YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2020/15
KARAR NO : 2022/1564
KARAR TARİHİ : 22.11.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin Ankara ili Pursaklar ilçesi Pursaklar Mahallesi 91 ve 92 parsel sayılı taşınmazlarda paylı malik olduğunu, anılan taşınmazlara davalı idare tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın Devlet Ormanı içerisine alınmak suretiyle fiilen el atıldığını, taşınmazlarla ilgili orman kadastrosunun da kesinleştiğini, el atılan taşınmazların arsa vasfında olup, konumu itibariyle Ankara’nın değerli bir bölgesinde olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 8.000TL kamulaştırmasız el atma tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı süresinin dolduğunu, kadastro ve tutanakları ile haritalarda belli olduğu üzere Hasan oğlu …’a ait yerin komisyonca kadimden beri ziraat arazisi olarak kullanılan bir yer olduğunu, üzerinde hiçbir orman örtüsünün bulunmadığını ve bu hâli ile orman sayılmayan yerlerden olduğunun tespit edildiğini, idarece herhangi bir el atmanın söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı:
6. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.01.2011 tarihli ve 2010/485 E. 2011/14 K. sayılı kararı ile; orman kadastrosu işlemine karşı davacı tarafından süresi içerisinde itiraz edilmediği, taşınmazların kesinleşen orman tahdit haritası içinde kaldığı, bu nedenle kamulaştırmasız el atmadan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 26.09.2012 tarihli ve 2012/9855 E. 2012/10165 K. sayılı kararı ile; “…Dava, tazminat isteğine ilişkin olup, Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, davacıların, kayden paydaşı oldukları çekişme konusu 91 ve 92 parsel sayılı arsa vasfındaki taşınmazlara, davalı İdare tarafından, her hangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın orman kadastrosu sınırları içerisine alınmak suretiyle fiilen ve hukuken el atıldığını, orman kadastrosunun itirazsız kesinleştiğini ileri sürerek tazminat isteğiyle eldeki davayı açtıkları; çekişmeli taşınmazların bulunduğu bölgede 18 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından 6831 sayılı Orman Kanununun 3302 sayılı Kanunla değişik hükümlerine göre 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışmasında taşınmazların orman vasfında görülerek orman sınırları içerisine alındığının ve itirazsız 1991 kesinleştiğinin öne sürüldüğü anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu parselin tapusunun hukuksal geçerliliğini koruyup korumadığının belirlenmesi için, öncelikle, davalı İdareden, 18 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından 6831 sayılı Orman Kanununun 3302 sayılı Kanunla değişik hükümlerine göre 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışmalarında, çekişmeli 91 ve 92 nolu parselllerin orman sınırları içerisine alınıp alınmadığının, taşınmazların halen orman özelliğini sürdürüp sürdürmediğinin, orman kadastrosunun itirazsız kesinleşip kesinleşmediğinin sorularak eksikliklerin giderilmesi, ondan sonra, mahallinde bilirkişi marifetiyle keşif ve uygulama yapılmak suretiyle davaya konu taşınmazların orman kadastro sınırları içerisinde kalıp kalmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekeçeği tartışmasızdır.
Yapılan uygulama sonucunda, çekişmeli taşınmazların kesinleşen orman tahdidi içerisinde kaldığının saptanması halinde, davacıların, çekişmeli taşınmazların mülkiyetini Türk Medeni Kanunu’nun 705.maddesi uyarınca yitirmiş olacakları ve davalı tarafın tescilden önce mülkiyeti kazandığının kabulü zorunludur. Bu durumda, elde ki dava mülkiyetin yitirilmesinden kaynaklanan tazminat niteliğini taşır.
Olayda, Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesinin uygulanmasının gerekmemesi, diğer bir anlatımla, mülkiyetin hukuken ve fiilen davacılarda kaldığının belirlenmesi halinde ise, davalı İdarenin, taşınmazlara orman niteliğiyle kullanmak suretiyle kamulaştırmasız el atma olgusunun ortaya çıkacağı açıktır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen eksikliklerin giderilmesi, yerinde uzman bilirkişiler marifetiyle keşif yapılması, taşınmazların orman kadastro tahdidi içerisinde kalıp kalmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmayla yetinilerek yanılgılı değerelendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı:
9. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.03.2014 tarihli ve 2013/124 E. 2014/159 K. sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra) mahallinde uzman bilirkişiler marifeti ile keşif yapıldığı, davacılar vekilinin 27.03.2014 tarihli duruşmada fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmak suretiyle karar verilmesini talep ettiği, talep edilen 8.000TL’nin 4.000TL’sinin 91 parsel, 4.000TL’ sinin de 92 parsel için olduğunu beyan ettiği, dosya içinde alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu gerekçesiyle; 91 parselin 1990 yılında ilan edilen Cevizlidere Devlet Ormanı içerisinde kaldığından bu parsel yönünden davanın reddine, 92 parselin bilirkişi krokisinde (B) harfi ile gösterilen yerinde kesinleşmiş orman sınırları içinde kaldığından bu yerle ilgili talebin reddine, 92 parselin krokide (A) harfi ile gösterilen bölümünün ise her yönü ile kesinleşmiş orman kadastrosu içinde orman sayılmayan yer içinde kaldığından 7513 m2’lik yerle ilgili talebin kabulüne, davacının 92 nolu parselle ilgili talepleri 4.000TL olduğundan kabul ve reddolunan kısım arasında oran kurulmak suretiyle (B) harfi ile gösterilen yer için 3.160TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınıp payları oranında davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
11. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 22.12.2016 tarihli ve 2015/16142 E. 2016/12466 K. sayılı kararı ile; “…Dava, TMK’nın 1007. maddesi gereğince tazminat istemine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi, tapu sicilinin aleniliği ve tapu siciline güven ilkelerinin yansımasının sonucu olarak, mülkiyet hakkı ya da başkaca bir aynî hak edinen kişinin, bu sicilin tutulması nedeniyle uğradığı zararın tazminine ilişkin olup, buna göre “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur”.
Medenî Kanunun 1007. maddesi gereğince davalı sıfatı Hazinenin olup Çevre ve Orman Bakanlığının (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) davalı sıfatı bulunmadığından Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) aleyhine açılan davanın husumetten reddi gerekeceği hususu düşünülebilir ise de; Yüksek Hukuk Genel Kurulunun HGK’nın 2011/9-718 E. – 2012/36 K. sayılı kararında da değinildiği üzere, HMK’nın 124/4. maddesindeki, “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” hükmü uyarınca, somut olayda, Çevre ve Orman Bakanlığının (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) davalı gösterilmesi ve tapu müdürlüğünün de Hazine vekili tarafından temsil edilmiş olmasının temsilcide yanılgı olarak değerlendirilmesi gereklidir.
Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre de, davacı, temsilcideki yanılmayı sonradan düzeltebilir. Temsilcide yanılmanın hukukî yaptırımı, hasımda yanılmada olduğu gibi, davanın reddi gibi ağır bir sonuç doğurmaz.
Davanın niteliğine göre, husumetin Hazineye yöneltilmesi gerekirken, taraf sıfatı bulunmayan Çevre ve Orman Bakanlığının (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) hasım gösterilmiştir. Dava dilekçesindeki anlatım ve istemden, asıl dava edilmek istenenin Çevre ve Orman Bakanlığının değil, Hazine olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın davalı olarak sadece Çevre ve Orman Bakanlığına yöneltildiğinden söz edilemez. Ortada belirgin biçimde temsilcide yanılma hali vardır. Mahkemece temsilcide yanılma hali re’sen gözetilerek, davanın Hazineye yönlendirilmesi için davacı yana olanak verilmesi, Hazinenin delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru değildir,…” gerekçesiyle kararın bozulmasına, bozma nedenine göre diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
12. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.07.2017 tarihli ve 2017/175 E. 2017/274 K. sayılı kararı ile, dava dilekçesinde idarece kamulaştırma işlemi yapılmaksızın taşınmazın Devlet Ormanı içine alınması, el atılmış olması nedeniyle tazminat talep edildiği, davanın kamulaştırmasız el atma olarak görülüp sonuçlandırıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davanın 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi gereğince tazminat istemine mi yoksa kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat istemine mi ilişkin olduğu, buradan varılacak sonuca göre Hazinenin davaya dahil edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
15. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, davalı vekilinin direnme kararı yönünden temyiz ve bozma talebinin bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmış; davalı vekilinin temyiz dilekçesinin sonuç kısmı gözönüne alındığında davalı vekilinin direnme kararını temyize yönelik talebinin mevcut olduğu, ön sorunun bulunmadığı oy birliğiyle kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
IV. GEREKÇE
16. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca açılan tazminat davası ile kamulaştırmasız el atma kavramı ve ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
17. Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır (Anayasa m. 35/1, AİHS ek protokol 1-1). 4721 sayılı TMK’nın 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi olarak belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebileceği hüküm altına alınmıştır.
18. Devlet tarafından verilen, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Böyle bir yer özel mülkiyet kapsamından çıkarılarak kamu malı niteliğini kazanmakla birlikte, kişinin ya da kişilerin söz konusu tapuya dayalı hakkının hukukî güvenlik ilkesinin sonucu olarak korunması gerektiği muhakkaktır. Aksi düşünce tarzının, Devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek hiçbir karşılık ödemeksizin iptalini istemesi, zamanında geçerli bir şekilde ve kayda dayalı olarak oluşturulan mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi kamu vicdanını yaralaması yanında hukuk devleti ilkesini de zedeleyen bir tutum oluşturacaktır.
19. Taşınmazların tapu siciline kaydedilmesinde ve doğru sicillerin oluşturulmasında Devletin sorumluluğu o kadar önemlidir ki, TMK’nın 1007. maddesinde; “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder” hükmü öngörülmüştür.
20. Devletin tapu sicilini çok düzgün tutması ve taşınmazların durumunu tespit ve tescil bakımından gerekli düzenlemelerin yapılarak açık hâle getirilmesi konusuna büyük önem verilmiş, bu sicillerin Devlet memurlarınca tutulmasından ileri gelecek bütün zararlardan dolayı vatandaşlara karşı fer’î değil, aynen İsviçre’de olduğu gibi asli bir sorumluluk yüklenmiştir (Velidedeoğlu, Hıfzı Veldet/Esmer, Galip: Gayrimenkul Tasarrufları, İstanbul 1969, s. 512 vd); (Akipek, Jale: Eşya Hukuku, Ankara 1972, s. 303).
21. Devletin sorumluluğundan söz edebilmek için, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Başka bir anlatımla Devletin sorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur.
22. Kamulaştırmasız el atma müessesesi de, mülkiyet hakkının özüne dokunan bir işlemdir. Kamulaştırmasız el atmada usulüne uygun bir kamulaştırma işleminden söz edilmesi olanaklı değildir. Ayrıca kamulaştırmasız el atmanın konusunu sadece özel mülkiyette bulunan taşınmaz mallar oluşturur.
23. Yukarıda açıklandığı üzere kamulaştırmasız el atma müessesesi mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip olmakla birlikte, çağdaş bir yaklaşımla ve sosyal Devlet ilkesi gereği olarak uygulamada, taşınmaz malikine, dava yoluyla mülkiyetin bedele çevrilmesi ya da idarenin hakkın özünü zedeleyen el koyma eylemine son verilmesi yolu açılmıştır.
24. Kamulaştırmasız el atma hâlinde kamu kurumu, Kamulaştırma Kanunu’na uygun hareket etmeden, ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmaktadır. Bu bakımdan dava, mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır (11.02.1959 tarihli ve 1958/17 E. 1959/15 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinden).
25. 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca açılan tazminat davası ve kamulaştırmasız el atmaya ilişkin bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; davacılar vekili paylı malik oldukları Ankara ili Pursaklar ilçesi Pursaklar Mahallesi 91 ve 92 parsel sayılı taşınmazlara idare tarafından kamulaştırma işlemi yapılmaksızın el atıldığı gerekçesiyle tazminat talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamına göre 91 parsel sayılı taşınmazın tamamı ile 92 parsel sayılı taşınmazın (B) harfi ile gösterilen 1987 m2’lik bölümünün 1989 yılında yapılarak 1991 yılında kesinleşen orman kadastro sınırı içinde, orman sayılan alanda kaldığı anlaşılmaktadır.
26. Çekişmeli 92 parsel sayılı taşınmazın bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 7513 m2’lik bölümü yönünden ise, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede orman kadastrosunun yapıldığı ve kesinleştiği, taşınmazın bu bölümünün orman kadastrosu dışında kaldığı ve orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşılmıştır.
27. Hâl böyle olunca somut olay ve dosya kapsamı ile temyiz edenin sıfatına göre; Pursaklar Mahallesi 92 parsel sayılı taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümünün orman tahdidinin dışında bulunması, anılan bölüme idare tarafından ağaçlandırma yapılarak kamulaştırma yapılmaksızın el atılması nedeniyle mahkemece davanın, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat olarak nitelendirilmesi yerinde olup, eldeki davada husumetin Hazineye yöneltilmesine gerek bulunmamaktadır.
28. O hâlde genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle direnme uygun olup, diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Yukarıda belirtilen genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı direnme uygun olup, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemece Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 5. HUKUK DAİRESINE GÖNDERİLMESİNE,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.11.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.