YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/11213
KARAR NO : 2012/4669
KARAR TARİHİ : 16.04.2012
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalının işleteni olduğu ve müvekkili şirkete trafik sigortalı aracın alkollü sürücü idaresinde iken meydana gelen trafik kazasında karşı araçta hasara neden olduğunu, trafik sigorta poliçesi gereğince karşı aracın sigorta şirketine tazminat ödendiğini, alacağın rücuen tahsili için davalı aleyhine Gaziantep 1.İcra Müdürlüğünün 2010/1294 sayılı dosyasından 15.000,00 TL. asıl alacak üzerinden yapılan icra takibine vaki itiraz nedeniyle takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, kazanın salt alkolün etkisi ile meydana gelmediğini, hasarın sigorta teminatı kapsamında kaldığını ve davacının rücu hakkının bulunmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere göre davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, davalının takip dosyasına yaptığı itirazın 15.000,00 TL. asıl alacak için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, fazla istemin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı tarafından zarar gören 3. kişiye ödenen tazminatın, sigortalısından rücuen tahsili için yaptığı icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.
2918 sayılı KTK’nun 48.maddesinde, alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97/1.maddesinde; alkollü içki almış olması sebebiyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.
Öte yandan, ZMSS Genel Şartlarının B.4.d.maddesinde; tazminatı gerektiren olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte, ZMSS Genel Şartlarının B.4.d.maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48.maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2.fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97.maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yeralan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla,sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281.maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında, sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik
konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne, aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK, 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün ve 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Somut olayda, davalı şirkete ait aracın sürücüsü …50 promil alkollü olarak araç kullanırken ve şerit tecavüzü ile 3.kişiye ait araca çarparak hasarlanmasına sebebiyet vermiştir.
Yukarıda açıklanan ilkelerde de belirtildiği üzere, sürücünün olay sırasında alkollü olması yalnız başına hasarın teminat dışında kalmasını gerektirmez. Oluşan hasarın salt alkolün etkisi altında oluşup oluşmadığının saptanması gerekir.
Yargılama sırasında alınan ve aralarında nöroloji uzmanının da bulunduğu bilirkişi heyeti raporunda, kazanın münhasıran alınmış olan alkolün etkisi ile meydana geldiği belirtildiği gibi, davalı sürücüsünün şerit tecavüzü ile olayda % 100 oranında kusurlu olduğu da belirtilmiştir. Keza, aynı olay nedeniyle 3.kişi sigortacısının davalı ve sürücü aleyhine Gaziantep Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/48 Esas sayılı dosyasından açtığı dava dosyasından aralarında aynı nöroloji uzmanının da bulunduğu bilirkişi heyeti raporunda, sürücünün tam kusurlu olduğu ve alkolsüz sürücünün de böyle bir kazayı yapabileceği belirtilmiştir. Bu durumda, yani, alkol dışında başka etkenin (unsurun) kazanın meydana gelmesinde etkisi bulunduğunda münhasırlık unsurunun ortadan kalkmış olacağı açıktır. Özet olarak, mahkemece alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir.
O halde, mahkemece dosyanın aralarında nöroloji uzmanı başka bir bilirkişinin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetine tevdii ile tüm dosya kapsamı ve önceki bilirkişi raporları birlikte irdelenerek ve sürücünün aldığı alkol oranının doğrudan doğruya sonuca etkili olmadığı göz önünde bulundurularak, olayın oluş şekli, yol, hava vs. koşulları bir bütün olarak değerlendirilip, kazanın salt (münhasıran) alkolün etkisi ile meydana gelip gelmediği ve alkol dışındaki başka unsurların kazanın oluşmasında etkili olup olmadığı hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elveriş li ve raporlar arasındaki çelişkileri giderici yeni bir rapor alındıktan sonra, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 16.4.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.