bölümünde de bunların nedenlerinin ne olduğu, bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması, kararın yargısal denetimi açısından aranan ön koşullardır.
26. Nihayet direnme kararları yapıları gereği kanunun hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli kıldığı Yargıtay dairesinin denetimi sonucunda hukuka aykırı bularak gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu bir mahkeme kararının aslında hukuka uygun bulunduğuna, dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin iddiaları içerdiğinden, o iddiayı yasal ve mantıksal gerekçeleriyle birlikte ortaya koymak zorunda olduğu gibi direnilen ve uyulan kısımları da kalem kalem net ve birbirine uygun bir biçimde içermelidir.
27. Bu noktada 492 sayılı Harçlar Kanunu’na değinmek gerekir. Kanun’un 8. maddesi “Bir hükmün bozulmasını mütaakıp verilecek hükümlerden yeni bir hüküm gibi karar ve ilam harcı alınır ve bozulan hükümden evvelce alınmış olan karar ve ilam harcı, mütaakıp hükme ait harçdan mahsup olunur.” hükmünü içermektedir.
28. Somut olayda; mahkemece gerekçeli kararın birleşen davaya ilişkin hüküm sonucu kısmında “Davacı … lehine 66.032,80 TL, davacı … lehine ise 1.989,96 TL destekten yoksun kalma tazminatının 31/07/2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılar … ve …’ya ödenmesine,
Davacı … yönünden destekten yoksun kalma tazminatı talebinin feragat nedeni ile REDDİNE” kısmının iki defa yazıldığı ancak tefhim edilen hüküm özetinde (kısa kararda) gerekçeli karardan farklı olarak bir kere yazıldığı, yine birinci bozma kararına uyularak verilen ikinci kararın hüküm kısmında yer alan “Davacılar Meliha ve Hakkı lehine bozmadan önce destekten yoksun kalma talepleri de içerisinde olacak şekilde vekalet ücreti takdir edildiğinden yeniden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına” ilişkin kısmın direnme kararında yer almadığı bunlardan da başka 2010 yılında verilen ilk kararda asıl ve birleşen davada karar tarihinde geçerli binde 59,4 üzerinden karar ve ilam harcının tahsiline karar verilmiş olup, direnme karar tarihinde yürürlükte bulunan binde 68,31 oranı üzerinden karar ve ilam harcına karar verilmesi gerekirken ilk karar tarih ve numarasına atıf yapılarak harcın kesinleştiğinden bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği görülmüştür.
29. Öte yandan direnme gerekçeli karar başlığında birleşen davaya ilişkin bilgilere yer verilmediği ve asıl dava “16.09.2004” birleşen dava “18.03.2010” tarihinde açılmış olmasına rağmen karar başlığında dava tarihinin “22.12.2017” yazıldığı anlaşılmıştır.

30. Bu durumda ortada usulüne uygun bir direnme kararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Mahkemece yapılması gereken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294 ve 297. maddelerine uygun şekilde direnmeye esas karardaki gibi bir hüküm fıkrası oluşturmak ve buna uygun gerekçeli karar yazmaktır.
31. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca usulüne uygun direnme kararından bahsetme imkânı olmadığı ve ön sorunun bulunduğu kabul edilmiştir.
32. O hâlde usule uygun olmayan direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.05.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.