YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/15489
KARAR NO : 2010/10203
KARAR TARİHİ : 08.07.2010
MAHKEMESİ : … 11. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı davacı avukatıncada duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … geldi davalı adına gelen olmadığından onun yokluğunde duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, … parsel sayılı taşınmazın davalıya ait 2163 m2’ sini yazılı sözleşme ile haricen satın aldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atılması üzerine davalının tazminat davası açarak 93.582,22-TL kamulaştırma bedeline hak kazandığını, taşınmazın tapuda Karayolları Genel Müdürlüğü adına kaydedildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere taşınmazın değeri olan 145.000-TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, adi yazılı sözleşme ile taşınmazdaki hissesini davacıya 8.000-TL’ye sattığını, resmi şekilde yapılmadığından sözleşmenin geçersiz olduğunu savunarak reddini dilemiştir.
Mahkemece, denkleştirici adalet ilkelerine göre hesaplama yapılan bilirkişi raporu hükme esas alınarak ve satış bedelinin 95.000-TL olduğu kabul edilerek, davanın 114.170,30-TL’sinin kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin 2009/15489-2010/10203
Takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının ve davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (MK.705, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata, çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin yargıya ait olduğunda ise duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz 2009/15489-2010/10203
Sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Haksız zenginleşen elde ettiği yararın geçerli bir sebebe dayanmadığını ve iade ile yükümlü olduğunu biliyor veya bilebilecek durumda ise iyi niyetli sayılmayacaktır. Kural olarak iade alacaklısı iade borçlusu zenginleşenin iyi niyetli olmadığını ispat etmelidir. Ne var ki olayın özellikleri zenginleşenin iyi niyetli olmadığını açıkça gösteriyor ise ayrıca bu yönün ispatına gerek bulunmamalı, iddianın ispat edilmiş olduğu kabul edilmelidir.
Hukuken geçersiz sözleşmeler haksız iktisap kuraları uyarınca tasfiye edilir iken denkleştirici adalet kuralı hiç bir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hem hakkaniyetin hem gerçek adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iadesi dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iade de direnmelerine neden olacaktır. Ancak burada denkleştirme yapılırken bir hususa daha dikkat edilmelidir. İade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihte iade kapsamını tespitte önemli olduğu unutulmamalıdır. Zira, geçersiz sözleşmenin artık ifa edilmeyeceğini bile bile haksız zenginleşmenin iadesini istemeyen alacaklı zararının artmasına kendisi sebep olacağından bu artan zararını iade borçlusundan istememelidir.
Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olaya bakıldığında; davacı tarafın dayandığı adi yazılı belgede; davalı …’nin davacı Ö.. A..’a … parseldeki hak ve hissesini sattığının ve paranın tamamını aldığının, hiçbir alacağının kalmadığının yazılı olduğu görülmektedir. Bu belgede, satış bedelinin miktarı belirtilmemekle birlikte, satış parasının alındığı açık ve belirgindir. Davacı, taşınmazı 95.000-TL’ye aldığını ileri sürmüş; davalı ise, taşınmaz bedeli olarak 8.000-TL ödendiğini savunmuştur. Taşınmazın satış bedelinin miktarı konusundaki ispat yükü, davacıdadır. Bu durumda davacının
satış bedelinin kaç lira olduğunu yasal delillerle kanıtlaması gereklidir. Davalının açık muvafakatı olmadığından, taraflar arasında HUMK.’nun 293/1. maddesinde sayılan akrabalık ilişkisi de bulunmadığından, HUMK.’nun 288. maddesi gereğince miktar itibariyle olayda tanık dinlenemez. O halde, davacı satış bedelinin miktarını, yasal delillerle ispat edememiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; satış bedelinin, davalının kabulünde olan 8.000-TL olduğu gözetilerek, 8.000 TL’nin akdin ifasının imkansızlaştığı dava tarihi itibariyle çeşitli ekonomik etkenlerin (tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü değerinin ne olabileceğini az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar ışığında açıklayan, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli 22.06.2009 tarihli bilirkişi heyeti raporu hükme esas alınarak, davanın 10.726,45-TL yönünden kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermekten ibarettir. Bu hususların göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Davacı, yasal faiz talebinde bulunmuştur. Mahkemece, davacının bu talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir. Mahkemece, davacının faize ilişkin talebi hakkında karar verilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; davacı ve davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca, davalı lehine (3) nolu bent uyarınca davacı lehine BOZULMASINA, 750,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 1.542,00 TL peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 15,60 TL peşin alınan temyiz harcının davacıya iadesine, 8.7.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.