YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4222
KARAR NO : 2021/13790
KARAR TARİHİ : 29.12.2021
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 7. TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen tazminat davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacıların istinaf isteminin esastan reddine dair verilen kararın, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; davacılardan Yeşim’in 35 hafta 4 günlük gebeliği sırasında bebeğin hareketlerinde azalma olduğunu fark ederek davalı hastaneye 30/05/2014 tarihinde müracaat ettiğini, gebeliğin başından bu yana kendisini takip eden diğer davalı doktorun özensiz muayene ve davranışları ile sorun olmadığı belirtilerek eve gönderildiğini, 31/05/2014 tarihinde yeniden hastaneye başvurduğunu, sekiz saat bekletildikten sonra akşam saatlerinde sezeryan ile doğumun gerçekleştiğini, zamanında müdahale edilmemesi nedeniyle bebeğin refleksleri olmayan şekilde dünyaya geldiğini, 119 gün boyunca kuvezde kaldığını, bebeğin %100 malul olduğunu, davalı doktorun kusurlu olup sorumluluğu bulunduğunu, davalı hastanenin de adam çalıştıran sıfatı ile sorumlu olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bebek için yapılan/yapılacak tüm masraflar, iş göremezlik tazminatı, bakıcı/bakım harcamaları, hastane giderleri, sağlık ve kontrolleri için yapılacak masraflar, gider kaybı vb. zararlar karşılığı şimdilik 50.000 TL maddi tazminatın, davacılardan anne için 150.000 TL, baba ./..
için 150.000 TL, bebek için 200.000 TL olmak üzere toplam 500.000 TL manevi tazminatın 31/05/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmişlerdir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
İlk derece mahkemesince; adli tıp kurumu ve bilirkişi heyeti raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş; karar davacılar vekilince istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; davalıların kusurlu oldukları kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davacıların istinaf başvurusunun oy çokluğu ile esastan reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalı hastanede çalışan doktor hatasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir (TBK md. 502,506).
Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK md. 400). Doktor, hastanın zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor tıbbi çalışmalarda bulunurken bazı mesleki şartları yerine getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak tedaviyi her türlü ihtiyat tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor ufak bir tereddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve orada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastanın özelliklerini göz önünde tutmalı, onu gereksiz risk altına sokmamalı, en emin yolu tercih etmelidir. Gerçekten de mesleki bir iş gören, doktor olan vekilden, ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz davranmayıp özen göstermeyen bir vekil, TBK 510 maddesi uyarınca vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa; dosya arasında bulunan 23/12/2016 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda, 31/05/2014 tarihinde yapılan NST tetkikinde fetal taşikardi tespit edildiği, fetal taşikardi nedeniyle sezeryan kararının tıbben doğru olduğu, çocukta mevcut serebral palsi hastalığı ile hekimin eylemi arasında illiyet bağı kurulamadığı belirtilmiştir. Bundan ayrı, davacı tarafın itirazı üzerine alınan 07/02/2018 tarihli üç kişilik bilirkişi heyeti raporunda da, doğum hipoksisi düşündürecek veri bulunmadığından, davalı doktorun kusur ve ihmalinin bulunmadığı bildirilmiştir.
Davacıların temel iddiası, davacı …’in 30/05/2014 – 31/05/2014 tarihleri arasında çekilen NST’ler üzerinde davalı doktor tarafından gerekli incelemelerin yapılmadığı, söz konusu tarihler arasında davacının takipsiz bırakıldığı, doğum kararının zamanının doğruluğu ve bebekteki serebral palsi ile eylemler arasında illiyet bağı bulunduğu noktasındadır. Bahsi geçen hususlar yönünden, dosya arasında bulunan raporlar hüküm kurmaya yeterli görülmemiştir.
Hal böyle olunca ilk derece mahkemesince; üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, kadın doğum ile çocuk sağlığı ve hastalıkları konusunda uzman, akademik kariyere sahip bilirkişi kurulundan, davacıların itirazları da karşılanmak suretiyle, davalı hastanede çalışan doktora atfı kabil bir kusur bulunup bulunmadığı, doktorun bahsi geçen tarihler arasında davacı …’in şikayetlerine göre NST takiplerindeki rolü ve telefonla
bilgilendirilmesinin yerindeliği, hukuki konum ve sorumluluğu da tartışılarak, sezeryanın daha erken saatte yapılması halinde dahi bebekteki mevcut rahatsızlığın gelişip gelişmeyeceği, oranı ve bebekteki belirtilerin hipoksik bulgular olup olmadığına ilişkin anne ve bebeğe ait hastane kayıtları üzerinde inceleme yapılarak nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması ve diğer deliller ile birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun’un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine 29/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.