YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/17141
KARAR NO : 2013/16308
KARAR TARİHİ : 03.07.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, hatalı hesaplamadan dolayı Bakanlığın 29.01.2013 tarihli yetki tespit yazısının iptalini istemiştir.
Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin strafor ve strafordan mamul ambalaj ve yalıtım ürünleri imalatı yaptığını, bunun plastikten mamul petrol türevi olduğunu, davacı işveren bakımından merkezi İstanbul Gaziosmanpaşa olan aynı iş kolunda aynı işin yapıldığı beş adet fabrika işyerinde oluşan bir işletmenin söz konusu olduğunu, tespitte İstanbul ve Ankara işyerlerinin dahil edilmediğini, bu problemin 2012 yılında Nace kodlarına ilişkin bakanlık işlemi sonucunda ortaya çıktığını, düzeltilmesi için talep de bulunduklarını, işletmede yaklaşık 400 kişinin çalıştığını, yine iş müfettişi tarafından Çerkezköy şubesi işyerinde alt işveren Çetin Sosyal Hizmetler Şirketi ile davacı şirket arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunun tespit edildiğini, bu şekilde 39 işçinin daha işçi sayısına dahil edilmesi gerektiğini, Çalışma Bakanlığınca verilmiş olan yetkinin kanuna ve yargı içtihatlarına aykırı olduğunu, yetki tespitinde sayılar belirlenirken işverene ait Çerkezköy işyerinde 28.01.2013 tarihi itibarıyla istihdam edilen otuz dokuz kişinin de toplam işçi sayısına dahil edilmesi gerektiğini iddia ederek Bakanlığın 29.01.2013 tarihli yetki tespit yazısının iptalini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı vekili; 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’na göre, yetki tespitinin tebliğinden itibaren altı gün içinde dilekçenin önce Çalışma ve Bölge Müdürlüğüne kayıt ettirilmesi gerektiğini, yetkili sendika belirlenirken Bakanlıkça yayınlanmış en son işçi ve üye istatistiklerinin ve sendikalar ve noterlerin gönderdiği üyelik ve üyelikten çekilme belgelerinin değerlendirilmesi gerektiğini, sendikanın başvuru tarihi olan 29.01.2013 tarihinde işyerinde 167 işçinin çalıştığını ve 72 işçinin lastik iş sendikası üyesi olduğunu, buna göre çoğunluğun bulunmadığını, davacının iddia ettiği diğer iki işyerinin ise metal ve ağaç işkollarında yer aldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Sendika vekili; müvekkilinin anılan davacıya ait Eskişehir, Gebze Kocaeli, Çerkezköy Tekirdağ adresindeki üç işyeri için toplu iş sözleşmesi yapabilmek için Çalışma Genel Müdürlüğüne 28.01.2013 tarihinde çoğunluk tespiti başvurusunda bulunduğunu, üç işyerinde çalışan işçilerin sayısının ise 167 olduğunu, müvekkili sendikanın üyesinin ise 72 olduğunu ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun aradığı gerekli çoğunluğu sağladığını, davacının kendi delillerine göre anılan üç işyerinde 167 işçi olduğunu kabul ettiğini, yetkili sendika belirlenirken 6356 sayılı Kanun’un 41. maddesine göre gerekli çoğunluğun aranmasının gerektiğini, davacının gerekçelerinin soyut olduğunu, bu davada işkolu itirazında bulunulamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece toplanan kanıtlara ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı şirketin yetki tespiti kapsamı dışında kalan diğer iki işyerinin Nace Kodlarının farklı olduğu, davacının muvzaa iddiasının ise bir yıl önceki tespite dayalı olduğu, alt işverenlik durumunun devam ettiği ve davacının işçi listelerinde muvazaalı alt işveren işçilerinin yer almadığı, bu işçilerin dikkate alınamayacağı, aksinin hakkaniyete aykırı olduğu, yapılan tespite göre davalı sendikanın işletme çoğunluğunu sağladığı gerekçesiyle davanın reddine kararı verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacı şirketin tespitte yer almayan iki işyerinin, işletmesinin kapsamında bulunup bulunmadığı, Çerkezköy işyerindeki muvazaalı alt işverenlik tespiti nedeniyle alt işveren işçilerinin çalışan işçi sayısında dikkate alınmasının gerekip gerekmediği ve bunlara bağlı olarak davalı sendikanın davacı şirketin işyerlerinde çoğunluğu sağlayıp sağlayamadığı noktasında toplanmaktadır. Konu değerlendirilmeden önce kanuni dayanakların açıklanması gereklidir.
6356 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin 3. fıkrasında, “Ocak 2013 istatistiklerinin yayımlandığı tarihe kadar, Bakanlığa yapılmış olan yetki tespit başvuruları ile taraf oldukları bu Kanunun yürürlüğünden önce imzalanmış toplu iş sözleşmesi Ocak 2013 istatistiklerinin yayımı tarihinden sonra sona erecek olan sendikaların, bir sonraki toplu iş sözleşmesiyle sınırlı olmak üzere yapacakları yetki tespit başvuruları mülga 2822 sayılı Kanunun 12 nci maddesine göre Bakanlıkça yayımlanmış Temmuz 2009 istatistiklerine ve mülga 2822 sayılı Kanunda belirtilen hükümlere göre sonuçlandırılır.” denilmiştir. Bununla birlikte 10.01.2013 tarihinde 6385 sayılı Kanunla hükme yeni bir cümle eklenmiştir. Bu itibarla en son yayımlanan 2009 istatistiğinde toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi için başvuru hakkına sahip işçi sendikalarının 7.11.2012 tarihinde ve sonraki bu fıkraya göre yapacakları yetki tespit talepleri, 41 inci maddede yer alan işyeri veya işletme çoğunluğu şartlarına göre sonuçlandırılacaktır.
Somut olayda, yetki tespiti için başvuru tarihi 28.01.2013 tarihi, dava tarihi ise 08.02.2013 tarihi olup uyuşmazlık 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu hükümlerine göre sonuçlandırılacaktır.
6356 sayılı Kanun’un “Yetki” başlıklı 41. maddesinde “Kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde üçünün üyesi bulunması şartıyla işçi sendikası, toplu iş sözleşmesinin kapsamına girecek işyerinde başvuru tarihinde çalışan işçilerin yarıdan fazlasının, işletmede ise yüzde kırkının kendi üyesi bulunması hâlinde bu işyeri veya işletme için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir. İşletme toplu iş sözleşmeleri için işyerleri bir bütün olarak dikkate alınır ve yüzde kırk çoğunluk buna göre hesaplanır. İşletmede birden çok sendikanın yüzde kırk veya fazla üyesinin olması durumunda başvuru tarihinde en çok
üyeye sahip sendika toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir… Bakanlık, yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde kendisine gönderilen üyelik ve üyelikten çekilme bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır.” hükümlerine yer verilmiştir.
Aynı Kanun’un “Yetki Tespiti İçin Başvuru” başlıklı 42. maddesinde, “Toplu iş sözleşmesi yapmak isteyen işçi sendikası Bakanlığa başvurarak yetkili olduğunun tespitini ister. İşveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren de Bakanlığa başvurarak yetkili işçi sendikasının tespitini isteyebilir. Bakanlık, kayıtlarına göre başvuru tarihi itibarıyla bir işçi sendikasının yetkili olduğunu tespit ettiğinde, başvuruyu, işyeri veya işletmedeki işçi ve üye sayısını, o işkolunda kurulu işçi sendikaları ile taraf olacak işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işverene altı iş günü içinde bildirir. İşçi sendikasının yetki şartlarına sahip olmadığının ya da işyerinde yetki şartlarına sahip bir işçi sendikasının bulunmadığının tespiti hâlinde, bu bilgiler sadece başvuruyu yapan tarafa bildirilir. Sigortalılığın başlangıcı ile sona ermesine ilişkin bildirimlerden yasal süresi içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılmayanlar, yetkili işçi sendikasının tespitinde dikkate alınmaz…” düzenlemesi yer almıştır.
Yine aynı Kanun’un “Yetki İtirazı” başlıklı 43. Maddesine göre ise, “Kendilerine 42 nci madde uyarınca gönderilen tespit yazısını alan işçi veya işveren sendikaları veya sendika üyesi olmayan işveren; taraflardan birinin veya her ikisinin yetki şartlarına sahip olmadığı veya kendisinin bu şartları taşıdığı yolundaki itirazını, nedenlerini de göstererek yazının kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren altı iş günü içinde mahkemeye yapabilir. İtiraz dilekçesi görevli makama kayıt ettirildikten sonra mahkemeye verilir. Kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin yüzde üçünden daha az üyesi bulunan işçi sendikası, yetki itirazında bulunamaz. İtiraz dilekçesinde veya ekinde somut delillerin yer almaması hâlinde itiraz incelenmeksizin reddedilir. İşçi ve üye sayılarının tespitinde maddi hata ve süreye ilişkin itirazları mahkeme altı iş günü içinde duruşma yapmaksızın kesin olarak karara bağlar. Bunların dışındaki itirazlar için mahkeme, duruşma yaparak karar verir ve karar temyiz edildiği takdirde Yargıtay tarafından on beş gün içinde kesin olarak karara bağlanır. 42 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca kendisine yetki şartlarına sahip olmadığı bildirilen işçi sendikası, altı iş günü içinde yetkili olup olmadığının tespiti için dava açabilir. Mahkeme açılan davayı o işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde üçünü üye kaydeden işçi sendikaları ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işverene de bildirir. Mahkeme davayı iki ay içinde sonuçlandırır. İtiraz, karar kesinleşinceye kadar yetki işlemlerini durdurur” hükümleri yer almıştır.
Diğer taraftan 6356 sayılı Kanun’un 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Bir gerçek ve tüzel kişiye veya bir kamu kurum ve kuruluşuna ait aynı işkolunda birden çok işyerinin bulunduğu işyerlerinde, toplu iş sözleşmesi ancak işletme düzeyinde yapılabilir.” denilirken 4. fıkrasında ise, “İşletme toplu iş sözleşmesi yapılacak işyerlerinin aranılan niteliğe sahip olup olmadıklarına ilişkin uyuşmazlıklar, işletme merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemede on beş gün içinde karara bağlanır. Kararın temyizi hâlinde Yargıtay on beş gün içinde kesin olarak karar verir.” hükmüne yer verilmiştir.
Yine aynı Kanun’un 5. maddesinin 2. fıkrasında, “Yeni bir toplu iş sözleşmesi için yetki süreci başlamış ise işkolu değişikliği tespiti bir sonraki dönem için geçerli olur. İşkolu tespit talebi ve buna ilişkin açılan davalar, yetki işlemlerinde ve yetki tespit davalarında bekletici neden sayılmaz.” düzenlemesi yer almıştır.
Nihayet 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde, “…Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez…” denilerek alt işverenlik ilişkisinde muvazaaya bağlanan hukuki sonuç açıklanmıştır.
Aynı Kanun’un 3. maddesinin 2. fıkrasında ise, “Bu Kanunun 2’nci maddesinin altıncı fıkrasına göre iş alan alt işveren; kendi işyerinin tescili için asıl işverenden aldığı yazılı alt işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte, birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlüdür. Bölge müdürlüğünce tescili yapılan bu işyerine ait belgeler gerektiğinde iş müfettişlerince incelenir. İnceleme sonucunda muvazaalı işlemin tespiti halinde, bu tespite ilişkin gerekçeli müfettiş raporu işverenlere tebliğ edilir. Bu rapora karşı tebliğ tarihinden itibaren altı işgünü içinde işverenlerce yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Rapora altı iş günü içinde itiraz edilmemiş veya mahkeme muvazaalı işlemin tespitini onamış ise tescil işlemi iptal edilir ve alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçileri sayılır.” denilmiştir.
Dosya içeriğine göre; davalı sendika tarafından 28.01.2013 tarihinde davacı şirketin işyerleri için yetki tespit başvurusunda bulunulduğu, davalı bakanlıkça yapılan tespit işlemi neticesinde davalı sendikanın başvuru tarihinde işyerinde çalışan 167 işçinden 72 tanesini üye kaydetmesi sebebiyle işletme çoğunluğu olan %40’ı geçerek davacı işyerinde çoğunluğu sağladığının tespit edildiği görülmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
1-Davacının işletme kapsamında yer aldığını iddia ettiği İstanbul ve Ankara işyerlerinin yetki tespitinde dikkate alınmasının gerekip gerekmediği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, 6356 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 2. fıkrasında yer alan düzenlemenin yetki süreci devam ederken ortaya çıkan ve çözümü aynı maddenin 1. fıkrasında özel olarak düzenlenen işkolu tespit prosedürü ile mümkün olan işkolu uyuşmazlıklarıyla sınırlı olarak değerlendirilmesi gereklidir. Ancak gerek 6356 sayılı Kanun’da gerekse mülga 2822 sayılı Kanun’da işletme kapsamına ilişkin uyuşmazlıkların bekletici mesele yapılamayacağına dair yukarıdaki düzenlemeye benzer bir düzenleme yer almamaktadır. Ayrıca işletme toplu iş sözleşmesi yapılmasına ilişkin kural kamu düzenine ilişkindir. Bu sebeplerle işletme kapsamına ilişkin bir uyuşmazlık söz konusu ise, mahkemenin bu uyuşmazlığı çözmeye de yetkili olması halinde işletme olup olmadığı ile varsa kapsamına ilişkin uyuşmazlığın, mülga 2822 sayılı Kanun’un uygulandığı olaylarda söz konusu Kanunun 3. maddesinin 3. fıkrası hükmüne göre, 6356 sayılı Kanun’un uygulandığı olaylarda ise anılan Kanun’un 34. maddesinin 4. fıkrası hükmüne göre ön mesele olarak çözüme kavuşturulması gereklidir. Yetki uyuşmazlığını inceleyen mahkemenin işletme olup olmadığı ile varsa kapsamına ilişkin uyuşmazlığı çözmeye yetkili olmaması halinde ise yine aynı hükümlere göre bu problemin çözümü bekletici mesele yapılmalıdır.
Somut olaya dönüldüğünde, yetki tespitine itirazla ilgili karar verilmeden önce davacının işletme iddiasının değerlendirilmesi gerekmektedir. Toplu iş hukukunda bir toplu iş sözleşmesi ünitesi olan işletmeden söz edebilmek için kural olarak aynı işverene ait, aynı işkolunda yer alan işyerlerinin bulunması gereklidir. İşverenin işletme kapsamındaki işyerleri için ancak tek bir toplu iş sözleşmesi yapılabilir. Bu toplu iş sözleşmesi ise işletme toplu iş sözleşmesidir. Bu kural yukarıda da kısaca bahsedildiği üzere kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmelidir. Mahkemece, davalı bakanlık tarafından verilen cevap yeterli kabul edilerek işletmenin kapsamı belirlenmiş olup bu konuda yeterli araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Bu nedenle öncelikle işletme niteliği ve kapsamının netleştirilmesi gerekirken bunun yapılmaması hatalıdır.
2-Taraflar arasında, davacının mahkeme kararıyla tespit edilen Çerkezköy işyerindeki muvazaalı alt işverenlik ilişkisi neticesinde alt işveren işçilerinin çalışan sayısında dikkate alınmasının gerekip gerekmediği konusunda uyuşmazlık söz konusudur.
İş müfettişi tarafından davacı şirketin Çerkezköy şubesi işyerinde Çetin Sosyal Hizmetler Şirketi ile girilen alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğu, alt işverenin işçilerinin başından itibaren asıl işverenin işçileri sayıldıkları tespit edilmiştir. Bu tespite karşı davacı işveren tarafından itiraz edilmiş ve Edirne İş Mahkemesince 27.12.2012 tarihinde itiraz kesin olarak reddedilmiştir. Şu halde muvazaa kesinleşmiş mahkeme kararıyla tespit edilmiş bulunmaktadır.
Davacı tarafından ibraz edilen dönem bordrolarına göre, Çetin Sosyal Hizmetler Şirketinin Çerkezköy işyerinde başvuru tarihini kapsayan dönemde 39 işçinin çalıştığı görülmektedir. Öte yandan davacı şirket tarafından ibraz edilen Çerkezköy işyeri sigortalı hizmet listesine göre sonraki dönemler için bu işçilerin çalışan listesine dahil edildiği gözlemlenmektedir.
Mahkemece muvazaa tespiti ile yetki tespiti arasında bir yıl süre geçtiği, alt işverenlik ilişkisinin devam ettiği, bu işçilerin hesaplamada dikkate alınmasının hakkaniyete uygun olmayacağı ve kişinin kendi muvazaasından yararlanamayacağı gerekçesiyle söz konusu alt işveren işçileri işletmede çalışan sayısında göz önünde bulundurulmamıştır.
Muvazaalı alt işverenlik ilişkisinin kanuni neticesi alt işveren işçilerinin başından itibaren asıl işveren işçisi sayılmasıdır. Şu halde mahkeme tarafından muvazaa kapsamında yer alıp da başvuru tarihinde işyerinde çalışan işçiler tespit edilmeli, sonra bu işçilerin başvuru tarihi itibariyle sendika üyelikleri varsa bu husus da değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Bunun yapılmayarak hatalı değerlendirme ve eksik incelemeyle karar verilmesi isabetsizdir.
3-Son olarak davacının açık itirazlarına rağmen üye kayıt fişlerinin asıllarının getirtilmeyerek denetimin fotokopi üye kayıt fişleri üzerinden yapılması da hatalıdır.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 03.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.