Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2021/2324 E. 2021/8078 K. 21.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2324
KARAR NO : 2021/8078
KARAR TARİHİ : 21.12.2021

MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL – TAZMİNAT

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil – tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinafı üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi tarafından, inançlı işlem ve aldatma nedenlerine dayanıldığı, inançlı işlem iddiasının usulüne uygun delillerle kanıtlanamadığı, ne var ki aldatma iddiasının dosya kapsamındaki deliller ile ispat edildiği gerekçesiyle başvurunun kabulüne, 6100 sayılı HMK’nin 353/1.b.2 maddesi gereğince hükmün ortadan kaldırılmasına, davanın kabulü ile 22030 ada 1 parseldeki 14 no’lu bağımsız bölümün 2395/3086 payının iptaline ve davacı … adına tesciline
ilişkin olarak verilen karar davalı … vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21/12/2021 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat … ile temyiz edilen davacı vekili Avukat ……, mirasçı …, mirasçı … geldiler. Davetiye tebliğine rağmen mirasçı … v.d. gelmedi. Yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin ve asillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-

Dava, tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı …, maliki olduğu 22030 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki payını dava dışı oğlu …’nin kandırması neticesinde % 50’şer ortak oldukları davalı Kefe isimli şirkete bedel almaksızın satış göstererek devrettiğini, oğlu …’nin devirdeki amacın davalı şirkete mal katarak kredi temininin kolaylaşması olduğunu söylediğini, kredi ihtiyacı bittiğinde payının iade edilmesini istediği halde … tarafından oyalandığını, akabinde taşınmazın şirketi temsilen … tarafından boşandığı ancak birlikte yaşadığı eski eşi olan davalı …’a mal kaçırmak amacıyla devredildiğini, baba-oğul arasındaki güvenin kötüye kullanılarak kredi temini amacıyla devredilen payın kandırılması ile elinden alındığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tescilini, mümkün olmazsa fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 40.000,00 TL’nin davalılardan tahsilini istemiştir.
Davalı şirketi temsilen …, dava konusu payı bedeli karşılığında satın aldığını, 2014 yılında satarak borçlarını ödediğini ve işyeri ile bir ilgisinin kalmadığını bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Davalı …, …’te bulunan dairesini satarak ve bir bankadan kredi çekerek elde ettiği para ile dava konusu dükkanı satın aldığını, mal kaçırma bulunmadığını, iyiniyetli edinen olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, davacı …’nin serbest iradesi ile dava konusu payı ortağı olduğu şirkete devrettiği, iradesinin aldatılma ile sakatlandığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinafı üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi tarafından, inançlı işlem ve aldatma nedenlerine dayanıldığı, inançlı işlem iddiasının usulüne uygun delillerle kanıtlanamadığı, ne var ki aldatma iddiasının dosya kapsamındaki deliller ile ispat edildiği gerekçesiyle başvurunun kabulüne, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1.b.2 maddesi gereğince hükmün ortadan kaldırılmasına, davanın kabulü ile 22030 ada 1 parseldeki 14 no’lu bağımsız bölümün 2395/3086 payının iptaline ve davacı … adına tesciline karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; arsa niteliğindeki 22030 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 13975/66668 payı davacı … adına kayıtlı iken, …’nin bizzat anılan payın tamamını 20/11/2008 tarihli ve 21310 yevmiye no’lu akitle 65.000,00 TL bedel üzerinden davalı Kefe isimli şirkete sattığı, bu sırada yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi neticesinde devredilen payın depolu dükkan niteliğindeki 14 no’lu bağımsız bölümün 2395/3086 payına dönüştüğü, davalı Kefe isimli şirketin de 14 no’lu bağımsız bölümdeki 2395/3086 payın tamamını 21/02/2014 tarihli ve 5179 yevmiye no’lu akitle 30.000,00 TL bedel üzerinden diğer davalı …’a satış yoluyla temlik ettiği, davalı şirket adına alım ve satım işlemlerini yetkili temsilcisi ve aynı zamanda davacının oğlu olan dava dışı …’nin yaptığı, davalı Kefe isimli şirkette davacı ile dava dışı …’nin ortak olduğu, diğer davalı …’ın ise …’nin 13/09/2002 tarihinde boşandığı eski eşi olduğu anlaşılmıştır.
Öncelikle çözümlenmesi gereken husus, eldeki davada hangi hukuki sebebe dayanıldığıdır.
6100 sayılı Kanun’un 140/3. fıkrasında; “Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. ” düzenlemesi bulunmaktadır.
Eldeki davada, iddianın ileri sürülüş biçimi, dava dilekçesinin içeriği ve özellikle taraf vekilleri tarafından imzalanan 14/07/2016 tarihli öninceleme duruşmasında davacı vekilinin “Davacının iradesinin fesata uğratılarak yapılan devrin geçersiz kabulü ile…” şeklindeki beyanı bir bütün halinde değerlendirildiğinde; davacının, aldatma ( hile ) hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat isteğinde bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu saptamadan sonra, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı çözümlenmelidir.
Bilindiği gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “İrade bozukluğunun giderilmesi” başlığını taşıyan 39. maddesinde; “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” amir hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda, davacı tarafın yaptığı araştırma neticesinde dava konusu payın davalı …’a devredildiğini 2014 yılı şubat ya da mart aylarında öğrendiğini beyan ederek 24/03/2016 tarihinde dava açtığı, ayrıca davacının Ankara 52. Noterliği’nin 10/12/2010 tarihli azilnamesi ile muhatap oğlu …’yi daha önce vermiş olduğu tüm vekaletlerden azlettiği, azilnamenin 24/12/2010 tarihinde muhataba tebliğ edildiği gözetildiğinde; çekişmeli pay 20/11/2008 tarihinde devredildikten sonra davacı ile dava dışı oğlu … arasında sorunların çıktığı, bu nedenle de davacının oğlunu 10/12/2010 tarihli azilname ile daha önce verdiği tüm vekaletlerden azlettiği, davacının devrettiği payla ilgili iade talebinin …’nin de o dönem ortak ve yetkilisi olduğu davalı şirket tarafından yerine getirilmeyeceğini, yani kandırıldığını azil tarihinde öğrendiğinin hayatın olağan akışına uygun olduğu, kaldı ki davacı tarafın da davalı …’a yapılan devri 2014 yılı Şubat ya da Mart aylarında öğrendiğini beyan ettiği, hem azil hem de lehe olacak şekilde 2014 yılı Mart ayı başlangıç sayıldığında bu tarihten itibaren 1 yıllık hakdüşürücü süre içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını karşı tarafa bildirdiğine dair bilgi ve belge bulunmadığına göre eldeki davanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı tespit edilmiştir.
Hal böyle olunca, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalı … vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Kanun’un 371/1-a maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 20.11.2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 3.815.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden (… mirasçıları) alınmasına, alınan peşin harcın temyiz eden davalı …’a iadesine, 21/12/2021 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.