Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/11968 E. 2012/33248 K. 29.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/11968
KARAR NO : 2012/33248
KARAR TARİHİ : 29.03.2012

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık ( Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan)
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Müşteki hazine vekilinin 10.06.2008 günlü oturumda davaya katılma talebinin reddine karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 gün ve 2010/9-149/205 sayılı kararında açıklandığı üzere, dosya içeriğine göre suçtan zarar görmüş olan müşteki vekilinin CMK’nın 260.maddesi uyarınca kurulan hüküm temyiz ve katılma hakkı bulunduğunun anlaşılması karşısında, katılma isteminin reddine dair 10.06.2008 tarihli kararın kaldırılarak CMK’nın 237/2.maddesi uyarınca suçtan zarar gören hazine vekilinin davaya katılmasına karar verilerek Yargıtay CGK’nın 04.10.1993 gün ve 187/227 sayılı kararında açıklandığı üzere tür ve miktarı itibariyle kesin olan kararların suç vasfına yönelik bir temyiz bulunması halinde Yargıtay’ca incelenmesinin olanaklı bulunması, katılan idare vekilinin temyizinin de suç vasfına yönelik olduğunun anlaşılması karşısında, usul ve yasaya aykırı bulunan temyizin reddine dair 26.06.2008 tarihli ek kararın kaldırılarak yapılan incelemede,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile Nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda;
Sanığın, SSK’dan emekli olarak maaşı aldığı halde 22.12.2006 tarihinde bunu gizleyerek, emekli ya da çalışan olmadığına dair taahüt imzalayarak meydana gelen don olayından dolayı devletçe ödenmekte olan 730,01 TL almak suretiyle kamu kurumu olan hazineyi zarara uğrattığı iddia edilmesine karşılık, 27.08.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 26272 sayılı genelgenin mahkemece değerlendirilen 5/b-3 maddesinin “bu yardımlardan yararlanılabilmesi için, yıllık gelir toplanının her yıl Bakanlar Kurulunca açıklanan 16 yaş ve üzeri asgari ücret bürütünün yıllık toplanının üç katına tekabül eden miktar veya altında olması gereklidir” hükmü karşısında, sanığın aldığı emekli maaş miktarına göre yardım almasının mümkün bulunması nedeniyle olayda dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayıp mahkemece eylemin TCK’nın 206.maddesine uyan yalan beyanda bulunmak olarak kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla,
Sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak suçundan hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre hükmün 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 5219 Sayılı Kanunun 3-B maddesi ile değişik 1412 Sayılı CMUK’nun 305/1.maddesi gereğince hüküm tarihi itibariyle, temyizi mümkün olmadığından katılan vekilinin bu suçtan kurulan hükme yönelik temyiz isteğinin aynı kanunun 317.maddesi gereğince REDDİNE, 29.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.