Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2021/480 E. 2022/1474 K. 09.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2021/480
KARAR NO : 2022/1474
KARAR TARİHİ : 09.11.2022

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

1. Taraflar arasındaki “Hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 9. İş Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararına yönelik davalı ve fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekillerinin istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi tarafından verilen davalı ve fer’î müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine dair karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait muhasebe bürosunda 01.09.2004-25.02.2009 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığını, işe girdikten bir süre sonra davalı işveren tarafından sigortasının yapıldığını ancak sonraki çalışmaları da davalı işveren nezdinde geçmesine rağmen başka işyerlerinden Kuruma bildirildiğini, 2009 yılı Şubat ayında davalıya ait işyerinden çıktıktan sonra 2009 yılı Mart ayında dava dışı … Soğutma unvanlı işyerinde 3 gün çalışmasına rağmen gerçeğe aykırı olarak daha fazla bildirim yapıldığını, dava dışı … Soğutma unvanlı işyerinden ayrıldıktan sonra da kendi adına işyeri kurduğunu ve Bağ-Kur sigortası yaptırdığını ileri sürerek 01.09.2004-25.02.2009 tarihleri arasında davalıya ait muhasebe bürosunda çalıştığının tespitini ve bu tespite göre Kurum kayıtlarının düzeltilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline ait işyerinin 31.12.2007 tarihinde kapandığını ve aynı tarihte vergi mükellefiyetinin de sona erdiğini, bu nedenle davacının müvekkiline ait işyerinde 2004-2009 yılları arasında çalışmasının mümkün olmadığını ayrıca hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; davalı işveren tarafından müvekkili Kuruma herhangi bir bilgi ve belge verilmediğini, davacının başka işyerlerinde çalışmalarının bulunduğunu, davacının iddiasını ispatlaması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
7. İzmir 9. İş Mahkemesinin 27.02.2017 tarihli ve 2015/530 E., 2017/57 K. sayılı kararı ile; davacının davalıya ait işyerinde 01.09.2004-25.02.2009 tarihleri arasında çalıştığı, işten ayrılma tarihini takip eden yılın sonundan itibaren 5 yıl içinde dava açmadığından Kuruma bildirim yapılmayan 01.02.2006 tarihi öncesindeki çalışmalarının hak düşürücü süreye uğradığı, 01.02.2006-25.02.2009 tarihleri arasında aralıksız çalıştığı anlaşıldığından 449 gün Kuruma eksik bildirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
8. İzmir 9. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
9. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.05.2018 tarihli ve 2017/955 E., 2018/877 K. sayılı kararı ile; dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davacının Kuruma bildirilen 01.02.2006-31.05.2006 tarihleri arasındaki çalışmaları dışında davalı işveren nezdinde çalışmasının bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davalı ve fer’î müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
10. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 05.02.2020 tarihli ve 2018/5565 E., 2020/737 K. sayılı kararı ile; “…Eldeki davada, hizmet tespiti talebinde bulunulurken, aynı zamanda davacı adına, 1262964 ile 1303588 işyeri sicilinden bildirilen hizmetlerin, davalı 1097702 sicilli işveren nezdinde geçtiğinden bahisle, kurum kayıtlarının düzeltilmesi istenmiştir.
Davacının hizmet cetveli incelendiğinde; 01.02.2006 – 31.5.2006 tarihleri arasında davalı 1097702 sicilli işyerinden 120 gün bildirimi olduğu, 06.06.2006 – 10.06.2006, 10.10.2006 – 31.03.2007 tarih aralıklarında dava dışı ve tahsisi istenen 1262964 sicilli işyerinden 177 gün bildirim bulunduğu; 17.04.2007 – 31.01.2008, 01.12.2008 – 30.04.2009 tarihleri arasında da dava dışı ve kayıtların düzeltilmesi istenen 1303588 sicilli işyerinden 309 gün hizmet bildirimi olduğu, anlaşılmaktadır.
Somut veriler ışığında, yapılması gereken iş, öncelikle 1262964 sicil ve 1303588 sicilden bildirim yapılan işverenliklere HMK. 124. maddesi dikkate alınmak suretiyle husumet yöneltmesi için davacıya mehil verilmeli; anılan her iki sicille ilgili müfettiş raporlarının eksik kısımları celp edilerek, bildirimlerin iptali yönünde işlem yapılıp, yapılmadığı Kurumdan sorularak; sonucuna göre karar verilmelidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı :
12. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 17.06.2020 tarihli ve 2020/569 E., 2020/882 K. sayılı kararı ile; davacının 01.02.2006-31.05.2006 tarihleri dışında davalı işveren nezdinde başka çalışması bulunmadığından davanın reddine karar verildiği, bu nedenle belirtilen tarihten sonra bildirim yapan işverenlerin davaya katılmasının sonuca etkili olmadığı ayrıca 1262964 ve 1303588 sicil numaralı işyerlerinden Kuruma bildirilen çalışmaların sahte olduğunun tespit edildiği, bozma kararında belirtilen işlemin yapılmasının yargılamaya katkısı ve elde edilecek sonucun kanıt değeri belirtilmeyip bu sürelerin öncesi ve sonrasındaki istem konusu sürelerin reddine ilişkin kabulün yerinde olup olmadığı konusunda değerlendirme içermediği dikkate alındığında bozma kararına uyulmasının gereksiz yargılama giderine ve zaman kaybına neden olacağı düşünülen bozma kararına direnilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin Ek Kararı:
14. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 25.09.2020 tarihli ve 2020/569 E., 2020/882 K. sayılı kararı ile; 26.07.2020 tarihinde tebliğ edilen direnme kararına ilişkin iki haftalık temyiz başvuru süresinin 10.08.2020 tarihinde sona erdiği, öte yandan iş mahkemelerinde verilen kararlara ilişkin istinaf incelemesinin ivedi olduğu ve bölge adliye mahkemeleri tarafından adli tatilde de karara bağlanabileceği ayrıca bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlara yönelik yasal sürede temyiz başvurusu yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesinde adli tatil sürelerinin etkisinin bulunmadığı, bu itibarla davacı vekili tarafından sunulan 04.09.2020 tarihli temyiz dilekçesinin yasal süre geçtikten sonra verildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Ek Kararın Temyizi:
15. Ek karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
16. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda 1262964 ve 1303588 sicil numaralı işverenlere husumet yöneltilmesi için davacıya süre verilerek Sosyal Güvenlik Kurumu denetmen raporlarının eksik kısımları getirtildikten sonra Kuruma yapılan bildirimlerin iptali yönünde işlem yapılıp yapılmadığının Kurumdan sorularak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN
17. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle Bölge Adliye Mahkemesinin 17.06.2020 tarihli direnme kararı 26.07.2020 tarihinde tebliğ edilen davacı vekili tarafından 04.09.2020 elektronik imza ve Uyap havale tarihli temyiz dilekçesi verildiği, öte yandan eldeki davanın hizmet tespiti ve Kurum kayıtlarının düzeltilmesi istemine ilişkin olduğu gözetildiğinde davanın adli tatilde görülmesi mümkün davalardan olup olmadığı dolayısıyla davacı vekilinin temyiz başvurusunun süresinde kabul edilip edilemeyeceği; buradan varılacak sonuca göre Bölge Adliye Mahkemesince verilen davacı vekilinin temyiz isteminin süre aşımı yönünden reddine dair 25.09.2020 tarihli ek kararın kaldırılarak esasa yönelik temyiz incelemesi yapılmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir.

IV. GEREKÇE
18. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Adli tatil süresi” başlıklı 102. maddesi; “Adli tatil, her yıl yirmi temmuzda başlar, otuz bir ağustosta sona erer. Yeni adli yıl bir eylülde başlar” şeklinde düzenlenmiştir.
19. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan; “(1) Adli tatilde, ancak aşağıdaki dava ve işler görülür:
a) İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma, deniz raporlarının alınması ve dispeçci atanması talepleri ile bunlara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular hakkında karar verilmesi.
b) Her çeşit nafaka davaları ile soybağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ya da işler.
c) Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işleri ve davaları.
ç) Hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar.
d) Ticari defterlerin kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi talepleri ile kıymetli evrakın kaybından doğan iptal işleri.
e) İflas ve konkordato ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin işler ve davalar.
f) Adli tatilde yapılmasına karar verilen keşifler.
g) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.
ğ) Çekişmesiz yargı işleri.
h) Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler.
(2) Tarafların anlaşması hâlinde veya dava bir tarafın yokluğunda görülmekte ise hazır olan tarafın talebi üzerine, yukarıdaki iş ve davalara bakılması, adli tatilden sonraya bırakılabilir.
(3) Adli tatilde, yukarıdaki fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava, karşı dava, istinaf ve temyiz dilekçeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin ve dosyası işlemden kaldırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilam verilmesi, her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya gönderilmesi işlemleri de yapılır.
(4) Bu madde hükümleri, bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay incelemelerinde de uygulanır.” şeklindeki hüküm ile de adli tatilde görülecek dava ve işlerin neler olduğu hüküm altına alınmıştır.
20. Diğer taraftan HMK’nın “Adli tatilin sürelere etkisi” başlıklı 104. maddesi; “Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır.” şeklindedir.
21. Ayrıca mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (5521 sayılı Kanun) 1. maddesi; “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.
Bu mahkemeler:
A) (Mülga: 18/10/2012-6356/81 md.)
B) İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar” şeklinde olup işçi sayılan kimselerle kanunda belirtilen istisnalar dışında kalan işlerde çalışanlar ile işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukukî uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde çözümleneceği belirtilmiştir.
22. Öte yandan 25.10.2017 tarihli ve 30221 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 5521 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldırılan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (7036 sayılı Kanun) 5. maddesinde iş mahkemelerinin görevi yeniden düzenlenmiş olup buna göre;
“İş mahkemeleri;
a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,
b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,
c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar”.
23. Ayrıca 7036 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü ve kanun yolları” başlıklı 7. maddesi ile;
“(1) İş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır.
(2) Davaların yığılması hâlinde, her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü ve deliller ayrı ayrı değerlendirilir.
(3) 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır.
(4) Kanun yoluna başvuru süresi, ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar.
(5) Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
24. Görüldüğü üzere 7036 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 1. fıkrasıyla iş mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanacağı vurgulanmış, son fıkrası ile de kanun yoluna başvurulan kararların bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanacağı düzenlemesi getirilerek mülga 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 4. fıkrasındaki “Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca iki ay içinde karara bağlanır” şeklindeki hükmün aksine iş mahkemesince verilen kararların ivedilikle inceleneceği belirtilmiş ancak belli bir süre sınırlaması konulmamıştır.
25. Ayrıca 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesinin gerekçesinde; “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi uyarınca hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar ilk derece mahkemesince adli tatilde görülebilmektedir. Buna karşılık dava açanın işçi veya işveren olduğuna bakılmaksızın iş mahkemesi kararları, kanun yolunda (bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayda) ivedilikle karara bağlanacağı için 6100 sayılı Kanun’un 103. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca adli tatilde de incelenebilecektir.” şeklinde açıklama yapılmıştır.
26. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) 101. maddesinde ise; “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür” şeklindedir.
27. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 20’inci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” yönünde düzenleme bulunmaktadır.
28. Bu durumda 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin uyuşmazlıklarda 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (506 sayılı Kanun); bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
29. Hizmet tespiti davasının yasal dayanağı olan mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinin 10. fıkrasında “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” hükmü bulunmaktadır. 5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddesindeki düzenleme de aynı doğrultudadır.
30. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere hizmet tespiti istemine ilişkin davanın iş mahkemesinde görülmesi gerekmekte olup 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun yukarıda yer verilen 5. maddesinin 2. fıkrasında aynı yöndedir.
31. Şu hâlde yukarıda belirtilen yasal düzenlemelerde öngörüldüğü üzere icra mahkemesinde görülenler hariç basit yargılama usulüne tabi olan davalara adli tatilde bakılmayacaktır. Başka bir ifade ile basit yargılama usulüne tabi davalar da adli tatile tabi olacaktır. Bu nedenle basit yargılama usulünün uygulandığı iş mahkemeleri adli tatilden yararlanacaktır (Pekcanıtez Usûl, Medeni Usul Hukuku Cilt I, İstanbul 2017, s.471).
32. Adli tatilde görülemeyen basit yargılama usulüne tâbi olan davalarla ilgili bir süre, adli tatil süresi içinde sona ererse adli tatilden sonra ek bir süreden yararlanılacaktır.
33. Öte yandan 7036 sayılı Kanun’un 7. maddesinin gerekçesinde HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi gereğince hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davaların ilk derece mahkemelerinde adli tatilde görülebileceği açıklanmıştır.
34. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; davacı tarafından davalıya ait işyerinde 01.09.2004-25.02.2009 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmetlerinin tespiti ve bu tespite göre Kurum kayıtlarının düzeltilmesi istemiyle açılan ve iş mahkemesinde görülen hizmet tespiti davasının HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde belirtilen “hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar” kapsamında olması nedeniyle adli tatilde görülebileceğinin anlaşılması karşısında eldeki davanın adli tatilde görülebilecek nitelikte bir dava olduğu ve tarafların HMK’nın 104. maddesinde belirtilen bir haftalık süreden yararlanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
35. Bu itibarla adli tatile denk gelen 26.07.2020 tarihinde tebliğ edilen gerekçeli direnme kararına ilişkin davacı vekili tarafından 04.09.2020 tarihinde verilen temyiz dilekçesinin süresinde olmadığı anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesince verilen davacı vekilinin temyiz isteminin süre aşımı yönünden reddine dair ek karar isabetli bulunmuştur.
36. O hâlde Bölge Adliye Mahkemesince verilen 25.09.2020 tarihli ek karar onanmalıdır.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen davacı vekilinin temyiz isteminin süre aşımı yönünden reddine dair 25.09.2020 tarihli EK KARARIN ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.