YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2022/829
KARAR NO : 2022/1340
KARAR TARİHİ : 19.10.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “kayyım atanması” isteminden dolayı, bozma kararı üzerine direnme yoluyla … (…) Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 22.01.2019 tarihli ve 2018/277 E., 2019/27 K. sayılı direnme kararının onanmasına ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2022 tarihli ve 2019/(23)6-538 E., 2022/421 K. sayılı kararının, karar düzeltme yoluyla incelenmesi talep eden vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen karar ve dosyadaki ilgili bütün belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Hukuk Genel Kurulunun kararında yer alan açıklamalara göre, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,
Aynı Kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 4/b-1 maddeleri gereğince takdiren 660TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine,
Karar düzeltme harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 19.10.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 530. maddede anonim şirketlerle ilgili olarak “Organların eksikliği” başlığı altında yer verilen düzenlemeye göre; uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Sanayi ve Ticaret Bakanlığının istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse, mahkeme şirketin feshine karar verir (TTK 530/1). Dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir (TTK 530/2).
Bu hüküm, anonim şirketin feshi ile ilgili bir düzenleme olup ikinci fıkra kapsamında alınabilecek önlemler arasında şirkete yönetim kayyımı atanması da mümkündür. Bu kapsamda kayyım tayini için açılacak davada şirketin feshinin de istenmiş olduğu kabul edileceğinden şirkete husumet yöneltilerek dava açılması gerekir. Bu şekilde husumet yöneltilmesi gerekli olsa da organı olmayan bir şirkete tebliğ yapılarak davada temsilinin sağlanabilmesi mümkün olmadığından bunun sağlanabilmesi için ise açılan davada temsili sağlamak üzere 4721 sayılı TMK 426. madde kıyasen uygulanarak şirkete temsil kayyımı atanması gündeme gelecektir.
Sözü edilen TTK 530. madde kapsamında açılmış bir dava olmaksızın şirkete husumet yöneltilen bir hukuk davasında ise organ eksikliği nedeniyle şirketin davada temsil edilememe durumu ortaya çıkacaktır. Bunun aşılabilmesi için TTK 530. maddeden yararlanılması mümkün değildir. Zira şirkete karşı dava açan şirket ortakları dışındaki üçüncü kişilerin organ yokluğu nedeniyle şirketin feshini isteyebilecekleri veya istemiş sayılacakları düşünülemez.
Bu durumda şirketin açılan davada nasıl temsil edileceği, üçüncü kişiler için hak arama yolunun tıkanmaması, yargılamanın ilerleyebilmesi ve bu anlamda önlerinin açılabilmesi için şirkete tebliğin sağlanması gerekir. Bu kapsamda temsil kayyımı atanması için TTK’da getirilmiş bir düzenleme bulunmamaktadır. Kişiler için TMK 426. maddede temsil kayyımı atanacak hâller gösterilmiştir. Bu hâllerin varlığı hâlinde, vesayet makamı, ilgilisinin isteği üzerine veya re’sen temsil kayyımı atar. Bu hâllerden birisi de; ergin bir kişinin, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda olmamasıdır. Tüzel kişi şirketlerin organ eksikliği hâlinde, bir davada temsil edilebilmesinin sağlanması için de kıyasen bu hükmün uygulanabileceği kabul edilmelidir.
TMK 426. madde kapsamında temsil kayyımı atanması isteğini içeren bir talep çekişmesiz yargı işi olup şirkete husumet yöneltilmesine gerek yoktur. Şirkete husumet yöneltilmesinin aranması talebin mahiyetine de aykırı olacaktır. Zira talep zaten organ eksikliği nedeniyle şirketi temsil edecek muhatap bulunamadığı ve şirkete tebliğ yapılamadığı için yapılmış ise buna rağmen şirkete husumet yöneltilmesinin aranması bu kez temsil kayyımı davasında şirketin temsili sorununu ortaya çıkaracak ve zincirleme bir çözümsüzlük diğer bir ifadeyle giderilemeyen tıkanmışlık meydana getirecektir. Oysa ki temsil kayyımı atanması hükmü, temsil anlamındaki tıkanmışlığı gidermeyi amaçlayan bir çözüm içermekte olup bu çözümden yararlanmak isteyenlere şirkete de husumet yöneltmesi gerektiği şeklinde bir çözümsüzlüğün dava şartı olarak sunulması hak arama yollarının önünü de tıkayan bir uygulama yorumu olacaktır. Açıklanan nedenlerle organ eksikliği nedeniyle temsil kayyımı atanması davasında, organdan yoksun olduğu için kendisine tebliğ yapılamayan şirkete husumet yöneltilmesine gerek olmadığı, hatta bunun mümkün dahi olmadığı kabul edilmelidir.
Anonim şirketlerle ilgili olan ve TTK 530. maddede yer alan sözü edilen düzenleme 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 98. maddesindeki yollama nedeniyle kooperatifler hakkında da uygulanır.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından kooperatif aleyhine açılan davada, kooperatife tebliğ yapılamadığı için mahkemece kayyım tayini için talepte bulunmak üzere davacıya yetki ve süre verilmiştir. Davacı da bu nedenle kooperatife kayyım tayin edilmesi için bu dosyada talepte bulunmuştur. Davacının kayyım tayini talebi TTK 530. madde anlamında kooperatifin feshi isteğini içeren ve bu kapsamda alınabilecek bir önlem olarak yönetim kayyımı atanması isteğine ilişkin değildir. TTK 530. madde kapsamında bir talep olmadığı için bu madde gereğince husumetin kooperatife yöneltilmesi gerektiği düşünülemez.
Davacının amacı açtığı başka bir hukuk davasında kooperatifin temsili sağlanarak taraf teşkilinin sağlanabilmesi böylece dava ettiği hakka ulaşabilme yolunun açılmasıdır. Bu yolun açılabilmesi için de tek seçeneğinin TMK 426. maddeye göre kooperatifin davada temsilinin sağlanması için temsil kayyımı atanması olduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir talep çekişmesiz yargı işe olup kayyım atanması istenen kooperatife husumet yöneltilmesine gerek yoktur.
Bu durumda temsil kayyımı atanması isteğini içeren talebin hasımsız olarak incelenip işin esası hakkında karar verilmesi mümkün olduğu hâlde yazılı şekilde usulden red kararı verilmesi doğru olmadığından karar düzeltme talebi kabul edilerek hükmün bu nedenle değişik gerekçeyle bozulması gerekir.
Mahkemece kooperatife husumet yöneltilmediği için davanın usulden reddine karar verilmiş, özel daire ise HMK 124. madde gereğince şirketin taraf hâline getirilmesi mümkün olduğu ve bu kapsamda işlemler yapılması gerektiği gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. Hukuk Genel Kurulunun yapacağı temyiz incelemesi Mahkeme ile Özel Daire arasında direnmeye konu olan uyuşmazlıkla sınırlı olacak ise de taraf teşkiline ilişkin kurallar kamu düzeniyle ilgili olduğundan özel daire kararından farklı biçimde yukarıda belirtilen şekilde bozma kararı verilmesinde dosyadaki uyuşmazlığın kapsamı gözetildiğinde bir engel de bulunmamaktadır.
Açıklanan tüm bu nedenlere dayalı olarak karar düzeltme talebinin kabulü ile değişik bozma kararı verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan karar düzeltme talebinin reddi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.