YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/18611
KARAR NO : 2013/2554
KARAR TARİHİ : 12.02.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanık hakkında 2001,2002,2003 yıllarına ilişkin haksız elde ettiği iddia olunan Doğrudan Gelir Desteği ödemeleri nedeniyle verilen beraat kararına yönelik temyiz incelemesinde;
2001 yılına ilişkin ödemenin yapıldığı 12.03.2002, 16.08.2002; 2002 yılına ilişkin ödemenin yapıldığı 07.02.2003, 09.06.2003, 18.07.2003; 2003 yılınan ilişkin ödemenin yapıldığı 28.01.2004, 07.05.2004 olan suç tarihlerinden temyiz inceleme gününe kadar 765 sayılı TCK’un 102/4 ve 104/2.maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından; 5320 sayılı Kanun’un 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA; ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı kanunun 322.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5271 sayılı CMK’un 223/8.maddesi gereğince sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
2-Sanık hakkında 2004,2005,2006 yıllarına ilişkin haksız elde ettiği iddia olunan Doğrudan Gelir Desteği ödemesi nedeniyle verilen beraat kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanık …’in, doğrudan gelir desteği ödemesi almak için İlçe Tarım Müdürlüğüne yaptığı müracaatlarda, 2004 yılı için beyanda bulunduğu 80.859 m2, 2005 yılı için beyanda bulunduğu 40.923 m2, 2006 yılı için ise beyanda bulunduğu 23.923 m2’lik arazilerin tarıma elverişli olmamasına rağmen, tarımsal faaliyette bulunuyormuş gibi beyanda bulunarak 2004 yılı için 1.293,74 TL, 2005 yılı için 400,92 TL, 2006 yılı için 230,92 TL haksız kazanç elde ettiği ve bu şekilde kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunu işlediği iddia olunan somut olayda; sanık …’nin aşamalarda değişmeyen savunmalarında, arazilerinde 72 adet zeytin ağacı ile çok sayıda palamut ağaçlarının bulunduğunu, İlçe Tarım Müdürlüğüne sorarak bu ağaçların bulunduğu araziler için DGD talebinde bulunduğunu, zeytin ve palamut ağaçlarından da gelir elde ettiğini, sonraki yıllarda bu arazilerini yazdırmadığını, arazilerinin kıraç olduğunu, iki sene ektiğini, sonraki iki sene de fiğ ektiğini, sonraki senelerde masrafları kurtarmadığından ekmediğini ve bu nedenle beyanda bulunmadığını ifade etmesi, Kula İlçe Tarım Müdürlüğünün 01.03.2006 tarihli yazısına göre de sanığın arazileri üzerinde tarımsal faaliyette bulunup bulunmadığının tespitiyle ilgili herhangi bir işlem yapılmadığının bildirilmesi, tarımsal faaliyette bulunmadığına ilişkin tespitin 01.10.2005 tarihinde mahkemece yapılan keşif esnasında bilirkişiler tarafından tespit edilmesi ve bu tespitin ise sadece o yıla ilişkin olması, aradan geçen süre nedeniyle sanığın fiğ veya diğer tarım ürünlerini ekip ekmediğinin tespitinin mümkün olmaması, kaldı ki sanığın üzerine kayıtlı arazi miktarının 220 dönümü aşmasına rağmen 2001 yılında 200.000 m2 arazi için beyanda bulunması ve ilerleyen yıllarda beyanda bulunduğu arazileri azaltarak en son 2006 yılında 104.144 m2 arazi için beyanda bulunması karşısında, sanığın mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 12.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.