Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2010/12300 E. 2011/8943 K. 10.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12300
KARAR NO : 2011/8943
KARAR TARİHİ : 10.10.2011

MAHKEMESİ : İzmir Asliye 1. Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki taasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı Ayşe ve davalı … ile davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu Numan aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu araçlarını davalılar …’ye satışına ilişkin tasarrufların iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili ve .. vekili davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı… usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara gelmemiş ve davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davalı Ayşe’ye yapılan satışın takibin dayanağı bononun tanzim tarihinden sonra olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne diğer davalı …’ye yapılan satışın ise senedin tanzim tarihinden önce olduğu gerekçesiyle bu davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davalı Ayşe ve davalı … ile davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK’nın 277 vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
1- Yargılama sırasında davalı borçlu Numan’ın iflas ettiği anlaşıldığından iflas sonrasında 1. ve 2. alacaklılar toplantısının yapılıp yapılmadığı giderek davaya masa tarafından mı davacı tarafından mı devam edileceği belirlenmemiştir. Bu husus davacının taraf ehliyetini etkileyecek bir husus olup taraf teşkili davanın görülebilme koşullarından olup re’sen nazara alınması gerekir. Ayrıca taraf teşkili sağlanmadığı sürece işin esasına girme olanağı da yoktur. Açıklanan nedenle 2. alacaklılar toplantısının sonucu beklenmeli ve sonucuna bir karar verilmesi yerine eksik inceleme ile karar verilmesi doğru değildir.
2- Davanın kabulüne karar verildiği halde HUMK’nun 388.maddesinin 3/5 bentleri hükümlerine göre mahkeme kararla-
rının asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini mahkemece incelenen maddi ve hukuki olay ve meselelerin özüne mahkemeyi sonuca götüren gerçeklerin ne olduğu hususlarını içermesinin zorunlu olduğu, Anayasanın 141/3 maddesi hükmünün de tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gereğini düzenlediği, kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde tarafların hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri, karar aleyhine kanun yoluna başvurulduğunda da HUMK’nun 428.maddesi uyarınca Yargıtay incelemesi sırasında ancak bu gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığının saptanacağı diğer bir ifadeyle Yargıtay denetiminin ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabileceği nazara alınmadan somut olayda mahkeme hükmünde, gerekçe olarak “ senet tanziminden sonra” ya da “senet tanziminden önce” “takip dosyası, tanık beyanları ve takdir edilen deliller” ifadelerinin kullanılması ve böyle bir kararın, davanın hangi iptal neden ya da nedenlerine dayalı olarak karara bağlandığı hususunu içermediği, bu durumun Anayasa’nın 141/3, HUMK’nun 388/3-5 maddelerine aykırı olduğu gibi HUMK’nun 428.maddesi gereğince Yargıtay denetimi olanağını da ortadan kaldırdığı gözetilmeden karar verilmesi de isabetli değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalılar Ayşe ve Numan’a geri verilmesine 10.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.