Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2022/1065 E. 2023/361 K. 26.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2022/1065
KARAR NO : 2023/361
KARAR TARİHİ : 26.04.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2408 E., 2021/2039 K.
KARAR : Davanın reddine

Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373 üncü maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin ilk defa 01.06.1985 tarihinde 506 sayılı Kanun kapsamında çalışmaya başladığını ve 08.11.1996 tarihine kadar farklı işyerlerinde çalıştığını, daha sonra davalı Er-Pa Kahve Gıda Turizm İnşaat ve Ticaret Anonim Şirketinin 08.11.1996 tarihi itibariyle kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olarak kurulduğu günden itibaren kendi şirketinde hizmet akdiyle çalıştığını, 02.02.2015 tarihinde yaşlılık aylığı bağlanması amacıyla davalı Kuruma yaptığı başvurunun 01.10.2008 tarihinden sonra ortak olduğu şirkette tek çalışan olarak bildirimi yapıldığından 01.10.2008 tarihi itibariyle 5510 sayılı Kanun 4/1-b kapsamında tescilinin yapıldığı ve Kuruma 32.027,99 TL prim borcu bulunduğu gerekçesiyle reddedildiğini, 04.03.2016 tarihinde 5.531,61 TL prim borcu yatırılarak 07.03.2016 tarihinde yeniden yaşlılık aylığı talebinde bulunduğunu, Kurum tarafından bu defa 01.10.2008 tarihinden önce Kuruma müracaat ederek 4/1-b kapsamındaki sigortalılığına ait kayıt ve tescilini yaptırmadığı anlaşıldığından 01.10.2008 tarihi itibariyle 4/1-b sigortalılık tescilinin başlatıldığı ve 2003 Ocak ayı itibariyle geriye dönük mülga 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığının başlatılmasının mümkün bulunmadığının bildirildiğini, şirketin aynı unvan ile tescili yapılmış iki ayrı işyerinin bulunduğunu, merkez işyerinden müvekkilinin, diğer tescilli işyerinden ise pazarlama elemanlarının sigortalı bildirildiklerini ileri sürerek müvekkilinin 08.11.1996-02.02.2015 tarihleri arasında davalı Er-Pa Kahve Gıda Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.’de hizmet akdi ile çalıştığının ve 02.02.2015 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile sigorta hizmetlerinden faydalandırılmasına ve emekliliğe hak kazandığı tarihten itibaren biriken yaşlılık aylıklarının faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı … (SGK/Kurum) vekili; davacının, adına bildirim yapılan anonim şirketin yöneticisi ve ortağı olması nedeniyle 11.12.1996-31.01.2015 tarihleri arasında 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesine tabi çalışmalarının iptal edildiğini, kendi kurduğu işyerinde 4/1-a kapsamında sigortalı olmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 04.06.2018 tarihli ve 2017/63 Esas, 2018/246 Karar sayılı kararı ile 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin çakışan (ikili) sigortalılığa dair uyuşmazlıkların çözümünde gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin sigortalının hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığının ortaya konulması gerektiği, şirketin yıllar itibariyle kâr dağıtımına bakıldığında davacının şirketin kuruluşundan sonra sadece 1997 yılında şirket kârından dolayı gelir elde ettiği, buna karşılık 1997 yılında yıllık net asgari ücret üzerinden elde edeceği gelirin ise şirket ortaklığından elde ettiği gelirden daha fazla olduğu, diğer yıllarda ise şirket ortaklarına kâr dağıtılmadığı ve şirket kârının şirket sermayesine eklendiği, 2009 yılında toplam 12 yıllık dağıtılmayan kârdan davacının hissesine toplam 10.000,00 TL isabet ettiği bunun ise şirketten 4/1-a kapsamında geçen çalışmaları karşılığı aldığı asgari ücret gelirinin çok altında olduğu, bu nedenle baskın hizmetinin 4/1-a (SSK) kapsamında olduğu; 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem yönünden ise anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının 4/1-b kapsamında sigortalı olarak kabul edildikleri ancak çakışan sigorta durumunda 5510 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi ve maddede 6111 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle yapılan değişiklik kapsamında değerlendirme yapıldığında değişiklik öncesi ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisinin esas alınması gereği davacının önce başlayan sigortalılığının 1479 sayılı Kanun kapsamında olduğu bu durumda 01.10.2008 tarihinden 6111 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesi ile değişik 53 üncü maddenin yürürlüğe girdiği 01.03.2011 tarihleri arasında 4/1-b kapsamında sigortalı sayılması, değişikliğin yürürlüğe girdiği 01.03.2011 tarihinden itibaren ise yeniden 4/1-a sigortalılığına üstünlük tanıması gerektiği, ayrıca davacının 4/1-b kapsamına alındığı 01.10.2008 tarihi ile 5510 sayılı Kanun geçici 63 üncü maddenin yürürlüğe girdiği 23.04.2015 tarihleri arasında 12 aydan fazla prim borcu olmasına rağmen hiç prim ödemesi olmadığından davacının tescil tarihi olan 01.10.2008 itibariyle 4/1-b kapsamındaki sigortalılığının durdurulması gerektiği, bu durumda 506 sayılı Kanun’un geçici 81-B/f bendindeki yaşlılık aylığı şartlarını sağladığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının 08.11.1996-01.10.2008 tarihleri arasında davalı şirket işyerinde geçen 6490 günlük baskın çalışması ile yeniden 01.03.2011-31.01.2015 tarihleri arasında geçen 1410 günlük çalışmasının 5510 sayılı Kanun’un 6111 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 53 üncü maddesi gereğince 4/1-a kapsamında olduğu, toplam 7900 gün üzerinden 02.02.2015 tarihli tahsis talep dilekçesine istinaden 01.03.2015 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazandığının ve biriken aylıklarının yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 18.03.2019 tarihli ve 2018/1693 Esas, 2019/372 Karar sayılı kararı ile davacının 08.11.1996 tarihinden itibaren davalı şirketin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu ve Bağ-Kur kapsamında hiç tescilinin bulunmadığı gibi 11.12.1996-31.01.2015 tarihleri arasında kesintisiz olarak anılan şirketten 4/1-a kapsamında bildirimlerin mevcut olduğu, 11.12.1996-30.09.2008 tarih aralığında davanın yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanun’un 24/1-g maddesine göre anonim şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının Bağ-Kur sigortalısı sayılacakları, 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı sayılabilmek için şirket ortağının kimin buyruğunda ve kimden talimat alarak çalıştığının tespiti ile şirket ortaklığının yüklediği görev ve sorumluluğun dışında mesleki yönden özel ihtisas ve tecrübeyi gerektiren bir iş üstlenmesi gerektiği (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2018/2096 Esas, 2018/10707 Karar), işyeri çalışanları olan tanıkların davacının işyerinde her işi kontrol eden, patron, yönetici, fiilen şirketi sevk ve idare eden kişi olduğunu beyan ettikleri, bu durumda davacının esas işinin şirket ortaklığının kendisine yüklediği işlerin yürütülmesine yönelik olup şirketle davacı arasındaki hukuki ilişkinin vekalet akdine dayandığı, bu nedenle davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olduğunun kabulü gerektiği; 01.10.2008-31.01.2015 tarih aralığı yönünden ise sigortalılık hâllerinin birleşmesini düzenleyen 5510 sayılı Kanun’un 53 üncü maddenin ikinci fıkrasındaki düzenleme karşısında davacının şirketteki fiili ve eylemli çalışmalarının davacıya 4/1-a kapsamında sigortalılık hakkı kazandırmayacağı gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“…Uyuşmazlık; Kurum tarafından davacının 11.12.1996 tarihinden itibaren 31.01.2015 tarihine kadar 4/a sigortalısı olarak bildirim yapılan 1092311.35 sicil nolu Er-Pa Kahve Gıda Tur. İnş. San. ve Tic. A.Ş.’ nin kurucu ortağı ve Yönetim Kurulu Üyesi olması nedeni ile bu işyerinden davacı adına yapılan toplam 6289 günlük 4/a hizmetinin tamamının iptal edilmesi işleminin hukuka uygun olup olmadığıdır
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 2., 1479 sayılı Yasa’nın 24.,25. ve 5510 sayılı yasanın 4., 7., 53. ve geçici 22. Maddeleridir.
1-)Davacının 11.12.1996 tarihinden 5510 sayılı Yasa’nın yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihine kadar hizmet bildirimlerine yönelik olarak;
Davanın yasal dayanağı olan 1479 sayılı Yasanın 24/I-g maddesine göre, Anonim Şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları Bağ-Kur sigortalısı sayılırlar. Anonim Şirket ortağının şirkette yürüttüğü işler dolayısıyla 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı sayılabilmesi için şirketin hangi işinde ne kadar süre ve ne şekilde çalıştığının, buna dair bir kararın bulunup bulunmadığının, özellikle hizmet akdinin koşullarından olan bağımlılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin, şirket ortağının, kimin buyruğunda ve kimden talimat alarak çalıştığının titizlikle araştırılıp incelenmesi ve açıklığa kavuşturulması gerekir. Davacının, 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalılığına esas işi, şirket ortaklığının kendisine yüklediği işlerin yürütülmesine yönelik ise, bu taktirde şirketle davacı arasındaki hukukî ilişki vekâlet akdine dayandığından, şirket işlerini görmekten dolayı yukarıda anılan Kanun hükmü gereğince 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı olması zorunlu olduğundan, aynı faaliyet dolayısıyla ayrıca 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabulü mümkün değildir. Ancak, davacı, şirket ortaklığının yüklediği görev ve sorumluluğun dışında kalan, mesleki yönden özel ihtisas ve tecrübeyi gerektiren bir işi üstlenmiş ise, bu taktirde 506 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı olarak bildirilen sürelerin geçerli olduğunun kabulü gerekecektir.
2-)01.10.2008 tarihi sonrasında bildirimlerine yönelik olarak;
5510 sayılı Yasa’nın 4. maddesinin 1. fıkrasında “Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;
b) Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise;
3) Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları, sigortalı sayılırlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
5510 sayılı Yasanın Geçici 22. maddesinde yer alan “Bu Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendinde belirtilen anonim şirketlerin kurucu ortaklarından daha önce 1479 sayılı Kanunun 24’üncü maddesine tabi olarak sigortalı olanlardan sigortalılıklarını devam ettirmek isteyenlerin bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde yazılı talepte bulunmaları halinde sigortalılıkları aynen devam ettirilir. Bu süre içerisinde talepte bulunmayanların sigortalılıkları ise bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle sona erer.” hükmü uyarınca davacının 01.10.2008 tarihi öncesinde anonim şirket kurucu ortağı olup olmadığı ve anılan madde çerçevesinde Kuruma yazılı talepte bulunup bulunmadığı belirlenmeli, sigortalılık hallerinin birleşmesini düzenleyen 5510 sayılı Yasanın 53. maddenin 2. fıkrasındaki “4’üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sayılanlar, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden dolayı, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı bildirilemezler.” hükmü gözetilmeli ve tüm kanıtlar değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin kararı bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilâmında belirtilen araştırmaların tümünün ilk derece mahkemesi yargılaması sırasında yerine getirildiği, anonim şirket niteliğiyle kurulan sermaye şirketinin faaliyet döneminin büyük kısmında tek çalışan olarak davacının bildirimi yapılmış olup tek veya sınırlı sayıda çalışanla iş yürütülen şirket hakkında bozma ilâmı içeriğinde belirtilen şirket ortaklığının yüklediği görev ve sorumluluğun dışında kalan, mesleki yönden özel ihtisas ve tecrübeyi gerektiren bir işi üstlenmiş olup olmadığı yönünde bir araştırma yapılmasının mümkün olmadığı, dinlenen tanıkların da davacının faaliyetinin işveren ve işi idare eden konumunda gerçekleştiğini ortaya koyduğu, bozma ilâmı içeriğinde dile getirilen konulara ilişkin olarak araştırılması gereken başkaca yön bulunmadığı, toplanan kanıt ve belgelerden hareketle varılan sonucun hukuki nitelendirmesinde farklı bir yaklaşım benimsenmekte ise bunun ortaya konulması gerektiği, kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu anonim şirket tescilli işyerinden davacının hizmet akdine dayalı çalışma konumu gözetilerek yapılan bildirimlere geçerlilik tanınmasının mümkün olmadığı ve uyuşmazlık konusu dönemde sigortalılık iradesini ortaya koymuş olan davacının, kendi nam ve hesabına ticari faaliyeti nedeniyle 5510 sayılı Kanun’un 4/1-b maddesi (1479 sayılı Kanun) kapsamında sigortalı sayılması gerektiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, müvekkilinin iktisadi ve idari bilimler fakültesi diplomasına sahip olup davalı şirkette finans uzmanı ve finansal yetkili yönetici olarak çalıştığını, 4/1-a kapsamında sigortalılığının şirket ortaklığı öncesinde başladığını ve kesintisiz devam ettiğini, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki dönem için kazanılmış hakların korunması amacıyla 01.10.2008 tarihinden önce sigortalı olanlar bakımından 5510 sayılı Kanun Gereğince Sigortalı Sayılanlar, Sayılmayanlar, Sigortalılığın Başlangıcı, Kurum’a Bildirilmesi ve Sona Ermesi Hakkında Tebliğ’in V/9 maddesinde mevcut sigortalılık ilişkisinin korunduğunu ve 4/1-a kapsamındaki sigortalıların sigortalılıklarının kesintiye uğrayıncaya (sona erinceye) kadar 4/1-a kapsamında sigortalı sayılacaklarının kabul edildiğini, müvekkilinin de bu Tebliğde yer alan şartları taşıdığını, Bölge Adliye Mahkemesince dayanılan kararların eldeki davaya emsal nitelikte olmadığını, müvekkilinin anayasal haklarının ihlâl edildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı şirketin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan ve 11.12.1996-31.01.2015 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi) kapsamında davalı şirkete ait işyerinden sigortalılık bildirimi yapılan ancak daha sonra bu bildirimleri davalı Kurumca iptal edilen davacının sigortalılık statüsünün tespiti konusunda Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen araştırmaların yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1.5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun/ Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu) 4, 53, geçici 7 ve 22; Mülga 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun (1479 sayılı Kanun) 24 ve 25 inci maddeleri ile Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun (506 sayılı Kanun/Sosyal Sigortalar Kanunu) 2 nci maddesi.

2. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4 üncü maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;
a) Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar,
b) Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise;
….
3) Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları,
… sigortalı sayılır.”

3. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir.”

4. Mülga Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 2 nci maddesinin iligili kısmı şöyledir:
“Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar”

3. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.

2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının “a” bendi kapsamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır.

3. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet sözleşmesine dayanması, b) işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde iş organizasyonu içerisinde yapılması, c) çalışanın 5510 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesinde (506 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde) belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.

4. Dolayısıyla sigortalı olarak çalışabilmenin temel koşulu, hizmet sözleşmesine dayalı çalışmanın bulunmasıdır. Bu anlamda bir sözleşme, hizmet sözleşmesi olarak kabul edilmediğinde sigortalılıktan söz edilmesi de mümkün olmayacaktır.

5. Sigortalılık niteliğinin kazanılması açısından işveren ile çalıştırılan kişi arasında hizmet sözleşmesinin yapılması tek başına yeterli değildir. Ayrıca işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde yapılması gerekmektedir.

6. Ayrıca 5510 sayılı Kanun’un 4 ve 92 nci maddeleri uyarınca kısa ve uzun vadeli sigorta kapsamındaki kişilerin sigortalı olması zorunludur (506 sayılı Kanun’un 2 ve 6 ncı maddeleri). Ancak bu kimselerin ayrıca aynı Kanun’un 6 ncı maddesinde sayılan istisnalara girmemesi gerekir.

7. Bir çalışmanın sigortalı hizmet olarak değerlendirilebilmesi, hizmet akdinin kurucu unsurları olan zaman ve bağımlılık unsurlarının varlığına bağlıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını ifade etmektedir ve anılan sürede emir ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise her an ve durumda çalışanı denetleme veya emrine göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili talimatı dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. İş sözleşmesinde çalışan emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmakta, ücret ise yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Belirtilen koşulları taşımayan çalışmaların 506 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun 4/1-a) kapsamında sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır.

8. Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 24/I-g maddesine göre anonim şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışlardır. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının üçüncü bendine göre de anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları aynı kapsamda sigortalıdır.

9. Sigortalılığın başlangıç ve bitiş tarihlerini düzenleyen 1479 sayılı Kanun’un 25 inci maddesi gereğince ise, şirketlerle ilgisi kalmayanların çalışmalarına son verdikleri veya ilgilerinin kesildiği tarihten itibaren sigortalılıkları sona ermektedir.

10. Görüldüğü üzere 1479 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi uyarınca sigortalı sayılan anonim şirketlerin kurucu ortakları 5510 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinde belirtilen sigortalı sayılanlar arasında yer almamıştır.

11. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 53 üncü maddesinin ikinci fıkrasında “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sayılanlar, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden dolayı, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı bildirilemezler.” hükmüne yer verilmiştir.

12. Anonim şirket ortağının şirkette yürüttüğü işler dolayısıyla 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı sayılabilmesi için şirketin hangi işinde ne kadar süre ve ne şekilde çalıştığının, buna dair bir karar bulunup bulunmadığının özellikle hizmet akdinin koşullarından olan bağımlılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin, şirket ortağının kimin buyruğunda ve kimden talimat alarak çalıştığının titizlikle araştırılıp incelenmesi ve açıklığa kavuşturulması gerekir. Ayrıca şirket ortaklığının yüklediği görev ve sorumluluğun dışında mesleki yönden özel ihtisas ve tecrübe gerektiren bir işi üstlenilmiş ise bu taktirde 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olunabileceğinin kabulü gerekecektir.

13. Şirket ortağının şirkette yürüttüğü iş, şirket ortaklığının yüklediği işlerin yürütülmesine yönelik ise bu taktirde aradaki hukuki ilişki vekâlet akdine dayandığından şirket işlerini görmekten dolayı 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olunması zorunlu olduğundan aynı faaliyet dolayısıyla ayrıca 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılıktan söz edilmesi mümkün değildir.

14. Öte yandan 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem yönünden ise 5510 sayılı Kanun’un geçici 22 nci maddesinde “Bu Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendinde belirtilen anonim şirketlerin kurucu ortaklarından daha önce 1479 sayılı Kanunun 24’üncü maddesine tabi olarak sigortalı olanlardan sigortalılıklarını devam ettirmek isteyenlerin bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde yazılı talepte bulunmaları halinde sigortalılıkları aynen devam ettirilir. Bu süre içerisinde talepte bulunmayanların sigortalılıkları ise bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle sona erer.” hükmü düzenlenmiş olup sigortalılığı devam ettirme hususunda yazılı talep aranmaktadır.

15. Somut olayda 08.11.1996 tarihinden itibaren davalı anonim şirketin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davacının 11.12.1996-31.01.2015 tarihleri arasında davalı şirkete ait 1092311 sicil numaralı işyerinden 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık bildirimi bulunduğu, 02.02.2015 tarihli yaşlılık aylığı tahsis talebinin davalı Kurum tarafından 506 sayılı Kanun/5510 sayılı Kanun 4/1-a kapsamında yapılan bildirimlerinin iptal edilmesi nedeniyle reddi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.

16. İlk Derece Mahkemesince Kurum işlemine yönelik belgeler, dönem bordroları, davacının şahsi sicil dosyası, hizmet cetveli ve ticaret sicil kayıtları dosya arasına alınarak incelenmiş, komşu işyeri ve bordro tanığı olduğu tespit edilen bazı tanıklar dinlenilerek alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiş, davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince karar kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine hükmedilmiştir.

17. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalara göre; 11.12.1996-01.10.2008 dönemi yönünden 1479 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde yer alan anonim şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının Bağ-Kur sigortalısı sayılacağına ilişkin düzenleme karşısında anılan tarihler arasında davalı anonim şirketin kurucu ortağı ve aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olan davacının şirkette yürüttüğü işler dolayısıyla 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı sayılabilmesi için şirketin hangi işinde ne kadar süre ve ne şekilde çalıştığı, bu yönde alınmış bir karar bulunup bulunmadığı, hizmet akdinin koşullarından olan bağımlılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği ve şirket ortağının kimden talimat alarak çalıştığının araştırılması gerekmektedir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada bilgisine başvurulan tanıkların beyanları davacı ile ortağı olduğu şirket arasında hizmet akdi bulunup bulunmadığı konusunda bozma kararında belirtilen hususları açıklığa kavuşturacak nitelikte değildir. Şayet davacının esas işi şirket ortaklığının kendisine yüklediği işlerin yürütülmesine yönelik ise bu taktirde şirketle davacı arasındaki hukuki ilişkinin vekâlet akdine dayandığı gözetilerek 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olmasının zorunlu olduğu ancak davacı şirket ortaklığının yüklediği görev ve sorumluluğun dışında kalan, mesleki yönden özel ihtisas ve tecrübeyi gerektiren bir işi üstlenmiş ise bu taktirde 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak bildirilen sürelerin geçerli olduğu dikkate alınarak; 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem yönünden ise 5510 sayılı Kanun’un 4/1-b maddesinde anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının sigortalılığının düzenlendiği gözetilerek 5510 sayılı Kanun’un geçici 22 nci maddesinde yer alan hüküm gereği 01.10.2008 tarihinden sonra aranılan süre içerisinde yazılı talepte bulunup bulunmadığı araştırılarak yapılan araştırma neticesinde 5510 sayılı Kanun’un 53 üncü maddenin ikinci fıkrası da göz önünde bulundurulup yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmelidir.

18. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

19. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.04.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.