YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9516
KARAR NO : 2021/11695
KARAR TARİHİ : 25.11.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı … vekili ile davalı … İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Mahkemece verilen önceki karar Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 18.09.2017 tarihli ve 2016/313 Esas, 2017/6455 Karar sayılı ilamı ile bozulmuş olup, bozma ilamında özetle; “Davanın TMK’nin 713. maddesi uyarınca açılan tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkin olduğu, Mahkemece taraf teşkili sağlanmadan karar verildiği, TMK’nin 713/3. maddesi uyarınca tescil davasının, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine karşı açılacağı, dava tarihinden önce yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun’un 1. maddesi gereğince … Büyükşehir Belediye Başkanlığının davada taraf olması gerektiği açıklanarak, anılan yasa hükmü uyarınca yöntemince taraf teşkilinin sağlanması ve sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, asıl ve birleşen davaların kabulüne, … İli … İlçesi … Köyü … (Ümmet deresi) mevkiinde kain, harita mühendisi bilirkişi raporuna ekli “koordine özetli alan hesabı” başlıklı krokide A harfi ile gösterilen 7.958,00 metrekarelik bölümün davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline, C harfi ile gösterilen 7.957,89 metrekarelik bölümün davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline, D harfi ile gösterilen 7.959,00 metrekarelik bölümün davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline, B harfi ile gösterilen 7.959,11 metrekarelik bölümün ve E harfi ile gösterilen 2.294,31 metrekarelik bölümün davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı … İdaresi ile davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK’nin 713. maddesi uyarınca açılan tapusuz taşınmazın tescili davasıdır. Dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde ilk tesis kadastro çalışması 1953 yılında yapılmış olup, dava konusu taşınmazlar çam ormanı olarak tespit harici bırakılmış ve taşınmazların bulunduğu yerde ilk orman kadastrosu 1968 yılında yapılarak kesinleşmiştir.
Orman kadastrosunun yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1958 tarihli Orman Tahdit ve Tescil Talimatnamesinin 40. maddesinde “Dış poligon teşkil eden orman hududunun bitişiğindeki mülk ve toprakların hepsinde, iç poligonu teşkil eden orman hududunun bitişiğindeki köyleri veya köy mahallerini çevreleyen ve orman sınırına kadar fasılasız devam eden arazi cüz’i tamında muteber mülkiyet vesikası ibraz edilmese de fiilî durum aynen tespit ve zabta geçirilmekle iktifa olunur. Yukarıdaki fıkra dışında kalan orman içindeki dağınık mülk ve topraklar için muteber mülkiyet vesikası ibraz edilmez ise bunların durumu mülga 3116 sayılı Orman Kanunu’nun 25 ve aynı Kanun’un 5653 sayılı Kanunla muaddel 25 ve 6831 sayılı Orman Kanun’un 17. maddeleri hükümlerine göre incelenir.” hükmü, 61. maddesinde ise “Tahdit olunan ormanlar içinde gerek tapulu gerekse tapusuz bütün mülk ve toprakların tespitinde iç kısımdaki gayrimenkuller nazarı dikkate alınmadan yalnız her komşuya ait kısım ormanla müşterek sınırları ölçülür. Ve bunlar ana poligonun en yakın noktasına bağlanır. Orman hududuna bitişik komşu gayrimenkullerin ara hudutları kısa çizgiler halinde gösterilir. Her komşu arazi parçası cinse göre ayrı renkle boyanarak belli edilir. Orman içindeki parsellere romen rakamı ile (I)’den başlayarak sıra numarası verilir. Bu arazi parselleri içinde orman parçaları bulunuyorsa 58. maddeye göre hareket olunur.” hükmü bulunmaktadır.
Dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde 1968 yılında yapılan orman tahdidine ait tutanaklarda “89 parsel numarası verilen bu sahanın fiili durumu tespiti ile iktifa olunmasına oy birliği ile karar verildi, … 35-40 seneden beri ziraat arazisi olarak kullanılan bu sahanın fiili durumunun tespiti ile iktifa olunmasına karar verilerek saha sınırlandı ve tahdit haritasında 90 parsel numarası verildi.” ifadesine yer verilmektedir. Çekişmeli taşınmaz fiilî durumu tespit edilerek orman sınırı dışında bırakılmış ise de, bu şekilde bir tespitte bulunulmasındaki amacın hak sahiplerinin geçerli bir tapusu varsa o tapuya dayanarak orman kadastrosuna itiraz davası açmalarına imkan vermek olduğu ve fakat aslında taşınmazın orman kadastrosu içinde bırakıldığı kabul edilmekte olup, hak sahipleri tarafından orman kadastrosunun iptali için hak düşürücü süre içinde herhangi bir dava da açılmadığı gözönüne alındığında, taşınmazlar esasında halen orman sınırları içerisinde bulunduğu gibi dört hududununda orman parseli ile çevrili olduğu, dosya arasında mevcut hava fotoğrafları ile memleket haritalarında dava konusu taşınmazların beyaz renkli açık alanda olan 6831 sayılı Kanun’un 17/2. maddesine göre orman içi açıklığı olduğu anlaşılmaktadır. Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Kanun’un 45. maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.-K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.-K. ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.-K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca; orman içi açıklık ve boşluklar ile orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, yasa gereği orman sayıldığı için, 15.07.2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. maddesinin (a) ve (j) bentleri gereğince Devlet Ormanı olarak sınırlandırılması öngörülmüştür. Bu tür yerler zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olarak tescil edilemez.
Hal böyle olunca; Mahkemece, değinilen yönler gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulü ile dava konusu taşınmazların özel mülke dönüşmesini sağlayacak şekilde davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı … ile davalı … İdaresinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 27.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.