Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2021/414 E. 2022/337 K. 16.03.2022 T.

Yayınlanma Tarihi: 11.02.2024 01:25


YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2021/414
KARAR NO : 2022/337
KARAR TARİHİ : 16.03.2022

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 37. İş Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararına yönelik taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi tarafından verilen tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, ilk derece mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait minibüste kesintisiz 01.03.1999-09.01.2015 tarihleri arasında şoför olarak aylık ortalama 2.000TL ücretle çalıştığını, 01.01.2007 tarihine kadar bahsi geçen minibüste tek başına hafta sonları dâhil 06.00’dan 21.00 veya 22.00’a kadar, bu tarihten sonra davalının oğlu ile birlikte 24 saat esasına göre çalışmaya devam ettiğini, hizmetlerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediğini ileri sürerek 01.03.1999-09.01.2015 tarihleri arasındaki hizmetinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü sürenin geçtiğini, müvekkilinin bahsi geçen minibüste kendisinin çalıştığını, davacının ihtiyaç duyduğu hâllerde sürekli olmayacak şekilde çalışmasının bulunduğunu, 22.07.2011 tarihinden itibaren ise sürekli olarak çalışmaya başladığını, minibüste hafta sonu ve bayramlarda çalışan başka bir şoför olduğunu, davacının aylık ücretinin 2.000TL olduğuna dair iddiasının doğru olmadığını, davacının iddia ettiği dönemlerin bir kısmı bakımından Kurum kayıtlarında ödenen primlerin bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; hak düşürücü sürenin geçmesi sebebiyle davanın reddi gerektiğini belirtmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
7. Ankara 37. İş Mahkemesinin 29.01.2018 tarihli ve 2016/464 E., 2018/23 K. sayılı kararı ile; davacının bir dönem davalıya ait minibüste tek başına çalıştığı, daha sonra davalının oğlu ile birlikte 24 saat esasına göre çalışmaya devam ettiği, Kurum kayıtlarına göre 27.11.2008-15.09.2010 tarihleri arasında davacının dava dışı ... Petrol Ltd. Şti’de çalışmasının bulunduğu, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 24.12.2012 tarihli ve 2011/5519 E., 2012/24381 K. sayılı kararında açıklandığı üzere başka bir işyerinde bildirim varsa davacının bu bildirimlerin iptalini dava açarak talep etmesi gerektiği aksi takdirde bu sürelerin dışlanmasının zorunlu olduğu, davacının bu bildirimin iptaline dair talebinin olmadığı veya dava açmadığı, bu nedenle 27.11.2008-15.09.2010 tarihleri arasındaki dönemin dışlanması gerektiği, ayrıca davacının ehliyetinin geri alındığı ve fiilen şoförlük yapmasında yasal olanak bulunmayan dönemin de dışlandığı, bilirkişi raporunun hükme esas alındığı belirtilerek davanın kısmen kabulü ile davacının davalıya ait minibüste çalışması Kuruma bildirilen 21.07.2011 - 28.02.2012 dönem için dava açılmasında hukukî yarar bulunmadığından davanın reddine, 24.03.1999 - 23.07.2006 dönemi için tam zamanlı, 24.07.2006 - 10.09.2007, 11.11.2007 - 20.07.2011, 29.02.2012 - 08.03.2013, 08.05.2013- 11.03.2014 ve 13.05.2014 - 09.01.2015 tarihleri arasında ayda 15 gün süreyle ve asgari ücretle çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
8. Ankara 37. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 25.09.2018 tarihli ve 2018/1880 E., 2018/1530 K. sayılı kararı ile; Kurum kayıtlarına göre 27.11.2008 -15.09.2010 tarihleri arasında davacının dava dışı ... Petrol Ltd. Şti.’de çalışması bulunmasına rağmen aynı tarihlerde davacı adına davalıya ait minibüsü kullanırken trafik cezalarının düzenlenmesi, bu dönem bakımından birden fazla işverene bağlı olarak çalışmasına engel yasal düzenlemenin bulunmaması, davacı adına düzenlenen diğer trafik cezaları, belirli dönemlerde ehliyetine el konulması, aynı minibüste davalı ve oğlu adına düzenlenmiş trafik cezalarının bulunması karşısında ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukukî değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvuranın esastan reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
10. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 25.11.2019 tarihli ve 2018/7215 E., 2019/7140 K. sayılı kararı ile; “…1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının temyiz itirazlarının reddine, davalı temyizine gelince,
2- Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 27/11/2008 – 15/09/2010 tarihleri arasında 1054103 sicil numaralı dava dışı ... Petrol İnş. Tur. San. Ve Tic. Ltd. Şti. işyerinden, ayda 30 gün üzerinden; 21/07/2011 – 28/02/2012 tarihleri arasında 1169290 sicil numaralı davalı işyerinden ayda 30 gün üzerinden hizmetinin bildirildiği, davacı tarafından dava dışı işyerindeki çalışmanın dolmuştaki çalışmasından artan yarım günlük zamanlarda, bir gün sabah, diğer gün öğleden sonra olmak üzere çalışma şeklinde olduğu, ama bu arada dolmuşta da bir gün sabah, diğer gün öğleden sonra olmak üzere çalışmaya devem ettiğinin belirtildiği, bir kısım tanıklarca da dava dışı işyerindeki çalışmaların fiili olduğu yönünde beyanda bulunulduğu, davalı işverenin ... plakalı minibüsten dolayı 06/06/1996 – 14/01/2015 tarihleri arasında vergi kaydının olduğu, davacının sürücü belgesinin 06.12.1998- 06.02.1999, 11.09.2007 - 10.11.2007, 09.03.2013 - 07.05.2013, 14.03.2014-12.05.2014 tarihlerinde ceza nedeniyle iptal edildiği ,Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen trafik cezalarından 27.09.2001-25.08.2014 arası olanların ... plakalı araçta davacı adına olduğu , 2001 öncesi cezalarda araç plakası belirtilmediği, bu yüzden davacı adına kesilmişse de davalıya ait araçta olup olmadığının anlaşılamadığı, 27/11/2008 – 15/09/2010 tarihleri arasında dava dışı işyerinden bildirilen dönemde 16.01.2009, 24.02.2009,27,02.2009,06.04.2010 tarihlerinde davalının dolmuşunda davacı adına ceza kesildiği, uyuşmazlık konusu dönemde davalı ... ve oğlu adına dolmuşta düzenlenmiş çok sayıda trafik cezası bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurum'ca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasa'da yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
Somut olayda, davacı davalıya ait dolmuşta 01/03/1999 tarihinden 09/01/2015 tarihine kadar kesintisiz olarak çalıştığını iddia etmektedir. Davacının 27/11/2008 – 15/09/2010 tarihleri arasında dava dışı işyerinden ayda 30 gün üzerinden kuruma bildirilen hizmeti bulunmaktadır ve gerek davacı gerekse tanık beyanlarından bu çalışmanın fiili olduğu anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince, davacının davalı işyerinde 24/07/2006 tarihine kadar olan çalışması tam süreli ,bu tarihten sonraki çalışması ayda 15 gün üzerinden tespit edilmiş,sadece davacının ehliyetinin ceza nedeniyle geri alındığı dönemler ile davalı işyerinden bildirilen dönemler dışlanmış, mahkeme gerekçesinde , “başka bir iş yerinden bildirim varsa davacının ya bunların iptalini talep etmesi bunun için dava açması gerekir . Aksi takdirde bu sürelerin de dışlanması zorunludur. Davacının böyle bir dava açmadığı bu dönemlerle ilgili iptal talebinin olmadığı anlaşılmakla, sigorta sicil dosyasında bulunan ... Petrolde geçmiş 27/11/2008- 15/09/2010 dönemi taleplerin de bu sebeple dışlanması gerekmiş” denilmişse de hükümde ,dava dışı iş yerinden çalışmalarının bildirildiği dönem dışlanmamıştır.
Bölge adliye mahkemesince, davacının aynı anda birden fazla işverene bağlı olarak çalışmasına engel olmadığı değerlendirilerek, davalı işveren nezdinde geçen çalışmasının kesintisiz devam ettiği kabul edilmiş, böylece hak düşürücü süre irdelenmeden karar verilmiştir.
Davacının çalışmasının, davalı işveren ile arasında organik bağ bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılan dava dışı ... Petrol Ltd. Şti işyerinde 27/11/2008- 15/09/2010 tarihleri arasında geçen çalışma dönemi nedeniyle kesintiye uğradığı açık olup,27/11/2008 tarihinden öncesine ilişkin hizmet tespiti istemi yönünden hak düşürücü süre değerlendirilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar kaldırılmalı, ilk derece mahkemesi kararı bozulmalıdır...” gerekçesiyle oy çokluğu ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
12. Ankara 37. İş Mahkemesinin 04.03.2020 tarihli ve 2020/3 E., 2020/69 K. sayılı kararı ile; Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 24.12.2012 tarihli ve 2011/5519 E., 2012/24381 K. sayılı kararın ilk kararda bilgi mâhiyetinde paylaşıldığı, bu kararın eldeki olaya uygulanma olanağı bulunmadığı, davacının davalıya ait minibüste çalışırken 27.11.2008-15.09.2010 tarihleri arasındaki dönemde dava dışı ... Petrol Ltd. Şti.’de çalışmasını inkâr etmediği, değerlendirmenin de buna göre yapılması gerektiği, ilk kararın gerekçesinde Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 24.12.2012 tarihli ve 2011/5519 E., 2012/24381 K. sayılı kararından bahsedilirken bu sürenin de dışlanması gerektiğinden bahsedilmiş ise de bu cümlenin hatalı olduğu, bu dönemin davalı işyerindeki çalışmalar bakımından dışlanmayacağı, davacının davalıya ait minibüste ve dava dışı ... Petrol Ltd. Şti.’de aynı dönemde çalıştığının dosya kapsamı ile sabit olduğu, dolayısıyla davacının davalıya ait minibüste 1999 yılı Mart ayından itibaren çalışmasını sürdürdüğü anlaşıldığından hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği, dava dışı şirketteki çalışmanın davalıya ait minibüsteki çalışmayı kestiği, bu nedenle önceki dönem yönünden hak düşürücü süre yönünden inceleme yapmaya gerek olmadığı, davacının 2006 yılı Temmuz ayına kadar çalışması tam zamanlı iken sonrasında ayda 15 günlük çalışma düzenine geçildiği, bu durumunda kesinti anlamına gelmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ilk derece mahkemesince 24.03.1999 - 23.07.2006 dönemi için tam zamanlı, 24.07.2006 - 10.09.2007, 11.11.2007 - 20.07.2011, 29.02.2012 - 08.03.2013, 08.05.2013 - 11.03.2014 ve 13.05.2014-09.01.2015 tarihleri arasında ayda 15 gün süreyle ve asgari ücretle çalıştığının tespitine karar verilen eldeki davada, davacının 27.11.2008 - 15.09.2010 tarihleri arasında hem dava dışı ... Petrol Ltd. Şti.’de hem de davalıya ait minibüste aynı zamanda çalışıp çalışmadığı, davacının çalışmasının 27.11.2008 - 15.09.2010 tarihleri arasında dava dışı ... Petrol Ltd. Şti.’de geçen çalışma dönemi nedeniyle kesintiye uğrayıp uğramadığı; buradan varılacak sonuca göre 27.11.2008 tarihinden öncesine ilişkin hizmet tespiti istemi yönünden hak düşürücü sürenin değerlendirilerek karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 20'inci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” yönünde düzenleme bulunmaktadır.
16. Bu durumda 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin uyuşmazlıklarda 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (506 sayılı Kanun); bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
17. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, mülga 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır.
18. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet sözleşmesine dayanması, b) işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde iş organizasyonu içerisinde yapılması, c) çalışanın 506 sayılı Kanun’un 3. maddesinde (5510 sayılı Kanun’un 6. maddesi) belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.
19. Dolayısıyla sigortalı olarak çalışabilmenin temel koşulu, hizmet sözleşmesine dayalı çalışmanın bulunmasıdır. Bu anlamda bir sözleşme, hizmet sözleşmesi olarak kabul edilmediğinde sigortalılıktan söz edilmesi de mümkün olmayacaktır.
20. Sigortalılık niteliğinin kazanılması açısından işveren ile çalıştırılan kişi arasında hizmet sözleşmesinin yapılması tek başına yeterli değildir. Ayrıca işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde yapılması gerekmektedir. Mülga 506 sayılı Kanun’un 5. maddesine göre (5510 sayılı Kanun’un md. 11) işyeri, bir hizmet sözleşmesine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların işlerini yaptıkları yerdir. İşin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı bulunan yerlerle dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır.
21. Ayrıca 5510 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesi uyarınca, uygulama yeri bulan 506 sayılı Kanun'un 2. ve 6. maddelerinde öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak, bu kimselerin ayrıca aynı Kanun’un 3. maddesinde sayılan istisnalara girmemesi gerekir. Çalıştırılanların, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan açık hüküm gereğidir (5510 sayılı Kanun 4 ve 92. maddeleri).
22. Ne var ki, sigortalıların bazı haklardan yararlanmaları öncelikle Kuruma bildirilmeleri, belirli süre prim ödemiş olmaları ve Kanunun gerektirdiği bilgilerin açık bir şekilde bilinmesi koşullarına bağlıdır. Anılan bilgi ve belgelerin Kuruma ulaştırılmaması veya eksik ulaştırılması hâlinde ise bildirimsiz (kaçak) çalıştırma olgusu ortaya çıkacaktır. Bu durum, prim ve gelir vergisi ödememek için işverenlerce sıklıkla başvurulan bir yol olup ülkenin gerçeklerinden biridir. İşte bu noktada, işçinin birtakım yasal haklardan yararlanabilmesi için sigortalı hizmetinin tespitini istemesi gereği ortaya çıkmaktadır.
23. Bilindiği üzere, sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin 10. fıkrasında; “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” düzenlenmiştir.
24. Sigortasız çalışmaların tespiti yönünden dava açma ve hak arama özgürlüğüne getirilen süre sınırlaması başka bir deyişle dava açma süresinin 5 yıl ile sınırlandırılması doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkilediğinden hak düşürücü niteliktedir ve bu sürenin geçmesi ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanun'un kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 5 yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle 10 yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrasında da bu süre 5 yıl olarak geçerliliğini korumaktadır.
25. Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmemiş veya düzenlenmesine karşın hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmemiş, süresi içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirim yapılmamış, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir tespit yapılmamış ise hizmetlerin tespitini talep eden kişilerin hak düşürücü süre geçmeden dava açması zorunludur.
26. İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin 1. fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrasında bu belgeler aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi olarak belirtilmiştir. Sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun'un 79. maddesinin 10. fıkrasında ve 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrasında düzenlenen hak düşürücü süreden söz edilemez.
27. Yargıtayın yerleşmiş uygulamalarına göre eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun sigortalının çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.
28. Diğer taraftan Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı sonuca ulaşılmaktadır. Bu kabulün temelinde yatan neden hiç bildirim yapılmayan sigortalılarla, kısmi bildirim yapılan sigortalıların aynı hukuksal statüye tabi tutulmalarının hukuka ve hakkaniyete aykırı olacağının düşünülmesidir.
29. Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin ihtilaflı dönem olan 27.11.2008-15.09.2010 tarihleri arasında hem dava dışı ... Petrol Ltd. Şti.’de hem de davalıya ait minibüste aynı zamanda çalıştığını ileri sürmüştür.
30. Davacının bu dönem bakımından dava dışı ... Petrol Ltd. Şti.’den bildirimlerinin yapıldığı, mahkeme ve Özel Daire arasında 27.11.2008-15.09.2010 tarihleri arasında davacının dava dışı ... Petrol Ltd. Şti.’de fiilen çalışmasının bulunduğu ihtilafsız olup bu durumda bahsi geçen tarihler arasında davacının davalıya ait minibüste de çalışıp çalışmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
31. Dosya kapsamındaki 2008 ilâ 2010 yılları arasında haftanın farklı günlerinde düzenlenen trafik para cezaları davacının ihtilaf konusu dönemde davalıya ait minibüste çalışmalarının olduğuna işaret etmektedir.
32. Öte yandan yargılama sırasında dinlenen davacı tanığı ..., dava dışı ... Petrol Ltd. Şti’de çalıştığı dönemde aynı zamanda davalıya ait minibüste davalının oğlu ile birlikte dönüşümlü olarak çalıştığını; davacı tanığı ... ve kamu tanığı ... da ihtilaf konusu dönemde davalıya ait minibüste davacı ile davalının oğlunun dönüşümlü çalıştıklarını beyan etmiştir.
33. Bu itibarla trafik para cezaları, tanık beyanları ve dosya kapsamındaki diğer tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davacının 27.11.2008-15.09.2010 tarihleri arasında hem dava dışı ... Petrol Ltd. Şti.’de hem de davalıya ait minibüste aynı zamanda çalışmasının mümkün olduğu, davacının çalışmasının 27.11.2008-15.09.2010 tarihleri arasında dava dışı ... Petrol Ltd. Şti.’de geçen çalışma dönemi nedeniyle kesintiye uğramadığı sonucuna ulaşılmıştır.
34. Bu durumda davacının 27.11.2008 tarihinden öncesine ilişkin çalışmaları bakımından hak düşürücü sürenin dolduğundan söz etmek mümkün değildir.
35. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
36. Ne var ki Özel Dairece bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. SONUÇ:
Direnme uygun bulunduğundan davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 16.03.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.