Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/462 E. 2011/1869 K. 16.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/462
KARAR NO : 2011/1869
KARAR TARİHİ : 16.02.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 02.04.2010 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 12.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Dava, 112 da 83 ve 89 sayılı parsel malikleri tarafından Türk Medeni Kanununun 747.maddesine dayanarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava kabul edilmiştir.
Hükmü davalılar Hasan Hüseyin Keçeci ve … temyiz etmişlerdir
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Somut olayda öncelikle üzerinde durulması gereken sorun davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunup bulunmadığıdır. Zorunlu dava arkadaşlığından maksat, değişik kimseler tarafından kullanılması veya değişik kimselere karşı kullanılması şart kılınan hallerde o hak üzerinde muhtelif kişilerin hak sahibi olmalarıdır. Kısaca, o hak dava edilecekse davanın o kimselerin tamamı tarafından açılması veya kendilerine karşı o haktan dolayı bir dava açılacaksa davanın hepsine karşı açılmasıdır. Kuşkusuz zorunlu dava arkadaşlığını maddi hukuk tayin eder. Örneğin, elbirliği halinde mülkiyette bu durum söz konusudur. Elbirliği malikleri birlikte malik oldukları eşya hakkında dava açmak isterlerse davanın elbirliği maliklerinin tamamı tarafından açılması veya elbirliği maliklerine dava açılacaksa tamamının davalı gösterilmesi zorunludur.
Somut olayda ise; 122 ada 83 ve 89 parsel sayılı taşınmaz malikleri zorunlu dava arkadaşı olmadıkları halde birlikte dava açmışlar, yargılama sağlıklı bir biçimde yürütülememiştir.
Mahkemece yapılması gereken iş, HUMK’nun 46.maddesi hükmü gereğince yargılamada sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için zorunlu dava arkadaşı olmayan davacıların birlikte açtıkları davayı tefrik etmek, her bir davacı parselinin geçit ihtiyacını kendi bünyesi içerisinde değerlendirerek bir sonuca ulaşmak olmalıdır. Davalıların temyiz itirazları bu nedenle yerinde olup karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine 16.02.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.