Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/12333 E. 2013/15504 K. 12.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12333
KARAR NO : 2013/15504
KARAR TARİHİ : 12.11.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacı vekilince istenmiş, dahili davalı Kadoğlu Petrol Taş. Tic. San. İth. İhr. A.Ş vekilince cevap dilekçesi ile duruşma talep edilmiş olmakla duruşma için tayin edilen 12.11.2013 Salı günü davacı … Hazine vekili Av… geldi. Davalılar ve dahili davalı tarafından gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı vekili dinlenildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı … vekili, davalı borçlu Şirket ve davalı şirket yönetim kurulu üyesi Kenan aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak mal bulunamadığını ileri sürerek davalı …’ın, dava konusu taşınmazını davalı Ali’ye satışına ilişkin tasarrufun iptalini talep etmiştir.
Davalı borçlu Şirket ve davalı … vekili ile davalı … davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın satışı sırasında borçlu Şirket’in vergi borcunun bulunmadığı ve davalılar açısından davanın kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 24 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için borcun, iptali istenen tasarruftan önce doğması dava önkoşulu olup mahkemece res’en araştırılmalıdır. Dava koşulu gerçekleşmediği takdirde işin esası hakkında hüküm kurulamaz. Somut olayda mahkemece tasarrufun yapıldığı tarihte davalı Şirket’in borcunun bulunmadığı gerekçesi de eklenerek davanın
reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Davacı …’nin takibine dayanak olan raporlar, davalı borçlunun 2005-2006 yılları arasında gerçekleştiği faaliyetlere ilişkindir. Vergiyi doğuran olaylar da bu dönemde gerçekleşmiş ve nitekim inceleme raporları gereğince verginin tarh ve tahakkuku aşamalarına geçilmiştir. Hazine işbu davayı da tahsil edemediği vergilerden dolayı açmıştır. Bu durumda takip konusu olan borçların, iptali istenen tasarruflardan önce doğduğu hususu açıktır. Bu nedenle tasarruf tarihinden önce doğmuş bir vergi borcunun olup olmadığı iken yazılı şekilde ihtiyati haciz işleminden önce borçlu şirketin tahakkuk etmiş bir vergi borcunun olmadığı yönündeki gerekçe ile davanın reddi doğru olmamıştır.
Davacının yaptığı takiplerdeki ödeme emirlerine karşı açılan davalardan bir kısmının davalı borçlu aleyhine sonuçlandığı ve derecattan geçerek kesinleştiği bir kısmının ise lehe sonuçlandığı ancak karar düzeltme aşamasının belli olmadığı dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. O halde ayakta olan takipler yönünden dahi davaya devam edilip karar verilmesi mümkün iken “makul bir süre” beklendiği gerekçesiyle davanın kesinleşmiş takipler açısından dahi reddi yanlıştır.
Tasarrufun iptaline ilişkin ön şartların mevcut olduğu kabul edildiğinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 24 ve devamı maddelerinde yazılı, taşınmazların satış bedelleri ile mahkemece oluşturulacak bilirkişilerin verdiği rapora göre tasarruf tarihindeki gerçek değerleri arasında fark olup olmadığı, tasarrufun tarafları arasında akrabalık, arkadaşlık, ticari ilişki gibi borçlunun mal kaçırma kastını 3. kişinin bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunu gösterir bir yakınlığın bulunup bulunmadığı, kısaca Kanun’un 27,28, 29 ve 30. maddeleri kapsamında iptal nedenleri irdelenerek bir karar verilmesi yerine eksik inceleme ile hüküm tesisi de isabetli değildir.
Tasarrufun iptali davalarında, borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötüniyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir. 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde davanın bedele dönüşeceği de mahkemece resen nazara alınması gerekir. Davalı 3. kişi elinden gerek rızaen çıkarılmış gerekse somut olaydaki gibi cebri icra suretiyle elden çıkmış mallar yönünden davacının 4. kişiyi davaya dahil etmemesi durumunda davanın bedele dönüştüğünün kabulünde zorunluluk vardır. Hal böyle olunca 12/04/2012 tarihli celsede re’sen verilen bir karar ve avanstan karşılanan gider ile dahili davalının da duruşmaya çağrılıp verilen red kararı üzerine de lehine vekalet ücretine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle eksik hususların ikmali ile gerektiğinde davacıdan hangi raporlara ve hangi takiplere dayalı dava açtıkları da açıklattırılarak, davalı …’ın borçlu şirkette yönetim kurulu olduğu gözden uzak tutulmadan iptal koşullarının irdelenmesi neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi yerine eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 990,00 TL vekalet ücretinin davalılar ve dahili davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, duruşmada vekille temsil olunmayan dahili davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına 12.11.2013 tarihinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.