YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2021/439
KARAR NO : 2022/481
KARAR TARİHİ : 07.04.2022
MAHKEMESİ : Yargıtay 15. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın davalı Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı yönünden sıfat yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı … Hazinesi yönünden esastan reddine karar verilmiştir.
2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Tekirdağ ili Saray ilçesi 6 nolu parselde kayıtlı 16-17-31-32 nolu dükkânları Saray İcra Müdürlüğünün 1999/435 E. sayılı dosyasında yapılan ihale ile satın aldığını, sonradan öğrendiğine göre ihaleden satın aldığı dükkânların bulunduğu binanın arsa sahibi … ile yüklenici …n arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine göre yapıldığını, arsa sahibi tarafından yüklenici ve ondan pay devralan üçüncü kişiler aleyhine Saray Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/505 E. sayılı dosyasında sözleşmenin feshi ile tapu iptal ve tescil davası açıldığını, müvekkilinin de bu dosyada davalı olarak yer aldığını, yapılan yargılama sonucunda mahkemece davanın kabulüne karar verilerek müvekkili ve diğer üçüncü kişilere devredilen tapu paylarının iptaline karar verildiğini, bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, mahkemenin gerekçeli kararında Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.05.2001 tarihli ve 2001/4873 E., 2001/555 K. sayılı kararının emsal olarak gösterildiğini, bu emsal kararın “muvazaa ve yolsuz tescile” ilişkin olduğunu, yargılamanın yapıldığı dosyada ise “muvazaa ve yolsuz tescil” iddiasının bulunmadığını, müvekkilinin arsa payını icra dosyasından satın aldığını, iyi niyetli olduğunu, mahkemece olaya uygun düşmeyen emsal ilama göre karar verilerek müvekkilinin mülkiyet hakkının hukuka aykırı olarak elinden alınmasına neden olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 100.000TL’nin ayrıca mahrum kalınan kâr, kira geliri gibi zararların hesap ettirilerek faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar Cevabı:
5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı süresinin dolduğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46. maddesindeki sorumluluk koşullarının oluşmadığını, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığına husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Özel Daire Kararı:
6. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 29.09.2020 tarihli ve 2019/1 E., 2020/2 K. sayılı kararı ile;
“…DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Tekirdağ Saray İlçesi 6 nolu parselde kayıtlı 16-17-31-32 nolu dükkanları Saray İcra Müdürlüğü’nün 1999/435 Esas sayılı dosyasında yapılan ihale ile satın aldığını, sonradan öğrendiğine göre ihaleden satın aldığı dükkanların bulunduğu binanın arsa sahibi … ile yüklenici … arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre yapıldığını, arsa sahibi tarafından yüklenici ve ondan pay devralan üçüncü kişiler aleyhine Saray Asliye Hukuk Mahkemesi 2005/505 Esas sayılı dosyasında sözleşmenin feshi ve tapu iptal ve tescil davası açıldığını, müvekkilinin de bu dosyada davalı olarak yer aldığını, yapılan yargılama sonucunda mahkemece davanın kabulüne karar verilerek müvekkili ve diğer üçüncü kişilere devredilen tapu paylarının iptaline karar verildiğini, bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, Mahkemenin gerekçeli kararında Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 03.05.2001 tarihli 2001/4873 Esas 2001/555 Karar sayılı ilamının emsal olarak gösterildiğini, bu emsal ilamın “muvazaa ve yolsuz tescile” ilişkin olduğunu yargılamanın yapıldığı dosyada ise “muvazaa ve yolsuz tescil” iddiasının bulunmadığını, müvekkilinin satın aldığı arsa payını icra dosyasından aldığını, iyiniyetli olduğunu, Hakim ihbar olunan Ali Ekmekçioğlu’nun olaya uygun düşmeyen emsal ilama göre karar vererek müvekkilinin mülkiyet hakkının hukuka aykırı olarak elinden alınmasına neden olduğunu açıklayarak fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 100.000,00 TL’nin davalılardan tahsilini istemiştir.
CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde zamanaşımı süresinin dolduğunu, HMK 46. maddesindeki sorumluluk koşullarının oluşmadığını, Adalet Bakanlığı’na husumet yöneltilemeyeceğini savunmuştur.
DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE KABUL: Dava hakimin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak açılmış tazminat istemine ilişkindir. Davacının delil olarak dayandığı Saray Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/505 Esas sayılı dosyası dosya içerisine alınmıştır.
6100 sayılı HMK’nın 46. maddesinde hakimin sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bu madde hükmüne göre hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı ancak aşağıda sayılan sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine dava açılabilir.
a)-Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.
b)-Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.
c)-Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması
ç)-Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.
d)-Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş veya bunlara dayanılarak karar verilmiş olması.
e)-Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.
Davacı dava dilekçesinde tazminat istemine ilişkin olarak HMK 46. maddesindeki hangi sebebe dayandığını açıklamamış ise de talebin HMK 46/1-c maddesi gereğince “Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.” hükmüne dayandığı anlaşılmaktadır. Olayda davacı, görevli hakimin olaya uygun düşmeyen içtihadı emsal göstermek suretiyle verdiği karar sonrası müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, yargısal kanaatının isabetsizliği iddiasıyla tazminat istemektedir. Tazminat istemi, yasa yolları düzenlenmiş bulunan yargısal işlem ve kararlara ilişkindir. Davacının iddiası ve gelişim biçimi itibariyle hukuki süreç işlemiş, davacı tarafından da yargısal yollara başvurulmuştur. Yargılamada hakimin delilleri takdirinin dosya kapsamına aykırı olduğunu kabule elverişli, kanaat verici bir delil olmadığı gibi, davanın mahiyeti ve karara karşı öngörülen itiraz ve yasa yolları, hakimin delilleri değerlendirme ve takdir yetkisi dikkate alındığında, usule aykırılık görülmemiş, sınırlı ve sayılı hukuki sorumluluk nedenlerinden hiç birinin somut olayda mevcut olmadığı anlaşılmıştır. Diğer taraftan davalı … Bakanlığı’na husumet yöneltilemeyeceğinden davanın davalı … Hazinesi yönünden esastan, Adalet Bakanlığı yönünden pasif husumet yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasının takdir edilerek hüküm altına alınması gerekir. Bu konuda dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular gözetilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı … Hazinesi yönünden HMK’nın 46. maddesindeki koşullar oluşmadığından davanın esastan REDDİNE,
Davalı … Bakanlığı yönünden pasif husumet yokluğundan REDDİNE,
2-HMK’nın 49. maddesine göre takdiren 500,00 TL disiplin para cezasının davacıdan tahsiline ve Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-Alınması gereken 83,50 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 1.707,75 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.624,25 TL harcın davacıya iadesine,
4-Hüküm tarihinde yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre takdir olunan 13.450,00 vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı … vekiline verilmesine, 4.950,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı … Bakanlığı vekiline verilmesine,
5-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,…” karar verilmiştir.
Kararın Temyizi:
7. Özel Daire kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. ÖN SORUN
8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, davacı vekilinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına yönelik istemi ön sorun olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir.
III. GEREKÇE
Ön sorun yönünden:
9. Ön sorun ile ilgili hususların açıklığa kavuşturulması açısından temyiz incelemesinde duruşma yapılmasına ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi ve konunun adil yargılanma hakkı kapsamında irdelenmesi gereklidir.
10. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrasında:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır.
11. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Anılan maddeye göre, “Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir…”.
12. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin 1. fıkrası :
“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir” şeklindedir.
13. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. “Duruşmalı yargılama hakkı” her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usül ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz. Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (Anayasa Mahkemesi, Mehmet Soysal ve diğerleri, B. No: 2014/2678, 17.11.2016, § 36; Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049, 18.02.2016, § 80; Kırmızı GAA İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti, B. No: 2013/2370, 11.12.2014, § 23; Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17.9.2013, § 32).
14. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “aleni yargılama” hakkının tanınması, zorunlu olarak “sözlü yargılama” hakkını da içerir. Bununla birlikte AİHS’nin bu maddesinde yer alan söz konusu yükümlülük mutlak değildir (Anayasa Mahkemesi, Adnan Altın, B. No: 2013/9748, 07.01.2016, § 44). Yargılamada, tarafların şüpheye yer vermeyecek şekilde bu haklarından vazgeçmesi ve kamu yararının sözlü yargılama yapılmasını gerekli kıldığı bir durumun bulunmaması hâlinde duruşma yapılmayabilir. Vazgeçmenin, açıkça veya zımnen yapılması mümkündür. Duruşma yapılmasına ilişkin talebin sürdürülmemesi ya da hiç ileri sürülmemesi, zımnen vazgeçmeye örnek gösterilebilir. Bunun yanında dava dosyası ve tarafların yazılı görüşleri temelinde yeterince çözülemeyen hukukî ve olgusal herhangi bir sorunla karşılaşılmaması örneğinde olduğu gibi yargılamanın istisnai koşulları da duruşma yapılmasını gerektirmeyebilir (Adnan Altın kararı, § 46). (Benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Blom/İsveç, B. No:28338/95, 14.3.2000; Eksert Turizm Taşımacılık Tekstil Gıda San ve Tic. Ltd. Şti/Türkiye ve diğer 7 başvuru, B. No:40988/06, 2.7.2013).
15. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ayrıca özellikle inandırıcılık sorunu taşımayan, karmaşık olmayan veya olaylarla ilgili hiçbir tartışmanın bulunmadığı, oldukça teknik davalar ile mahkemelerin tarafların sunduğu görüşlere ve diğer belgelere dayanarak, adil ve makul bir biçimde karar verebilecekleri davalar için duruşma yapılmasının gerekli olmayabileceğini belirtmiştir (Jussila/Finlandiya, § 41, Döry/İsveç, B. No:28394/95, 12.11.2002, § 37, Mehmet Emin Şimşek/Türkiye, B. No: 5488/05, 28.2.2012, § 30). (Adnan Altın, kararı, § 47).
16. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılabilir. Yargıtay, istinaf mahkemesi gibi, bir vakıa, tahkikat ve yargılama mahkemesi değildir. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı incelenerek, hüküm mahkemesine bildirilmiş olan vakıaların usulüne uygun biçimde incelenip incelenmediği, özellikle o vakıalara kanunların (hukukun) doğru uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilir.
17. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru yoluyla önüne gelen davalarda verdiği, Mehmet Soysal ve diğerleri, B. No: 2014/2678, 17.11.2016; Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049, 18.02.2016; Adnan Altın, B. No: 2013/9748, 07.01.2016; Kırmızı GAA İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti, B. No: 2013/2370, 11.12.2014; Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17.09.2013 kararlarında, başvurucuların duruşma talepleri bulunmasına rağmen dosya üzerinden inceleme yapılmasının adil yargılanma hakkının ve bu kapsamda aleni yargılama hakkının ihlali niteliğinde olduğu yönündeki başvurularının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
18. Yukarıda yapılan açıklamalar ve özellikle temyiz yolunda yeni vakıa ve delillerin Yargıtay tarafından incelenemeyecek olması karşısında, duruşma isteminin reddi kararlarının hak ihlali olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir.
19. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2021 tarihli ve 2017/12-2540 E., 2021/571 K.; 17.09.2019 tarihli ve 2019/4-60 E., 2019/879 K.; 22.11.2017 tarihli ve 2016/11-1239 E., 2017/1398 K. ve 22.11.2017 tarihli ve 2017/8-2835 E., 2017/1399 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
20. Somut olayda dava, HMK’nın 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup, karmaşık bir dava türü olmadığı gibi verilen karara karşı temyiz istemleri için taraflara başvuru olanağı tanınmış, temyiz dilekçesinin bir örneği cevap hakkı için karşı tarafa tebliğ edilmiştir.
21. Hâkimlerin sorumluluğunu düzenleyen ve eldeki davanın dayanağı olan HMK’nın 46 ve devamı maddeleri gereğince, Dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verdiği ve temyiz incelemesini Hukuk Genel Kurulunun yaptığı işlerde duruşmalı olarak temyiz incelemesi yapılacağı konusunda açık bir düzenleme yer almamaktadır. Ayrıca Yargıtay Kanunu’nda da bu işlerin temyizinin duruşmalı olarak inceleneceği konusunda açık bir hükme yer verilmemiştir.
22. Şu durumda, Hukuk Genel Kurulunun ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının dahi temyiz incelemelerinin açıklanan nedenlerle duruşmalı yapılamayacağı öngörülmüşken, diğer işlerinin duruşmalı yapılacağını kabule olanak verecek yasal bir düzenleme ve gereklilik bulunmadığı açıktır. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunun incelemesine tabi işlerde ayrık ve açık bir düzenleme olmadığı sürece duruşmalı inceleme yapılması olanaklı görülmemektedir.
23. Bu nedenle davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine oy birliğiyle karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Esas Yönünden:
24. Dava, HMK’nın 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
25. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. HMK’nın 46. maddesinde “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:
a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.
b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.
c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.
ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.
d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.
e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.” düzenlemesi bulunmaktadır.
26. Somut olayda HMK’nın 46. maddesinde sınırlı sayıda belirtilen sorumluluk sebeplerinden hiçbiri bulunmadığından ve hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat şartları oluşmadığından Özel Dairece davanın davalı … Hazinesi yönünden esastan reddine, HMK’nın 46/1. maddesinde, hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenlendiğinden, davalı Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı yönünden de sıfat yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi yerindedir.
27. Hâl böyle olunca, yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 07.04.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.