YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/11230
KARAR NO : 2013/11716
KARAR TARİHİ : 03.12.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : İrtikap
…
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
CMK’nın 260/1. maddesine göre katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükümlerin 13/07/2012 havale tarihli dilekçe ile vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Kanunun 18. maddesindeki “…Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır.” düzenlemesinin verdiği yetkiye dayanılarak Hazinenin katılma talebinin kabulüne karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/09/2012 tarihli, 2012/420 Esas, 2012/1771 sayılı Kararına göre, hükümden sonra 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun geçici 2. maddesinin sadece karşılıksız yararlanma suçlarını kapsadığı anlaşıldığından, anılan Kanunun irtikap suçu yönünden getirdiği düzenlemeler de gözetilerek yapılan incelemede;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Cebri irtikap suçu, kamu görevlisinin sıfat ve görevini kötüye kullanarak kişiyi tazyik etmesi ile başlayıp, bu sıkıştırma karşısında ferdin de memurun haksız işlemlerini önlemek zorunluluğunu duyarak ona menfaat temin ve vaat etmesi ile oluşur. Kamu görevlisi açıkladığı istekler yerine getirilmezse mağdurun işini yapmayacağını söylemek suretiyle onu manevi cebir altında bulundurmaktadır. Böyle haksız bir durumla karşılaşan ve haklı işinin kamu görevlisi tarafından yapılmayacağı veya geciktirileceği ya da haksız bir muameleye maruz kalacağı endişesine kapılan mağdur belli bir şiddete ulaşmış olan bu manevi cebrin etkisiyle ve hakkını elde etmek zorunluluğu karşısında haksız olarak istendiğini bildiği parayı ve sair menfaatleri kamu görevlisine vermekte ya da vaat etmektedir. Burada fert meşru zeminde bulunmaktadır.
…/…
-2-
İkna suretiyle irtikap suçu ise; kamu görevlisinin, görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna etmesi ile oluşur. Bu eylemde mağdur, kamu görevlisine sağladığı çıkarın yasal olduğunu zannetmekte, yasa dışı çıkar sağladığını bilmemekte, kamu görevlisi ise yalan beyanlarıyla mağduru kandırmaktadır. Mağdur, yaptığı ödemenin yasal olarak yapılması gerektiğine inanmakta, ancak failin iknası sonucu rızası fesada uğramaktadır. İkna, ödemeye mecbur olmadığı bir parayı ödemek zorunda olduğunu bireye bildirmektir.
Rüşvet suçu ise; (6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki hukuki düzenlemelere göre) bir kamu görevlisinin görevlerinin gereklerine aykırı olarak, bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıyla oluşacak ve ayrıca bu suçta her iki tarafın da gayri meşru zemin içinde bulunmaları gerekecek, taraflar arasında serbest irade ile yapılan anlaşmanın vuku bulduğu anda rüşvet suçu meydana gelecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30/03/2010 tarih ve 2009/5-167-2010/70 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebirin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmamasının gerektiği, katılanın aşamalardaki beyanları ve dosya kapsamına göre; katılanın işyerinde meydana gelen iş kazası sonucu ölüm nedeniyle açılan ceza davasında bilirkişi olarak görevlendirilen ve CMK’nın 64/5. maddesi uyarınca, görevini adalete bağlı kalarak, bilim ve fenne uygun olarak, tarafsızlıkla yerine getirmekle yükümlü olup bu doğrultuda yemin eden sanıklardan … ‘nin, diğer sanıkla birlikte katılanın yanına giderek söz konusu dosyada kendisine kusur yüklenmemesi karşılığında menfaat talebinde bulunmaları şeklinde gerçekleştiği anlaşılan somut olayda, sanıkların öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere, yasanın öngördüğü anlamda icbar veya ikna boyutuna varan bir davranışının bulunmadığı, bu itibarla irtikap suçunun yasal unsurunun oluşmadığı, bilirkişilik sıfatı nedeniyle kamusal bir görevi yerine getiren sanıklardan …’nin; yapılmaması gereken bir işin yapılması için katılandan menfaat teminine yönelik eyleminin, katılanın anlaşma sonucu sanıklara bir miktar para vermesi de gözetilerek, tamamlanmış rüşvet suçunu oluşturduğu, bilirkişi olarak görevlendirilmemiş olan diğer sanık …’nin eyleminin de TCK’nın 40/2. maddesine göre …’nin eylemine iştirak niteliğinde olduğu gözetilmeden yanılgılı hukuki değerlendirmeyle yazılı şekilde ikna suretiyle irtikap suçundan mahkumiyet hükümleri kurulması,
Kabule göre de;
Hükümden sonra 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 86. maddesi ile TCK’nın 250. maddesine eklenen 4. fıkraya göre; irtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu gözönünde bulundurularak cezada yarı oranına kadar indirim yapılması mümkün hale geldiğinden, suça konu değerin 6.000 TL olduğu da gözetilip, sanıkların hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
…/…
-3-
TCK’nın 51/3. maddesine aykırı olarak, hakkındaki hapis cezasının ertelenmesine karar verilen sanık … ile ilgili denetim süresi belirlenmeyerek infazda tereddüde neden olunması,
İrtikap sonucu katılandan alındığı kabul edilen 1.000 TL’nin iadesi yerine, TCK’nın 55/2. maddesine göre müsaderesine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, O yer Cumhuriyet Savcısı, sanık … müdafii, sanık … ve katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
…